DOLAR 45,9789 0.01%
EURO 53,5163 0.19%
ALTIN
Ankara
24°

AÇIK

Sel ve su baskınları: Mersin betonlaşmanın bedelini ödüyor
  • 9.Köy
  • Çevre
  • Sel ve su baskınları: Mersin betonlaşmanın bedelini ödüyor

Sel ve su baskınları: Mersin betonlaşmanın bedelini ödüyor

Mersin, bir yanda Akdeniz’in eşsiz güzelliklerini barındırırken, diğer yanda kıyıların doldurulması ve çarpık kentleşmenin yarattığı altyapı krizleriyle boğuşuyor. Denizin üzerine inşa edilen yollar ve yüksek katlı binalar yüzünden kentte her şiddetli yağış hayatı felç eden bir sel felaketine dönüşüyor.

ABONE OL
3 Haziran 2026 10:11
Sel ve su baskınları: Mersin betonlaşmanın bedelini ödüyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hazal Bugutekin

Doğu Akdeniz’in en uzun sahil şeritlerinden birine sahip olan Mersin, ne yazık ki son yıllarda doğayla barışık bir büyüme yerine denizi tahakküm altına alan bir kentleşme modelinin kurbanı oluyor. Çarpık kentleşme ve betonlaşmanın başta sel olmak üzere doğal afetlere kapı açtığını belirten uzmanlar, “ekolojik temelli” yapılaşma öneriyor.

Geçmişte narenciye bahçeleriyle denizin kucaklaştığı Mersin, bugün kıyı dolgu alanları, denize sıfır inşa edilen devasa betonarme yapılar ve suyu hapseden sahil yollarıyla anılıyor. Kentin silüeti hızla değişirken, bozulan ekolojik dengenin faturası her kış mevsiminde sular altında kalan caddeler, araçlar ve evlerle ödeniyor.

Mersin sahilleri, sadece kentin vitrini değil; aynı zamanda Toroslar’dan süzülen suların Akdeniz ile buluştuğu hayati bir eşik. Ancak denizi doldurarak rant elde etme hırsı ve altyapıdan yoksun üst yapı projeleri, kentin nefes borularını tıkamış durumda. Bu durum, yağmur damlalarının toprakla buluşmasını engelleyerek Mersin’i kendi yarattığı bir “beton havzasının” içine hapsediyor.

Madalyonun öteki yüzünde, denizin sınırlarına yapılan müdahalelerin yarattığı yıkıcı sonuçlar var. Denizin doldurularak rekreasyon alanlarına, duble yollara ve yapılaşmaya açılması, dağlardan denize ulaşmaya çalışan yağmur sularının önüne adeta devasa bir set çekiyor. Doğal drenaj hatlarının ve dere yataklarının daraltılıp betonlaştırılması, suyun tahliyesini imkânsız hale getiriyor.

“Dolgu, doğanın mühendisliğine karşı çıkmaktır”

Şehir Plancısı Dr. Sinan Yücel, çarpık kentleşmenin yüzeysel bir altyapı sorunu değil, temelde bir planlama faciası olduğuna dikkat çekiyor. Yücel, şu ifadelerin altını çizdi:

Denizi doldurarak kara elde etmek, doğanın mühendisliğine karşı çıkmaktır. Mersin’in kuzeyi Toroslar, güneyi ise denizdir. Yağış anında suyun doğal bir eğimle denize ulaşması gerekirken, biz sahil şeridine inşa ettiğimiz dolgu alanlar, kotu yükseltilmiş yollar ve emsali şişirilmiş devasa yapılarla suyun önünde aşılmaz bir baraj inşa ettik. Dere yataklarının üzerinin kapatılması ve imara açılması da bu felaketi tetikliyor.Doğayla inatlaşmanın kazananı olmaz; deniz eninde sonunda kendisinden alınanı geri ister. Çözüm, günübirlik altyapı yamalarında değil, kentin doğal su yollarını özgür bırakan radikal ve ekoloji temelli planlama kararlarındadır.

“Sünger şehir konseptine geçilmeli”

Mersin halkı için yağmur artık bir bereket değil, trafiğin kilitlendiği, iş yerlerini ve alt geçitleri suyun bastığı bir afet alarmı anlamı taşıyor. Ekonomik büyüme adı altında sahilin betonlaştırılması, kentin altyapı taşıma kapasitesini çoktan aşmış durumda.

İnşaat MühendisAyşe Gültekin kıyı kesimlerdeki yapılaşma yoğunluğunun toprağın su emme kapasitesini neredeyse “sıfırladığı”nı söyledi. Gültekin, kentsel alanlarda “sünger şehir” olarak adlandırılan geçirgen yüzey alanları oluşturulmasını önerdi:

Mersin’in kıyı kesimlerindeki yapılaşma yoğunluğu, toprağın su emme kapasitesini neredeyse sıfıra indirdi. Her yer asfalt ve beton. Buna bir de deniz seviyesine çok yakın, hatta dolguyla kazanılmış bölgelerdeki hatalı kot uygulamaları eklenince, mevcut yağmur suyu drenaj hatları ters tepiyor. Şiddetli yağışlarda suyu denize deşarj edecek sistemler yetersiz kalıyor çünkü denizin seviyesi, kentin su biriken noktalarından daha yüksek hale geliyor. İklim kriziyle birlikte yağış rejimlerinin de sertleştiği bu dönemde Mersin’i bekleyen asıl tehlike budur. Acilen ‘sünger şehir’ konseptine geçilmeli, kentsel alanlarda geçirgen yüzeyler artırılmalı ve kıyıdaki yapılaşma baskısı derhal durdurulmalıdır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP