Fatma Öztürk
2026’da Antalya’da yapılacak COP31, iklim krizine karşı küresel politikaların yeniden şekilleneceği en önemli zirvelerden biri olarak görülüyor. Bağlayıcı olmayan kararların nasıl hayata geçirileceği tartışılırken, Van Gölü Havzası gibi kırılgan ekosistemler de sürecin dolaylı etkileriyle gündeme geliyor.
Akdeniz kıyısında, Kasım 2026’da Antalya’da düzenlenecek COP31 hazırlıkları hız kazanırken gözler bir kez daha iklim krizine karşı verilecek küresel taahhütlere çevrildi.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında düzenlenen Taraflar Konferansı; sera gazı salımından iklim finansmanına, uyum politikalarından enerji dönüşümüne kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Türkiye’nin ev sahipliğinde, Avustralya ile ortak yürütülecek zirve yalnızca diplomatik bir buluşma değil; kuruyan göller, değişen yağış rejimleri ve sıcaklık baskısı altında kalan bölgeler için de dolaylı bir tartışma zemini oluşturuyor. COP, “Conference of the Parties” yani Taraflar Konferansı anlamına geliyor.
Bu çerçevede iklim değişikliğinin tarafı olan ülkeler ve sivil toplum bu toplantılarda bir araya gelerek küresel iklim politikalarını tartışıyor. Ancak bu zirvelerde alınan kararlar bağlayıcı değil; uygulamaya geçmesi ise tamamen ülkelerin kendi iç politikalarına bağlı.

Mustafa Sarı
Uluslararası düzeydeki önemli bir oluşum olan COP’u Prof. Dr. Mustafa Sarı şöyle anlattı:
“İklim değişikliğinin tarafları olan ülkeler bir araya gelir ve dünya ölçeğinde iklim politikalarına ilişkin tavsiyeler alır. COP sürecinde alınan kararların bağlayıcılığı yoktur; tavsiye niteliğindedir. Ülkeler bu kararları kendi iç politikalarına ve hükümet programlarına dahil ederse uygulamaya dönüşür. Şimdiye kadar 30 COP yapıldı. Birçok iyi karar alınmasına rağmen büyük kısmı hayata geçirilemediği için iklim değişikliğinin etkileri artarak devam etti. COP 31’den beklenti, alınan kararların uygulamaya aktarılması. Özellikle sera gazı emisyonu yüksek olan gelişmiş ülkelerin bu kararları hükümet programlarına dahil etmesi önemli. Böylece iklim değişikliğinin etkileri azaltılabilir.“
Bugüne kadar yapılan 30 COP toplantısında birçok karar alınmasına rağmen, bu kararların önemli bir kısmının sahaya yansımadığı, bu nedenle iklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı ifade ediliyor.
COP31’den beklenen ise bu döngünün kırılması. Türkiye açısından ise COP31, yalnızca bir ev sahipliği değil; kalkınma politikalarıyla iklim politikalarının aynı çatı altında konuşulduğu bir dönem olarak öne çıkıyor. İklim kanunu, enerji dönüşümü ve karbon düzenlemeleri gibi başlıklar bu sürecin temel hususları arasında yer alıyor.

COP31’in en dikkat çeken başlıklarından biri bu yıl “deniz ve okyanuslar” olacak. Türkiye ile Avustralya’nın ortak kararıyla belirlenen bu tema, özellikle ada ülkelerinin yükselen deniz seviyesi ve ısınan okyanuslar nedeniyle yaşadığı risklere odaklanıyor.
Deniz suyu sıcaklıklarının artması, akıntı düzenlerinin değişmesi ve ekosistemlerin bozulması, iklim krizinin en görünür etkileri arasında gösteriliyor. Bu nedenle denizler, yalnızca kıyı bölgeleri için değil küresel iklim sisteminin bir göstergesi olarak da değerlendiriliyor.
Öte yandan Doğu Anadolu’nun ortasında geniş bir çanak gibi uzanan Van Gölü, son yıllarda su çekilmesi, artan buharlaşma ve düzensiz yağışlarla birlikte iklim değişikliğinin en görünür olduğu alanlardan biri.
Gölün yüzeyindeki çekilme yer yer kıyı çizgisini geriye iterken suya bağımlı ekosistem de bu değişimden doğrudan etkileniyor. Sadece bu havzada yaşayan İnci Kefali su sıcaklığı ve üreme döngüsündeki hassasiyet nedeniyle bu değişimlere karşı kırılganlığını koruyor.
COP31’in Van’a doğrudan bir proje ya da yatırım getirmesi beklenmiyor. Ancak sürecin oluşturacağı politika baskısı ve farkındalık; özellikle su yönetimi ve havza planlaması gibi alanlarda dolaylı etkiler yaratabilir.
COP süreçlerine yönelik en temel eleştiri, alınan kararların çoğunun sahada karşılık bulmaması. Antalya’da yapılacak zirvede bu nedenle “eyleme geçiş”, “uyum” ve “esneklik” başlıklarının daha fazla öne çıkması bekleniyor.
İklim politikalarının sadece masa başında kalmaması, enerji üretiminden şehir planlamasına kadar birçok alanda karşılık bulması gerektiği belirtiliyor.
COP31, Antalya’da yalnızca bir zirve olarak değil, iklim krizine karşı küresel iradenin yeniden sınandığı bir süreç olarak görülüyor. Bağlayıcı olmayan kararların ne kadar uygulanabileceği sorusu ise hala en kritik nokta olarak duruyor.
Van Gölü gibi su kaybı yaşayan havzalar açısından ise COP31’in etkisi doğrudan değil; daha çok iklim politikalarının yerel düzeyde ne kadar ciddiye alınacağıyla şekillenecek. Akşam güneşinin göl yüzeyine vurduğu o geniş ve sessiz coğrafya, aslında küresel iklim tartışmalarının yereldeki en somut karşılığı olmaya devam ediyor.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
9928 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8951 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8501 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7003 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6518 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5406 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5168 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
13711 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8894 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
8353 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6255 kez okundu
5
Uludağ milli park olmaktan çıktı Çevreciler ayakta!
4745 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.