Burak Avcı
Türkiye’de sağlık hizmetlerinin sunumunda köklü bir dönüşüm yaratan Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) modeli, hayata geçirildiği günden bu yana hem kamuoyunda hem de sağlık meslek örgütleri nezdinde tartışılmaya devam ediyor.
Bir kesim yurttaş yeni tesislerin geniş imkânlarını ve tedavi olanaklarını olumlu karşılarken, meslek örgütleri ile sahada hizmet alan diğer yurttaşlar ise kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılması, devasa binalardaki ulaşım/yönlendirme güçlükleri ve randevu yoğunluğu gibi başlıkları gündeme getiriyor.
Kampüslerde sağlık hizmeti alan yurttaşların aktardıkları, sunulan imkânlar ile yaşanan pratik sıkıntıların yan yana durduğunu gösteriyor. Ameliyat sürecinden ve hekiminden gördüğü ilgiden duyduğu memnuniyeti belirten 69 yaşındaki Nebiye Tezcan, kampüs içindeki ticari alanların pahalılığına değinerek şunları kaydediyor: “Doktorumdan ve ameliyat sürecimden çok memnun kaldım. Ancak hastane içerisindeki ticari dükkânlarda ve kafelerde fiyatlar aşırı uçuk. Bu durum bir kolaylık gibi görünse de çoğu vatandaş için lükse kaçıyor.“
Kardeşine refakat etmek için hastanede bulunan Nevzat Dayanç, yerleşkedeki hastane içinde yönlendirmelerin yetersizliğinden şikayetçi. Dayanç, hastane kampüsü içindeki tezatlığı şu sözlerle anlatıyor:
“Önceden gittiğim Mamak Devlet Hastanesi eskiydi ama orası buradan çok daha iyiydi, sıra beklemiyordunuz. Burası güya son sistem olmuş; içinde kozmetik mağazaları, dükkânlar var ama asansör yok. İki tane asansör var, dokuzuncu kattan aşağı inemiyoruz, sürekli kuyruk oluyor. İçeride bir su bile çok pahalı. Hastanede bana hizmet ver, yemek verme; ticari dükkânların burada ne işi var? Hastam burada yatmasa kesinlikle tercih etmezdim, mecburiyetten buradayız.”
Mersin’den gelen 68 yaşındaki Bayram Bulut da kapatılan merkez hastanelerine değinerek alternatifsizliğe dikkat çekiyor: “Eski hastaneleri kapatmaları yanlıştı. Onlar kapatılmasaydı, burada sıra bulamayan en azından oraya gidebilirdi, bir alternatif olurdu. Şimdi mecburen burayı tercih ediyoruz çünkü gidecek başka hiçbir alternatifimiz yok.”

Prof. Dr. Pınar Saip
Modelin ekonomik, idari ve tıbbi boyutlarını eleştiren Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, şehir hastanelerinin kamu-özel ortaklığıyla işletilen birer “şirket hastanesi” niteliğinde olduğunu savunuyor. Modelin kamu bütçesi üzerinde 25-30 yıla yayılan ciddi bir mali yük oluşturduğunu ifade eden Saip, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Bu yapılar kamu arazileri üzerine şirketler tarafından inşa edildi ve devlet bütçesinden uzun vadeli, yüksek kiralar ödeniyor. Şirketlere verilen taahhütleri ve kira maliyetlerini karşılayabilmek adına acil servislerden ve 112 ağından bu merkezlere yoğun bir hasta akışı sağlanıyor; çok hızlı bir sirkülasyon hedefleniyor. Bu da kışkırtılmış bir sağlık talebi yaratıyor. OECD ortalamasında kişi başı yıllık hekime müracaat sayısı 6 iken, Türkiye’de bu rakam 11,4 seviyesine ulaşmış durumda. Kent merkezlerinde yurttaşın kolayca erişebildiği en az 40 kamu hastanesi kapatıldı veya küçültüldü.”
Bin-2 bin yatak kapasiteli kampüslerin verimli işletilemediğini ve hekimlerin gün içinde kilometrelerce yol yürümek zorunda kaldığını belirten Saip, sistemin sağlık emekçileri üzerindeki etkisini şu sözlerle aktarıyor:
“Buralar insani ölçekten uzak birer fabrika mantığıyla işliyor. İdarede şirket yönetimi ve başhekimlik şeklinde iki başlı bir yapı mevcut; bu da hekimlerin ve sağlık personelinin mesleki inisiyatifini zedeliyor. 5 dakikada bir randevu dayatmasıyla hekimin hastasına ayırabileceği süre minimuma iniyor. Tedavinin niteliği ve hastanın iyileşme süreci yerine, sisteme girilen tetkik ve ameliyat sayısı gibi nicel veriler önceliklendiriliyor.”
Sağlık hizmetinin piyasa odaklı mekanizmalardan arındırılması gerektiğini savunan Prof. Dr. Pınar Saip, kamusal ve sürdürülebilir bir sağlık modeli için atılması gereken adımları şöyle sıralıyor:
“Performans sisteminin kaldırılarak hekim ve sağlık çalışanlarına tek kalem, emekliliğe yansıyan güvenceli bir temel ücret verilmesi şarttır. Şirketler devreden çıkarılmalı ve bu tesisler bütünüyle kamulaştırılmalıdır. Asıl odaklanılması gereken alan ise koruyucu hekimlik ve birinci basamak sağlık hizmetleridir. Aile hekimlikleri ve toplum sağlığı merkezleri etkin kılındığında, basamaklı sevk zinciri işletildiğinde devasa kampüslere olan yığılma kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Nitelikli, eşit, ücretsiz ve erişilebilir bir sağlık düzeni ancak bu yapısal dönüşümle mümkündür.”
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
13446 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9071 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8566 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7042 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6551 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5483 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5215 kez okundu
1
Türkiye antidepresan kullanımında dünya 22’ncisi
6215 kez okundu
2
Önlem alınmazsa lösemi vakaları artacak
4706 kez okundu
3
Gaziantep’te çocuk hematoloğu krizi
4243 kez okundu
4
Diyarbakır’da yoksulluk, çeteleşme ve uyuşturucu çıkmazı
4017 kez okundu
5
Hasta da yakınları da çaresiz: SSPE tedavi araştırması reddedildi
3691 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Tespitler çok yerinde millet için taş üstüne taş koyan herkese teşekkür ediyorum ama eksiklikleri de değerlendirerek çözüm üretmeye çalışılmalıdır.