Ankara
22°

HAFİF YAĞMUR

“Müstehcenlik” suçlaması yargının yeni müdahale aracı mı?

“Müstehcenlik” suçlaması yargının yeni müdahale aracı mı?

Türkiye’de son yıllarda “müstehcenlik” suçlamasıyla açılan soruşturma ve davalar artıyor. TCK’nın 226. maddesi kapsamında yürütülen yargılamalarda özellikle kadınlar ve LGBTİ+’lar hakkında açılan dosyalar öne çıkıyor, sosyal medya paylaşımları giderek daha sık soruşturma konusu oluyor.

ABONE OL
28 Ağustos 2026 11:18
“Müstehcenlik” suçlaması yargının yeni müdahale aracı mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Oğulcan Özgenç

Türkiye’de son yıllarda “müstehcenlik” suçlamasıyla açılan soruşturma ve davalarda artış yaşanıyor. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesi kapsamında yürütülen yargılamalarda özellikle kadınlar ve LGBTİ+’lar hakkında açılan dosyalar öne çıkıyor.

Son dönemde sosyal medya paylaşımları ve dijital içerikler de bu kapsamda soruşturmalara konu edilirken, TCK 226 uyarınca açılan davalarda para ve hapis cezaları gündeme geliyor. Soruşturmaların kapsamı ve suçlamaların dayanakları ise tartışma yaratıyor.

Janset Kalan davası

“Müstehcenlik” suçlamasıyla yargılanan isimlerden biri de trans kadın aktivist Janset Kalan. Kalan, geçtiğimiz aylarda kendisine ait olmayan bir sosyal medya hesabından paylaşılan, iddianamede “bacakları ve dekoltesi görünür” olarak tarif edilen bir fotoğraf gerekçe gösterilerek 5 ay hapis ve 400 TL adli para cezasına çarptırıldı.

Kalan, söz konusu hesabın kendisine ait olmadığını belirterek paylaşım hakkında suç duyurusunda bulunmak istediğini ifade etse de savcılık “bu beyana itibar edilmemesi” gerektiğini belirterek dava açılmasını talep etti. Ankara 48. Asliye Ceza Mahkemesi ise “müstehcenlik” suçundan Kalan’a ceza verdi; hükmün açıklanması geri bırakıldı.

Kalan iki yıl önce de yine “müstehcenlik” suçlamasıyla yargılanmış, yargılama sonucu 10 ay hapis ve 12500 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştı. Peş peşe açılan davalarla yargılanan Kalan, sürecin nasıl işlediğini ve karşılaştığı uygulamaları 9. Köy’e anlattı.

“Kes, kes” diyerek konuşturmadılar

Kalan, yargılama sürecinin adil yürütülmediğini vurgulayarak duruşmada söz hakkının kısıtlandığını ifade etti.

İki kere yargılandım, iki kere ceza aldım. Duruşmada hakim ‘Kes, kes, kes’ diyerek beni konuşturmadı bile. Kopyala yapıştır bir şekilde kararı verdi, bu karar zaten önceden verilmişti” diyen Kalan, mahkemeye gitmesinin dahi sonucu değiştirmediğini söyledi.

Kalan, suçlamanın dayanağını ise şöyle anlattı: “Suç teşkil eden şey benim bacaklarımın ve dekoltemin görünür olması. O kadar korkunç ki; bu durumda kimse mini elbise giymeyecek, ipli askılı kıyafet giymeyecek, bikini giymeyecek, plajlara gidemeyecek.”

“Bacak ve dekolte” suç sayıldı!

Yargılamanın tüm kadınları ilgilendirdiğini belirten Kalan, “Kadın bedeni üzerinden bir müstehcenlik tanımı yapıldı. Çok politik bir yerden hedef alınarak usulsüz şekilde yargılandım” ifadelerini kullandı.

Kalan, hakkında verilen kararlara karşı hukuki mücadeleyi sürdüreceğini belirterek, gerekirse Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağını söyledi.

“Müstehcenlik” suçu sınırları net çizilmemiş kavramlara dayanıyor

Kalan’ın avukatı ve müstehcenlik dosyalarıyla ilgilenen Avukat Nergiz Görnaz da artan yargılamalara ve uygulamadaki pratiklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Görnaz, TCK’da yer alan “müstehcenlik” suçunun sınırları net çizilmemiş kavramlara dayanması nedeniyle geniş bir müdahale alanı yarattığına dikkat çekti:

Son dönemde müstehcenlik suçlamasıyla açılan soruşturma ve davalardaki artış, ceza hukukunun ifade alanını daraltan bir müdahale aracı olarak kullanılmasının görünümlerinden biri. Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesi ‘müstehcenlik’, ‘genel ahlak’ ve ‘toplumsal değerler’ gibi hukuken sınırları belirli olmayan kavramlara dayanıyor. Ceza hukukunda suçun açık, öngörülebilir ve dar yorumlanabilir olması gerekirken bu madde tam tersine geniş ve esnek bir müdahale alanı yaratıyor.

“Ahlak” söylemiyle kurulan yargı örüntüsü

Görnaz, ortaya çıkan tabloyu sadece geniş yorum sorunu olarak değerlendirmenin yetersiz kaldığını ve yargılamaların yapısal bir nitelik taşıdığını belirtti.

Görnaz, “Karşımızda giderek belirginleşen bir örüntü var: Ahlak söylemi hukuk kılığına sokuluyor” diyerek şu ifadeleri kullandı: “Bu duruma karşı kurulması gereken savunma stratejisi söz konusu içeriğin ‘müstehcen olmadığına ikna etmeye çalışmak’ değil, kimliklerimizin suç olmayacağını ve ifade özgürlüğünün ahlaki onaya bağlı olamayacağını vurgulamak.”

“Sorun içerik değil, sınırların dışına çıkılması”

Yargılamalardaki ortak unsurun “toplumsal düzenin” dışına çıkan anlatılar olduğunu belirten Görnaz, “Kadınların bedeni üzerindeki söz hakkını savunan, cinselliği tabu olmaktan çıkaran, LGBTİ+ varoluşları görünür kılan veya toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan her ifade çok daha kolay biçimde ‘müstehcen’ etiketiyle karşı karşıya kalıyor. Sorun içerik değil; iktidarın kabul edilebilir gördüğü yaşam sınırlarının dışına çıkılması” dedi.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.