Hilal Acar
Diyetisyenler, sağlık sisteminde kritik bir rol üstlenmelerine rağmen, yetersiz istihdam, düşük ücretler ve mesleki yetki kısıtlamalarıyla mücadele ediyor. 9.Köy’e konuşan diyetisyenler, “Sağlık sistemi, beslenme düzenini küçümsedikçe tedavi tamamlanmaz” görüşündeler.
Akademik Diyetisyenler Derneği Başkan Yardımcısı Volkan Yağdı, Diyetisyen Ayşenur Semizoğlu, Diyetisyen Binnaz Sude Gündüz ve ismini vermek istemeyen Gazi Hastanesi diyetisyeni diyetisyenlerin yaşadığı sorunları gün yüzüne çıkardı. Diyetisyen Semizoğlu, “Diyetisyenler olmadan sağlık hizmeti tamamlanmaz. Doktorlar, beslenme tedavisini küçümsemeyi bırakmadıkça ne meslek hak ettiği değeri görecek, ne de hastalar bütüncül bir tedavi alabilecek. Bu anlayış değişmediği sürece, zarar gören sadece diyetisyenler değil; toplumun kendisi olacaktır” dedi.
Türkiye’de giderek artan obezite oranları, kronik hastalıkların yaygınlaşması ve sağlıklı yaşam çağrılarının yükselmesine rağmen, bu alanda en kritik görevlerden birini üstlenen diyetisyenler sağlık sisteminde görünmez halde. Kamuda yetersiz istihdam, hastanelerde tanımsız görevler, özel sektörde ise düşük ücretler ve mesleki sömürüyle karşı karşıya kalan diyetisyenler, mesleki itibar ve yetki açısından ciddi bir kriz yaşıyor.

Volkan Yağdı
Akademik Diyetisyenler Derneği Başkan Yardımcısı Diyetisyen Volkan Yağdı, diyetisyenlerin çoğu hastane ortamında var olma savaşı içerisinde olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Görev tanımları ve iş kapsamında bazı eksikler var. Diğer meslek grupları tarafından hastane içerisinde kabul edilmeme, varlıklarının gereksiz bulunması gibi bir tablo içindeler. Sadece diyetisyene gözükmek maalesef hastalar için mümkün değil. Özellikle servislerde diyetisyenlerin yeri açısından eksiklikler var, hastaların takibi mümkün olamıyor. Sadece yatış sırasında iletişime geçiliyor, devamı gelmiyor.”
Yağdı, vatandaşların diyetisyen için randevu almasının çetrefilli yollardan geçtiğini belirterek süreci şu ifadelerle anlattı: “Diyetisyen randevusu almak için öncelikle dahiliye ve iç hastalıklar gibi bölümlere gitmek sonrasında ise gidilen doktorlardan diyetisyene yönlendirilmek istenerek randevu oluşturulabiliniyor. Direkt olarak randevu oluşturmak mümkün değil. Bu durum diyetisyenler ile hastalar arasındaki bağı koparıyor ve ulaşabilirlik sorununu büyütüyor.”
Klinik diyetisyenlerin önceden kaliteli bir tartı cihazı ile mesleklerini yaptığını ama şuan durumun daha farklı olduğunu belirten Yağdı, “Bu değişim özellikle iştah kapatma ve bölgesel kilo verme açısından danışanların bir alternatif araması üzerinde farklı cihazların da ofislerde bulunması gerekliliği ortaya çıkardı. Bu durum özellikle danışanların diyetisyen araştırmalarında bu cihazların var olup olmadığını araştırarak diyetisyen seçmelerine neden oluyor. Sonuç olarak ofis açacak diyetisyenler maddi açıdan zorlanıyor. Özel kliniklerde ve hastanelerde ise diyetisyenlere genellikle asgari ücret verilmekte ve özel sektörde çalışan diyetisyenler hak ettikleri maaşı alamıyorlar. Bazı özel klinikler görev tanımını genişletip farklı işlerde de çalıştırabiliyorlar” dedi.
Yağdı, diyetisyenlik bölümünün atamasının zor alımlarının az olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Son açıklanan KPSS Sağlık Bakanlığı sözleşmeli personel tercih kontenjanlarına bakıldığında bir iyileştirme olmasına, kontenjanın önceki tercih kontenjanına göre 1.6 kat artmasına ve ilçe sağlık merkezleri de dahil edilmesine rağmen sadece 116 kişilik bir kontenjan açıldı. Ülkemizde birçok üniversitede diyetisyenlik bölümü var ve ortalama 75 – 80 kişilik öğrenci kapasiteleriyle hala istenilen istihdam seviyesine ulaşamıyoruz. Bu sebeple çoğu mezun diyetisyen özel sektörlere ya da sosyal medyaya, kendi ofisini açmaya yöneliyor”

Ayşenur Semizoğlu
Diyetisyen Ayşenur Semizoğlu, yeni mezun diyetisyenlerin en büyük sorunun “tecrübe” olduğunu belirterek, “Tecrübe elbette önemli. Ancak bizler dört yıl boyunca sadece teorik dersler değil; yoğun stajlar, laboratuvar çalışmaları ve saha uygulamalarıyla eğitimimizi tamamlıyoruz. Bu süreç zaten mesleki bir deneyim kazandırıyor. Dolayısıyla yeni mezun olduğumuz için bütünüyle ‘deneyimsiz’ görülmemiz adil değil. Yine de özel sektörde bu etiket sıkça karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman da düşük ücretlerin gerekçesi olarak kullanılıyor” dedi.
Diyetisyenlerin yalnızca besinleri değil aynı zamanda insan sağlığını yönettiğini ifade eden Semizoğlu, bu düşünce yerleşmedikçe yeni mezun diyetisyenlerin özel sektörde kendilerini gösterebilecek bir alanın zor olduğunu belirtti. Özel sektörde “tecrübesiz” bahanesiyle düşük ücretlere mahkum eden sistemin özel sektörü değersizleştirdiğini vurgulayarak, “Diyetisyenin bilgi birikimini ve emeğini görmezden gelmek, sadece mesleğe değil, topluma da zarar veriyor. Bizim kusurumuz yeni mezun olmak değil; asıl kusur, özel sektörün emeğe değer vermemesi” dedi.
Semizoğlu, diyetisyenlerin hastanelerde mesleki saygınlık ve yetki alanlarının tam anlamıyla kabul görmediğini ve diyetisyenleri “yardımcı sağlık personeli” gibi konumlandırdığını açıkladı. Semizoğlu, açıklamasına şu şekilde devam etti:
“Oysa bilimsel gerçek şu ki; beslenme tedavisi, özellikle kronik hastalıklarda ve klinik vakalarda tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Ne yazık ki pratikte bu böyle işlemiyor. Diyetisyenlerin hazırladığı beslenme programları çoğu zaman ikinci planda kalıyor ya da doktor onayı olmadan uygulanmıyor. Yani diyetisyenin sözü tek başına yeterli görülmüyor. Bu durum hem hastaların sağlığı açısından kayıp yaratıyor hem de mesleki tatmini düşürüyor. Bunun en somut örneklerinden biri, hastaların diyetisyene doğrudan ulaşamaması. Hatta bazı doktorlar hastayı diyetisyene yönlendirmek yerine ‘ekmeği azalt, şekeri kes, biraz yürü’ gibi yüzeysel önerilerle hasta evine yollanıyor. Oysa bu tavsiyeler kişiye özel bir beslenme tedavisi değil, sadece geçiştirme niteliğinde yaklaşımlar.”
Diyetisyenlerin planladığı beslenme listesinin çoğu zaman “ek bir tavsiye” gibi algılandığını belirten Semizoğlu, “Oysa yanlış beslenme tedavisi, yanlış ilaç tedavisi kadar tehlikeli sonuçlar doğurabilir” dedi.

Binnaz Sude Gündüz
Diyetisyen Binnaz Sude Gündüz, Türkiye’nin beslenme röntgen tablasonun korkunç olduğunu belirterek, besinin üretiminde, denetiminde, sofraya gelmesinde, pişirilmesinde, porsiyonlamasında, eşleştirilmesinde problemlerin olduğunu ifade etti. Türkiye’de her dört çocuktan birinin kilolu ve obez olduğunu yetişkin nüfusunda da obezite sıklığı en yüksek Avrupa ülkesi olduğunu açıkladı.
Gelecek dönemde diyetisyenlerin “stratejik personel” kabul edilmesi gerektiğini ancak gerçeklikten çok uzak bir istek olduğunu söyleyen Gündüz, “Son 10 yılda diyetisyenlik mezun sayısı hızlıca arttı. Ancak kamu istihdamı ve atamalar buna paralel artış göstermedi. Her atama döneminde toplam (2 atama birlikte) 200- 250 diyetisyen atanıyor. Ancak yıllık mezun sayısı tahmini 3 bin 500 kişi. Ülkemizde 60 bin diyetisyen varken kamu istihdamı sadece 4 bin 500 – 5 bin kişi civarında. Özel sektöre sıkıştırılmış bir sağlık meslek grubuna dönüşmüş durumdayız. Diğer ülkelere baktığımızda diyetisyen istihdamının yüzde 50 kamu yüzde 50 özel sektör şeklinde olduğunu görüyoruz” dedi.
Halk sağlığı açısından, diyetisyenlik hizmetlerinin birinci basamağa indirilmesi gerektiğini söyleyen Gündüz, “Bu, dolaylı yoldan ilaç harcamalarını azaltacak, hekime binen yükü azaltacak, hasta sayısını azaltacaktır. SGK hastanelere diyetisyen poliklinik hizmetleri için geri ödeme yapmıyor. Bu durum meslektaşlarımızın döner sermayeden hakkettikleri payı alamamasına sebep oluyor. Nütrisyonda, diyalizde, yemekhanede de durum bu. Sorumluluk var, yetki başkasında. İşi diyetisyen yapıyor, katkıyı başka bir personel alıyor. Bunun acilen değişmesi gerekir” ifadelerini kaydetti.
Meslek odasının olmamasından dolayı diyetisyenlerin hak gasplarına fazlaca maruz kaldığını anlatan Gündüz, mevcut durumun ivedilikle düzeltilmesi için, “3 basamaklı bir plan önerimiz var. ASM, SHM vb. birinci basamak sağlık hizmetlerine diyetisyenlerin entegre edilmesi, il ve ilçe sağlık merkezlerine atanacak diyetisyenler ile halka beslenme eğitimleri verilmesi ve kronik hastalıklarda beslenme yönetimi öğretilmesi, il ve ilçe milli eğitim kadrosuna atama ile okullarda çocuklara beslenme eğitimi dersleri verilmesidir” dedi.
İsmini vermek istemeyen Gazi Üniversitesi Hastanesi’nde görevli bir diyetisyen, alanda yaşanan sorunları şu sözlerle dile getirdi: “Bizim alanda hala uzmanlaşmaya yönelik bir adım yok; bu da hastane düzeyinde büyük bir eksiklik yaratıyor. Diyetisyen sayısı yetersiz olduğu için, zaman zaman kendi alanım dışındaki hasta gruplarına da bakmak zorunda kalıyorum. Bu ne danışan için doğru ne de bizim için. Üstelik, yoğunluk nedeniyle her hastaya ancak 5-10 dakika ayırabiliyoruz. Oysa ki bir danışanla sağlıklı ve etkili bir beslenme planı oluşturabilmek için en az 15-20 dakikalık bir görüşme süresine ihtiyaç var. Ancak bu mevcut iş yüküyle mümkün olmuyor. Hastanelerde diyetisyen yetersizliği ciddi sorun. Atama olması şart.”
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7662 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6704 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6428 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6328 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4974 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
4810 kez okundu
7
Diyarbakır Cezaevi’ne iş makinaları girdi: İşkencenin izleri mi siliniyor?
4686 kez okundu
1
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
7662 kez okundu
2
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6704 kez okundu
3
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
6428 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6328 kez okundu
5
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
4974 kez okundu