Şevval Koç
Türkiye son yıllarda derin bir ekonomik krizle mücadele ederken, yaşam koşullarının ağırlaşmasından kadınlar daha çok etkileniyor. İstatistiklerde yeteri kadar görülmeyen fakat pazarın bitiş saatlerinde, ucuz ekmek sıralarında ve evlerin içinde en çok hissedilen bir gerçek uzmanlara göre yoksulluk gitgide daha çok “kadınlaşması” olarak öne çıkıyor.
“Yoksulluğun kadınlaşması” kadınların yalnızca erkeklerden daha yoksul olmalarını değil iş gücüne katılamamalarını, ev içindeki ücretsiz emek yükünü ve sosyal politikaların yetersizliği nedeniyle yoksulluğu daha derinden hissetmelerini ifade ediyor.
Kadınlar görünmez bir sistem içinde yoksullukla mücadele ederek büyük bir yaşam mücadelesi veriyor.

Helin Erdem
Türkiye’de kadın yoksulluğu temelde toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollerin getirdiği sorumluluğa dayanıyor.
Siyaset Bilimci ve Kamu Yönetimi Uzmanı Helin Erdem, bu durumu sistemin görmezden gelerek üzerini örtmeye çalıştığı bir sorun olarak tanımlıyor. Erdem’e göre kadınların yoksulluk zinciri evde başlıyor; çünkü emeği önce evde ekonomik bir değer olarak görülmüyor.
Türkiye’de engelli ve yaşlı bakımevlerinin ve aynı zamanda kreş hizmetlerinin yetersiz olması nedeniyle bu sorumluluklar da kadının sırtına yükleniyor. Kadınlar çocuklara, ailenin yaşlı ve engellilerine bakım vermeleri nedeniyle iş gücü piyasasına girmekte zorlanıyorlar ve istihdamdan kopuyorlar.
Erdem, bu durumu kadınlar için görünmez bir sömürü mekanizması olarak ifade ediyor ve kadınların aslında kamunun yapması gereken birtakım işleri ücretsiz olarak yaptığını söylüyor.
Resmi veriler de bu tespitleri destekliyor ve Türkiye’de birçok kadının iş gücü piyasasına katılmaması, ev işlerinin sorumluluğunu almak şeklinde kaydediliyor. Ev içi sorumluluklar, kadınları eğitim seviyesinin ne olduğu fark etmeksizin kariyer yapmaktan ve düzenli bir gelir elde etmekten alıkoyuyor.
İstihdama katılabilen az sayıdaki kadın için de var olan çalışma koşulları yeteri kadar güvenceli olarak görülmüyor. Ev temizliği, tekstil atölyeleri ve merdiven altı işler, kadının en çok emek harcadığı ve emeğinin karşılığını alamadığı işler olarak karşımıza çıkıyor.
Helin Erdem, kamu yönetiminin bu noktada yetersiz kaldığını söylüyor ve yetersiz politika üretilmesinin bu sorunları derinleştirdiğini vurguluyor. Kayıt dışı çalışmanın kadın yoksulluğunun en derin hissedildiği alan olduğunu belirten Erdem, bir kriz durumunda ise işine son verilen ilk kişilerin kadınlar olduğunu söylüyor ve kamu yönetiminin bu alanda denetiminin olmamasının kadınların yoksullaşmasının giderek artmasına neden olduğunu söylüyor.
Yoksulluk haneye girdiğinde, o yoksulluğu yönetmek ve krizi göğüslemek de çoğunlukla kadının görevi haline geliyor.
Evdeki bütçeyi dengeleme, çocukların karnını doyurma ve faturalardan kısma yükü kadının omuzlarına biniyor. Kadınlar daha ucuz ürünü bulabilmek için pazar yerlerinde saatlerce zaman harcıyor, kendi porsiyonlarından kısarak çocuklarını doyurmaya çalışıyor ve lüks denilebilecek ve belki de aslında lüks olmayan tüketimi hayatlarından tamamen çıkarıyor.
Bu durum, kadınlar üzerinde ciddi bir psikolojik ve fiziksel yıpranmaya yol açıyor. Sosyal yardımlara bağımlı hale gelen hanelerde; bu yardımları alabilmek için bürokratik süreçleri takip eden, kuyruklarda bekleyen ve yoksulluğunu kurumlara ispat etmek zorunda kalanlar da yine büyük oranda kadınlar oluyor.
Sistemsel olan bu sorunun nasıl çözüleceği sorusuna yanıt arayan Siyaset Bilimci Helin Erdem, çözümün geçici yardımlarla değil etkin ve kalıcı kamu politikalarıyla mümkün olduğunu söylüyor.
Bu anlamda dönüşümün yerelden başlaması gerektiğini belirten Erdem, mahallelere kurulacak ücretsiz kreşlerin kadın istihdamında önemli bir eşik noktası olduğunu belirtiyor. Çünkü kadınların iş hayatına katılabilmesi, ancak ailede bakım vermeleri beklenen kişiler için güvenli bir alan oluşturulmasıyla başlıyor.
Erdem ayrıca sosyal devletin sadece geçici gıda ve yakacak yardımlarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini ve özellikle hiçbir geliri olmayan kadınlara ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri gelir ve istihdama erişmeleri için nitelikli eğitimlerin şart olduğunu söylüyor.
Gerek yerel yönetimlerin gerekse merkezi hükümetin toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek bütçe planlaması yapması gerektiğini de belirten Erdem, “Çünkü bu yapısal kıskaç ancak kadınları eve hapseden ve güvencesiz çalışma koşullarına maruz bırakan sistemin eşitlik odaklı dönüşmesiyle kırılabiliyor” diyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8868 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8451 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6969 kez okundu
4
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
6856 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6497 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5360 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5137 kez okundu
1
Emekli maaşında dönüm noktası, 2008 oldu!
31313 kez okundu
2
Şişli Feriköy’de 2. el gece pazarı
17728 kez okundu
3
“Altın Sarısı” Şemdinli tütünü, altınla yarışıyor
9241 kez okundu
4
Üniversite bitirmek için “garsonluk-bulaşıkçılık” yapan öğrenci öyküleri
5964 kez okundu
5
Çiftçi tarlasına ne ekeceğini e-devletten öğrenecek!
4863 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.