Ankara
13°

PARÇALI BULUTLU

Çukurova süper hücre fırtınalarına karşı savunmasız
  • 9.Köy
  • Çevre
  • Çukurova süper hücre fırtınalarına karşı savunmasız

Çukurova süper hücre fırtınalarına karşı savunmasız

Çukurova’da, dönen hava akımlarıyla gelişen ve dolu, şiddetli yağış, kuvvetli rüzgar ile hortum üretebilen süper hücre fırtınalarının artması tarımsal üretimi tehdit ediyor. Çiftçiler afetler karşısında çaresiz kalırken uzmanlar, “Yaşananlar kader değil; beton ve asfaltla şekillenen yerel iklim politikalarının sonucu” değerlendirmesinde bulunuyor.

ABONE OL
2 Ekim 2026 10:25
Çukurova süper hücre fırtınalarına karşı savunmasız
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rümeysa Nur Karaosmaoğlu

Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden olan Çukurova bölgesinde son yıllarda artış gösteren süper hücre fırtınaları tarımsal üretimi derinden sarsıyor. Tarım alanları doğa olaylarına karşı savunmasız kalırken, uzmanlar yaşanan bu sürecin sadece küresel bir krizden ziyade, kentsel betonlaşma ve yanlış ulaşım tercihleriyle şekillenen yerel kararların bir sonucu olduğuna dikkat çekiyor.

“Tarımı üstü açık bir fabrikada yapıyoruz”

Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, Çukurova’da değişen hava olaylarının yıkıcı etkilerini doğrudan şu sözlerle anlattı:

“Çukurova, yılın 365 günü ekim ve dikimin aralıksız devam ettiği bir bölge. Ancak son yıllarda atmosferin üst katmanlarından aşağı inen süper hücreler ve yıkıcı hortumlar görülmeye başlandı. Eskiden Amerika kıtasında rastlanan bu fırtınalar; narenciye, karpuz, kavun, domates ve biber gibi tüm ekili ürünlerimizi doğrudan tehdit ediyor. Geçtiği yerlerde ağaçları kökünden sökerek ve seraları yerle bir ederek devasa maddi hasarlara yol açıyor.”

Çiftçinin çaresizliğini vurgulayan Doğan, “Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün renk kodlu uyarılarını sürekli takip ediyoruz. Ancak tarımı ‘üstü açık bir fabrikada’ yaptığımız için afetlere karşı önlem alma şansımız maalesef yok. Bir ihbar aldığımızda traktörleri garaja çekmek veya seraları kapatmak dışında yapabileceğimiz bir şey kalmıyor. Bu noktada çiftçimizin tek güvencesi, ürün bedelinin devlet tarafından karşılandığı TARSİM sistemidir. Eksperler gelip sağlam ürünleri düşerek zararı çiftçiye ödüyor” dedi.

“Aşırı yağıştan tarlaya girilemedi, hasat haftalarca gecikti”

İklime dayalı ani üretim değişiklikleri yapmanın kolay olmadığını belirten Doğan, yaşanan takvim kaymalarını da  “Geçmişte kuraklık, sel ve dolu ile mücadele eden çiftçimiz, bu yıl da aşırı yağışlar yüzünden tarlaya giremedi” sözleriyle tarif etti.

Çiftçinin yaşadığı belirsizliğe de değinen Doğan, “Çiftçi daha tohumu toprağa atmadan önce ürününü kaç liraya satacağını ve ne kadar kazanacağını bileceği planlı bir sisteme kavuşmalı” ifadelerini kullandı.

“Fırtınaları durdurmanın tek yolu: Bilinçli bir iklim politikası”

Süper hücre fırtınalarının nasıl oluştuğunu tencere örneği ile anlatan İklim Uzmanı Önder Algedik, “Tıpkı harlı ateşte kaynayan kapalı bir tencerenin basınçla kapağını fırlatması gibi, sera gazlarının baskısı altındaki atmosfer de biriken ısıyı şiddetli patlamalarla dışarı atıyor. Sistemin bozulan bu dengesi yüzünden; hortum, aşırı yağış, dolu ve fırtına gibi ekstrem hava olaylarını artık çok daha sık ve şiddetli yaşıyoruz” sözleriyle açıkladı.

Algedik, Adana’daki yapılaşmanın vardığı boyutu şu verilerle açıkladı: “Tarım alanlarındaki afetlerin arka planında kent merkezlerindeki betonlaşma yatıyor. Adana’da son 5 yılda biten inşaatın toplam alanı tam 11,5 milyon metrekare. Büyükada’nın yüzölçümünün yaklaşık 5,5-6 milyon metrekare olduğunu düşünürsek, Adana’da sadece 5 yıl içinde iki tane Büyükada büyüklüğünde inşaat yapıldı. Neredeyse 2,5 Büyükada büyüklüğüne denk gelen 14,9 milyon metrekarelik yeni inşaat izni de verildi. Bu kadar fazla asfalt ve beton döküldüğünde, hava sıcaklıkları normal seyretse bile kentin aşırı ısınması kaçınılmaz hale gelir.”

Algedik, sorunun adını net bir şekilde koyarak, “Dolayısıyla ortada kendi kendine olan bir ‘iklim değişikliği’ değil, bilinçli bir ‘iklimi değiştirme politikası’ vardır” dedi.

“Otomobilleri uç uca ekleseniz Adana’dan Viyana’ya yol olur”

Ulaşım politikalarının kentsel ısınmaya etkisini çarpıcı bir benzetmeyle anlatan Algedik, şunları söyledi: “Son 5 yılda Adana’da trafiğe 104 bin yeni otomobil çıktı. İnsanların alım gücü düştüğü ve toplu taşıma da zayıf olduğu için aynı dönemde 127 bin motosiklet daha eklendi. Şu an kentte toplam 991 bin 755 adet araç bulunuyor. Yaklaşık 1 milyona ulaşan bu taşıtları sıraya dizdiğinizde; Adana’dan yola çıkıp Ankara, İstanbul, Varna ve Viyana’ya kadar giden, oradan da tekrar Adana’ya dönen iki şeritli devasa bir yol veya otopark elde edersiniz. Bu devasa araç filosunun yaktığı petrol, onlar için dökülen asfaltlar ve yapılan yollar iklim krizinin temel sebepleridir.”

Yerel yönetimlerin ve karar alıcıların sorumluluğuna işaret eden Algedik, “Adana’yı canlı bir organizma olarak düşünürsek; bu kent 11,5 milyon metrekarelik devasa inşaat yükünü ve 1 milyon aracı nasıl kaldırabilir? Asıl mesele okyanusların veya havanın kendi kendine ısınması değil, birileri tarafından ısıtılmasıdır. Süper hücre gibi olaylar eskiden de vardı, bugün şiddetli hissedilmesinin sebebi bu politikalardır. Ben artık ‘iklim değişikliği’ demiyorum. Çünkü bu kavram asıl sorumlu olarak genel anlamda ‘insanı’ öne sürüyor. Ancak ‘iklimi değiştirme politikası’ dediğinizde mesele doğrudan bu hatalı kararları alan politikacılara odaklanıyor” diye konuştu.

“Açık kanallarda su israf ediliyor”

İklim krizine karşı alınacak önlemlerde bilimden uzaklaşıldığını belirten Mehmet Akın Doğan, su yönetimindeki yapısal hataları ise şu ifadelerle özetledi: “Çukurova; suların Yedigöze, Çatalan ve Seyhan barajlarında toplandığı çok şanslı bir bölge. Ancak suyun ovaya halen eski usul açık kanallarla taşınması hem buharlaşma kaynaklı yüzde 50’ye varan kayıplara hem de boğulma tehlikelerine yol açıyor. Barajlar arasındaki yüksek kot farkından doğan basınç sayesinde, kapalı sisteme geçilirse elektrik veya pompa dahi kullanılmadan, sadece vana açılarak tüm ova damlama sistemleriyle sulanabilir. Temiz tatlı su kaynaklarımızın yüzde 77’si tarımda kullanıldığı için kapalı sulama sistemlerine ivedilikle geçilmesi şarttır.”

“Üniversite sahaya inmiyor, çiftçi teknolojide önde”

Tarımda teknolojik dönüşümün önemini vurgulayan Doğan, üniversitelerin rolüne dair eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi: “Hollanda ve İsrail gibi ülkelerde üniversiteler çiftçilerle omuz omuza çalışarak çöl şartlarında bile ileri teknolojiyle üretim yaparken, bölgemizdeki Çukurova Üniversitesi maalesef sahaya inmiyor. Türk çiftçisi, teknoloji kullanımı konusunda üniversitenin bile önünde gidiyor. Dünya ‘tarım 6.0’a hazırlanırken biz şu an ‘tarım 4.0’ teknolojilerini kullanıyoruz.”

“Fırtınanın önüne geçip hiçbir şey yapamazsınız”

Dededen toruna üç kuşaktır çiftçilik yapan Şaban Dede, seralardaki çaresizliği doğrudan sahada yaşayan isimlerden biri.

Güzlük domates ve baharlık kavun yetiştiriciliği yapan Dede, bölgede 1990’lardan bu yana doğa olaylarına şahitlik ettiğini, ancak şiddetin giderek arttığını belirtiyor. Altı yıl önce Kumluca’da binlerce dönüm serayı yerle bir eden ve bin 400 küsur dönüm alanı doğrudan etkileyen büyük hortum felaketini hatırlatan Dede, fırtına anındaki o çaresizlik hissini şu sözlerle anlatıyor:

“Artık teknolojinin bize sunduğu hava durumu programları var, telefonlarımızdan bunları takip ediyoruz. Ama bir fırtınanın önüne geçip de hiçbir şey yapamazsınız. Adı üstünde doğal afet. Sel baskını olsa ufak tefek eşyalarınızı, hayvanlarınızı, köpeğinizi alıp daha güvenli bir yere çekebilirsiniz. Ancak rüzgarlı bir ortamda, hortumda hiçbir şeyi kurtaramazsınız. Seralara zarar verdiği an biber, patlıcan, domates fark etmiyor; içeride ne varsa hepsini yok ediyor.”

“TARSİM hasar ödememek için bahane üretiyor”

Çiftçinin tek dayanağı olarak gösterilen TARSİM (Tarım Sigortaları Havuzu) sisteminin sahadaki işleyişine de eleştiriler getiren deneyimli üretici, sistemin çiftçiyi korumaktan ziyade kesinti yapmaya odaklandığını savunuyor. Bölgede tapulu ve tapusuz araziler arasındaki sigorta uçurumuna dikkat çeken Dede, bürokratik engelleri şöyle özetliyor:

“Büyük bir afet olduğunda devlet ufak çaplı yardımlar yapıyor ama bu yardımlar yarayı sarmaya yetmiyor. Tapulu arazisi olup TARSİM yaptıranlar bir nebze destek alabiliyor ama orada da ciddi sorunlar var. Sigorta yapılırken her şey normal, ancak büyük bir afet sonrasında hasar tespiti için geldiklerinde; ‘Yok seranın demiri inceymiş’, ‘Yok naylon çok eskiymiş’, ‘Zaten üründe hasat yapılmış’ gibi bahaneler çıkarıyorlar. Ne kadar ucuz fiyat biçeriz, ödemeyi nasıl düşürürüz diye uğraşıyorlar ve çiftçinin hakkından illaki kesintiler yapılıyor.”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.