Mehmet Duran Boztepe
Güneydoğu Anadolu’dan, batıya ve İç Anadolu’ya uzanan altı aylık geçici göç yolunda çalışan mevsimlik tarım işçileri, elektriğin ve temiz suyun bulunmadığı naylon çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Enflasyon karşısında eriyen bin 300 liralık yevmiyeleriyle geçinmeye çalışan, iş kazalarına karşı güvencesiz bırakılan ve alın terinin karşılığını çoğu zaman tahsil edemeyen işçiler, uğradıkları hak gasplarını “Sırtı dönük, sıradan bir işçi fotoğrafı, hepimizin ortak sessizliğidir” sözleriyle özetliyor.
Şanlıurfa’dan Adana, Bursa ve Ankara’ya çalışamaya gelen mevsimlik işçiler için ev kavramı, taş, tuğla ya da köy evi değil. Barınma koşullarını anlatan tarım işçisi T. B., “Bize, ‘Evin neresi?’ diye sorsalar; taştan, tuğladan örülmüş duvarları değil, rüzgârın önünde savrulan, fırtınada başımıza yıkılan o naylon çadırları gösteririz” diyor.
Karın doyuracak bir işleri olmadığı için yollara düştüklerini belirten T. B., ekmek kapısı olarak gördüğü asıl evinin bu çadırlar olduğunu ifade ediyor. Bir diğer tarım işçisi İbrahim Kadan ise çadır alanlarındaki yaşam alanlarına dair, “Mecburiyetten sığındığımız bu bez çadırlarda bir çocuğun, bir annenin sağlığını, hijyenini korumak mümkün mü sanıyorsunuz?” diye soruyor ve bu koşulları hesaba katmayanları birkaç gün aynı şartlarda yaşamaya davet ediyor.
Tarlaların ortasında kurulan bu çadırlarda temel insani ihtiyaçlara ulaşmak işçiler için bir diğer sorun. Elektriğin olmadığını ve suyun ancak araçlarla taşınarak getirilebildiğini belirten İbrahim Kadan, “ASKİ’ye gidip resmi başvurumuzu yapsak dahi o suyun bağlanıp çeşmeden akması en az on beş, yirmi günü buluyor” diyor. Temiz suya ulaşma konusunda T. B. de arıtma suyu taşıyan kamyonların yollarını gözlediklerini belirtiyor.
Fiziksel şartların yanında işçilerin bir diğer gündemi ise yevmiyeler ve hayat pahalılığı. Günlük 1300 lira yevmiye için çalıştıklarını ve bunun aylık bazda asgari ücrete denk geldiğini söyleyen İbrahim Kadan, “Sorarım size, asgari ücret için bu şartlarda çekilecek çile midir bu?” sorusunu yöneltiyor.
T. B. ise enflasyon karşısındaki durumu, “Pazar tezgâhındaki pirince, makarnaya, çocuğun boğazından geçecek temel gıdaya yüzde elli zam gelirken; toprağa terini akıtan bizlerin yevmiyesine layık görülen zam sadece yüzde on” sözleriyle anlatıyor. İşçiler, aldıkları yevmiyenin ilden ile göç ederken yol ve mazot masraflarına gittiğini, günlük yevmiye 3 bin lira olsa dahi bu enflasyon şartlarında geçinmek için yeterli olmayacağını ifade ediyor.
İşçilerin karşılaştığı bir başka durum ise tahsil edilemeyen hak edişler. İbrahim Kadan, ellerinde yazışmalar olmasına rağmen üreticilerin “Zarar ettim” diyerek ödeme yapmadığını, ilgili hiçbir kurumun kendilerini muhatap almadığını ve mahkemeye yönlendirildiklerini anlatıyor. Üç yıldır devam eden bir alacak davası olduğunu söyleyen Kadan, o günün parasının enflasyon karşısında değerini yitirdiğini belirtiyor. Memleketleri Siverek’teki tarlalarda yevmiyelerin 800 ile bin lira arasında değiştiğini, aylarca para beklediklerini ve ücretini ödemeden giden kişilerle karşılaştıklarını belirten T. B., batı illerine göç etme nedenlerini buna bağlıyor. T. B., Bursa gibi bölgelerde Ziraat Bankası üzerinden 1400-1500 lira civarında net bir yevmiye belirlenmesini bir güvence olarak görüyor.
Sosyal güvencesizlik ve iş güvenliği eksikliği de işçilerin anlattığı sorunlar arasında yer alıyor. T. B., tarlada çalışırken bir iş kazası yaşandığında işverenlerin “Kendi kendine çalıştın” diyerek işçiyi hastaneye bırakıp sorumluluk almadığını, hamile kadınların dahi doğuma üç ay kalana kadar çadırda yaşayıp çalışmak zorunda bırakıldığını dile getiriyor. Tarladaki mesainin resmi bir karşılığı olmadığını söyleyen İbrahim Kadan, “Çalışamayacak kadar yaşlandığımda, elden ayaktan düştüğümde çocuklarım kendi dertlerine düşüp bana bakmazsa halim ne olacak, inanın hiç bilmiyorum” diyor.
Çalıştıkları bölgelerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten şikayetçi olan İbrahim Kadan, kendi memleketlerinde iş bulabilseler bu yollara düşmeyeceklerini ifade ediyor. Haber için yüzünü gizleyen ve kendi fotoğrafının yayımlanmasını istemeyen T. B. ise durumlarını, “Oraya koyacağınız sırtı dönük, sıradan bir işçi fotoğrafı, hepimizin ortak hikâyesi, hepimizin ortak sesi ya da sessizliğidir” sözleriyle özetliyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8868 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8451 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6969 kez okundu
4
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
6856 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6497 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5360 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5137 kez okundu
1
Sendikalaşma öncesi işten çıkarmalar: TOG’da çalışanlar “küçülme” gerekçesini sorguluyor
8346 kez okundu
2
“Dershane öğretmenliği madende çalışmak kadar zor”
4576 kez okundu
3
Bursa Agora Çarşı’da el emeği pazarı
4134 kez okundu
4
Tekstil sektörü bitiyor mu?
3627 kez okundu
5
Ev işçisi zor durumda: Tam günlük emeğe yarım günlük ücret
3109 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.