Beyza Bedir
Türkiye’de kadınlar yalnızca sokakta ya da ev içinde maruz kaldıkları fiziksel şiddetle değil, katledildikten sonra medyanın kullandığı dille de ikinci kez hedef hâline geliyor. Medyadaki kadın cinayetleri haberlerinde tercih edilen ifadeler suçu tanımlamak yerine çoğu zaman üzerini örtüyor; failin sorumluluğunu geri plana iterken şiddeti romantize eden bir anlatı kuruyor.
Uzmanlara göre “aşk cinayeti”, “kıskançlık krizi” ya da “cinnet” gibi kalıplar şiddeti bireysel bir duygu patlaması gibi göstererek olayın gerçek niteliğini perdeleyebiliyor.
Medyadaki dilin yargı süreçleri üzerindeki dolaylı etkisini vurgulayan Avukat Gökçe B., medyanın Anayasa ve Basın Kanunu gereği mağdur haklarına saygılı bir dil kullanmakla yükümlü olduğunu belirtiyor:
“Basında sıkça kullanılan ‘kıskançlık krizi’, ‘aşk cinayeti’ gibi ifadeler suçu bireysel bir tepki gibi göstererek gerçek niteliği perdelemektedir. Oysa bu fiiller hukuken ağır insan hakları ihlalleridir. Bu dil failin ceza sorumluluğunu hafifletiyormuş gibi bir algı yaratır. Oysa Türk Ceza Kanunu’nda şiddetin hiçbir gerekçesi yoktur; aşk ya da kıskançlık hukuken mazeret sayılamaz. Medya bu ifadeleri kullandığında topluma yanlış bir hukuk mesajı verir ve şiddeti haklı bir nedene dayandırıyormuş gibi gösterir.”
Haberlerde mağdurun yaşam tarzının veya kıyafetinin tartışılması hukukçular tarafından “kişilik haklarının ihlali” olarak tanımlanıyor. Avukat Gökçe B., basının mağdur değil fail odaklı habercilik yapmak zorunda olduğunu hatırlatarak şöyle konuştu:
“Mağdurun özel hayatını ifşa etmek, görüntüsünü yayımlamak veya davranışlarını sorgulamak hukuken suç teşkil edebilir. Bu tür bir dil hem ‘mağdur suçlama’ pratiğini besler hem de şiddetin toplumsal boyutunu görünmez kılar.”
Failin “iyi aile babası” veya “sevilen biri” gibi sunulmasının tehlikelerine de değinen Gökçe B., bu durumun yargı üzerinde kamuoyu baskısı yaratabileceğini belirtti: “Hukuken fail eylemi gerçekleştiren kişidir. Medyanın görevi fail hakkında kişisel methiyeler düzmek değil olayı nesnel aktarmaktır. Failin yumuşatıcı ifadelerle sunulması mağdurun adalete erişim hakkını zedeler.”
Doğru basın dili şiddeti münferit olaylar gibi değil sistematik bir sorun olarak sunarak 6284 sayılı Kanun ile uyumlu bir toplumsal bilinç oluşturabilir. Avukat Gökçe B.’ye göre basın dili yalnızca olayı aktarmakla kalmamalı aynı zamanda hukuki koruma yollarını da görünür kılmalıdır.
6284 sayılı Kanun’un sağladığı hakları hatırlatan Gökçe B., kadınların yalnız olmadığını şu sözlerle vurguluyor: “Bu kanun; uzaklaştırma, konut tahsisi, kimlik gizliliği ve maddi yardım gibi hayati haklar tanır. Başvurular karakol, savcılık veya aile mahkemelerine yapılabilir. Ayrıca KADES uygulaması, 112 Acil Çağrı ve Alo 183 hatları her an erişilebilirdir. Maddi imkânı olmayan kadınlar baroların adli yardım bürolarından ücretsiz avukat talep edebilir. Kadın hangi durumda olursa olsun 6284 koruması altındadır ve devletin yükümlülüğü kadını derhal ve etkin bir şekilde korumaktır.”
Kadın cinayeti haberlerinde kullanılan her kelime toplumun adalet ve yaşam hakkı konusundaki yaklaşımını şekillendiriyor. Gazetecilik etiği şiddeti normalleştirmeyen ve failin sorumluluğunu hukuki gerçeklikle ortaya koyan bir dili zorunlu kılıyor.
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7513 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6645 kez okundu
3
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6290 kez okundu
4
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
5702 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4948 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4735 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4648 kez okundu
1
Sporda taciz ve istismarın önlenmesi
2996 kez okundu
2
Yerel medyada kadın gazeteci olmak
2686 kez okundu
3
İklim adaleti ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği
2529 kez okundu
4
Kadınlar camide de mağdur
2376 kez okundu
5
Kordon’un falcı-çiçekçi kadınları anlatıyor: “Fal serbest bırakılsın, ne kazanıyoruz ki zabıta peşimize düşüyor?”
2364 kez okundu