Mahmut Aydın
Yayıncılık sektörü; artan maliyetler, azalan okuma oranları ve dijitalleşmenin etkisiyle tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Ve bu tablo geleneksel kitap basma-yazarlarla anlaşma kalıplarını ters yüz ediyor.
Bir zamanlar yayınevlerinin tüm sorumluluğu üstlendiği kitap basım süreci, bugün yazarların cebine yansıyor. “Paralı yayıncılık” olarak adlandırılan yeni modelde, kitaplarını yayımlatmak isteyen yazarlar artık baskı ve dağıtım giderlerini kendileri karşılıyor. Bu bağlamda Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre; yayımlanan materyallerin sayısı 2024 yılında, 2023 yılına göre %6,5 azalarak 92 bin 595 oldu. Yayınlar konularına göre incelendiğinde, 2024 yılında yayımlanan materyallerin %21,4’ünün akademik, %21,3’ünün yetişkin kurgu edebiyat, %19,4’ünün ise eğitim olduğu görüldü.

Ali Özgür Özkaracı
Bir zamanlar entelektüel bir uğraş olarak görülen yayıncılık, bugün ekonomik krizler ve dijital dönüşümün etkisiyle yeniden şekilleniyor. Geçmişte yayınevleri, bir kitabın basım sürecinin tüm maliyetini üstlenirken, artık birçok yayınevi yazarlardan “baskı desteği” adı altında ücret talep ediyor. Bu değişim, “baskı destekli” veya “paralı yayıncılık” olarak adlandırılan yeni bir dönemi başlattı.
Edebi Şeyler Yayınevi’nin kurucularından yazar Ali Özgür Özkarcı, bu dönüşümün kökenini Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan bir süreç olduğunu belirtti. Özkarcı, o dönemlerde entelektüel sayısının az, basım faaliyetlerinin ise sınırlı olduğunu söyledi. 1980’li yıllardan sonra piyasa kapitalizminin etkisiyle yayınevlerinin ticarileşmeye başladığını belirten Özkarcı, günümüzde ise büyük yayınevlerinin piyasayı tekelleştirdiğini, küçük ve butik yayınevlerinin ise bu nedenle ayakta kalmakta zorlandığının altını çizdi.
Özkarcı, yayıncılığın bugün üç farklı katmana ayrıldığını söyleyerek şu ifadelere yer verdi:
“Birincil yayıncılıkta büyük yayınevleri popüler isimlerin kitaplarını yüksek teliflerle yayımlıyor. İkincil katmanda akademik ve kişisel çalışmalar yer alırken, üçüncü katmanda belirli bir düşünsel veya kültürel çizgiye sahip dar ölçekli yayınevleri bulunuyor. Ancak finansal zorluklar nedeniyle butik yayınevleri özgün içerik üretmekte zorlanıyor. ‘Kendi Yayınını Yap (KDY)’ modeli ise bu boşluğu dolduruyor. Yazarlar, büyük yayınevlerinden ret cevabı aldıklarında kendi kitaplarını kendi bütçeleriyle bastırıyor. Bu model, içerik çeşitliliğini artırsa da denetimsiz bir üretim sürecini beraberinde getiriyor. Bugün herkes kitap bastırabiliyor ama bu, edebiyatın niteliğini korumayı zorlaştırıyor.“

Abbas Bilgili
Avukat-yazar Abbas Bilgili ise kitap dünyasında değişen koşulları daha sert bir dille ele aldı ve geçmişte kitap basım maliyetlerinin düşük, kitap okuma alışkanlığının ise daha yaygın olduğunu söyledi. Bilgili, “Eskiden kitap basmak da okumak da daha kolaydı. Yazarlar hem maddi hem manevi olarak daha rahattı. Şimdi ise maliyetler yükseldi, nitelik düştü” şeklinde konuştu.
Bilgili, dijitalleşmenin bu tabloyu daha da değiştirdiğini söyledi ve şu ifadelere yer verdi: “E-kitaplar yaygınlaştı, insanlar artık tablet ya da telefondan okuyor. Yayınevleri de bu dönüşüme ayak uydurmakta zorlanıyor. Basılı kitap üretmek ciddi bir yük haline geldi.“
Kâğıt, baskı, dağıtım ve tanıtım giderlerindeki artış, yayınevlerini sadece “satış garantili” yazarlarla çalışmaya yöneltiyor. Bilgili, bu durumun yeni kalemlerin önünü tıkadığını söylüyor. “Yayınevleri artık yalnızca popüler isimlerin kitaplarını basıyor” diyen Bilgili, bu durumun genç yazarlar için büyük bir engel ifade etti.
“Yayıncılığın temel amacı olan fikir ve sanat üretimi artık ikinci planda” diyen Bilgili’ye göre; yayıncılık, kültürel bir faaliyet olmaktan çıkıp ticari bir sektöre dönüştü. Kitap, bir meta haline geldi.
Bir diğer tartışma konusu ise telif oranları. Bilgili, birçok yayınevinin yazara satıştan yalnızca yüzde 10 ila 20 arası pay verdiğini, bazen bu ödemelerin de yapılmadığını vurguladı. Bilgili, “Yazar kitabını bastırıyor ama kazanç elde edemiyor. Telif sistemi adil değil. Artık yazarlık geçim değil, gönül işi haline geldi” dedi.
Yeni dönemde “paralı yayıncılık” modelinin, yazarlara kendi sesini duyurma fırsatı sunduğunu ancak aynı zamanda, her isteyenin kitap bastığı bir piyasayı da beraberinde getirdiğini söleyen Bilgili, bu çelişkiye şu ifadelerle dikkat çekiyor: “Evet, herkes kitabını yayımlayabiliyor ama bu da nitelik denetimini zayıflatıyor. Gerçek edebi değeri olan eserlerin öne çıkması zorlaşıyor.”
Yayıncılığın geleceği için hem Özkarcı hem de Bilgili, okur bilincine dikkat çekiyor. Büyük yayınevlerinin ticari gücü ile butik yayınevlerinin özgünlüğü arasında sıkışan sektörde, bilinçli okurların farklı seslere alan açması, kültürel çeşitliliğin korunması açısından kritik görülüyor.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8718 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8390 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6943 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6477 kez okundu
5
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
5579 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5241 kez okundu
7
Kadın motokuryeler sorunlarla karşı karşıya
5071 kez okundu
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8718 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8390 kez okundu
3
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6943 kez okundu
4
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6477 kez okundu
5
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
5579 kez okundu