Elmas Berna Öztürk
İçişleri Bakanlığı’nın geçen ay 30 büyükşehirle yaptığı toplantıda, sokak hayvanları için 4 ay içinde doğal yaşam alanları kurulması gündeme geldi. Valiliklerin desteğiyle yürütülecek sürecin yıl sonuna kadar tamamlanması hedefleniyor. İlk kez 2012’de tartışılan doğal yaşam alanı uygulamalarının, 2025 yılında büyükşehirlerce hayata geçirilmesi planlanıyor.
2004 yılında hayvanların doğal ortamlarında korunması ve yaşam haklarının güvence altına alınması amacıyla çıkarılan Hayvanları Koruma Kanunu, 2 Ağustos 2024’te değişikliğe uğradı. Kanunun ruhunu oluşturan “yerinde yaşatma” ilkesi kaldırılırken, sahipsiz hayvanların süresiz olarak barınaklarda tutulmasının yolu açıldı. Bu değişiklik sonrası belediyelerin uygulamaları; işkence, aç bırakma, uygunsuz taşıma ve yetersiz bakım nedeniyle yüzlerce hayvanın yaşamını yitirmesiyle sonuçlandı.
Kamuoyunda “katliam yasası” olarak nitelendirilen düzenleme, hayvan hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. 2024 yılında kanunda yapılan değişiklikle beraber sokak hayvanları, başta köpekler olmak üzere toplatılıp barınaklara yerleştirilmeye başlandı. Barınak koşullarının tartışıldığı bir dönemde doğal yaşam alanları, hayvanların sokakta yaşam hakkını koruma konusunda soru işaretlerini gündeme getirdi.

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Birgül Rona, sokak hayvanları için oluşturulacak doğal yaşam alanlarının çelişkili olduğunu belirterek, barınak kurma şartlarının “doğal yaşam alanı” adı altında aranmayacağına dikkat çekti. Rona, uygulamanın sokak hayvanlarının yaşamını korumaya yönelik bir adım gibi görünse de asıl amacının “Biz hayvanları öldürmüyoruz demek” olduğunu vurguladı ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz aslında hayvanların hakkını, yaşam hakkını korumaya çalışıyoruz adı altında yaşam yerlerinden uzakta bir yerde, muhtemelen ormanlık alanda veya ormanlık alanın alt taraflarında, doğru düzgün suyu ve elektriği olmayan, etrafı çitlerle çevrilmiş, belediye görevlisinin bile ulaşımda zorlanacağı bir alandan bahsediyorlar. Böyle bir yere doğal yaşam alanı diyorlar. Bir kere barınak kurarken istedikleri şartlar neydi? Suyu olacaktı, rahat ulaşılabilecekti, elektriği olacaktı. Ama bu yaşam alanı dedikleri büyük alanlar bu şartları sağlayacak mı soru işaretleri mevcut.”

“Bin köpeğin bir arada yaşayacağı bir ortam doğal yaşam alanı olamaz” diyen Birgül Rona, “Biz onları buraya koyduk, sen de görebilirsin’ diyorlar ama kolay kolay gidemezsin. Barınaklara verilen hayvan bakıcıları çoğu belediyeye yetersiz şekilde girmiş kişiler. En kötüsü de barınak görevlisi yapılmış oluyor” dedi.
Rona, evcil hayvanlar için doğal yaşam alanı kavramının yanlış olduğunu belirterek, “Kedi ve köpekler yaban hayvanı mıdır? Doğa hayvanı mıdır? Bunlar evcil hayvanlardır. Yıllar önce evcilleşmiş ve insanlarla yaşamaya alışmış hayvanlardır. Evcil bir hayvan için doğal yaşam alanı ne demektir? Tilki mi, sansar mı?” diye konuştu.
Doğal yaşam alanlarının yapılmaya başlanacağı bilgisini temmuz ayında yapılan toplantıyla öğrendiklerini söyleyen Birgül Rona, sürecin hiçbir yetkili tarafından kendilerine açıklanmadığını söyledi. “Doğal yaşam alanının ne olduğunu bilmiyoruz” diyen Rona, her şeyin üstü kapalı bir şekilde yürütüldüğünü ifade etti.
Belediyelerin üstlerine düşeni yapmamasıyla sorumluluğun duyarlı vatandaşlara ve sivil toplum örgütlerine kaldığını belirten Birgül Rona, “Yalnızca büyükşehirlerdeki belediyeler bile 2004’te çıkan hayvanları koruma kanunundaki ‘kısırlaştır ve yerinde yaşat’ maddesini ciddiyetle yapmayı sürdürseydi, şu anki köpek popülasyonu böyle olmayacaktı” dedi.
Ettikleri itirazların dikkate alınmadığını söyleyen Rona, sokaktaki köpeklerden sonra kedilerin de hedef olacağını belirtti. İstanbul Valiliği’nin “Okullar açılana kadar köpekler toplatılsın” çağrısına değinerek, “Sözde sağlık taraması yapılıyor ama aslında tespit gerçekleştiriliyor” dedi.
Köpeklerin yakalanmasında kullanılan uyuşturucu iğnelerin dozuna dikkat çeken Rona, “Boy ve kiloya göre ayarlanmayan dozlar yüzünden birçok köpek yakalama sırasında ya da sonrasında ölüyor” ifadelerini kullandı.

THKD Başkanı Birgül Rona, vatandaşların sokakta baktıkları hayvanların alınmasına ilişkin şunları söyledi: “Bize çok şikayet geliyor. O bölgenin belediyesine soruyoruz: ‘Arkadaşlarımızın sokakta baktığı köpekler vardı, bunlar yok oldu. Siz mi aldınız?’ Genellikle cevap ‘Hayır, biz almadık, haberimiz yok’ oluyor.”

Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Divan Başkan Yardımcısı Avukat Güven Taştekin, bakanlığın amacının düzenleme yapmak değil, sokak hayvanları üzerinden belediyeleri gözetim altında tutmak ve siyasi baskı oluşturmak olduğunu söyledi.
Taştekin, “4 ay içinde çözüm’ ifadesi gerçekçi değil. Hem uygulama mümkün değil hem de hukuka aykırı” dedi. Bu tür talimatların kanuna aykırı uygulamalara yol açma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Taştekin, “Anayasal haklardan olan sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, tabiat kadar onun ayrılmaz parçası olan hayvanları da kapsar. Hayvanların yaşam haklarının, varlıklarının ve refahlarının korunması anayasal bir gerekliliktir” ifadelerini kullandı.
Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Divan Başkan Yardımcısı Avukat Güven Taştekin, belediyelerin kanunen kurmakla yükümlü oldukları hayvan bakımevi koşullarının ‘doğal yaşam alanı’ denilerek hukuksal boşluk yaratıldığını, böylece belediyelere bakımevi kurma mecburiyetlerinin etrafından dolaşması imkanının sunulduğunu dile getirdi.
Taştekin, bu yaşam alanlarının hayvanların toplatılıp istiflenecekleri, kaderlerine terk edilecekleri yerler olacağını vurgulayarak şöyle konuştu: “Aslında bu alanlar adlarında geçtiği gibi doğal değil. Çoğu tel örgülerle çevrili, hayvanlar tecrit edilip sıkışık biçimde tutuluyor. Kanunen belirlenmiş şartları olmadığı gibi denetim de yapılamıyor. Bu yüzden belediyelerin hayvanları toplayıp kaderlerine terk ettiği, takibi mümkün olmayan ve vicdana aykırı durumlarla sık sık karşılaşılıyor.”

Güven Taştekin
Yasa değişikliği ile beraber kaybolan sokak hayvanları sayısında artış olduğunu dile getiren Avukat Güven Taştekin, vatandaşların, hayvanlara yönelik bir ihlalle karşılaştığında mutlaka harekete geçmesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:
“En çok önerdiğimiz yol CİMER’e başvuru yapmak. Suçüstü bir durum varsa vakit kaybetmeden kolluğa haber vermek gerekiyor. Önemli olan sürecin tümüne etkin şekilde dahil olmak ve titizlikle ilerlemesine katkı sunmak. Çünkü aslında her bireyin hayvanların avukatı olma görevi var. Bunun en sağlıklı yolu da onların haklarının takipçisi olmak.”
Hayvanları gerçekten koruyan bir kanuna sahip olmadığımızı vurgulayan Avukat Güven Taştekin, mevcut yasada şiddetin karşılığı olmadığı için her gün yeni bir ihlalle karşılaştıklarını söyledi ve şöyle devam etti: “Her gün yeni bir vahşete uyanırken, adıyla tezat oluşturan ‘doğal yaşam alanları’nın çözüm gibi sunulması aslında hayvanları topluca yok etme tehlikesini barındırıyor. O yüzden hukuki riskleri tartışmanın ötesinde asıl mesajım şu: Hayvanlar vardır. Ve var olmaya devam edecekler; isteseniz de istemeseniz de.”
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
9941 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8952 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8501 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7004 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6518 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5407 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5169 kez okundu
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
9941 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8952 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8501 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7004 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6518 kez okundu