Rengin Uçkan
Sanayileşen kıyıların görünmeyen faturası Marmara’yı vurdu. Türkiye’nin ekonomik merkezi konumunda olan Marmara Havzası, yüzyıllardır ticaretin, nüfusun ve üretim tesislerinin en yoğun toplandığı coğrafya olma özelliğini taşıyor.
İstanbul, Kocaeli, Bursa, Tekirdağ, Sakarya, Balıkesir, Çanakkale, Yalova ve Bilecik illerini kapsayan bu geniş havza, ülkenin sanayi üretiminin yarısından fazlasına ev sahipliği yapıyor. Ancak bu çok büyük ekonomik yoğunlaşma, onlarca yıldır doğanın taşıma kapasitesini zorlayan, kuralsız ve denetimsiz büyüme modelleriyle yürütülüyor.
Fabrikaların bacalarından yükselen zehirli gazlar, arıtma tesislerinden geçmeden doğrudan akarsulara, Ergene Nehri’ne ve son olarak Marmara Denizi’ne dökülen endüstriyel atıklar, bölgedeki ekosistemi kırılma noktasına getirmiş durumda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı verileri, TEMA Vakfı’nın toprak ve su analizleri ile Greenpeace’in su krizine yönelik son raporları, havzadaki yer altı sularının alarm verdiğini, tarım topraklarının ağır metallerle kirlendiğini ve deniz salyasının (müsilaj) kronik bir boyut aldığını açıkça ortaya koyuyor. Fabrikalar çok büyük üretim kapasiteleriyle kâr ederken faturayı bölgede yaşayançiftçiler, balıkçılar ve kentlerdeki yoksulları ödüyor.
Uluslararası iklim müzakerelerinin en kritik eşiklerinden biri olan ve Türkiye’nin en sahipliği yapacağı COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı) yaklaşıyor. Bu süreçte tartışmalar iklim krizinin faturasını ve adil paylaşım ilkelerini yeniden küresel gündemin odağına taşıyor. Gelişmiş sanayi ülkelerinin tarihi sorumlulukları tartışılırken, Türkiye gibi gelişmekte olan ve sanayileşme hamlelerini ekolojik maliyetleri göz ardı ederek devam ettirmeye çalışan ülkelerde eşitsizlikler derinleşiyor.
Marmara Havzası’ndaki kontrolsüz sanayi büyümesi, uluslararası sözleşmelerin yerel düzeyde nasıl askıya alındığının ve hatta görmezden gelindiğinin en somut kanıtı olarak gösteriliyor.
Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Genel Sekreteri Ali Kalçık, bu durumun altını şu sözlerle çiziyor: “İklim krizinin en büyük adaletsizliklerinden biri, krize en az katkıda bulunan toplumların en ağır sonuçlarla karşılaşmasıdır. İklim krizi yalnızca çevre sorunu değil, adalet ve yaşam hakkı meselesi olarak görülüyor.”
Devlet Su İşleri (DSİ) ve Su Politikaları Derneği raporları, Marmara Havzası’nın kişi başına düşen su miktarı açısından “su fakiri” kategorisine doğru hızla sürüklendiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bölgedeki suyun büyük bir kısmı içme suyu veya tarımsal sulamalar için kullanılmak yerine organize sanayi bölgelerine ve dev fabrikalara harcanıyor.
Tekirdağ, Çorlu, Ergene, Gebze ve Bursa gibi sanayi merkezlerinde binlerce metre derinlikten açılan kaçak ve yasal sondaj kuyuları, yer altı su tablalarını altüst ediyor. Fabrikalar üretimlerini ara vermeden sürdürürken, köylüler geleneksel yöntemlerle suladıkları tarlalarında su bulamaz hale geliyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi ve ziraat odalarının saha verilerine göre, Marmara’nın Bursa Ovası ve Trakya havzası gibi en verimli ovaları sanayi atıklarının ve asit yağmurlarının baskısı altında eski niteliğini yitiriyor. Ağır metallerle yüklenen topraklar bir yandan tarımsal verimi düşürüyor, diğer yandan da yetişen ürünlerin gıda güvenliğini tehlikeye atıyor.
Büyük sermayenin ve denetimsiz sanayileşmenin ortaya çıkardığı bu tahribata karşı en büyük direnç, yerel halktan ve çevre örgütlerinden geliyor. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Marmara’da da ekoloji hareketleri, yaşanan bu hak ihlallerini kamuoyuna ve diğer ilgililere duyurmak için büyük bir mücadele yürütüyor.
TÜRÇEP Genel Sekreteri Ali Kalçık, yerel çevre örgütlerinin ve hak savunucularının üstlendiği misyonun kritik önemine değinerek şu değerlendirmeyi yapıyor: “Yerel çevre örgütlerinin bu krizde görevi yaşanan etkileri görünür kılmak, toplumu bilgilendirmek, bilimsel verileri kamuoyuna taşımak ve yerel halkın karar süreçlerine katılımını savunmaktır.“
Ali Kalçık, enerji politikalarının kökten değişmesi gerektiğinin altını çizerken, yenilenebilir enerjinin masum gibi gösterilmesinin arkasındaki ekolojik risklere karşı çok net uyarılarda bulunuyor:
“Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak için enerji politikalarını da değiştirmek zorundayız. Fosil yakıtlara dayalı enerji düzeninden çıkarken güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklara yönelmek önemlidir. Ancak yenilenebilir enerji de sulak alanları, meraları, tarım alanlarını, ormanları ve doğal yaşam alanlarını tahrip etmeyecek şekilde, bilimsel ve teknik kriterlere uygun planlanmalıdır. Yatırım maliyeti ve kâr, doğanın korunmasının önüne geçmemelidir. Bizim açımızdan mesele yalnızca hangi enerjiyi üreteceğimiz değil; nerede, nasıl, ne ölçekte ve doğaya ne bedel ödeterek üreteceğimizdir.“
Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Genel Sekreteri Ali Kalçık, iklim adaletinin temel tanımını ve yapılması gerekenleri özetlerken şu kritik cümleyi kuruyor: “İklim adaleti, doğayı ve yaşamı korurken bu bedeli en az sorumluluğu olan insanlara yüklememeyi ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmayı gerektirir.“
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
10652 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8994 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8516 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7014 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6528 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5417 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5187 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
13736 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8905 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
8360 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6263 kez okundu
5
Uludağ milli park olmaktan çıktı Çevreciler ayakta!
4756 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.