DOLAR 46,6501 0%
EURO 53,3097 -0.04%
ALTIN
Ankara
28°

AÇIK

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde şiddet sarmalı nasıl kırılır?
  • 9.Köy
  • Genel
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğinde şiddet sarmalı nasıl kırılır?

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde şiddet sarmalı nasıl kırılır?

Türkiye’de giderek artan kadın cinayetleri, şüpheli ölümler, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir cinnet durumu değil, halk sağlığı ve insan hakları sorunu olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre bu karanlık döngüden çıkış devletin hukuki koruma kalkanı, okullarda yapılması gereken eşitlikçi eğitim, sivil toplum takibi ve ailelerin de değişimiyle kurulması mümkün olan dörtlü işbirliğine bağlı.

ABONE OL
30 Haziran 2026 10:48
Toplumsal cinsiyet eşitliğinde şiddet sarmalı nasıl kırılır?
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Rengin Uçkan

Türkiye’de giderek artan kadın cinayetleri, şüpheli ölümler, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir cinnet durumu değil halk sağlığı ve insan hakları sorunu olduğunu gösteriyor.

Peki nedir toplumsal cinsiyete dayalı şiddet?

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, bir insana yalnızca toplumsal cinsiyeti, biyolojik cinsiyeti ya da cinsiyet kimliği nedeniyle yöneltilen her türlü zarar verme eylemi olarak tanımlanıyor. Bu şiddet fiziksel olabildiği gibi cinsel, psikolojik ya da ekonomik baskılar şeklinde de kendini gösterebiliyor. 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verileri küresel bir kriz olan toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin temelinde kökleşmiş ayrımcılık ve güç eşitsizlikleri olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de özellikle de son yıllarda kayıtlara geçen kadın cinayetleri ve nasıl olduğu henüz anlaşılmamış şüpheli ölümler şiddetin bireysel savunmalarla önlenemeyecek kadar büyük bir sorun olduğunu gözler önüne seriyor. 

Uzmanlar ne diyor?

Toplumsal cinsiyet çalışmaları araştırmacısı Fatma Öztürk, bu döngünün yapısal olduğuna dikkat çekiyor ve şu değerlendirmede bulunuyor: “Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi için mücadele sadece faili cezalandırmayı kapsamamalı, yapının tamamını dönüştürmelidir.

Eşitlik bilinci okulda inşa ediliyor

Uzmanlara göre şiddet sarmalını stratejik ve kalıcı bir şekilde kırmanın en güçlü yollarından biri okul sıralarından geçiyor. Okullar toplumsal cinsiyet normlarının zihinlerde henüz kemik bir yapıya dönüşmediği yaşlarda eşitlik kültürünü benimsetmek adına en stratejik merkez olarak ön plana çıkıyor.

Eğitimle ilgili küresel raporlar ve ilgili akademik çalışmaların kişilerin eğitim süreleri uzadıkça şiddete karşı müsamahalarının ve şiddeti normal karşılama eğilimlerinin belirgin bir şekilde düştüğünü gösteriyor. Ancak uzmanlar çözümün sadece kişiyi eğitime kazandırmakla sınırlı kalmaması gerektiğini vurguluyor. Müfredatın içeriğinin şiddetsiz iletişim, toplumsal cinsiyet eşitliği, insan hakları içerikli derslerle yeniden düzenlenmesi bu anlamda elzem bir sorumluluk.

Devletin rolü ne olmalı?

Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadelenin yasal ayağını devlet mekanizması oluşturuyor. Devlet şiddeti önleyecek yasal mekanizmaları hazırlamak ve bunu taviz vermeden uygulamakla yükümlü.

Öztürk bu noktada, “Türkiye’de şiddete karşı en güçlü hukuki koruma kalkanı olan 6284 Sayılı Kanun’un etkin bir şekilde uygulanması saldırganlar üzerindeki cezasızlık güvencesini yok edecek çok önemli bir eşiktir” diyerek devletin asıl sorumluluklarından birine dikkat çekiyor.

Kamu politikalarını izleme misyonu olan kuruluşların belirttiği üzere 2024-2027 yıllarını kapsayan ‘Cinsiyet Eşitliği Eylem Planları’ gibi belgelerin yalnızca kağıt üzerinde kalmaması ve uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.

Benzer stratejik planların ilgili kuruluşların işbirliği ile eşitlik yaklaşımıyla, doğru planlanmış bir şekilde hayata geçirilmesi şiddet döngüsünü kıracak en büyük hukuki devrim olarak görülüyor.

Sivil toplum kuruluşlarının rolü ne?

Öte yandan bu sorunun çözümü için sivil toplum kuruluşları da kamu kuruluşlarının görevlerini doğru yapmadığı ya da yetersiz kaldığı belirsiz alanlarda hem denetleyici hem de maruz bırakılanlar için güvenli alan olarak devreye giriyor.

Araştırmacı Öztürk, şöyle konuşuyor: “İnsan hakları ve spesifik olarak kadın hakları odaklı çalışan sivil toplum kuruluşları şiddet vakalarını ve yasal aksaklıkları dikkatli bir şekilde inceleyerek topluma sunuyor ve bu durum kamusal adalet sistemi üzerinde yapıcı bir baskı oluşturuyor.”

Evde başlayan devrim

Toplumsal alanlarda karşılaştığımız şiddet türleri ilk olarak ailede geleneksel toplumsal cinsiyet normları üzerinden zihinlere yerleşiyor. Yani aile yapıları bu yıkıcı sarmalın kaynağı olabileceği gibi aynı zamanda sonlandırılacağı alan. 

Oğlan çocuklarına aşılanan güç, kontrol ve öfke, kız çocuklarına ise sessizlik, itaat etme ve kabullenme şiddet döngülerini besleyen etkenler arasında gösteriliyor.

Aile modellerinin bir dönüşüme girip rollerin yeniden eşit bir şekilde paylaştırıldığı ve problemlerin şiddetsiz iletişimle çözüldüğü bir yapı kurulması bu açıdan önemli görülüyor. Bununla birlikte aile içi şiddetin mahrem bir durum olarak görülüp saklanması değil bir insan hakları ihlali olarak görülüp gerekli mekanizmalara başvurulması da uzmanlarca teşvik ediliyor.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.


HIZLI YORUM YAP