DOLAR 47,3990 0.04%
EURO 53,9658 -0.08%
ALTIN
Ankara
26°

AÇIK

Denize hasret büyümek: Çocukların yapısal eşitsizliği
  • 9.Köy
  • Genel
  • Denize hasret büyümek: Çocukların yapısal eşitsizliği

Denize hasret büyümek: Çocukların yapısal eşitsizliği

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 verilerine göre çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında. Coğrafi yakınlığa rağmen binlerce çocuk ekonomik ve sosyal engeller nedeniyle denizi görmeden büyüyor. Uzmanlar, bu durumun sadece bir tatil imkânsızlığı değil, derinleşen yoksulluğun ve "deneyimsel eşitsizliğin" en somut göstergesi olduğuna dikkat çekiyor.

ABONE OL
29 Temmuz 2026 11:14
Denize hasret büyümek: Çocukların yapısal eşitsizliği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zehranur Taşdemir

Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de coğrafi zenginlikler her çocuğun hayatına aynı şekilde dokunmuyor.

Denize kıyısı bulunmayan bölgelerde yaşayan çocukların yanı sıra, kıyı şehirlerinde büyüyen binlerce çocuk da ekonomik ve sosyal engeller nedeniyle denizi görmeden yetişkinliğe adım atıyor.

İlk bakışta coğrafi bir dezavantaj veya tatil imkânı eksikliği gibi algılanan bu tablo, uzmanlara göre derinleşen yoksulluğun ve yapısal eşitsizliğin en somut göstergelerinden birini oluşturuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 Yoksulluk ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Araştırmada yer alan maddi ve sosyal yoksunluk göstergeleri arasında, evden uzakta bir haftalık tatilin masrafını karşılayabilme imkânı da yer alıyor.

Uzmanlar, bu durumun çocukların farklı kentleri ve doğal alanları deneyimleme fırsatlarını da sınırladığına dikkat çekiyor.

Denizi hiç görmemek

Van’da doğup büyüyen 10 yaşındaki İ. Ş., denizi bugüne kadar hiç görmediğini ifade etti. Yaz tatillerini mahallesinde geçiren İ. Ş., ailesinin ekonomik imkânlarının sınırlı olması nedeniyle şehir dışına çıkamadıklarını, denizi yalnızca televizyon ve internetten tanıdığını belirtti.

Tatil olunca gölde arkadaşlarımızla beraber yüzüyoruz ama denizi hiç görmedim” diyen İ. Ş., denizin gölden farklı olmayacağını düşündüğünü söyledi. Televizyonda gördüğü haberlerden etkilendiğini belirten çocuk, “Sürekli kirli olduğunu söylüyorlar. O yüzden çok da güzel bir şey değil gibi geliyor” ifadelerini kullandı. Denizi görmek isteyip istemediği sorulduğunda ise “Görmek isterim ama çok da önemli değil. Belki bir gün gideriz” yanıtını verdi.

“Mesele sadece denize gitmek değil”

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aslı Yapar Gönenç, bu durumu yalnızca coğrafi bir durum ya da bireysel bir yoksunluk olarak değil, yapısal eşitsizliklerin mekânsal, ekonomik ve kültürel boyutlarının bir göstergesi olarak değerlendiriyor.

Prof. Dr. Gönenç, bazı çocukların denizi hiç görmemiş olmasının coğrafi yakınlığın tek başına erişim anlamına gelmediğini ortaya koyduğunu belirtti. Gönenç, “Bir çocuğun denizi görebilmesi; aile gelirine, ulaşım imkânlarına, yaşadığı bölgenin altyapısına, eğitim olanaklarına ve sosyal-kültürel sermayesine bağlıdır. Bu nedenle mesele yalnızca ‘denize gitmek’ değil, toplumsal kaynaklara erişimdeki eşitsizliktir” dedi.

Gönenç ayrıca, günümüzde çocukların denizi dijital platformlarda görmesinin doğrudan deneyimin yerini tutmadığını vurgulayarak, “Deneyimsel eşitsizlik olarak adlandırılabilecek bu durum, bazı çocukların dünyayı yalnızca ekran aracılığıyla tanırken diğerlerinin onu doğrudan yaşayabilmesi anlamına gelir” değerlendirmesinde bulundu.

Geç gelen tanışıklık: “Bebek gibiydim”

Denizle tanışmanın gecikmesi, bireylerde korku ve yabancılaşma hissini de beraberinde getiriyor. 2002 doğumlu Nisanur Sağır, Kahramanmaraş’ta doğup büyüdüğünü ve denizi ilk kez 21 yaşında, üniversite eğitimi için geldiği İstanbul’da gördüğünü anlattı.

İlk vapur deneyiminde batma korkusu yaşadığını belirten Sağır, denizle fiziksel temasının ise 22 yaşında gerçekleştiğini söyledi. Yüzme bilmediği için yaşadığı tedirginliği dile getiren Sağır, “Sadece dizlerime kadar girebildim. Bastığım yeri göremediğim için çok tedirgindim. İlk kez deniz suyuna değdiğim için bebek gibiydim” dedi.

Kıyı kentinde denize uzak olmak

Düzce’de doğup büyüyen 53 yaşındaki Melek Güler, denizi ilk kez 17 yaşında gördüğünü belirtti. Karadeniz’e kıyısı bulunan bir şehirde büyümesine rağmen çocukluk yıllarında denize gidemediğini belirten Güler, bunun nedenini ailesinin ekonomik yetersizlikleri olarak açıkladı. Güler, bu süreçte denize dair korku geliştirdiğini ifade etti ve “Babam bize ‘Boğulursunuz, denizde ne işiniz var’ diyerek bizi korkuttu, bizi hiç denize götürmedi. Bu yüzden sudan korktum, hâlâ da korkuyorum” dedi.

Denizi ilk kez evlenerek İstanbul’a taşınan ablasını ziyaret etmek için gittiği İstanbul’da gördüğünü anlatan Güler, “Vapur sesi beni hem etkiledi hem korkuttu. Denizin bu kadar büyük olduğunu hayal edememiştim” diye konuştu.

Fırsatların uzaklığı ve çözüm önerileri

Prof. Dr. Gönenç, denize kıyısı olan şehirlerde yaşayıp denizi görmemiş çocukların varlığının fırsatların uzaklığını simgelediğini belirtti. Bu eşitsizliğin uzun vadede kültürel sermaye farklarını artırabileceği ve toplumsal dışlanma hissini derinleştirebileceği uyarısında bulundu.

Çözüm için yerel yönetimlerin ulaşım imkânlarını artırması, sivil toplum kuruluşlarının deneyim eşitliği odaklı programlar geliştirmesi ve merkezi hükümetin sürdürülebilir sosyal politikalar oluşturması gerektiğini vurgulayan Gönenç, “Mesele yalnızca çocukların denizi görmesi değil; her çocuğun yaşadığı ülkenin doğal, kültürel ve kamusal zenginliklerine eşit erişim hakkına sahip olmasıdır” dedi.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye atıfta bulunan Gönenç, oyun, dinlenme ve kültürel yaşama katılımın birer hak olduğunu hatırlattı.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.