İsmail Sarp Aykurt
Tiyatro, her zaman gündemde kalan önemli bir sanat dalı olmasının yanı sıra, toplumsal ve yaşayan bir olgu olarak sivriliyor. Ancak son dönemlerde tiyatronun toplumsal etkisinin dışında tiyatro izlerkitlesinin azalması da bir gerçek. Öte yandan bir diğer gerçek ise tiyatronun kamuya ait, ‘halkçı’ özelliklerinin de tahribata uğradığı…
Ülkemizde tiyatro, bir süredir sponsor logolarıyla çalıştırılan sahne ışıkları, maaş bordroları ve muhasebe kayıtlaryla anılan bir dönemden geçiyor. Kültürel ve sanatsal bir aktivite olmanın ötesinde izleyebilenler için tiyatro artık bir “ekonomik külfet ve lüks” hâlini almış durumda.
Öte yandan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göre tiyatro alanında da rekor üstüne rekorlar kırılıyor ve doluluk oranları ile bilet fiyatları “ticari tiyatro” önlenemez bir şekilde yükseliyor. Ancak tiyatroda ticari yönün yükselişi, kamusal ve toplumcu saiklerle yapılan bu alanın yozlaşmasına da kapı aralıyor.
Özellikle son dönemdeki gelişmeler, tiyatroların sponsorluk ilişkisine girmesiyle birlikte ticaretin kamusallığa baskın geldiğini gösterirken, akıllara “artwashing” terimini yani “sanatla aklama/aklanma, sanatın araçsallaştırılarak prestij kazanma, yeni imaj yaratma” propagandasını da getiriyor.
Peki, tiyatro hangi eksene sürükleniyor?
Ülkedeki tiyatro iklimini 9. Köy’e üç farklı bakış açısını merkeze alarak değerlendiren Sahneden Yayın Yönetmeni vetiyatro eleştirmeni Mustafa Kara, şunları aktardı:
“Işıltılı sahneler, büyük sponsorlar, güçlü medya ve halkla ilişkiler desteğiyle ‘yapımcı’ tiyatrosu zaten hemen gözümüzü alıyor. Lüks salon, pahalı bilet, alışveriş merkezinde masraflı bir beyaz yaka aktivitesi halinde tiyatro buralarda. İkinci olarak, ödenekli tiyatroların kamu bütçesi kullanarak sürdürdüğü faaliyet de nedense onlarla yarışma çabasına girişti. Devlet desteği sayesinde biletler uygun, ama ruhu eksik, dinamizm yok. Üçüncü ve bence esas alanda ise her renk ve anlayıştan yüzlerce bağımsız tiyatro var. Sınırlı örnekler dışında sponsor ilgi göstermiyor, bilet fiyatları görece makul, salonlar küçük ama pahalı. Topluluklar büyük bir fedakarlık ve enerjiyle yazıyor, oynuyor, inat ediyor.”

Mustafa Kara
“Ödenekli tiyatrolar ve sermaye tiyatrolarını geniş mali olanakları ve güçlü salon yapılarıyla ayrı bir yere koyarak, bağımsız tiyatroya odağa almakta fayda var. Görünmeyen, yok sayılan, devletin de sanat destekçisi kurumların da büyük ölçüde yok saydığı bir alan burası” diye konuşan Kara, “Tamamen sanatçıların özverisi ve seyircinin aktif desteği ile oluyor her ne oluyorsa. Hepsinden önemlisi varlıkları, kimlikleri kabul edilmiyor bağımsız tiyatronun. Tacir muamelesi görüyor, devlet holdinglere vergi kıyakları, ödenekli tiyatrolara tam finansman sağlarken, bağımsız tiyatroda bilet parasının neredeyse yarısı devlete gidiyor. Çünkü yaptıkları iş itibarıyla kamusal alanda sayılmaları gerektiği halde, ağır şartlara bağlı küçük destekler ve arada bir belediye sahnelerini kullanarak hayatta kalmaları bekleniyor” dedi.
Son dönemlerde kamuoyunda tartışılan sponsorlu, logolu tiyatro oyunları ve Rönesans Holding’in sponsorluğunda sahnelenen “Satıcı’nın Ölümü” oyununa da değinen eleştirmen Mustafa Kara, meselenin birkaç boyutu olduğunu ve meselenin basit bir sponsorluk krizi olmadığını ifade etti. Yaşananlar hakkında Kara, “Rönesans Holding’in sponsorluğu kadar, bizzat oyunun yapımcısı ve mekan sahibi olan Zorlu Holding var aslında eleştirinin odağında. Ama yokmuş gibi yapılıyor. Mesele basit bir ‘sponsor karşıtlığı’ymış gibi ‘Sanat Tarihi 101’ dersinden örneklerle haklı çıkılmaya çalışılıyor. Sorun bağımsız tiyatronun sponsor alıp almaması değil zaten, sermaye grupları bağımsız tiyatroya sponsor olmuyor” dedi.
Mustafa Kara, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sponsor fikrine temelde itiraz edilen bir durum da yok zaten. Aksine bağımsız tiyatro Sponsorluk Yasası istiyor yıllardır. Holdinglerin, devletin de desteğini alarak, alanı belirleme, yaratılan boşlukta kafalarına göre at koşturma isteği var. Bu, televizyonda popüler olan isimlerin tiyatroyu yeni kazanç kapısı ya da vicdani rahatlama imkânı olarak görme tutumuyla birleşiyor. Bu yolla yeni bir düzen kurulurken, açıkça kent suçu işleyen, işçi düşmanlığı yapan, kamuoyunda tepkilere maruz kalan birçok sermaye grubu da artwashing yoluyla itibarlarını yeniden kazanma çabasına giriyor. Tiyatronun itibarı, itibarsız sermaye gruplarına tahvil ediliyor, ana akım medya zaten bu duruma teşne, bağımsız medya kurumları da bu zokayı yutuyor. Sanat kendiliğinden kutsal bir şeymiş gibi, dokunduğu her kiri, pası temizler sanılıyor.”
Kara, “Hal böyle olunca bugün o oyun olur, yarın başkası; direnç kaçınılmaz. Siz tüm oyunu sermaye lehine değiştirmek üzere sanatın alanına girerseniz, birileri de itiraz eder, edecektir” diye konuştu.
Öte yandan kamusal tiyatronun kapsamına da açıklık getiren tiyatro eleştirmeni Kara, kamusal tiyatronun yalnızca devlet ya da belediye tiyatrosu olmadığını aktardı: “Tiyatro yapılan mekanlar kamunundur, tiyatro üreten sanatçılar kamusal bir iş yapmaktadır. Bu gerçek kabul edildiğinde yol almaya başlarız. Devletin görevi hem insanların kültüre sanat eserlerine erişimini garanti altına almak, hem de kültür sanat üretimini teşvik etmek, sanatsal üretim hakkını güvence altına almaktır“
Kara, tiyatronun holdinglerin halkla ilişkiler faaliyetine, ticari işletmelerin kâr kaynağına ya da siyasal iktidarın güdümünde işleyen kurumlara indirgenemeyeceğini vurguladı.
Sermayenin yine boş durmayacağının da altını çizen Kara, çözüm yolu olarak meselenin sanatsal, toplumsal değerleri önceleyen, sanatçının özgür üretim koşullarının sağlandığı, yurttaşları müşteri değil “hak sahibi” olarak gören bir anlayışla ele alınması gerektiğini söyledi.
Sözlerine “Ne tiyatrocu tüccardır, ne izleyici müşteri! Buraya sıkıştıramazsınız binlerce yıllık sanatı. Hele hele kirli sermayeyi aklama aparatına hiç dönüştüremezsiniz” diyerek devam eden eleştirmen, “Elimizde binlerce yıllık tiyatro tarihi var, hayatı anlamak, anlatmak ve değiştirmek için olağanüstü çaba harcayan tiyatrocular var. Son birkaç ayda yürütülen tartışmalar, yeni, adil ve toplumu önceleyen bir tiyatro ekosisteminin mümkün olduğunu gösteriyor. Ancak önümüzdeki dönemin zor geçeceğini de unutmamak lazım” dedi.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
11158 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9021 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8528 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7020 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6534 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5426 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5194 kez okundu
1
Bir sinemadan fazlası ‘yataklı sinema’: Uyuklayanlar, tadını çıkaranlar, filmi bitiremeyenler…
19305 kez okundu
2
Artık kelimelerin de bir müzesi var!
13936 kez okundu
3
“Dünyanın en eski yerleşim yerine” rakip çıktı
11798 kez okundu
4
Kız Kulesi’nin yeni hali eleştiri konusu oldu
11558 kez okundu
5
Şırnak’ta “Kiras u Fistan” ve “Şal u Şepik” geleneği devam ediyor
7285 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.