Elçin Yeni
TikTok, Instagram Reels ve YouTube Shorts gibi platformlarda yaygınlaşan mikro dramalar, kısa sürede merak ve duygu uyandıran, izleyiciyi bir sonraki bölüme yönlendiren hikâyelerden oluşuyor. Yapay zekânın senaryo geliştirme, karakter oluşturma, görüntü, seslendirme ve kurgu süreçlerinde kullanılması, bu içeriklerin daha hızlı ve düşük maliyetlerle üretilmesini sağlıyor.
Yapay Zekâ Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. Ali Serhan Koyuncugil ile Dijital içerik üreticisi Ilgaz Uğurluer, yeni formatın içerik sektörüne etkilerini değerlendirdi.

Ilgaz Uğurluer
Uğurluer, mikro dramaların yükselişini yalnızca dikkat süresinin kısalmasıyla açıklamanın yeterli olmadığını belirterek izleyicilerin gün içindeki kısa zaman aralıklarında hızlıca duygu yaşayabilecekleri hikâyelere yöneldiğini söyledi. Uğurluer, mikro dramaların kısa sürede merak, çatışma ve devam etme isteği yaratabildiğini, izleyicilerin yorum ve paylaşımlarla içeriklerin yayılmasına katkı sunduğunu ifade etti.
Yapay zekânın mikro dramaların yanı sıra büyük prodüksiyonlarda da kullanılmaya başlandığını belirten Koyuncugil ise özellikle daha önce yüksek bütçeler gerektiren bilim kurgu, grafik ve aksiyon sahnelerinin yapay zekâ destekli teknolojilerle daha düşük maliyetlerle gerçekleştirilebildiğine dikkat çekti.
Koyuncugil’e göre bu dönüşüm, kaçınılmaz olarak sektördeki istihdam yapısını değiştirecek. Ancak bunun insanların tamamen üretimden çekilmesi anlamına gelmeyeceğini belirten Koyuncugil, yeni dönemde çalışanların yapay zekâ ile birlikte çalışabilecek niteliklere sahip olması gerektiğini söyledi.
Uğurluer’e göre üretimin ucuzlaması kaliteli içeriği garanti etmiyor. İçerik sayısının artmasıyla birlikte farkı yaratacak unsurun yine hikâye anlatıcılığı, özgün bakış açısı ve yaratıcı yönetim olacağını vurguluyor.
Yapay zekânın araştırma, fikir geliştirme, senaryo taslağı, görsel tasarım ve kurgu sonrası işlemlerde üretimi hızlandırdığını belirten Uğurluer, ortaya çıkan sonucun tamamlanmış bir işten çok geliştirilmesi gereken bir başlangıç noktası olduğunu söyledi.
Koyuncugil ise insan faktörünün önemini koruduğuna dikkat çekerek, “Önemli olan yapay zekâya doğru girdilerin verilebilmesi. Yapay zekâ ne kadar gelişmiş olursa olsun, üretim sürecini yönlendiren kişinin niteliği belirleyici olmaya devam ediyor” dedi.
Yapay zeka tarafından üretilen karakter, görüntü, ses ve hikâyelerin telif hakkının kime ait olacağı ise sektörün en tartışmalı başlıklarından biri. Koyuncugil, yapay zeka etiği ve fikri mülkiyet alanındaki hukuki çerçevenin hâlâ önemli ölçüde gri alanlar barındırdığını belirtiyor. Özellikle yapay zekâ tarafından ortaya çıkarılan bir içerikte senarist, yapımcı, kullanıcı ve sistemi geliştiren kişi arasındaki sorumlulukların net biçimde belirlenmesi gerektiğini savunuyor.
Koyuncugil’e göre bu alandaki belirsizlikler giderilene kadar tarafların sorumluluklarını hukuki sözleşmelerle mümkün olduğunca açık biçimde tanımlaması gerekiyor. Yapay zekanın kendisinin hukuki veya cezai sorumluluk üstlenemeyeceğine dikkat çeken Koyuncugil, sorumluluğun sistemi geliştiren, kullanan ve üretim kararlarını alan insanlar arasında değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Prof.Dr. Ali Koyuncugil
Yapay zekânın geçmişte üretilmiş içerilerden ve verilerden yararlanması, özgünlük tartışmasını da gündeme getiriyor. Koyuncugil, geniş veri havuzlarının yeni senaryo ve karakterler oluşturmak için fırsatlar sunabileceğini belirtirken Uğurluer, başarılı olmuş içeriklerin kalıplarının tekrar edilmesi riskine dikkat çekti.
Uğurluer, “İçerik teknik açıdan kusursuzlaşırken yaratıcı açıdan tekdüzeleşebilir” uyarısında bulundu. Yapay zekânın izleyici tercihlerini analiz etmek için kullanılabileceğini belirten Uğurluer, yaratıcı kararların bütünüyle algoritmalara bırakılmaması gerektiğini savundu.
Koyuncugil ise dijital platformlar ve sosyal medyanın toplumların davranışlarını ve yaşam alışkanlıklarını etkilemesinin yapay zekâdan önce de var olan bir süreç olduğunu belirtti.
Koyuncugil, Türkiye’nin teknoloji ve içerik üretimi alanında önemli bir potansiyele sahip olduğunu ancak gerekli destek mekanizmaları oluşturulmazsa yapay zekâ destekli içerik ekonomisinde ithalatçı konumuna düşebileceğini söyledi.
Uğurluer ise Türkiye’nin güçlü dizi üretim deneyiminin, geniş yaratıcı insan kaynağının ve uluslararası alanda tanınan hikaye anlatıcılığının önemli bir avantaj olduğunu belirtti. Özellikle yapay zeka destekli çeviri, seslendirme, altyazı ve yerelleştirme teknolojilerinin Türk hikâyelerinin farklı pazarlara taşınmasını kolaylaştırabileceğini belirten Uğurluer, Türkiye’nin küresel pazarda yalnızca üretim hızına değil, özgün karakterlerine, mekânlarına ve anlatım biçimine yatırım yapması gerektiğini vurguladı.
İki uzmana göre mikro dramaların kısa vadede Netflix gibi dijital platformların ve geleneksel televizyonun yerini tamamen alması beklenmiyor. Uğurluer, aynı hikâyenin uzun dizi, dijital platform içeriği ve kısa sosyal medya videoları gibi farklı formatlarda hazırlanabileceğini belirtti.
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
14878 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9122 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8600 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7051 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6564 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5496 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5230 kez okundu
1
“Çeto” ile röportaj: ChatGPT insanların yeni dert ortağı mı?
5620 kez okundu
2
Yapay zekâ demokrasiyi tehdit mi ediyor?
4756 kez okundu
3
Dijital aktivizm kalıcı değişim yaratabiliyor mu?
3671 kez okundu
4
Gençler ekran başında: Sosyal medya, duyguları ve iletişimi nasıl şekillendiriyor?
2578 kez okundu
5
Yapay zeka çevirmenleri “kalite kontrolörü” yapıyor
2392 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.