2019 yılının sonundan bu yana tüm dünyayı etkisi altına alan, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “pandemi” olarak ilan Covid-19 salgınının en çok sekteye uğrattığı alanlardan biri de eğitim oldu.


İnsan Hakları
Haber: Derya Ülkar         06/04/2022     245 GÜN ÖNCE

İSTANBUL-Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de Covid-19 salgınıyla mücadele kapsamında alınan önlemler ekonomik ve sosyal hayatı yavaşlatırken, yüz yüze eğitime ara verilerek uzaktan eğitime geçilmesi de çocukların eğitim hayatını derinden etkiledi.

UNICEF’in 27 Ağustos 2020 tarihinde yayınladığı rapora göre, dünyada okul çağındaki çocukların en az üçte biri, diğer bir deyişle 463 milyon çocuk uzaktan eğitime erişim sağlayamadı. Bu süreçte çocukların eğitim haklarından mahrum kalmalarının yanı sıra ruh sağlığı ve gelişimleri de büyük zarar gördü. UNICEF, 5 Ekim 2021 tarihinde yayımlanan raporunda ise Covid-19 'un çocukların ve gençlerin ruh sağlığı ve iyi olma hallerine olan etkisinin, onlar tarafından uzun yıllar boyunca hissedebileceği uyarısında bulundu.

Türkiye’de faaliyet gösteren Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) bu süreci takibe aldığı Eğitim İzleme Raporları’nın üçüncüsünde de çarpıcı tespitlere yer verildi.

Bu çerçevede salgın sürecinde çocukların eğitime ve okulun sunduğu sosyal hizmetlere erişimi, uzaktan eğitimin durumunun yanı sıra ortaya çıkan sosyal ve duygusal ihtiyaçlar açılarından okulların uzun süre kapalı kalmasının öğrencilerin duygu durumunu olumsuz etkiledi. Okulları 1-4 hafta arasında kapanan öğrencilerin yüzde 62’sinin olumsuz duygularının arttığı, okulları 17-19 hafta arasında kapanan öğrencilerde ise bu oranın yüzde 96’ya yükseldiği belirtiliyor.

Okulların en uzun süre kapalı kaldığı ülkelerden biri olan Türkiye’de 2020-2021, salgının başladığı 2019-20 eğitim-öğretim yılının ikinci dönemine kıyasla okulların daha uzun süre açık olduğu, seyreltilmiş yüz yüze eğitim ve uzaktan eğitimin bir arada uygulandığı bir eğitim-öğretim yılı oldu. 2021-22 dönemindeyse okulların tamamen kapatılması gündemde değil ancak okullar kapatılmasa da pozitif vaka çıkan sınıflarda belirli sürelerle eğitime ara verilebiliyor. 

“Yüz yüze eğitimin devamlılığının sağlanabileceği bir formül bulunmalı”

Psikolog Mustafa Karasakal, bu durumun çocukları nasıl etkilediğini sorusuna, “Başarıya giden her yolda ve insan davranışlarında hedeflenen olgu istikrar ve devamlılıktır” yanıtını vererek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çocuklarımızın sağlığını korumak adına aldığımız bu önlemler maalesef istikrarı olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuklar yetişkin bireylere nazaran uyum sağlama konusunda daha hassastır ve ortam değişimlerinden daha çok etkilenirler. Sınıfında pozitif vaka çıkması sebebiyle eğitimine ara verilen çocuklar bu anlık değişimden olumsuz etkileniyorlar. İstikrarın ve yüz yüze eğitimin devamlılığının sağlanabileceği bir formül bulunmalı ve eğitim sekteye uğramadan verilmeli.”

“Sınıfta pozitif vaka çıktığında çocuktan saklanmamalı”

Sınıfta pozitif vaka çıktığında o sınıfta eğitime mecburen ara veriliyor. Çocuklar okula gidemeyecek olmanın getirdiği olumsuzlukları yaşarken aileler ise bazen bu süreci nasıl yöneteceğini bilemiyor. 

Psikolog Karasakal’a göre aileler çocuklara olumsuz haberleri değiştirerek verme veya hiç vermeme eğiliminde oluyor. Bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu söyleyen Karasakal, “Ölüm haberi bile çocuğa uygun bir zaman ve zeminde verilmeli ve asla saklanmamalı” diyor ve ekliyor:

“Pozitif vaka haberleri de onu korumacı bir dil tercih edilerek , ‘Sınıfında hasta olan bir arkadaşın var. Öğretmenlerin ve biz seni ve sağlığını korumak için bu durum düzelinceye kadar eğitime evde devam etmen gerektiğini düşündük. En kısa sürede okuluna ve arkadaşlarına kavuşacaksın’ şeklinde bir yaklaşımla bu durum mutlaka haber verilmeli.”

“Okulla ve öğretmenlerle olan iletişim sürdürülmeli”

Karasakal, bu süreçte çocukların duygu durumunun nasıl gözetilmesi gerektiğini sorusuna karşılık, sıklıkla sürecin geçici bir süreç olduğuyla alakalı konuşmalar yapılmasını tavsiye ederek, “Ödev takibini yapıp hem öğretmeniyle hem de arkadaşlarıyla olan etkileşimini yüksek tutmalıyız. Evde yapılabilecek çeşitli aktiviteler ve oyunlar duygu durumunu düzenleme açısından oldukça faydalı olacaktır” dedi.

Okulların yüz yüze eğitime geçişinin kaygıyı beraberinde getirdiğine dikkat çeken Karasakal, “Çocuklar için uygun ortamlar sağlanıp keskin değişimler yapılmadan eğitim süreci devam ettirilmeli ve sorumluluklarının devamı sağlanmalıydı. Bu sürecin çok uzaması da haliyle yönetmekte velileri zorladı ve tekrardan yüz yüze eğitime geçiş sancılı oldu” dedi.

Okula gitmek istemeyen çocuklar vardı

Okulların yüz yüze eğitime başlamasıyla birlikte birçok veli de bu zorlu süreci deneyimlemek zorunda kaldı.

İki çocuk annesi olan Esma Çakır da o velilerden biri. Okullar yeniden açıldığı zaman altıncı sınıfa başlayan oğlunun ilk başlarda okula gitmek istemediğini söyleyen Çakır, “Oğlum okulların ilk açıldığı zaman hiç okula gitmek istemedi. ‘Herkes kapalı bir sınıfın içinde, maskesini çıkaran da oluyor’ diyordu. Derslerin online devam etmesini istiyordu” diyor. 

Okulların açıldığını ve derslerin artık online devam edemeyeceğini, derslerinden geri kalmaması için gitmesi gerektiğini söylediklerini ileten Çakır, şimdiyse sınıfta iki vaka çıktığı için sınıfın kapatıldığını ancak buna rağmen oğlunun durumu grip gibi normal karşıladığını söylüyor. 

 “Kaygısıyla baş edemeyen çocuk davranışsal tepkiler ortaya koyabilir”

Psikolog Karasakal, sınıflarında pozitif vaka çıkan ve bu nedenle kaygılı çocukları olan ailelerin nasıl bir yaklaşım sergilemesi gerektiği sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bu kaygıyla başa çıkabilmek için çocukla etkili bir iletişim kurup kaygılarını anladığımızı ve onun yanında olduğumuzu ona hissettirmeliyiz. Ebeveynler sürece mutlaka dâhil olmalı ve daha hassas hareket etmeliler. Öğretmenlerinden alacağımız destek bu süreci daha az hasarlı atlatmak için çok önemli. Kaygısıyla baş edemeyen çocuk davranışsal tepkiler ortaya koyabilir. Süreci iyi gözlemlemeli ve bu davranış değişikliklerinin kaygısıyla alakalı olduğunu anlamalıyız.”

Uyum sürecinde çocuğu sevdiği şeylerle motive etmek ve sert müdahalelerde bulunmamanın önemine işaret eden uzman, “Okul öncesi ve sonrası süreçte onunla daha çok ve etkili vakitler geçirerek bu kaygıyı kontrollü bir şekilde atlatması sağlanmalıdır. Ciddi davranış değişiklikleri ve duygu durum bozukluklarında da bir uzmandan destek alınması gerekmektedir” dedi.