Ankara
20°

HAFİF YAĞMUR

Aile hekimleri hala soruyor: “Hekim miyiz, işletmeci mi?”
  • 9.Köy
  • Emek
  • Aile hekimleri hala soruyor: “Hekim miyiz, işletmeci mi?”

Aile hekimleri hala soruyor: “Hekim miyiz, işletmeci mi?”

Aile hekimleri, sahanın gerçeklerinden uzak olduğunu belirttikleri performans sistemine karşı itirazlarını ve sistemin iyileştirilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor. 9. Köy, Aile Hekimleri Derneği Başkanı ile sorunları ve çözümleri konuştu. Hastanın kendi isteğiyle başka bir doktora gitmesi ya da ortalamanın üzerinde ilaç yazılması gibi durumlarda uygulanan yüksek maaş kesintilerine tepki gösteren hekimler, "Fatura hep bize çıkarılıyor; biz işletmeci değil, hekimiz" diyor. Hekimlere göre tedavi hizmetleri yeni iş tanımlarında neredeyse 7’nci sıralara geriledi.

ABONE OL
22 Eylül 2026 13:07
Aile hekimleri hala soruyor: “Hekim miyiz, işletmeci mi?”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rümeysa Nur Karaosmanoğlu

Sürekli değişen bürokratik prosedür ve sahanın gerçekleriyle örtüşmeyen performans kriterleri, aile hekimlerini hala ikna edemedi. Hekimler “doktorluk” ile “işletmecilik” arasına sıkıştığını söylüyor. İdari baskılar ve yorucu mesai koşulları altında mesleklerini icra etmeye çalışan hekimler, zor yürüyen sistemin kalıcı bir şekilde onarılmasını ve meslek onurlarına saygı duyulmasını talep ediyor.

Türkiye’de sağlık sisteminin ilk ve en önemli durağı olan aile hekimliği; aile hekimlerine göre artan evrak işleri, maddi zorluklar ve sürekli değişen kurallar nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Doktorlar, asıl işleri olan hasta muayenesinden uzaklaştırılarak adeta birer veri giriş memuruna ve işletmeciye dönüştürüldüklerini ifade ediyor. Adana Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Kadir Can Tuncer ve Aile Hekimi Dr. Habip Yavuz ’un anlattıkları, masa başında kolayca verilen kararların muayene odalarında  sağlık merkezlerinde nasıl büyük sorunlara yol açtığını ve hekimlerin taşıdığı ağır yükü net bir şekilde ortaya koyuyor.

İşletmeci miyiz, memur mu?

Sistemin en büyük çelişkilerinden biri, hekimlerin hekimlik görevlerinin dışına itilerek merkezlerin fiziksel ve ekonomik idaresini üstlenmek zorunda bırakılması olarak öne çıkıyor. Aile Hekimi Dr. Habip Yavuz, sağlık ocaklarının birçoğunun devlete ait olmadığını, doktorların dükkan bularak mülk sahipleriyle kendi iş yerleriymiş gibi kira anlaşması yapmak zorunda kaldığını ifade ediyor. Hekimler, yüksek miktarlara ulaşan kira bedellerini kendi maaşlarından öderken, devlet tarafından yatırılan gider ödeneklerinin masrafları tamamen karşılamaya yetmediğini vurguluyor.

Dr. Tuncer de bu tabloyu destekleyerek, “Harcama söz konusu olduğunda işletmeciyiz, haklarımızı istediğimizde memuruz” sözleriyle hekimlerin yaşadığı kimlik karmaşasını özetliyor. Sağlık merkezlerinin personelinden iklimlendirmesine kadar tüm masraflarının doktorlar tarafından taşeron şirket gibi karşılandığını belirten Dr. Tuncer, ödeneklerin kesilmesi yüzünden büyükşehirlerde kiraların bile ödenemez hale geldiğini aktarıyor.

Hekimler, Aile Sağlığı Merkezleri’nde görev yapan yardımcı personelin maaşlarının da doktorların sorumluluğunda olmasının, ciddi ihtiyaç duyulmasına rağmen yeni personel istihdamını engellediğini belirtiyor. Ayrıca hekimler, geleceğe yönelik maddi güvencesizlik hissi sebebiyle emeklilikten dahi korkar duruma geldiklerini vurguluyor.

Muayene odasında bürokrasi gölgesi

Sisteme sonradan entegre edilen platformlar ve sürekli değişen yazılımların, hekimlerin asli görevi olan tedavi edici hizmetleri geri plana ittiğini söyleyen Dr. Yavuz, Hasta Yönetim Platformu (HYP) üzerinden ölçülen performans kriterlerinin her geçen gün artmasının, doktorları muayene ve tedavi işlerinden kopardığına dikkat çekiyor.

Biz doktoruz, evrak personeli değil” diyen Dr. Yavuz, MHRS, e-Nabız ve e-Reçete gibi sistemlerdeki sürekli çökmelerin de iş yükünü katladığını belirtiyor. Özellikle e-Rapor sistemi üzerinden tahsil edilmesi gereken ücretlerde, vatandaşların teknolojik yetersizlikleri sebebiyle doktor ve hemşirelerin adeta vezne elemanı gibi çalışmak zorunda kaldığını vurguluyor.

Yetkililerin sürekli fikir değiştirerek yeni programlar dayatmasını eleştiren Dr. Tuncer ise, bürokrasinin masa başında ürettiği “çimenleri saymaya benzeyen” işlevsiz görevlerin hekimler üzerinde bir mobbing aracına dönüştüğünün altını çiziyor. Dr. Tuncer, sahadaki bu kopukluğu şu çarpıcı örnekle ifade ediyor: “Yüzlerce bürokratik emir arasında, doktorların tedavi hizmetleri görev tanımında neredeyse yedinci sırada yer bulabiliyor. Sadece yatan hastaya yapılabilecek teknik bir işlem olan ’24 saatlik idrarda protein’ tahlili biz aile hekimlerinden isteniyor ve yaşlı bir hastadan 24 saat boyunca idrar biriktirmesini istemek maalesef ki sahanın gerçekleriyle bağdaşmıyor.”

“Memnuniyet” ve “performans” kıskacında hekimlik

Aile hekimlerinin karşılaştığı bir diğer durumun, ceza ve kesinti mekanizmasının hekim aleyhine çalışan yapısı olduğunu belirten Dr. Yavuz, “Hastaya yazılan antibiyotik, mide koruyucu veya ağrı kesici gibi ilaçlarda il ortalamasının aşılması durumunda doğrudan biz aile hekimlerinin maaşından kesinti yapılıyor. Hekimler olarak hastanın ihtiyacı olan ilacın yazılmasına sınır getirilmesini ve aşıldığında hekime ceza kesilmesini haksız buluyoruz. Üstelik, hastanın kendi özgür iradesiyle başka bir doktora gitmesi halinde bile ‘başvuru ücreti’ adı altında hastanın kayıtlı olduğu aile hekiminin maaşından yüksek meblağlarda kesinti yapılıyor. Bu durum aylık gelirimizi ciddi şekilde etkiliyor” şeklinde konuştu.

“Ölçme Değerlendirme Sistemi mobbinge dönüşüyor”

Bu performans baskısının bir “zorbalama aracına” dönüştüğünü belirten Dr. Tuncer, beyin cerrahisi gibi üst düzey bir iş yapan hekimlerin dahi katı mesai saatleri içine sıkıştırılarak denetlenmesinin mesleğin doğasına aykırı olduğunu ifade etti.

İdari baskıların yalnızca günlük çalışma düzeniyle sınırlı kalmadığını, hekimlerin en temel yasal haklarına kadar uzandığını vurgulayan Dr. Tuncer, yıllık izin kullanımında yaşanan ekonomik cezalandırmayı şu sözlerle aktardı: “Yasal bir hak olan yıllık iznin kullanılabilmesi için dahi yerine bakacak bir hekim bulunması gerekiyor; aksi halde doktor izin kullansa bile bakanlık tarafından maaşı kesiliyor.

Hekimler, sistemin baştan aşağı yıkılıp her gelen yöneticiyle sil baştan kurgulanmasından ziyade, mevcut kazanımların korunarak akılcı çözümler üretilmesi gerektiği görüşünde. Geçmiş yıllarda yüzde 95’leri bulan aşılama oranlarıyla Avrupa’ya örnek olan yapının günümüzde işlevsiz hale getirildiğini savunan Dr. Tuncer, sistemdeki aksaklıkların ancak işin uzmanları tarafından düzeltilebileceğini belirterek durumu şu sözlerle özetliyor:

Arabanızda küçük bir çizik varsa oraya kendiniz macun atıp rezil etmez, ustasına götürürsünüz. Bizim anlattığımız bu sorunlar da aslında sistemin uzmanları tarafından yapılacak küçük ve doğru dokunuşlarla düzelebilecek şeylerdir.”

Sistemsel onarımın yalnızca bürokratik reformlarla sınırlı kalmadığını, toplumsal bir zihniyet değişiminin de zorunlu olduğunu vurgulayan Dr. Tuncer, vatandaşların hekimlik mesleğine yönelik tutumunu ise şu sözlerle eleştiriyor:

Vatandaşımızın da mesleğimize saygı duyması gerekir. Aile sağlığı merkezlerinin mesai saatinin bitimine doğru ‘geçerken uğranıp ilaç yazdırılacak bakkal dükkanları’ olarak görülmemesi gerekiyor. Bizler bunca iş yükü altında çabalarken bekleme salonlarından yükselen ‘boş oturuyorlar’ şeklindeki asılsız eleştiriler de oldukça yorucu. Burası hususi zaman ayrılması gereken bir yer.”

Dr. Yavuz. ise sağlıklı bir toplum idealinin özünü hatırlatan şu soruyu yöneltiyor: “Ben sağlıklı olmazsam, halkın sağlığını nasıl koruyacağım?

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.