Beyza Nur Duvan
Suç işlendiğinde kamuoyunda ilk akla gelen açıklamalardan biri, failin psikolojik bir rahatsızlığa sahip olduğu düşüncesi oluyor. Dizi, film ve kamuoyundaki yorumlarla da pekişen bu yaklaşım, suçun çoğu zaman travmalar ya da ruhsal hastalıklarla açıklanmasına neden oluyor.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi Psikoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hatice Demirbaş ise suç davranışının tek bir nedene bağlanamayacağını belirterek, kişilik özelliklerinin de önemli bir etken olduğuna dikkat çekti. Suç davranışının tek bir nedenle açıklanamayacağını belirten Demirtaş, psikolojik etkenler, bağımlılıklar, aile, kültür ve sosyo-ekonomik koşulların belirleyici olduğunu vurguladı.
“Kişinin dürtüsel olması, haz peşinde koşması ve isteklerinin anında karşılanmasını beklemesi, bu istekler engellendiğinde suç davranışına yönelme riskini artırabiliyor” diyen Demirbaş, suçun yalnızca psikolojik rahatsızlıklarla açıklanmasının doğru olmadığını ifade etti.
Demirbaş, ruhsal bozukluklarla kişilik bozukluklarının birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.
Şizofreni, bipolar bozukluk, majör depresyon ve alkol kullanım bozukluğu gibi bazı psikiyatrik hastalıklarda görülen belirtilerin, bireyin gerçeği değerlendirme becerisini ve dürtü kontrolünü etkileyerek bazı suç davranışlarına zemin hazırlayabileceğini belirten Demirbaş, kişilik bozukluklarının ise yaşam boyu süren davranış örüntüleri olduğunu ifade etti.
Empati eksikliği, dürtüsellik, saldırganlık ve kuralları önemsememe gibi özelliklerin bazı kişilik bozukluklarında görülebildiğini kaydeden Demirbaş, bu özelliklerin suç davranışı riskini artırabileceğini söyledi.
Suç davranışının her zaman bir hastalığın sonucu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Demirbaş, nitelikli dolandırıcılık gibi mali suçları örnek göstererek, bu suçları işleyen kişilerin önemli bölümünde herhangi bir ruhsal bozukluk bulunmadığını, buna karşın kişilik özellikleri, çevresel etkenler ve bireysel tercihlerin suç davranışına yol açabildiğini dile getirdi.
Suç davranışında çevresel etkenlerin de önemli rol oynadığını belirten Demirbaş, medya içerikleri ile dijital oyunların özellikle çocuklar ve gençler üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Frontal lob gelişiminin yaklaşık 25 yaşına kadar sürdüğünü hatırlatan Demirbaş, bu süreçte muhakeme ve dürtü kontrolünün tam anlamıyla olgunlaşmadığını belirtti.
Bu nedenle çocukların oyunlardaki ya da dizilerdeki şiddet içeriklerini gerçek yaşamdan ayırmakta zorlanabileceğini ifade eden Demirbaş, suç içerikli yapımlarda suçun işlenişi ve delillerin yok edilme yöntemlerinin ayrıntılı biçimde gösterilmesinin de bazı bireyleri olumsuz etkileyebileceğini vurguladı.
Demirbaş, şu görüşleri dile getirdi: “Küçük çocuklar oyun karakterlerinin öldükten sonra yeniden canlanmasını gerçek yaşama uyarlayabiliyor. Yoğun oyun oynayan çocuklar empati kurmakta zorlanabiliyor. Dizilerde ise çoğu zaman suça gerekçe oluşturuluyor ve izleyicide ‘Haklıydı’ algısı oluşabiliyor. Bu da suçun normalleşmesine neden olabiliyor.”
Suç davranışının oluşumunda aile yapısı, ekonomik koşullar ve çocukluk döneminde kazanılan sosyal becerilerin de belirleyici olduğunu söyleyen Demirbaş, çocukların en önemli rol modellerinin aileleri olduğunu ifade etti.
Ev içinde suç davranışlarının normalleştirilmesinin çocukların da benzer davranışları benimsemesine yol açabileceğini belirten Demirbaş, “Evde suç davranışı işleyen biri varsa diğer çocuklar da bunu model alabiliyor. Madde satışı ya da hırsızlık gibi davranışlar aile içinde pekiştirilebiliyor” dedi.
Çatışmaların aile içinde nasıl çözüldüğünün de çocukların problem çözme biçimini şekillendirdiğini belirten Demirbaş, şiddetin öğrenilen bir davranış haline gelebileceğine dikkat çekti.
Ergenlik döneminde akran grubunun etkisinin arttığını söyleyen Demirbaş, kabul görme isteğinin bazı gençleri suça yöneltebildiğini ifade etti.
Özellikle ekonomik güçlük yaşayan ve akademik başarısı düşük gençlerin suç örgütleri tarafından daha kolay hedef alınabildiğini belirten Demirbaş, para karşılığında suç işlemeye yönlendirilen gençlerin sayısına dikkat çekti.
Alkol ve madde bağımlılığının bireyin gerçeği değerlendirme becerisini zayıflatabildiğini söyleyen Demirbaş, bu durumun dürtüsel davranışları ve suç riskini artırabildiğini belirtti.
Madde bağımlılarının maddeye ulaşabilmek için hırsızlık ve şiddet gibi suçlara yönelebildiğini ifade eden Demirbaş, bağımlılığın hem suçun işlenmesinde hem de tekrarlanmasında önemli bir etken olduğunu söyledi. Kumar bağımlılığının da tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu vurgulayan Demirbaş, dijital bağımlılığın da beynin ödül sistemini benzer şekilde etkilediğini belirtti.
Sosyal medya ve çevrim içi oyunların sürekli haz duygusunu uyardığını ifade eden Demirbaş, ailelerin küçük yaşta çocuklara sınırsız telefon vermemesi ve ekran kullanımına yaşa uygun sınırlar koyması gerektiğini söyledi.
Bağımlılıkla mücadelede tedavinin yanı sıra aile desteği, sosyal çevre ve ekonomik koşulların da iyileşme sürecini doğrudan etkilediğini kaydetti.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
9640 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8950 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8499 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7002 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6517 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5404 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5168 kez okundu
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
9640 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8950 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8499 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7002 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6517 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.