Alev Celep
Akdeniz Havzası iklim krizinin en hızlı hissedildiği bölgelerden biri hâline gelirken, bilim insanları okyanuslarda biriken devasa enerji yükünün etkilerinin yüzyıllarca sürebileceği uyarısında bulunuyor.
Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre Akdeniz küresel ortalamadan 3,7 kat daha hızlı ısınıyor. Türkiye’de sıcaklık artışı küresel ortalamanın yaklaşık üç katına ulaşırken, İzmir ise deniz seviyesi yükselmesi kaynaklı risklerde dünyanın en kırılgan kıyı kentleri arasında gösteriliyor.
Bu değişim yalnızca uydu verilerinde ya da bilimsel raporlarda görülmüyor. Bergamalı üretici Mehmet Kurunaz, son yıllarda yaşanan dönüşümü tek cümleyle “Baharlar kayboldu” diyerek özetliyor.
Kurunaz’ın tarlasında gözlemlediği değişim, Avrupa İklim Değişikliği Servisi (Copernicus C3S) bilim insanı Francesca Guglielmo, Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ecmel Erlat ve Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Olgaç Güven’in ortaya koyduğu verilerle de örtüşüyor.
Uydulardan elde edilen ölçümler, deniz ekosistemlerinden gelen bulgular ve sahadaki üreticilerin deneyimleri aynı gerçeğe işaret ediyor: İklim krizinin etkileri artık kapıda değil, hayatın tam merkezinde.
Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nde görev yapan bilim insanı Guglielmo, küresel iklim sistemindeki en büyük tehlikelerden birinin okyanuslar ve denizlerde biriken enerji yükü olduğunu vurguluyor. Guglielmo, şu uyarılarda bulunuyor:
“Okyanuslar, sera gazlarının yarattığı fazla ısının yüzde 90’ından fazlasını absorbe ediyor. Bu durum, su sıcaklıklarında dramatik artışlara yol açıyor. En kritik nokta ise şu: Bugün sera gazı salımlarını tamamen durdursak bile, denizlerde biriken bu devasa enerjinin sisteme geri salınması ve etkilerinin ortadan kalkması yüzyıllar alacak. Derin denizlerdeki ısınma, deniz seviyesindeki yükselmeyi ve aşırı hava olaylarını çok uzun bir süre boyunca tetiklemeye devam edecek.”
Guglielmo ayrıca, Akdeniz’in kapalı bir havza olması nedeniyle bu ısınma trendine karşı çok daha hassas olduğunu ve adeta bir “sıcaklık tuzağına” dönüştüğünü sözlerine ekliyor.
Ege Üniversitesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ecmel Erlat ise iklim krizinin Türkiye ve Ege Bölgesi üzerindeki somut etkilerini verilerle ortaya koyuyor.
Türkiye genelinde yıllık ortalama sıcaklıkların son 20 yılda belirgin bir yükseliş trendine girdiğini belirten Erlat, “Dünya genelindeki sıcaklık artışı sanayi öncesi döneme göre 1,2 derece civarındayken, Akdeniz Havzası’nda ve özellikle Türkiye’de bu artış yer yer 3 ila 4 dereceyi bulmuş durumda. Yani küresel ortalamanın yaklaşık üç katı hızla ısınıyoruz” diyor.
Sıcaklık artışının yanı sıra yağış rejimlerindeki düzensizliğin ve aşırı hava olaylarının sıklığının arttığına dikkat çeken Erlat, İzmir ve çevresine ilişkin şu uyarıları yapıyor:
“İzmir, iklim krizinin getirdiği çoklu risklerle karşı karşıya. Bir yandan ani ve şiddetli yağışların yol açtığı kentsel sellerle mücadele ederken, diğer yandan uzayan ve şiddeti artan yaz kuraklıklarıyla karşılaşıyoruz. Ayrıca deniz seviyesindeki yükselme, İzmir gibi kıyı dolgu alanları geniş olan bir kent için uzun vadede en büyük tehditlerden biri. Yapılan uluslararası çalışmalarda İzmir, deniz seviyesi yükselmesinden en çok etkilenecek dünyadaki ilk 10 kıyı kenti arasında gösteriliyor. Kıyı altyapısının bu gerçeğe göre yeniden planlanması artık bir tercih değil, zorunluluk.”
Isınan deniz suyu sıcaklıkları yalnızca kıyı kentlerini değil, deniz altındaki yaşamı da kökten değiştiriyor.
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Olgaç Güven, Ege Denizi’ndeki ekolojik dönüşüme ve deniz çayırlarının durumuna dikkat çekiyor. Deniz çayırlarının Akdeniz ekosisteminin “akciğerleri” olduğunu belirten Güven, önemlerleri şöyle anlatıyor: “Bu canlılar deniz ekosistemi için hayati önem taşıyor; oksijen üretiyor, karbonu hapsediyor ve pek çok deniz canlısına yuva sağlıyor. Ancak deniz suyu sıcaklıklarının optimal sınırların üzerine çıkması, bu çayırların toplu olarak kurumasına ve yok olmasına neden oluyor. Deniz çayırlarının kaybı, kıyı erozyonunun artması ve denizel biyoçeşitliliğin çökmesi anlamına gelir.”
Sıcaklık artışının bir diğer tehlikeli sonucunun ise istilacı türlerin yayılımı olduğunu ifade eden Güven, Kızıldeniz kökenli balon balığı ve aslan balığı gibi türlerin Ege kıyılarında hızla baskın hâle geldiğini, yerli türlerin yaşam alanlarını ve balıkçılık ekonomisini tehdit ettiğini vurguluyor.
Bilim insanlarının verilerini, Bergama’da nesillerdir çiftçilik yapan 58 yaşındaki Mehmet Kurunaz’ın anlattıkları da sahada doğruluyor. Kurunaz, son yıllarda tarım takviminin tamamen altüst olduğunu belirterek şunları söylüyor:
“Eskiden martta, nisanda yağacak yağmuru, mayısta gelecek sıcağı bilirdik. Şimdi bahar diye bir şey kalmadı; kıştan doğrudan yaza geçiyoruz. Geçen yıl nisan ayında yaz sıcağı yaşadık, ardından haziranda dolu yağdı. Toprak da biz de şaşırdık.”
Kuraklık nedeniyle yer altı sularının çok derine çekildiğini ve sulama maliyetlerinin katlandığını ifade eden Kurunaz, “Eskiden 20 metreden çıkardığımız su için şimdi 80-100 metre kuyu kazıyoruz. Ürünlerin olgunlaşma süreleri değişti, sıcaklık stresinden dolayı verim düştü. Böyle giderse birkaç yıla ne ekeceğimizi, nasıl sulayacağımızı bilemez hâle geleceğiz” diyerek durumun tarımsal üretim üzerindeki etkisini özetliyor.
2025 yılı Türkiye açısından iklim kayıtlarına geçen en çarpıcı yıllardan biri oldu.
Silopi’de ölçülen 50,5 derece sıcaklık, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek değerlerden biri olarak kayıtlara geçti. Yağışlar son 30 yıl ortalamasına göre yüzde 27 azalırken, bazı bölgelerde bu düşüş yüzde 71’e kadar ulaştı. Aynı yıl içinde kaydedilen 1.011 meteorolojik afet ise Türkiye’nin modern gözlem tarihindeki en yüksek rakamlardan biri olarak kayda geçti.
Bilim insanlarına göre bu tablo tesadüf değil. Artan sıcaklıklar, toprağın ve bitkilerin daha fazla su talep etmesine neden oluyor. Yağış miktarı değişmese bile kuraklık daha ağır hissediliyor. Bu nedenle geleceğin en büyük mücadele alanlarından birinin su kaynakları olabileceği yorumları yapılıyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8884 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8476 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7827 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6979 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6508 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5378 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5151 kez okundu
1
Karaman’ın altın değerindeki hazinesi: Domalan mantarı
13681 kez okundu
2
Kuşadası’nda deprem fay hattı imara açıldı!
8876 kez okundu
3
Defalarca Yıkılan Hatay’da Binalar Alarm Veriyor
8334 kez okundu
4
Balık ağları müsilaj çekiyor: Marmara’nın balıkçıları zorda
6247 kez okundu
5
Uludağ milli park olmaktan çıktı Çevreciler ayakta!
4728 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.