Ankara
23°

PARÇALI AZ BULUTLU

Türkiye nüfusu 2040’ta “erimeye” başlıyor!
  • 9.Köy
  • Genel
  • Türkiye nüfusu 2040’ta “erimeye” başlıyor!

Türkiye nüfusu 2040’ta “erimeye” başlıyor!

Batı’nın uzun vadede uyum sağlayarak geçtiği demografik dönüşümü çok daha dar bir zaman diliminde yaşayan Türkiye'de, nüfus için geri sayım başladı. Prof. Dr. Mehmet Ali Eryurt, Türkiye'nin 2040'ların başında 90 milyona dahi ulaşamadan küçülme sürecine gireceğini belirterek, ortaya çıkacak iş gücü açığının ancak teknoloji veya nitelikli göçle kapatılabileceğini vurguladı.

ABONE OL
21 Eylül 2026 19:30
Türkiye nüfusu 2040’ta “erimeye” başlıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Burak Avcı

Türkiye’de doğurganlık hızının kesintisiz düşüşü ve hızla değişen yaş yapısı, ülkenin nüfus dinamiklerini kritik bir dönemece taşıdı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan nüfus projeksiyonları, Türkiye’nin demografik geleceğine ilişkin farklı senaryolar ortaya koydu.

TÜİK’in orta senaryosuna göre Türkiye nüfusunun 2053 yılında 93,9 milyon ile zirveye ulaştıktan sonra azalmaya başlayacağı, düşük senaryoya göre ise zirvenin 2044 yılında 89,9 milyon ile görüleceği hesaplanıyor. BM projeksiyonlarında ise orta senaryoda 2047 yılında 91,4 milyon, düşük senaryoda ise 2037 yılında 87,9 milyonluk tepe noktaları öngörülüyor.

Kendi demografik projeksiyon modelinin TÜİK ve BM’nin düşük senaryolarına daha yakın olduğunu belirten Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Nüfusbilim Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Eryurt, kamuoyundaki 100 milyon beklentisinin aksine nüfusun 90 milyona dahi ulaşamayacağını söyledi. Eryurt, “Ben de 2040’ların başı itibarıyla Türkiye nüfusunun 90 milyona ulaşmadan azalmaya başlayacağını öngörüyorum” dedi.

“Avrupa’nın sürecini çok daha dar zamanda yaşadık”

Türkiye’de toplam doğurganlık hızının 2014 yılından bu yana kesintisiz bir düşüş eğiliminde olduğunu kaydeden Prof. Dr. Eryurt, nüfusun kendini yenileme eşiği kabul edilen 2,10 seviyesinin altına 2017 yılında inildiğini ve son olarak 1,42’ye kadar gerilendiğini aktardı.

Türkiye’nin yaşadığı demografik erimenin Batı ülkelerinden çok daha sert bir ivmeyle gerçekleştiğine dikkat çeken Eryurt, şu değerlendirmeyi yaptı: “Avrupa’nın yüzyıla yayılan demografik geçiş süreçleriyle kıyaslandığında çok hızlı bir azalma söz konusu bizde. Türkiye, Batı dünyasının uzun vadede, uyum sağlama fırsatı yakalayarak yaşadığı süreci çok daha dar bir zaman diliminde yaşadı.”

Prof. Dr. Mehmet Ali Eryurt

2050’de her 4 kişiden biri 65 yaş üstü

Projeksiyonların nüfusun yaş yapısında da köklü bir kırılmaya işaret ettiğini belirten Eryurt, 15 yaş altı çocuk nüfustaki azalmanın süreceğini, çalışma çağındaki nüfusta yaşanacak daralmanın ise sahaya biraz daha gecikmeli yansıyacağını ifade etti.

Yaşlı nüfus oranındaki artışın sosyal güvenlik ve sağlık altyapısı üzerinde ciddi bir yük oluşturacağını vurgulayan Eryurt, sözlerini şöyle sürdürdü: “2050’lerin ilk yarısında her 4 kişiden birinin, 2070’lerin ortasında her 3 kişiden birinin 65 yaş üzeri nüfusa dahil olacağını öngörebiliriz. Bu tablo, yaşlı bağımlılık oranının artmasına, potansiyel destek oranının azalmasına yol açıyor. Sosyal güvenlik ve sağlık sistemlerinin bu tabloya hazırlık yapması oldukça önemli hale gelmiş durumda.”

İki farklı demografik evren ve kırsal erime

Türkiye genelinde kentsel nüfus oranının yüzde 93,4’e ulaştığını hatırlatan Prof. Dr. Eryurt, bölgesel modellerin ülke genelinde “iki farklı demografik evren” yarattığını belirtti. Karadeniz ve Orta Anadolu’nun kırsal ağırlıklı illerinde göç ve düşük doğurganlık nedeniyle nüfusun yüzde 20’den fazlasının 65 yaş üzerine çıktığını kaydeden Eryurt; Marmara ile Ege kıyı şeridinin göç baskısıyla büyümeyi sürdürdüğünü, Güneydoğu Anadolu’nun ise doğurganlık hızı görece yüksek kalsa da kendi içinde bir dönüşüm geçirdiğini ifade etti.

Kırsaldaki nüfus kaybının kritik bir eşiği geçtiğini vurgulayan Eryurt, “Kırsal demografik erime geri dönülemez eşiği çoktan aştı. Köylerde genç nüfusun kalmaması, tarımsal iş gücünün yaşlanmasıyla birlikte demografik bir boşalmayı kalıcı hale getirdi. Önümüzdeki sürecin en önemli politikalarından biri bölgesel ve kırsal kalkınma olmaya devam ediyor” dedi.

“Düşük doğurganlık tuzağı”: Çözüm göç veya teknoloji

Türkiye’nin demografik literatürde “düşük doğurganlık tuzağı” (low fertility trap) olarak tanımlanan evreye girdiğini belirten Eryurt, bu aşamadan sonra sadece doğumları teşvik ederek piramidi gençleştirmenin yapısal olarak zorlaştığını ifade etti.

Doğum çağındaki kadın kuşağının küçülmüş olması nedeniyle kadın başına çocuk sayısı artsa dahi toplam doğum sayısının piramidi onarmaya yetmeyeceğini vurgulayan Eryurt, gelecekteki iş gücü dengesine dair çözüm yollarını şöyle özetledi:

Demografik modellere göre bir ülke ‘düşük doğurganlık tuzağına’ düştüğünde, yalnızca iç dinamiklerle (doğumları teşvik ederek) piramidini yeniden gençleştirmesi gittikçe zorlaşıyor. Doğum çağındaki kadın kuşağının kendisi zaten küçüldüğü için, kadın başına düşen çocuk sayısı artsa bile toplam doğum sayısı piramidi onarmaya yetmiyor. Bu aşamadan sonra nüfus yapısının dengelenmesinde ve iş gücü açığının kapatılmasında nitelikli işgücü göçüne ihtiyaç duyulacak ya da üretim süreçlerinde teknolojinin daha yoğun kullanılması gerekecektir.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.