DOLAR 47,2060 0.06%
EURO 53,9560 0.09%
ALTIN
Ankara
26°

AÇIK

Taşradan büyükşehre gelen gençler yaşadıkları kültür şokunu anlattı
  • 9.Köy
  • Genel
  • Taşradan büyükşehre gelen gençler yaşadıkları kültür şokunu anlattı

Taşradan büyükşehre gelen gençler yaşadıkları kültür şokunu anlattı

Her yıl binlerce genç, doğup büyüdükleri küçük kent ve köy merkezlerinden çıkarak üniversite veya lise eğitimleri için büyükşehirlere göç ediyor. Taşradan büyükşehre uzanan eğitim yolculuğu, birçok genç için bir eğitim serüveninden çok daha fazlasını ifade ediyor. Ankara ve İstanbul'da öğrenim gören öğrenciler, yaşadıkları kültür karmaşasını, aidiyet arayışını ve değişim süreçlerini 9. Köy’e anlattı.

ABONE OL
21 Temmuz 2026 10:41
Taşradan büyükşehre gelen gençler yaşadıkları kültür şokunu anlattı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Erdem Avşar

Daha iyi eğitim ve kariyer olanakları arayan gençlerin büyükşehirlere göçü Türkiye’nin bilinen bir gerçeği. Özellikle Anadolu’nun kırsal bölgelerinden ve küçük şehirlerinden Ankara ve İstanbul gibi merkezlere gelen öğrenciler, yeni yaşam düzenine alışmaya çalışırken kültürel farklılıkların yarattığı bir “kültür şoku” ile de karşılaşıyor.

Ailelerinden uzakta yaşamaya başlayan gençler, çocukluklarından itibaren edindikleri değerleri ve davranış kalıplarını farklı kent ortamlarında yeniden şekillendirmek zorunda kalıyor. Bu süreçte yalnızlık, yabancılaşma ve aidiyet sorunları da sıkça gündeme geliyor. Kent merkezlerinde yetişen akranlarına kıyasla taşradan gelen öğrenciler, çoğu zaman daha yoğun bir uyum mücadelesi veriyor.

Ankara ve İstanbul’da üniversite öğrenimini sürdüren üç öğrencinin deneyimleri, taşradan büyükşehre gelen gençlerin karşılaştığı sosyal ve kültürel güçlükleri somut örneklerle ortaya koyuyor. Anlatılanlar, büyükşehir yaşamının görünmeyen yüzüne dair dikkat çekici ipuçları veriyor..

“İnsan çindeki taşralıyı atamıyor”

Arda Dinçer 24 yaşında. Ankara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı son sınıf öğrencisi. Memleketi Manisa’nın Saruhanlı ilçesi. İlçe sakinlerinin büyük bölümünün tarım ve madencilikle geçimini sağladığını belirten Arda, Saruhanlı’yı “küçük bir kasaba” olarak tanımlıyor. Arda, Saruhanlı’yı şöyle tarif etti:

Saruhanlı küçük ve yaşlı nüfus yoğunluklu bir ilçe. Saruhanlı ’da etrafınıza baktığınız zaman üzüm bağları dışında hiçbir şey görmüyorsunuz. İlçe, gençler için çok yaşanmaz bir yer. Gençler kıraathanede yaşlılarla beraber gün geçirmek zorunda kalıyor. Ben zaten en başından beri oradan kurtulmak istiyordum.

Şu anda Ankara’ya yerleşen Arda, 5 yıl önce ilk gelişini ve kente dair yaşadığı ilk deneyimlerini şu sözlerle anlattı: “Ankara’ya ilk geldiğim zaman çok şaşırmıştım. Hani Amerikan filmlerinde gösterilir, insanlar New York’a gider ve kamera karakterin çevresinde döner. Kızılay’a gidince aynısını hissettim. Ankara’da beni şaşırtan ilk şey çeşitlilik oldu. En elitinden en fakirine, en marjinalinden en sadesine herkesi Ankara caddelerinde görmem beni çok şaşırttı.

Arda, kentte karşılaştığı zorlukları, ekonomik farklılıkları ve sosyal çevreye alışma sürecini ise şöyle anlattı: “Hayatın çok hızlı akması yaşadığım ilk zorluk oldu. Büyükşehirde hayat çok hızlı akıyor. Küçük yerde zaman hiç geçmiyor. Hala da öyle. Ama burada zaman çok hızlı geçiyor. Bunun haricinde ise yaşadığım zorluklardan diğeri de sosyal çevrede adaptasyondu. Gerek arkadaş ortamımda gerek üniversitede benden çok daha gelir düzeyi yüksek veya daha burjuva denilebilecek insanlara aynı ortamda bulundum. Onların hayatlarını gördükçe eşitsizliği ve gelir adaletsizliğini yakından tanıdım. Bu insanlara karşı da kendimi daima yabancı hissettim.”

Arda, yaşadığı aidiyet sorununu şu sözlerle dile getirdi: “Kendimi Saruhanlı’ya karşı yabancılaşmış hissediyorum. Oraya gittiğimde artık dışarıdan bakan bir göz gibiyim. Ama bir taraftan da insan ne yaparsa yapsın içindeki taşralıyı atamıyor. Benim gibiler daima küçük yerden gelmiş biri olarak kalacak. Oraya yabancılaşmış olabilirim ama orası benim evim. Özellikle ege bölgesine karşı bir aidiyet duygusu hissediyorum, hissedeceğim de. Ancak bu iki arada kalmışlık dürtüsü bana rahatsızlık yaratıyor ve ben bunu nasıl aşacağımı bilmiyorum.

“Şimdi dönüp baktığımda, yaşadığım o dönem ile şu anki ben arasında büyük bir değişim var”

Aslen Bolulu olan Burçin Başar, sakin bir şehirden Ankara’nın yoğun temposuna geldiğinde ilk kültür şokunu Kızılay’daki insan kalabalığıyla yaşadığını söyledi. Dört yıldır Ankara’da yaşayan Başar, zamanla kente alıştığını ancak ilk yılında ciddi uyum sorunları ve yalnızlık duygusuyla mücadele ettiğini belirtti.

Ankara’da geçen ilk dönemini zorluklarla atlattığını söyleyen Burçin, yaşadığı dönüşümü de şu sözlerle anlattı: “Hiç tanımadığım hiç bilmediğim büyük bir şehir. Kimseyi de tanımıyordum, beni en çok şoke eden Kızılay meydanında gördüğüm büyük kalabalıklardı. Ancak şimdi dönüp baktığımda, yaşadığım o dönem ile şu anki ben arasında büyük bir değişim var. Öncelikle büyüdüm elbette. Farklı bakış açılarını, farklı hayatları tanıdım ve gördüm. Onları görmekle gerçekten geliştiğimi hissettim.

“İstanbul’da günler geçtikçe yıllarca reddettiğim özüme daha çok sarıldım”

Eren A., 23 yaşında. Çanakkale’nin Çan ilçesinden üniversite eğitimi için İstanbul’a giden öğrencilerden biri. İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Eren, kendi hikâyesini Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filmiyle ilişkilendirerek anlattı:

Çan çok küçük bir ilçe. Benim hayatımın 18 yılı burada geçti. Üniversiteyi kazanınca İstanbul’a gidecek olmak benim için biraz da kendini gerçekleştirmek demekti. Eğitim hayatım boyunca Çanakkale’den çıkamadım. Hele bizim orada, insanlar cidden basit diyebileceğimiz hayatlarla günlerini geçiriyor. Tıpkı Ahlat Ağacı filmindeki replik gibi. Bezelye tanesi gibi birbirine benzeyen insanların arasında büyüyüp İstanbul’a ilk gittiğimde yaşadığım ilk şok hayatın durmaması oldu. Şehir hiç susmuyordu ve gece dahi hayat devam ediyordu.

Eren, İstanbul deneyiminin hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek beklentilerini ve karşılaştığı gerçekleri şu sözlerle anlattı: “İlk aylarım sancılı geçti. Arkadaş edindim ancak arkadaşlarımla büyük zıtlıklar içindeydim. Onlar kafelere, barlara sosyalleşmek için gitmek istediklerinde gürültüden ve kalabalıktan hazzetmediğim için onlara pek uymadım. İlk aylarda kendim gibi arkadaşlar edinmek zor oldu. Ancak ilk 3 ayım, deli gibi gezmekle ve İstanbul’u adeta fethetmekle geçti. Beklentilerim, daha çok yeni bir kimlik üzerinden kendimi inşa etmekti. Kısmen oldu tabi. Ancak İstanbul’da günlerim geçtikçe yıllarca reddettiğim özüme daha çok sarıldım. Şehrin kalabalığı, gürültüsü beni İstanbul’dan uzaklaştırdı. Her yaz, köye kaçıp kafa dinlemek için fırsat kolladım. Bu süreç, kendimi tanımam için büyük bir adımdı.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.