Ankara
17°

AZ BULUTLU

Mevsimlik tarım işçisi çocuklar neler yaşıyor?
  • 9.Köy
  • Genel
  • Mevsimlik tarım işçisi çocuklar neler yaşıyor?

Mevsimlik tarım işçisi çocuklar neler yaşıyor?

Tarım işçisi ailelerin çocukları, çadır alanlarında fiziksel güvenlik, istismar ve mahremiyet sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Sosyal Hizmet Uzmanı Gülcan Güzel, çalışma yaptığı tarım alanlarında çocukların günlerce yalnız ve korumasız kaldığını söyledi, geçici barınakların gözle görünmeyen sorunlarını anlattı.

ABONE OL
15 Eylül 2026 11:12
Mevsimlik tarım işçisi çocuklar neler yaşıyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Rengin Uçkan 

Türkiye’nin tarım havzalarında Nisan ve Mayıs aylarıyla birlikte başlayan hareketlilikle her yaz binlerce kişi aileleriyle birlikte mevsimlik tarım alanlarına göç ediyor. Bu göç rotasının en yoğun duraklarından biri olan Bursa’nın Karacabey ilçesinde, kilometrelerce uzanan tarlaların etrafına kurulan çadırlar, yetişkinlerin zorlu çalışma mesaisinin yanında çocukların gün boyunca yalnız ve korumasız kaldığı zorlu birer yaşam alanına evriliyor.

Karacabey’deki çadır alanlarında su, elektrik, çöp yönetimi ve güvenli barınma gibi en temel insani gereksinimlerin bile çoğu zaman karşılanmadığı görülüyor.

Gülcan Güzel

Fiziksel güvenlik ve denetimsiz alanlar

Çocukların bu alanlarda karşılaştığı en büyük tehlikelerin başında fiziksel güvenlik riskleri geliyor. Sınırları tam çizilmemiş, ortak yaşam alanlarının iç içe geçtiği, kalabalık ve denetimsiz çadır bölgelerinde çocukların oyun alanları traktörlerin, tırların, ağır tarım makinelerinin ve açıkta akan suların hemen kenarında kalıyor.

Uluslararası insani yardım alanında sosyal hizmet uzmanı olarak görev yapan ve saha çalışmalarını doğrudan yürüten Gülcan Güzel, çadır alanlarındaki yoğunluk ve belirsiz sınırların çocuklar için büyük bir tehlikeye ortam hazırladığına dikkat çekiyor: “Çadır alanları çok yoğun, sınırları belirsiz ve ortak yaşamın hâkim olduğu yerler olduğu için çocuklar gün içinde ciddi risk alanlarında kalabiliyor. Bu durum fiziksel yaralanmalardan kaybolma riskine, akran zorbalığından farklı türde istismarlara kadar geniş bir risk alanı yaratıyor.”

Çadır alanlarında mahremiyetin ve kişisel güvenliğin çok az olmasındaki en kritik etkenlerden birini tuvalet ve duş gibi temel ihtiyaç alanlarının ortak kullanımı oluşturuyor. Ailelerin kendi çadırlarında bu imkanların olmaması, çocukları denetimsiz ve kamusal ortak alanları kullanmaya zorluyor. Gülcan Güzel, saha gözlemlerine dayanarak bu durumun neden olduğu tehlikeyi aktarıyor:

Saha gözlemlerimde en dikkat çekici durumlardan biri, ortak tuvalet ve duş alanlarının kullanımı gibi temel ihtiyaç alanlarının bile çocuklar açısından ciddi bir güvenlik riski taşımasıydı. Bu alanlar hem denetimin sınırlı olduğu hem de mahremiyetin olmadığı yerler olduğu için çocuklar açısından kırılganlık yaratıyor.

Bakım yükü ve akran ilişkileri

Mevsimlik tarım işçiliğinin doğasından kaynaklanan ekonomik baskılar ailedeki yetişkin bireylerin tüm gün tarlada çalışmasını zorunlu kılıyor. Çoğu zaman küçük yaşta olan kardeşler birbirine bakmak zorunda kalırken, bazı çocuklar tamamen gözetimsiz bir şekilde yaşıyor.

Ebeveynlerin çalışma koşullarının çocukların güvenliğini doğrudan etkilediğini belirten Güzel, sahadaki gözlemlerini şu sözlerle anlatıyor: “Ebeveynlerin çoğu zaman gün içinde çalışmak zorunda kalması nedeniyle çocuklar uzun süre gözetimsiz kalabiliyor. Bu durum küçük çocukların daha büyük çocuk gruplarıyla (özellikle ergenlerle) bir arada vakit geçirmesine yol açıyor ve bu yaş farkı ve güç dengesizliği bazı durumlarda akran zorbalığına, ihmal davranışlarına ve farklı düzeylerde istismar risklerine zemin hazırlayabiliyor.”

Mahremiyet sınırlarının kaybolması

Karacabey’deki çadır alanlarında fiziksel mesafenin yok denecek kadar az olması, duvarların bulunmaması ve yaşam alanlarının kumaş ya da naylon örtülerle birbirinden ayrılması mahremiyet kavramını ortadan tamamen kaldırıyor. Çocuklar bu nedenle yetişkinlerin özel yaşamına, tartışmalarına ve en mahrem anlarına tanık olmak zorunda kalıyor.

Güzel, çadır alanlarında mahremiyetin ortadan kalkmasının çocuk üzerindeki etkisini şu çarpıcı tespitle dile getiriyor: “Saha gözlemlerimde en çarpıcı bulgulardan biri de mahremiyetin neredeyse tamamen ortadan kalktığı bazı çadır alanlarında çocukların, yetişkinlerin özel yaşamına istemsiz ve sürekli biçimde tanık olmak zorunda kalmalarıydı. Bu durum, çocukların sınır algısını zorlayarak hem duygusal olarak kafa karışıklığı yaşamalarına hem de uzun vadede sağlıklı mahremiyet ve güven ilişkisi kurmalarında güçlük oluşmasına neden olabiliyor.”

Çözüm yolları

Gülcan Güzel, çözümün ilk aşamasını şöyle açıklıyor: “Bu çocukları korumak için en temel ihtiyaç, çadır kentlerde sistematik ve düzenli işleyen ‘çocuk dostu’ alanların kurulmasıdır. Ancak bunun sadece ‘alan açmak’ değil, içerik olarak da düzenli bakım, oyun ve psikososyal destek içeren bir yapı olması gerekiyor.

Gülcan Güzel, sahadaki insan kaynağı ihtiyacına dikkat çekerek konuyu şu sözlerle detaylandırıyor: “Bunun yanında sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve öğretmenlerin birlikte çalıştığı multidisipliner ekiplerin sahada aktif olması kritik önem taşıyor. Çocuğun yalnızca birey olarak değil; aile ve içinde bulunduğu mekânla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.”

Gülcan Güzel, nihai değerlendirmesini şöyle tamamlıyor: “Uzun vadede ise bu meselenin yalnızca kriz dönemi müdahalesi değil, çocuk–aile–toplum temelli bütüncül güçlü bir sosyal politika yaklaşımıyla ele alınması gerektiğini düşünüyorum.”

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.