Ankara
16°

PARÇALI BULUTLU

Taşrada üniversiteli olmak: Ekonomik ama gelecek kaygısı yüksek
  • 9.Köy
  • Eğitim
  • Taşrada üniversiteli olmak: Ekonomik ama gelecek kaygısı yüksek

Taşrada üniversiteli olmak: Ekonomik ama gelecek kaygısı yüksek

Yeni eğitim yılının başlamasıyla taşra üniversitelerinin yolunu tutan öğrenciler, maddi açıdan daha rahat ve sakin ortam sayesinde kendilerini geliştirebilme olanağına sahip olduklarını söyleseler de eğitimin niteliğine ilişkin sorunlar nedeniyle geleceklerine ilişkin kaygıları öne çıkıyor.

ABONE OL
8 Ekim 2026 12:27
Taşrada üniversiteli olmak: Ekonomik ama gelecek kaygısı yüksek
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Abbas Vural

2026-2027 akademik yılının başlangıcı için yaz tatili geride kalırken ‘her ile üniversite’ politikasının bir sonucu olarak binlerce öğrenci, üniversite eğitimi için taşra kentlerin yolunu tuttu.

İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük üniversite kentlerinin aksine sunduğu eğitim olanaklarıyla eleştirilere konu olsa da daha ekonomik bir eğitim seçeneği olması ve kimi bölümlerin hâlâ sunduğu meslek garantisi gibi nedenler de taşra üniversitelerini cazip kılan sebepler arasında.

Tüm avantajları ve dezavantajları ile taşra üniversitesinde okumanın ne anlama geldiğini 9. Köy’e anlatan öğrenciler, tüm artılarına rağmen eğitimin niteliğinden şikayetçi.

Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’nde tıp öğrenimi gören Eda Kahveci, mezun olduktan sonra iş garantisi olan bir bölümü okuduğu için rahat hissetse de şehrin sakin yaşamının da kendi karakteri ile uyumlu olmadığını söylüyor.

“Taşrada okumak en büyük şansımız olduğu kadar en büyük şanssızlığımız da”

Kahveci, mezun olduktan sonra doktor olarak kendi çocuklarına daha rahat bir yaşam sunacak olmaktan mutlu olsa da üniversitedeki eğitimin niteliğinden de şikayetçi:

“Bir Cerrahpaşa veya Hacettepe öğrencisine kıyasla daha şanslıyız ama aynı zamanda daha şanssızız da. Çünkü daha kolay şekilde mezun olabiliyoruz. Kimi derslerde önceki senenin çıkmış sorularına bakmamız yeterli olabiliyor fakat fakültedeki teknik yetersizlikler ise bizim mesleğe bir Cerrahpaşalı ya da Hacettepeli kadar hazır olamamamız demek oluyor. Fakültenin envanterindeki kadavra vb. gereçler oldukça sınırlı. Küçük bir şehirde yaşadığımız için yeteri kadar vaka da göremiyoruz. Bu nedenle gerçekten iyi doktor olmak isteyenlerimiz buradaki eğitimden şikâyetçi ama bir aile hekimi gibi görevler ile hayatımızı sürdürmek istiyorsak da gayet yeterli.“

23 yaşındaki hekim adayı, kentteki ekonomik koşulların ise orada okumanın en avantajlı yönlerinden biri olduğunu belirtiyor. Fakülteden bir arkadaşıyla 3 odalı bir daireyi paylaştıklarını belirten Kahveci; fatura, gıda, ulaşım masrafı katılsa bile maliyetin İstanbul’daki bir oda kirasına denk geldiğini, ekonomik olarak taşrada olmanın daha avantajlı olduğunu söyledi.

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nde makine mühendisliği okuyan Emre Başar ise kentteki giderlerinin büyük şehirlere kıyasla daha az olduğunu, ancak yine de bütçesini zorladığını söylüyor. İstanbul’daki bir özel üniversiteden yatay geçiş yaptığını belirten Başar, üniversite öğrenim ücreti ödememekten memnun olduğunu, ancak ailesinden uzakta olmasının ekonomik olarak dezavantaj oluşturduğuna dikkat çekiyor:

“Kaldı ki İstanbul’da giderlerimi karşılamak için bir yerde iş bulup yarı zamanlı çalışabiliyordum. Burada birkaç kafe dışında çalışılabilecek hiçbir yer yok. Var olan yerlerde ise iş bulmak çok zor çünkü oralarda çalışmak isteyen yüzlerce öğrenci var.”

Taşranın geri kalmışlığı avantaja çevrilebiliyor

Kentin sanayisinin geri kalmışlığını da kendi eğitimi açısından olumsuz bir durum olarak gören Başar, mezuniyet sonrası iş bulmak açısından da kaygılarını şu sözler ile dile getiriyor:

“Artık her üniversitede mühendislik fakülteleri mevcut ve deneyim kazanmadan mezun olan birisinin sektörde iyi bir iş bulma şansı gerçekten kalmadı. Bu nedenle hiçbir tatili boş geçirme şansımız yok fakat okuduğum şehirde de Türkiye Taşkömürü Kurumu gibi kamu işletmelerinin dışında kurumsal deneyim elde edebileceğimiz hiçbir seçenek yok. Bu da ailemin yaşadığı şehirlerde staj bulmam gerekiyor demek ama buralarda network yapabilecek olanağımız da yok. O yüzden kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrenmek amacıyla geldiğim üniversitede yine ailemden bana staj bulmaları için bana yardımcı olmalarını istemek zorunda kalıyorum. Bu durum, liyakat talebimle de çeliştiği için zaman zaman gururuma da dokunuyor.”

Kültürel ve sanatsal imkânsızlıklar öğrencileri geri plana itiyor

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Müzik Öğretmenliği okuyan Sefa Kavruk ise yaptığı tercihten pişman olduğunu belirtiyor. Bolu’yu ailesine yakın bir yerde olduğu için tercih ettiğini belirten Kavruk, aileye yakın yaşamanın avantajları olsa da müzik eğitimi açısından şehrin sunduğu olanakların da motivasyon kırıcı olduğunu söyledi:

“Aileme otobüsle 1-2 saatlik bir mesafede olduğum için gıda, kıyafet, vb. ihtiyaçlarımı diğer öğrencilere kıyasla daha kolay temin edebiliyorum ama kentin kültürel ve sanatsal açıdan geri kalmışlığı açısından da şevkim her geçen gün kırılıyor. Kentte müzik performansı sergileyebileceğimiz kafe yok denecek kadar az. Olanlar ise alkollü mekanlar ve buralarda sahne alan öğrenciler de tabir olarak uygunsa “fişleniyor”. Kimse alkollü mekânlarda sahne alan bir öğrenciye ev kiralamak istemiyor, yetmezmiş gibi arkasından konuşabiliyor. Konser, tiyatro vb. etkinlikleri de takip edemiyoruz. Bu da hem kişisel hem de mesleki gelişimimiz açısından bizi geri plana itiyor. Dolayısıyla taşrada okuyan müzisyen Aşık Veysel gibi doğal bir yeteneği yoksa ancak KPSS ile müzik öğretmeni olabiliyor ama bunun koşulları da her yıl daha ağırlaşıyor çünkü atama yok.“

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.