Mehmet Duran Boztepe
Ankara’nın başkent ilan edilmesinin ardından kurulan yeni kentsel doku, yalnızca bir fiziki mekân inşası değil, yeni bir yaşam biçiminin de yansımasıydı. Ancak günümüzde bu vizyon, artan arsa spekülasyonları ve rant odaklı kentsel dönüşüm projeleriyle yerini derin bir sosyo-ekonomik değişime ve hak ihlallerine bırakıyor.
Sena Güngör ve Uğur Özcan’ın çalışmasına göre, Ankara’nın kentsel gelişimi, şehir mimarı Hermann Jansen’in 1928’de hazırladığı imar planındaki “Bahçe Kent” yaklaşımıyla şekillenmeye başlamıştı. Jansen’in planı; tarihi dokuya zarar vermeyen, yeşil alanlarla bütünleşik, iki katlı ve geniş bahçeli konutları merkeze alıyordu. Bu vizyonun pratik karşılıklarından biri olarak Yenimahalle, 1946-1949 yılları arasında dönemin belediye başkanı Ragıp Tüzün’ün girişimleriyle, dar gelirli memur ve işçilerin konut sahibi olabilmesi amacıyla kuruldu. O dönemde banka kredileriyle desteklenen projede, ilk Yenimahalle evleri sahiplerine metrekaresi 1 lira gibi sembolik bir rakamdan satılmıştı. Birbirini düzenli kesen sokakları, yürüyüş mesafesindeki sosyal donatıları ve geniş bahçeli müstakil evleriyle Yenimahalle, uzun yıllar boyunca bu planlı kentleşmenin başarılı bir örneği oldu.

1952 yılında inşa edilen evinde 1958 yılından bu yana yaşayan Tülin Aydın, kentin belleğini ve barınma hakkını ranta karşı savunan mahallelilerden yalnızca biri. Ziraat ve Halk Bankası kredileriyle yapılan bu ilk projelerden birine annesinin gelin geldiğini anlatan Aydın, evini ve anılarını şöyle tarif ediyor:
“Çocukluğum burada geçti, bu bahçede geçti… Biz akşamları yemek yedikten sonra merdivenlerde otururduk. Oradan komşu gelir, buradan komşu gelir… O sohbetler başkaydı“
Mahallesini sarmalayan çok katlı apartman inşaatlarına ve müteahhitlerin yoğun baskılarına direndiğini ifade eden Aydın, bu evlerin sadece bir mülk değil, bir yaşam pratiği olduğunun altını çiziyor: “Bana en lüks yerde apartman dairesi verse, apartmanını verse yine de gitmem… Çok isteyen oldu müteahhitlerden. ‘Gelelim, yapalım işte şunu verelim…’ Yok yani, şu güzelliği hiçbir yerde bulamam ben“
Bitişik nizamlı apartmanlarla birlikte insan profilinin ve komşuluk ilişkilerinin değiştiğini gözlemlese de kendi sokağında eski kültürü yaşatmaya çalıştığını belirtiyor: “Komşum merhaba, ne yapıyorsun? O ona soruyor bir ihtiyacın var mı, bir yardım eder misin? Biz eski Yenimahalleliler o eski şeyi korumaya çalışıyoruz… Sabahleyin kalkıyorum, o kuş sesleri… Bak hanımeli açıyor kokuyor mis gibi, ben niye parka gideyim?“
Geleceğe dair kaygılarını ise şu sözlerle özetliyor: “Biz hayatta olduğumuz müddetçe burası böyle kalsın. Bizden sonra ne olur bilmem“

Bu tarihi dokuyu ve mahalle kültürünü yaşatmak adına atılan nadir somut adımlardan biri ise Yenimahalle Evi Müzesi. 1949 yılında temeli atılan ve Cavide Savaşyar’a ait bu ev, ölümünün ardından Başkent Hastanesi’nden alınarak restore edildi ve halka açıldı.
Müze yetkilisi Dilek Ertunç, geçmişin yatay mimarisinin insanları nasıl bir araya getirdiğini günümüzün dikey yapılaşmasıyla karşılaştırarak anlatıyor: “Benim doğup büyüdüğüm evde bir tane ev vardı. Sokakta toplasanız 10 kişi vardı. Şimdi bir evin yerine bir bina yapıldı, bir kişinin yerine 15 kişi oturuyor. Derken tabii ki kimseyi tanımıyorum… Ama bu eski evlerde oturanları görüyorum. Niye? Çünkü o bahçeye çıktığı zaman ben de bahçeyi temizliyorsam ya da bir iş yapıyorsam karşılaşıyoruz, sohbet ediyoruz… İnsanların birbirini tanımasına vesile oluyor bu evler“

Mesut Doğan ve Hakan Bostan’ın çalışmasına göre kentsel dönüşüm, yalnızca fiziksel yapıların yıkılıp yeniden yapılması değil; nüfusun sosyo-ekonomik yapısını değiştiren çok boyutlu bir süreç. Yenimahalle’deki son dönüşüm projelerinde, eski gecekondu sahiplerinin büyük bölümü yeni konutlarında oturmaya devam etse de bu sürecin arka planında göz ardı edilen hak temelli krizler bulunuyor. Yenilenen mahallelerde rantın artmasıyla fırlayan emlak değerleri ve dikey konutların (balkonsuz tasarımlar veya ayrı tuvaletin bulunmaması gibi) eski kültürel alışkanlıklarla örtüşmeyen mimarisi alt gelir grubu aileleri zorluyor. Artan ekonomik baskılar karşısında tutunamayan bu aileler, evlerini satmaya veya kiraya vermeye zorlanarak Sincan ve Etimesgut gibi kentin daha dış çeperlerine göç etmek durumunda kalıyor.
Uzmanlara göre bu mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için kentsel dönüşümün sadece yıkım ve inşaat döngüsünden ibaret görülmemesi gerekiyor. Başarılı bir dönüşüm için yerel halkı karar alma süreçlerine dâhil eden, sosyolog ve şehir plancılarının yer aldığı hak temelli bir yaklaşım zorunlu.
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8879 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8463 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7129 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6973 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6500 kez okundu
6
“Aile diş hekimliği” sözü tutulmadı: 40 bin ağız ve diş sağlığı teknikeri atama bekliyor
5363 kez okundu
7
Toprakkale Kalesi kaderine mi terk edildi?
5143 kez okundu
1
Şırnak sofrasının şifalı yemeği: Hengedan
8879 kez okundu
2
Halfeti’nin çiçeği ‘Karagül’ü dünya tanıyor
8463 kez okundu
3
“Yaşlıların bakımında kamu sorumluluk almalı”
7129 kez okundu
4
Azerbaycan akraba evliliklerini yasakladı
6973 kez okundu
5
Azerbaycan’da taksi sorunu: Taksi çok, fiyatı ucuz, trafiğe yük!
6500 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.