Çekçek dolacak, yarım saat sonra yine sokağa çıkacak. Büyükşehir sakinlerinin çöplerini karıştırıp kağıt, karton, plastik olsun, para edecek ne tür atık varsa toplayacak. Zabıtadan ya da anlayışsız sürücülerden kaçarak, günde en çok 40 lira kazandıran bu döngüsünü her yeni gün birkaç kez tekrarlayacak. Soğukta, yokuşta, yağmurda… 9. Köy, 26 yaşındaki geri dönüşüm işçisi Osman Karabey’in bir gününe eşlik etti.

Haber-Fotoğraf: Berfin Bayır         16/01/2022     325 GÜN ÖNCE

ANKARA - “Şimdi gelseniz eve baksanız, küçük çocuklar ağlıyor mesela. Ekmek istiyor. E nereden getireceğim para, bulamıyorum. Mecburen bu işe çıkıyorum, çalışıyorum. Bugün saat altı buçukta başladım işe...” 26 yaşındaki atık toplayıcısı Osman Karabey, işini anlatmaya bu sözlerle başladı. Ve gün aydınlanmadan çıktığı sokaklarda karşılaştığı engelleri, 40 lira kazanmak için çektiği sıkıntıları sıraladı peş peşe. “Günümüz hiç güzel geçmiyor” dedi ve ekledi: “Mutlu olamıyoruz. Mesela diyeyim çocuklara mı yedireceğiz kendimize mi yedireceğiz bilmiyoruz vallahi.”Osman Karabey, 6 kişilik ailesini atık toplayarak geçindirmeye çalışıyor

İstanbul’da Valilik ve bazı ilçe belediyeleri işbirliği ile atık kağıt toplayıcılarına karşı Eylül ayından itibaren başlayan engellemeler sürerken, beş kağıt toplayıcısı Başkent polisi tarafından “Ankara’da kağıt toplamak yasak” denilerek gözaltına alındı. Yasak Ankara’da uygulamaya konmadı ama pek çok atık kağıt işçisi hâlâ çeşitli engellerle karşılaşıyor. 9.Köy onlardan biri olan Osman Karabey ile bir araya geldi, bir günlük çalışmasına eşlik etti.

“Bu işle geçimimizi sağlıyoruz”

Şanlıurfa’da ayakkabı imalathanesindeki işini kaybettikten sonra Ankara’ya gelen, altı kişilik ailesinin yükünü üstlenen Osman Karabey, başkentin ayazında üzerinde ince bir ceketle çalışıyor, çöpte seçtiği atıkları hızla çekçeğine atıyordu. Başta sohbet etmekte çekingen davransa da birlikte yürüdükçe daha çok anlattı. Dikimevi’nden Talatpaşa Bulvarına doğru yöneldiğinde, ceketinin kollarını sündürüp ellerini soğuktan korumaya çalışırken bu atıkçılığa başlamasının sebebini “iş bulamıyoruz ablam” diye özetledi ve başladı anlatmaya: 

“Bu işe başlamamın sebebi, iş bulamıyoruz ablam. Geçimimizi sağlayamıyoruz. Bu işle geçimimizi sağlıyoruz. Ondan dolayı ablam. Yeterli olmuyor vallahi. Kendi geçimimizi sağlayamıyoruz. Hiçbir desteğimiz yok. Günümüz hiç güzel geçmiyor, onun için bir destek bekliyoruz belediyemizden. Sabah kalktıktan sonra elimizi yüzümüzü yıkıyoruz, arabamızı aldıktan sonra, alıp gidiyoruz. Genelde Cebeci, Etlik dolaşıyoruz. Yenidoğan’dan geliyorum buraya, Çinçin’den geliyorum. Hep yaya olarak tüm gün boyunca geliyorum. Üç, dört saat sürüyor, o civarlarda. Çekçek dolduğu zaman gidiyoruz yavaş yavaş. Sonra bir daha çıkıyoruz, devam ediyoruz. Akşamları da yapıyoruz.”

“Engellenirse valla artık ne yapacağımız bilmiyoruz”

Karabey bir yandan atık topluyor bir yandan anlatıyordu. Kalabalık caddelerde pek çok meraklı bakışın altında ilerliyordu. Yol boyunca işini ve yaşadıklarını anlatırken en çok dikkat çeken bu bakışlardı. İşine ya da okuluna giden Ankaralılar, bir gazeteciyle sohbet ederek atık toplayan Karabey’i meraklı gözlerle izliyordu. Kaldırımda çekçeği ile giderken belediyenin atık kağıt toplayıcılarına uyguladığı yasakları ve bu işi yaparken yaşadığı sıkıntıları anlatmak için bir an duraksayarak söze yeniden başladı: 

“Engeller çok sıkıntı yarattı. Benim çekçeğimi de aldılar, beni dövdüler. Zabıta ekipleri yaptı. Üstelik babama davacı oldu. Dedi ‘Gelmişsiniz beni odamda beni dövmüşsünüz.’ Halbuki onlar beni dövdü. Arabamı, beni eziyorlardı Yenimahalle’de. İşte geçen gün şu dolmuşlar geldi bize çarptı. Dolmuşçu gördü beni ama mahsustan bazen gelip bize çarpıyorlar, bilerek. Yapmamızı istemiyorlar, bizi durdurmak amacıyla. Bizim de hiçbir durumumuz yok, yapacak bir işimiz yok. Mecburen bu işi yapıyoruz.”

Günlük en fazla 40 lira kazandığını belirten Karabey, “Şurada bir emniyet var buradaki çekçekleri alıyor. Yeni çekçek yaptırıyoruz, 400 liraya kendimiz araba yaptırıyoruz. Başka yerde çalışmıyorum. Engellenirse valla artık ne yapacağımız bilmiyoruz ki, sıkıntılı” diyerek yolda düşüncelere daldı. 

Koronavirüs aşısı olmadı, nedeni eve ekmek götürmeyi sürdürebilmek

Sağlık sigortasının olmadığı ifade eden Karabey, “Aşı olmadım vallaha ama olmayı düşünüyoruz” dedi. Karabey, evdeki altı kişinin aşı olduğunu ancak yatağa düşer, çalışamaz diye Covid-19 aşısı olmadığını anlattı, “Hepsi oldu ben olmadım valla. Kendim istemiyorum. Dikkat etmek gerekiyor ama ne yapalım ekmek paramızı bununla kazanıyoruz. Olacağız da zaman bulamıyoruz” dedi.

Atık toplayıcılığı işiyle evdeki altı kişiye bakan Karabey,“ Şimdi gelseniz eve baksanız küçük çocuklar ağlıyor mesela ekmek istiyor. E nereden getireceğim para bulamıyorum mecburen bu işe çıkıyorum, çalışıyorum” diye konuştu. Bugün işe saat 06.30’da başladığını genelde de akşam 17.00’ye kadar çalıştığını söyleyen Karabey, “Vallahi burada bir fabrika var, geri dönüşüm fabrikası, ona veriyoruz topladıklarımızı. O gelip alıyor bizden. Onda da zaten sıra oluyor. Eve gidince artık biraz dinlenip sonra bir daha çıkacağız. Yarım saatte bir dinleniyoruz, çekçek dolunca sonra bir daha çıkıyoruz” dedi. 

Kentin atığı sırtındaki çekçekte onun aklı evinde 

Dinlenirken yemek yemediğini belirten atık toplayıcısı “Valla canımız hiç istemiyor. Mutlu olamıyoruz. Mesela diyeyim çocuklara mı yedireceğiz kendimize mi yedireceğiz bilmiyoruz vallahi. Biraz zor, çocuklara yetişemiyoruz”  diye konuştu. “Zar zor evin geçimini yapıyoruz” diyen Osman Karabey, eve gittiğinde küçük kardeşlerinin üzüldüğünü ve “Bir şey getirdin mi bana” diye sorduğunu anlattı.  

Gün boyu çekçek arkada birlikte yürüyerek yapılan sohbetin ardından Karabey, “gelin evimi de görün” dedi ve şöyle devam etti sözlerine: 

“Görseniz bizim ufak çocuklar var onları zor geçindiriyoruz vallahi. Üç tane ufak kardeşim. İki tanesi okuyor, şimdi okula gitmişlerdir öbürleri evde. Büyük biri askere gidecek biri 20 yaşında, evin içinde büyük olan benim. Odun getiriyorum, odun topluyorum, sobayı yakıyorum onlara.” Karabey "Gelin evimi de görün" diyerek 9.Köy'ü evine davet etti

“Türkiye öldü anam Türkiye, iş yok”

Altındağ’da Gültepe mahallesinde oturan atık işçisi evine giden yolun yokuşunu sırtındaki ağzına kadar dolu çekçeğiyle çıkıyordu. Yokuş bitene kadar hiç duraksamayan Karabey’in evine giden yolun bir yanı gecekondulardan, diğer yanı ise çok katlı apartmanların doldurduğu sitelerden oluşuyordu. Evin kapısına vardığında çekçeğini bir kenara bırakarak içeri girdi ve evdekilere haber verdi. Biraz sonra kapıda evin annesi Sultan Karabey göründü. Küçük bir gecekondu olan bu ev birkaç odacık ve mutfaktan oluşuyordu. Evde yeterince eşya olmadığı, çıplak beton zeminli karanlık odadan da anlaşılıyordu. Evin içine mont ve çoraplarla girildiğinde bile hissedilen soğuğa karşın evin küçük oğlu, çıplak ayaklarıyla beton zeminde geziniyordu. Genelde komşularının yardımda bulunduğunu söyleyen Sultan Karabey, şunları söyledi: 

“Kaymakamlığı başvurduk, yok. Belediyeye başvuruyoruz. Bir kart varmış senede 500 lira. 500 lira bana ne yetecek? Bir yağ olmuş 150 lira şeker olmuş 37 lira. Vallahi ilaç alamıyorum. Sesim kısılmış, şekerim yükselmiş. Yemek yapamıyorum. Bak hastayım, gidiyorum geliyorum, yeni yataktan kalktım. Ne yapayım, kim bize bakacak. Öldük, Türkiye öldü anam, Türkiye öldü. İş yok, güç yok.”

Biri yedi diğeri altı yaşında iki kızının okula gittiği belirten anne, “Defterini, kitabını okul müdürü veriyor. 200 lira muhtardan borç alıyorum. Kim bana ne verecek, devlet eski devlet mi” diye sordu. Sultan Karabey, en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandıklarını söyledi

“Ya bize bir iş versin çalışalım ya da ölelim gidelim”

Sultan Karabey karınlarını doyuramadıklarını vurgulayarak “Beş ekmek veriyorlardı, benim kartım var belediye ekmeği alıyordum. Artık dört ekmek oldu. Bu nasıl kanundur” dedi. Çocuklara patates yemeği yaptığını söyleyen anne tenceredeki salçalı sulu patates yemeğini göstererek sözlerine şöyle devam etti: “Gel bak! Üç tane patates doğramıştım. Bu insanın karnını doyurur mu? Bu böyle olur mu? Kilosu altı lira. Altı lira ne alacak? Bir tüp 235 lira. O tüp bir ay gidecek bana. Bir ay ne gelecek? Hakkımızı istiyoruz. Ya bize bir iş versin çalışalım ya da ölelim gidelim, ne yapalım? Ev sahibim bu ay kirayı öde dedi. Dedim banane. Yok yok, ne yapayım yok! Ne yiyeceğim ne içeceğim? Çocuk parası daha yatmamış. Yattığı zaman ya 100 lira ya 110 liradır. 110 lira bir para ediyor mu iki çocuk için? Git bakkala sor ne kadar borcum var? 260 lira. Gel bak dolap içine bak, dolabın içi böyle olur mu? Ne yenilecek ne içilecek. Bu içerdekiler nasıl yaşayacak?”

Mahalle bakkalındaki veresiye listesinde de borçları olan Karabey ailesinin sıklıkla gittiği bakkal, askıda ekmek talep eden iki mahalleliden birinin onlar olduğunu söyledi. Elinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalıştığını belirten bakkal sahibi, “Ramazanlarda ufak tefek koli oluyor onu halledip veriyoruz” diye konuştu.

Biraz dinlendikten sonra yeniden atık toplamaya çıkacaktı Osman Karabey. Ancak kalp hastası ve varis rahatsızlığı olan babasının hastanede olduğunu öğrendi. Günün kalan yarısında çalışamayacak, babasının yanına gidecekti. Onun bir günü işte böyle geçti.