Ata Uysal Özen / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos
Tarımda ezbere üretim döneminin sonu olarak da ifade edilen “Tarımsal Üretimin Planlanması Hakkında Yönetmelik” yayınlanalı 1 yılı geçti. Ancak gelecek yıla kalan üretim planlaması için Türkiye hazır mı? Bu sorunun cevabı net değil. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından düzenlenen tarımsal üretim planlama toplantıları il ve ilçe bazında devam ederken, modele dair tartışmalar soru işaretlerini arttırıyor.
Yönetmelik kapsamında ele alınan 13+1 ürün modelinde ağırlıklı olarak hububat ve yem bitkileri yer var. 2025 yılı itibarıyla hayata geçirilmesi hedeflenen yeni üretim planlama modelinin neler vadettiğini tarım yazarları Ali Ekber Yıldırım ve Mine Ataman ile konuştuk.
Yönetmeliğin ciddi eksiklikleri olduğunu dile getiren Yıldırım, “Birincisi sektör yok. Üretimi kim planlayacak? Yönetmeliğe göre Tarımsal Üretimin Planlanması Kurulu diye bir kurul var. Kurulun tamamı Tarım ve Orman Bakanlığı bürokratlarından oluşuyor. Burada ihracatçı, üretici ve sivil toplum da olmalı. Bu planlama işin içinde olanlarla birlikte yapılmalı. Destekleme ve dış ticaret politikalarıyla uyumlu, iklim ve su sorununun hepsini içine alan bir planlama olması lazım” ifadelerini kullandı.
Bölgesel, ulusal ve küresel dinamikler hesaba katılarak yapılacak bir üretim planlamasına ihtiyaç olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Ancak burada bunun özellikle destekler ve dış ticaret politikalarıyla beraber ilerlemesi oldukça önem arz ediyor. Üretimi planlıyorsunuz, fiyatlar yükseldi hadi zeytinyağı ihracatını durduralım. Soğan ihracatını durduralım. Bu şekilde bir planlama olmaz” diye konuştu. Tarım politikalarının her bakan değişikliğinde yeniden oluşturulduğunun altını çizen Yıldırım, istikrarlı tarım politikaları ihtiyacına işaret ederek şöyle konuştu:
“Üretim planlaması daha önce Mehdi Eker döneminde de havza modeliyle gündeme gelmişti. O zaman 16 ürün vardı. Sonra Faruk Çelik geldi, ürün sayısı 22’ye çıktı. Şimdi tekrar 13 ürüne döndük. Şimdiki Bakan gidince bu model de rafa kaldırılabilir. Sonra hadi yeni baştan… Bunun yerine gerçekten istikrarlı bir planlamayla ve sektörün tüm paydaşlarıyla ilerlenmeli.“
Yeni üretim planlamasıyla birlikte destekleme modelinin tümden değiştiğini ifade eden Yıldırım, “Bir temel destek belirlendi. Dekar başına 244 lira. Ürünlere göre de belli katsayılar açıklandı. Bu katsayılara göre bu destek miktarı artacak. Fark desteği vardı. Diğer bazı destekler vardı. Bunların hepsi alan bazlı desteklere dönüyor. Bir anlamda daha önce herkesin şikâyet ettiği doğrudan gelir desteğine geri dönülüyor” dedi. Sayılan 13 ürün kendi havzasında üretilmezse hiç destek alınamayacağını belirten Yıldırım, bunun pratik uygulamalarında sıkıntılar yaşanabileceğine dikkat çekti.
Yeni üretim planlamasını su endeksli ve temel gıdalara erişim temelli bir model olarak değerlendiren Mine Ataman ise su kullanımının önemine dikkat çekti.Tarım ve iklim yazarı Mine Ataman, “Türkiye’nin su kullanılan tarımsal faaliyetlerin kontrol altına alınması durumu var. Daha çok da temel gıdalara, temel proteinlere erişimi destekleyen bir model var” dedi. Stratejik ürün olarak planlamaya dahil edilmeyen ürünlerin köklü, sözleşmeli bir tarım modeline sahip olduğunu söyleyen Ataman, şunları söyledi:
“Stratejik olup dahil olmayan ürünler arasında çay var, zeytin var, fındık var, şekerpancarı var. Bunlarda ise üretim tarafında da pazarlama tarafında da aktörlerin rolü belli. O yüzden 13+1’in dışındakiler esasen kendi içinde bir yere oturmuş. Gıda hakkını destekleyebilmek için yeteri kadar proteini doğru bir fiyat aralığında üretebilmenin altyapısını sağlama niyeti var. O yüzden ben bunun bir taraftan da doğru olduğuna inanıyorum.“
Romantik sloganların bir kenara bırakılıp tarım politikalarının milli güvenlik ve savunma sanayi gibi ele alınması gerektiğini belirten Ataman, “Eli belinde tarım vakti geçti. Toprağa mühendislik ekmemiz lazım. Tarım artık sloganlarla yönetilmemeli. Son yıllarda bir slogan var. Sen yeter ki üret. Ben ne üreteyim, ne kadar üreteyim? Bir kere bu ucu çok açık ve riskli bir şey. Çünkü bunun devamında arz talep dengesi bozulabilir, kaynaklar etkin kullanılamayabilir. Bizim bir ihracat konjonktürümüz var da biz mi bilmiyoruz denilebilir” diye konuştu.
Dünyada artık çiftçiye ekmeme üzerine prim ve destek verilmeye başlandığına dikkat çeken Ataman, “Hep diyorlar ya ekilmedik bir karış toprak bırakılmasın. Bence artık bu bakış açısının miladı doldu” dedi. İklim değişikliğinde tarımsal faaliyetlerin etkisini vurgulayan Ataman, şöyle devam etti:
“Artık her yeri ekmek değil tarımsal faaliyetleri gezegenimizin bir bölümünde sınırlandırmak, daha az kaynakla üretim yapmak ve üretilen hammaddeyi de katma değerle zenginleştirmek gerekiyor. Bu sayede biyoçeşitliliği geliştirebilir ve iyileştirebiliriz. Tarımı onarırken yaşamsal unsurları da onarabiliriz. Yeni modelde bu iki konuda çekincelerim var. Tarım iktisadı açısından daha net tanımlanabilir ölçeklendirmeler gerektiğini düşünüyorum. Buradaki metrik açıklansın. Nerelerde, ne kadar ve ne üretmeyi planlıyoruz? Öngörümüz nedir? Hangi yöntemle üreteceğiz? Kim, hangi desteklerle üretecek?“
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.