Rengin Uçkan
Türkiye’de medya araçları engellilik söz konusu olduğunda insan haklarını yansıtma iddiasında bulunsa da çoğu zaman var olan önyargıları besleyen, ayrımcılığı pekiştiren ve ayrımcı bir yaklaşımla üretim yapıyor.
Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere konuyla ilgili ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler; engellilerin hak öznesi olduğunu, eşit temsiliyet hakkının bulunduğunu ve bunun insan onuruna yakışır bir şekilde yapılması gerektiğini beyan ediyor.
Ancak medyanın üretim araçları bu normlara uymamakta ısrarlı. Hak temelli çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının bu konuda hazırladığı raporlar hak ihlallerini açıkça belgeliyor.
Medyanın engellilik algısı incelendiğinde karşımıza iki uçlu bir yaklaşım çıkıyor. Bu yaklaşımın ilk ayağını; uluslararası literatürde “efsaneleştirme” ya da “kahramanlaştırma” olarak geçen, engellilerin günlük hayattaki başarılarını “engeline rağmen başardı” şeklindeki anlatım biçimleri oluşturuyor. Bireylerin ruhsal, fiziksel ya da zihinsel çeşitliliklerini kamusal sorumluluklara ve erişilebilirlik standartlarına değinmeden anlatan bu dil, engellileri adeta bir reklam aracı olarak görüyor.
Diğer yandan sosyoekonomik ve coğrafi kısıtlamalar içine hapsedilmiş engellilerin hayatı, hak ihlalleri görmezden gelinerek dramatize edilmiş şekillerde anlatılıyor. Burada asıl sorgulanması gereken devletin sorumluluğu olması gerekirken, hak ihlallerinin üstü örtülerek kişiler “kader kurbanı” şeklinde yansıtılıyor. Engellilerin yaşadığı ayrımcılık vurgulanmak yerine toplumun anlık ilgisini çekmek amacıyla yaşantıları ajitasyon şeklinde anlatılıyor.

Çağlar Karsantı
Konunun sistematik boyutlarını yorumlayan Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu Koordinatörü Çağlar Karsantı, medyanın habercilikte engellilikte haklara erişim meselesinin nasıl suistimal edildiğini ve hak öznelerinin nasıl görünmez kılındığını kendi alan deneyimlerine dayanarak anlatıyor ve şunları dile getiriyor:
“Medyadaki sağlamcı dil ya olağanüstü şekilde bir göğün üzerine çıkarma ya da yerin altına indirme durumlarıyla karşımıza çıkıyor. İngilizcede buna efsaneleştirme (legendary) dili denir. Medya bunu genelde bir başarı profilinde kullanır. O engelliyi göğün üzerine çıkararak aslında son derece normal ve insani olan bir başarıyı öyle bir süsler ki kamuoyuna sunulabilecek bir reklam aracına dönüştürür. Oysa her insanın yaptığı bir şeydir bu; sadece o insanın fiziksel veya ruhsal bir farklılığı, bir çeşitliliği vardır. Bundan kaynaklı farklı araç gereçlere, farklı makul uyumlaştırmalara ve gereksinimlere ihtiyaç duyar. Bunlar sağlandığı zaman zaten topluma ve sosyal hayata entegre olmuş olur. Ama medya bu gereksinimlerin kamusal birer hak olduğunu görmezden gelerek oradan yapay bir başarı öyküsü çıkarmaya çalışıyor.”
Medyanın diğer uca savrulduğunda ürettiği dili “sosyal ajitasyon pornografisi” olarak nitelendiren Çağlar Karsantı, medyanın toplumsal bilinç oluşturmak yerine kolaya kaçtığını ve reyting odaklı hareket ettiğini söylüyor. Karsantı, medyanın denetim mekanizmalarını eleştirmek dururken bireyleri nasıl eleştirdiğini şu örnekler üzerinden anlatıyor:
“Bir de medyanın tamamen yerin dibine soktuğu bir grup var. İmkânsızlıklar içindeki bir engellinin sosyoekonomik veya coğrafi dezavantajlarını kullanarak ajitasyon yapan bir medya senaryosuyla karşılaşıyoruz. Oysa orada odaklanılması gereken asıl şey; sosyal politikaların yetersizliği. Toplumun tüm bireyleriyle eşit olanaklara sahip kılınmadığı gerçeğine odaklanmak, devletin uluslararası sözleşmelerin gerekliliklerini neden yerine getirmediğini sorgulamak yerine direkt kamuoyunun ilgisini çekecek ajitasyon haberleri yapılıyor. Bir başka vahim boyut ise etiketleme. Örneğin esnaflık yapan ya da öğretmen olan bir engelli birey olumsuz bir olayla gündeme geldiğinde medya direkt ‘Engelli öğretmen öğrencisini dövdü’ ya da ‘Engelli bakkal çürük ürün sattı’ gibi başlıklar atıyor. Kişinin engelliliğini ön plana çıkararak bundan bir haber değeri, bir reklam yaratmaya çalışıyorlar. Sektördeki bazı gazetecilerin de kabul ettiği gibi bunların tamamı birer sosyal ajitasyon pornografisidir.“
Medyadan yöneltilen “Kamuoyu bunu istiyor, insanlar ancak bunu okuyor,” savunmasının sosyolojik bir temeli olmadığını ifade eden Karsantı, toplumu bilinçlendirmenin medyanın asli görevi olduğunu hatırlatarak uluslararası mevzuata dikkat çekiyor:
“Medya, eğitim hakkına erişemeyen otizmli bir çocuk için BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 24. maddesini göstererek eğitimin tüm çocuklar için eşit hak olduğunu söylese kamuoyu bunu iyi bir şekilde anlayacaktır. Ancak medyanın kolaya kaçma stratejisi devam ettikçe bu durum gerçekleşmeyecektir. Bu noktada bizler için bu yaklaşımla mücadele etmenin en güçlü yönü, BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde yer alan ‘Bilinçlenme ve Farkındalık’ hükmüdür. Bu madde bize hem engelli bireylerin hakları ve varlığı konusunda bilinçlendirilmesini hem de toplumun engellilik konusunda dönüştürülmesini anlatır. Bu mücadelenin ön koşulu, medya ve kamuoyundaki tüm araçları kullanarak hak temelli bir bilinçlenme sağlamaktır.”
Çağlar Karsantı’nın üzerinde durduğu bu sistemsel eleştiriler ve alan gözlemleri, sivil toplum kuruluşlarının da konuyla ilgili yazdığı raporlarla destekleniyor. Konu ile ilgili yayımlanan raporlar medyanın dilini eşitliği sağlayıcı yönde kullanmadığını kanıtlıyor.
Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği tarafından hazırlanan Engelli Kadınların Haber Medyasında Temsili İzleme Raporu, medyadaki ayrımcılığın kesişimsellik boyutunu da açıklıyor. Ayrıca engelli kadınların medyada hem sağlamcı yaklaşıma hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmalarına neden olan çifte bir dezavantajlı hale getirmeye maruz kaldıklarını anlatıyor.
Medya, engelli kadınları sürekli edilgen bir varlık gibi göstererek üreten, toplumsal hayatta var olan ve hak arayan özneler olduğunu görmezden geliyor. Bu bulgular medyadaki haber dilinin kapsayıcılıktan ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyor.
Evrensel Normlara Uyum Gözlemcileri Platformu bünyesinde hazırlanan Medya Hizmetlerinde Engellilerin Erişimi İçin Ön Çalışma ve Planlama Belgesi de radyo ve televizyon yayıncılığındaki yapısal ve dilsel standart eksikliğini ele alıyor ve RTÜK çalıştaylarına rağmen medya için etkin bir izleme mekanizması bulunmadığını söylüyor.
Belgede, RTÜK çalıştaylarından sonra kurum tarafından uygulanması beklenen farkındalık çalışmalarına rağmen uygulamada kalıcı bir izleme mekanizmasının bulunmayışı eleştiriliyor. Raporda medyanın ayrıştırıcı dilden arınması için hak temelli standartlaşmış bir dil kılavuzunun ortaya konmasının gerekliliğine değiniliyor. Ayrıca medyadaki bu ayrıştırıcı dilin dönüştürülmesini bir yandan da engellilerin medya sektöründe aktif üretim yapabilmesine bağlıyor ve bu anlamda alan açılması gerektiği vurgulanıyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8862 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8448 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6968 kez okundu
4
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
6768 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6496 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5356 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5134 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.