DOLAR %
EURO %
ALTIN
Ankara
22°

AÇIK

Ekoloji mücadelesinin ekonomik yükü de çok ağır
  • 9.Köy
  • Çevre
  • Ekoloji mücadelesinin ekonomik yükü de çok ağır

Ekoloji mücadelesinin ekonomik yükü de çok ağır

Ekoloji alanında mücadele veren yaşam savunucuları, yalnızca ekokırım ve doğa tahribatıyla değil ekonomik, fiziksel ve psikolojik baskılarla da karşı karşıya kalıyor. Gönüllüler harçları, keşif ve kırtasiye giderlerini dayanışmayla karşılamaya çalışıyor. Gazeteci Songül Karadeniz; yaşam savunucularıyla, kendi doğasını korumaya çalışanlarla, verdikleri mücadeleyi ve bu süreçte maruz kaldıkları zorlukları konuştu.

ABONE OL
17 Ağustos 2026 12:36
Ekoloji mücadelesinin ekonomik yükü de çok ağır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Songül Karadeniz

Muğla’da ekolojik mücadele alanları son yıllarda giderek artarken, yaşam alanlarını korumak isteyenlerin üstlendiği ekonomik psikolojik yükler de çoğaldı. Özellikle “ÇED gerekli değildir” ya da “ÇED” olumlu” kararı verilen projelerin armasının yarattığı ekolojik yıkım; Muğla’daki ekoloji örgütleri, aktivistler ve yurttaşlar tarafından tepki görüyor.

Akbelen’de köy ve zeytinliklerin tahrip edilmesi, Marmaris’te Sinpaş/Kızılbük projesinin yarattığı yıkım, Bodrum’da kıyı işgalleri ve Poseidon çayırı gibi türlerin yaşam alanlarına yönelik müdahaleler davalara da konu oldu.

Ekoloji mücadelesi yürüten yaşam savunucuları, yalnızca doğa tahribatına değil, artan dava masrafları, ekonomik yükler, baskılar ve dezenformasyonla da mücadele ediyor. Muğla’da farklı yaşam alanı mücadelelerinin içinde yer alan Aydın Bodur, Esra Işık ve Halime Şaman, ekoloji mücadelesinin giderek ağırlaşan ekonomik ve hukuki maliyetlerine dikkat çekti.

Bu üç isim de kendilerini özellikle “iklim aktivisti” değil, “yaşam savunucusu” olarak tanımlıyor. Mücadelenin yalnızca iklim krizine karşı değil; toprağı, suyu, üretimi ve yaşam alanlarını korumaya yönelik olduğunu vurgulayan yaşam savunucuları, yaşadıkları bölgelerdeki çevresel müdahalelerin gündelik yaşamlarını doğrudan etkilediğini vurguladı.

İkizköy direnişinin öne çıkan isimlerinden Esra Işık, mücadele nedeniyle günlük yaşamın şirketlerin faaliyetleri, kamulaştırma kararları ve dava takvimlerine göre şekillendiğini söyledi. “Hasat zamanı mahkeme salonlarında oluyorsunuz. Bayram planı yapamıyorsunuz çünkü ertesi gün dozer gelebilir” diyen Işık, en büyük ekonomik kaybın yalnızca dava giderleri değil, üretimden kopmak olduğunu dile getirdi.

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) gönüllülerinden Aydın Bodur ise çevre davalarının maliyetlerinin son yıllarda ciddi biçimde arttığını belirterek, bilirkişi ve yargılama giderlerinin yüz binlerce liraya ulaşabildiğini söyledi. Bodur, gönüllülerin bu yükü dayanışmayla karşılamaya çalıştığını ifade etti.

Marmaris Kent Politikaları Derneği’nden Halime Şaman da dava harçları, keşif ücretleri, seyahat ve kırtasiye giderlerinin gönüllüler açısından önemli bir yük oluşturduğunu belirtti.

Şaman bazı davalarda keşif bedellerinin 500 bin liraya kadar çıkabildiğini belirterek, “Dava maliyetleri ne kadar yüksek olursa orada yaşayan yerel halkın hukuka ya da adalete erişim şansı o derece zor oluyor” diye konuştu.

Işık, ekonomik yükün yalnızca dava masraflarından ibaret olmadığını söyledi. Mücadele nedeniyle üretimden de uzak kaldıklarını belirten Işık, “Bir köylünün en büyük sermayesi zamanı ve emeğidir. Biz mücadele ederken çoğu zaman üretimden koparılıyoruz” dedi.

Duruşma ve keşifler nedeniyle tarlaların ve hayvanların bakımının aksayabildiğini belirten Işık, “Bu mücadele sadece cebimizden para eksiltmiyor; yıllarımızı, emeğimizi, üretimimizi de bizden alıyor” ifadesinde bulundu.

Bodur ise artan maliyetler karşısında dayanışmanın önemine dikkat çekti: “Bu pahalılık içinde bir dayanışma örerek ekstra bedellerin üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Çaresizliğe çareler üretmek için tek yolumuz dayanışma.”

“Kriminalize edilmeye çalışılıyoruz”

Üç isim, ekoloji mücadelelerinde sıkça karşılaştıklarını belirttikleri “fonlanma” ve çeşitli kişi veya kuruluşlarla bağlantılı oldukları yönündeki iddiaların kamuoyu nezdinde mücadeleyi itibarsızlaştırmaya yönelik kullanıldığını söyledi.

Işık, “Türkiye’de halk kendi hakkını savunmaya başladığında ilk yapılan şey, o mücadelenin meşruiyetini tartışmaya açmaktır” dedi. Mücadelenin kaynağının yaşadıkları toprak olduğunu belirten Işık, “Dün hangi zeytinliği sürüyorsak bugün de onu sürüyoruz. Bunun için fon aramaya da, senaryo yazmaya da gerek yok” diye konuştu.

Şaman ise bu iddiaları “kriminalize edici propaganda” olarak nitelendirerek, “Sizi yalnızlaştırmaya ve kriminalize etmeye çalışıyorlar” dedi. Şaman, “Buna karşı mücadele ederken“zamanın gücüne ve kendi doğruluğumuza yaslanıyoruz” dedi.

Bodur ise bilgi kirliliğinin mücadele açısından ayrı bir sorun oluşturduğunu belirterek, “Böyle bir ortamda, sürekli kendinizi, yakınlarınızı, hakkınızı, sevdiklerinizi, hakikati bulmak üzere önümüze düşen her bilgiyi doğrulatmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Gözaltı, tutukluluk ve davalar

Ekoloji mücadelesinin hukuki ve fiziksel baskılarla da karşı karşıya kaldığını belirten üç isim, gözaltı ve dava süreçlerinin caydırıcı etkisine dikkat çekti.

Işık, yedi yılı aşkın süredir köyünü savunmak için devam eden mücadelesi sırasında gözaltı, soruşturma, dava ve tutukluluk süreçleri yaşadığını belirterek, “İnsanların yaşamı tehdit altındaysa korkunun sınırı da değişiyor” dedi.

Yakın zamanda yaşadığı tutukluluk sürecinin ekonomik ve sosyal etkilerini de anlatan Işık, “Çalışamıyorsunuz, üretimden kopuyorsunuz. Ama aslında bu yük yalnızca size ait olmuyor. Aileniz de sizinle birlikte bu süreci yaşıyor” diye konuştu.

Şaman da eylemler sırasında iki kez gözaltına alındığını, hakkında devam eden bir tazminat davası bulunduğunu belirtti. Yaşadığı ekonomik kayıbı, “Yaklaşık 11 ay maaş alamadım ve bir anda hiçbir birikimim olmaksızın günlük hayatı devamı devam ettirecek param kalmadı” sözleriyle tarif etti.

“Bu mücadele yalnızca çevre mücadelesi değil”

Akbelen İkizköylü Esra Işık’a göre yaşam alanı mücadelelerinde görünmeyen temel unsurlardan biri, mücadelenin emek ve sınıf boyutu. “Haberlerde çoğu zaman kesilen ağaçlar gösteriliyor ama o ağacın neden kesildiği, kimin için kesildiği, bedelini kimin ödediği yeterince konuşulmuyor” diyen Işık, mücadelenin yalnızca doğa-insan ilişkisi üzerinden ele alınmaması gerektiğini savundu.

Işık, “Toprak dediğiniz şey aynı zamanda geçimdir, su üretimdir, zeytinlik kuşaklar boyunca birikmiş emektir, hafızadır, gelecektir” ifadelerini kullandı.

Bodur ise mücadelenin uzun soluklu olduğunu belirterek, “Saldırılara karşı durmak, saldırıları yavaşlatmak bile dünyanın geleceği için bir başarı” dedi.

Şaman’ın mücadeleyi sürdürme gerekçesi ise yaşam hakkına ilişkin yaklaşımında karşılık buluyor: “Hayata çit çekemezsiniz. Bu çitleri çekmeye çalışanlar olduğu sürece biz de galiba bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.