Beyza Bedir
Türkiye’de gençler arasında giderek daha belirgin hâle gelen bir durum var: Nedensiz yorgunluk. Birçok genç, daha güne başlamadan bitmiş gibi hissediyor. Sabah gözlerini açtığında “Bugün enerjim yok” cümlesi, sıradan bir ifadeye dönüşmüş durumda. Kimisi düzensiz uykudan, kimisi sağlıksız beslenmeden, kimisi ise hiçbir şey yapmadığı hâlde yorgun hissettiğini söylüyor. Ama çoğunun ortaklaştığı nokta şu: “Hayat çok hızlı akıyor, herkes acele ediyor ve kimse gerçekten durup nefes alamıyor.”
Bugünün gençliği, görünmeyen bir koşu bandının üzerinde gibi. Üniversite, staj, iş arayışı, sosyal medya temposu, kendini geliştirme baskısı, arkadaşlarının “başarı hikâyeleri”… Hepsi, 20’li yaşların tam ortasında büyük bir “acele” kültürünün içerisinde. Gençler sürekli bir şeylere yetişmek, bir şeyleri kaçırmamak, hep hazır ve üretken görünmek zorundaymış hissiyle yaşıyor.
Ankara’da üniversite son sınıf öğrencisi olan 22 yaşındaki Ceren, bu durumu şöyle anlatıyor: “Sabah uyanıyorum ve aklımda hemen bir liste beliriyor: Şunu yap, bunu bitir, geç kalma. Ama hiçbirine başlamak için enerjim yok. Sanki sürekli geç kalmış gibiyim, ama nereye geç kaldığımı da bilmiyorum.”
20’li yaşlar genelde “hayatın en enerjik dönemi” olarak görülür. Ama bugünün gençleri için bu dönem daha çok koşturma, acele etme, yetişme ve tükenme ile anılıyor. Ceren’in bir cümlesi bu durumu özetliyor: “Sanki hayatım hızlandırılmış bir video gibi. Bir an durup nefes almak istiyorum ama durunca da suçluluk hissediyorum.”
Türkiye’de gençler arasında giderek yaygınlaşan “uyandığım anda bile yorgunum” şikâyeti artık basit bir uyku sorunu olmaktan çıkmış durumda.
Psikolog Açelya Odabaş, bu tükenmişliğin arkasında yoğun bir psikolojik yük, hiç bitmeyen bir koşturmaca kültürü ve sürekli alarm hâlinde çalışan bir sinir sistemi olduğunu söylüyor. Odabaş’a göre gençlerin sabah uyanır uyanmaz bile tükenmiş hissetmesi, çoğu zaman bedenin yıllardır taşıdığı görünmez yüklerden kaynaklanıyor. Akademik baskı, belirsiz bir gelecek, sürekli uyarıcı yayan sosyal medya ve durmadan düşünen bir zihin… Tüm bunlar sinir sisteminin gece bile tam olarak sakinleşmesini engelliyor. Odabaş, bu durumu şöyle açıklıyor: “Beyin ‘güvendeyim’ sinyalini alamadığında kortizol düşmüyor, savaş–kaç sistemi kapanmıyor.“
Sürekli bir yerlere yetişme duygusu zamanla kaygıyı artırıyor, odaklanmayı zorlaştırıyor ve duygusal dalgalanmaları tetikliyor. Psikolojik Danışman Açelya Odabaş’a göre bu tempo uzun vadede çok daha ciddi sonuçlar doğurabilir:
“20’li yaşlarda gençler, günümüzün ‘koşturma’ ve ‘her şeye yetişme’ kültürü içinde büyüyor. Sürekli hız ve performans baskısı, beynin ve bedenin uzun süreli strese maruz kalmasına yol açıyor. Psikolojide buna allostatik yük deniyor demiştik. Yani zihinsel ve fiziksel kaynaklar sürekli yüksek düzeyde kullanılıyor, toparlanma fırsatı azalıyor. Bu durum odaklanma güçlüğü, kaygı artışı, motivasyon düşüklüğü ve duygusal dalgalanmalara yol açabiliyor.“
Gençlerin hiçbir şey yapmadığı hâlde bile yorgun hissetmesinin “tembellik” olarak etiketlendiğine dikkat çeken Odabaş, bu durumun gençlerin ruh halini olumsuz etkilediğini belirtiyor: “Zaten içten içe ‘Bende bir sorun mu var?’ diye düşünen gençlerde bu yargı, özsaygıyı zedeliyor ve utanç duygusunu artırıyor. Zamanla kişi kendini yetersiz görmeye başlıyor ve bu olumsuz kendilik algısı hayatın diğer alanlarına da yayılabiliyor. Oysa çoğu genç tembel değil; zihinsel olarak tükenmiş durumda.Bu nedenle suçu karakterde aramak yerine, gençleri bu noktaya getiren psikolojik ve çevresel yükleri konuşmak gerekiyor.”
Odabaş’a göre gençlerin “her şeye yetişmek zorundayım” hissi zamanla bedeni aşırı uyarılmış bir hâle sokuyor. Bu sürekli tetikte olma durumu, kronik yorgunluktan uyku bozukluklarına, odaklanma güçlüğünden motivasyon kaybına kadar birçok sorunu tetikliyor. Uzman, bu tabloyu şöyle özetliyor: “Beden aslında gençlere şunu söylüyor: ‘Bir gün durursan ölmezsin, ama şu an durmazsan ileride kendini asla toparlayamayabilirsin, farkında mısın?“
Odabaş’a göre gençler kendi güçlerini toparlamak için küçük ama etkili adımlar atabilir. Odabaş, gençlerin hayata daha enerjik katılabilmeleri ve tükenmişlik hissini aşabilmeleri için yapmaları gerekenleri ise şöyle özetliyor: “Sabah uyandıktan sonraki ilk 30 dakika telefondan uzak durmak, günde 10 dakikalık yürüyüşler yapmak, kısa molalı çalışma düzeni oluşturmak, küçük ritüeller geliştirmek (kahve, deftere yazı, müzik gibi), uyku öncesi kısa nefes egzersizleri veya esneme yapmak, gün içinde ertelediğimiz düşüncelere kısa süre ayırmak… Bu adımlar hayatı tamamen değiştirmek için değil; bedeni ve zihni toparlayarak asıl değişime zemin hazırlamak için etkili.”
Psikolog Açelya Odabaş, son olarak gençlere şunu hatırlatıyor: “Bazen yavaşlamak, hiçbir şey yapmamak değil; sadece bir anlığına düşüncelerini durdurabilmektir.“
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
11463 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9030 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8538 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7023 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6536 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5428 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5197 kez okundu
1
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
11463 kez okundu
2
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
9030 kez okundu
3
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8538 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
7023 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6536 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.