DOLAR 44,8950 0.23%
EURO 52,8913 -0.09%
ALTIN
Ankara
13°

HAFİF YAĞMUR

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

17 Nisan 2026 Cuma

“Erteleme davranışı tembellik değil, kronikleşebilen bir sorun”

“Erteleme davranışı tembellik değil, kronikleşebilen bir sorun”
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Nilay Altındiş

Günlük yaşamda sıkça karşılaşılan “erteleme davranışı” veya bilimsel adıyla “prokrastinasyon”, çoğu zaman tembellik olarak yorumlanıyor. Ancak uzmanlara göre bu durum tembellikten çok daha karmaşık psikolojik süreçlerle bağlantılı.

Psikolog Canan Yeşil, erteleme davranışını en basit tanımıyla “kişinin zamanı ve imkânı olmasına rağmen yapması gereken bir işi ertelemesi” olarak tanımlıyor. Yeşil’e göre bu durum çoğu zaman bir zaman yönetimi problemi değil, duygu düzenleme zorluğu. Yeşil, her erteleme davranışının “prokrastinasyon” olarak değerlendirilmemesi belirtiyor ve farkı şöyle anlatıyor:

Hayatın olağan akışında bazen yapılması gerekenleri ertelemek normaldir. Ancak erteleme davranışı kişinin akademik, iş ya da sosyal yaşamını bozmaya başladığında artık sıradan bir ertelemeden söz edemeyiz.

“Kişi işi değil, yarattığı duyguyu erteler”

Erteleme davranışının çoğu zaman tembellik olarak etiketlendiğini belirten Yeşil, prokrastinasyon ile tembellik arasında önemli psikolojik farklar olduğuna dikkat çekiyor. Yeşil’in verdiği bilgiye göre, “Prokrastinasyonda kişi sorumluluğunun farkındadır ancakgörevle birlikte ortaya çıkan yoğun içsel rahatsızlık nedeniyle işi erteler.

Yeşil, “Kişi aslında görevi değil, o görevin hissettirdiği duyguyu erteler. Bu durum kısa süreli bir rahatlama sağlasa da ardından daha yoğun stres ve suçluluk duygusu ortaya çıkar” dedi. Uzun süre devam eden erteleme davranışının yalnızca psikolojik değil fiziksel etkiler de yaratabileceğini belirten Yeşil, kronik stresin boyun ve sırt ağrıları, mide-bağırsak hassasiyetleri ve kalp çarpıntısı gibi somatik belirtilere yol açabileceğini söyledi.

Mükemmeliyetçilik ertelemeyi tetikleyebiliyor

Prokrastinasyonun önemli nedenlerinden biri de mükemmeliyetçilik.Yeşil, mükemmeliyetçi düşünce yapısının çoğu zaman “ya en iyisini yapmalıyım ya da hiç yapmamalıyım” şeklinde işlediğini belirterek bu düşünce biçiminin erteleme davranışını tetikleyebildiğini söyledi.

Mükemmeliyetçilikte kişinin kendine karşı oldukça eleştirel bir iç sese sahip olabildiğini ifade eden Yeşil, bu durumun kişinin bir işe başlamasını zorlaştırabildiğini belirtti. Uzmanlara göre, “mükemmel olmayacaksa hiç yapmamak” düşüncesi, birçok kişinin görevleri sürekli ertelemesine neden olabiliyor.

“Başarısızlık korkusu, en güçlü nedenlerden biri”

Psikolog Yeliz Elgin Şimşek ise klinik gözlemlerine göre prokrastinasyonun çoğu zaman yetersizlik ve başarısızlık korkusuyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Şimşek, danışanlarının çoğunun yapması gereken işi bildiğini ancak başlamayı sürekli ertelediğini belirterek şunları söyledi: “Başlamak, aynı zamanda ‘ya yapamazsam’ ihtimaliyle yüzleşmek anlamına geliyor. Bu nedenle erteleme, o zorlayıcı duygudan kaçınmak için geliştirilen bir baş etme biçimi haline gelebiliyor.”

Şema terapi perspektifinden bakıldığında erteleme davranışının çoğu zaman “başarısızlık şeması” ile ilişkili olduğunu belirten Şimşek, kişinin bilinçli olarak fark etmese bile yetersiz olduğuna dair bir inanç taşıyabileceğini söyledi.

“Sosyal medya ertelemeyi güçlendiriyor”

Erteleme davranışını besleyen faktörlerden biri de dijital uyaranların artması. Psikolog Yeşil, kısa ve yoğun uyaran içeren içeriklerin dikkat ve odak becerileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini belirterek sosyal medyanın çoğu zaman kaçınma davranışını kolaylaştırdığını söyledi: “Sosyal medya ertelemenin yarattığı huzursuzluğu kısa süreli bastıran bir araç gibi çalışıyor. Ancak sonrasında hem zaman kaybı hem de suçluluk duygusu artıyor.”

Psikolog Şimşek de beynin doğası gereği anında rahatlama sağlayan uyaranlara yöneldiğini belirterek, birçok danışanın çalışması gerektiğini bilmesine rağmen kendini otomatik olarak sosyal medyada bulduğunu ifade etti.

Uzmanlara göre prokrastinasyon tek başına bir hastalık olarak değerlendirilmese de bazı psikiyatrik durumlarla ilişkili olabiliyor. Şimşek, özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireylerin bir işe başlama ve sürdürme konusunda ciddi zorluk yaşayabildiğini belirterek bu durumun çoğu zaman isteksizlik olarak yanlış yorumlandığını söyledi. Erteleme davranışının kronikleşmesi ve kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde etkilemesi durumunda psikiyatrik değerlendirme yapılmasının önemli olabileceği ifade ediliyor.

“Gençlerde daha sık görülüyor, kalıcı değil”

Araştırmalar ve klinik gözlemlere göre prokrastinasyon özellikle ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde daha sık görülüyor. Psikolog Yeşil, bunun nedenlerinden birinin beynin karar verme ve planlama süreçlerinden sorumlu bölgesi olan prefrontal korteksin gelişiminin 20’li yaşların ortalarına kadar devam etmesi olduğunu belirtiyor. Bu nedenle genç yaşlarda kısa vadeli rahatlama sağlayan davranışların daha cazip hale gelebildiği ifade ediliyor.

Uzmanlara göre prokrastinasyon kalıcı bir özellik değil, üzerinde çalışılabilen bir davranış biçimi. Psikologlar, erteleme davranışının kronikleşmesi ve günlük yaşamı etkilemesi durumunda psikolojik destek alınmasının önemli olduğunu vurguluyor.

Devamını Oku

Sel felaketi yaşayan Adrasan turizmi ayağa kalkmaya çalışıyor

Sel felaketi yaşayan Adrasan turizmi ayağa kalkmaya çalışıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Selin Yıldırım

Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı turizm merkezi Adrasan’da Şubat ayında etkili olan yoğun yağışlar sel ve taşkınlara neden oldu. Bazı pansiyonları su basarken, dere ve göl çevresindeki yapıların da selden etkilendiği belirtildi. Bölgedeki işletmeciler, yaşanan hasarın ardından temizlik ve bakım çalışmalarını büyük ölçüde kendi imkânlarıyla yaptıklarını ifade ediyor. Yaz turizm sezonuna aylar kala pansiyonlarda hazırlıklar başlarken, işletmeciler rezervasyonlarda ise ekonomik koşullar ve yaşanan afet nedeniyle bir miktar düşüş yaşandığını dile getiriyor.

“Otele su girdi, günlerce uğraştık”

Adrasan’da pansiyon işletmeciliği yapan Sırrı Deniz, şiddetli yağışların ardından bölgede yaşanan hasara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Deniz, sel sırasında pansiyonunu su bastığını ve birkaç gün boyunca ciddi sıkıntı yaşadıklarını söyledi.

Yağışların ardından işletmesinde maddi zarar oluştuğunu belirten Deniz, hasarı kendi imkânlarıyla gidermeye çalıştıklarını ifade etti. Deniz, “Otele su girdi. Çok fazla yağış oldu. Üç dört gün ciddi sıkıntı yaşadık ama sonrasında kendi imkânlarımızla temizleyip toparladık” dedi.

“Temizliği büyük ölçüde işletmeler yaptı”

Sel sonrası temizlik ve düzenleme çalışmalarının büyük ölçüde işletme sahipleri tarafından yapıldığını dile getiren Deniz, altyapı konusunda bazı eksikliklerin bulunduğunu söyledi. Deniz, “Selden sonra çoğu yeri biz kendimiz temizledik. Belediye elinden geleni yapıyor ama imar ve altyapı konuları nedeniyle yapılabilecekler sınırlı kalıyor” ifadelerini kullandı.

“Sezon hazırlıkları başladı”

Adrasan’da turizm sezonu için hazırlıkların tüm hızıyla devam ettiğini, hatta yürüyüş gruplarının yavaş yavaş bölgeye gelmeye başladığını belirten Sırrı Deniz, rezervasyonlardaki düşüşün sadece sel ile ilgili olmadığını ifade etti. Bölgedeki turizm hareketliliğinin küresel istikrarsızlıktan ve savaş gündeminden de etkilendiğini tahmin ettiklerini dile getirdi.

Gürsel Taşkın

“Saz gölünün içine ev yapılırsa sel basar”

Adrasan’da pansiyon işletmeciliği yapan Gürsel Taşkın, yaşanan sel felaketinin kendi işletmesinde büyük bir maddi hasara yol açmadığını ancak bölgede bazı alanların etkilendiğini söyledi.

Taşkın, çevrede özellikle dere ve göl kenarına yapılan bazı yapıların selden zarar gördüğünü belirterek, “Çevremizde genel bir sıkıntı yok ama bazıları saz gölünün içine ev yaptı. Gölün içine yapı yaparsanız sel basması kaçınılmaz olur. Doğru yere kurulan işletmelerde büyük bir hasar yok” dedi.

“Misafirler bölgenin durumunu soruyor”

Turistlerin bölgenin son durumunu sık sık sorduğunu belirten Taşkın, misafirlerin özellikle sel sonrası durum hakkında bilgi almak istediğini söyledi. Taşkın, “Misafirler bize ‘Bölgede bir sorun var mı, selden sonra durum nasıl?’ diye soruyor. Biz de elimizden geldiğince bilgi veriyoruz” dedi.

“Derelerin temizlenmesi gerekiyor”

Benzer afetlerin tekrar yaşanmaması için bazı önlemler alınması gerektiğini ifade eden Taşkın, özellikle dere yataklarının temizlenmesinin önemine dikkat çekti. Taşkın, “Derelerin açılması gerekiyor. Yolların ve altyapının buna göre yapılması lazım” dedi.

 Bölgede temizlik ve bakım çalışmalarının devam ettiğini belirten işletmeciler, yaşanan selin ardından tüm zorluklara rağmen turizm sezonuna hazırlanmayı sürdürdüklerini ifade ediyor. İşletme sahipleri, doğal güzellikleriyle öne çıkan Adrasan’ın yaz aylarında yeniden ziyaretçilerini ağırlayacağına inanırken, yetkililerden ise özellikle dere yataklarının düzenlenmesi ve altyapının güçlendirilmesi yönünde kalıcı önlemler alınmasını bekliyor.

Devamını Oku

OMO Başkanı Türkyılmaz: Orman yangınlarıyla mücadele kışın başlamalı

OMO Başkanı Türkyılmaz: Orman yangınlarıyla mücadele kışın başlamalı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sonay Orta

Türkiye için orman yangınları, her yıl tekrarlanan ve her yaz ciğerlerimizi yakan bir "milli güvenlik" sorunu haline gelmiş durumda. Yangınlar sadece yaz aylarında değil, kış ve ilkbahar aylarında alınan tedbirlerle önlenebiliyor. Ancak bu hayati süreçte sahadaki en büyük engel gelişmiş teknoloji ve ekipmandan eksiğinden ziyade insan kaynağının yetersizliği ve kurumsal yetki karmaşası olarak karşımıza çıkıyor.

Orman Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hasan Türkyılmaz, yangınla mücadelede, sahadaki personel açığı, orman köylüsünün
hakları, aınması gereken önlemlere ilişkin 9 Köy’ün sorularını yanıtladı.

Yangınla mücadelenin üç aşamalı ele alınması gerektiğini belirten Türkyılmaz, asıl sorunun bütçeden ziyade insan kaynağı olduğunu vurguladı. Türkyılmaz, “Teknik tedbirlerde aksama olmasa da yangın öncesi, anı ve sonrasındaki rehabilitasyon çalışmalarının tamamını kapsayan personel açığı ciddi bir sıkıntı oluşturmaktadır” dedi.

“Köylüler sigorta kapsamına alınmalı”

Orman köylüsünün sahadaki hayati rolüne dikkat çeken Türkyılmaz, sadece teorik eğitimin yeterli olmadığını ifade ederek, şu önerilerde bulundu: “Kırsal alanda yaşayan insanımız her aşamada birinci derecede rol üstleniyor. Köylülerimizin sigorta kapsamına alınarak sosyal güvencelerinin sağlanması ve teorik yaklaşımlar yerine tatbiki eğitimlerle desteklenmesi mücadeleyi daha verimli kılacaktır.

“Kontrollü yakma, Türkiye’de temkinli uygulanmalı”

Kış aylarında uygulanan ‘kontrollü yakma’ yönteminin risk yönetimi açısından önemine değinen Türkyılmaz, “Amaç, yangın riskiniazaltmak için kuru bitki örtüsünü bilimsel planlama ile temizlemektir. Ancak yüksek hassasiyeti ve iklim koşulları nedeniyle bu yöntem Türkiye’de seçici ve temkinli uygulanmalıdır” diye konuştu.

Türkyılmaz, yangınla mücadeledeki yetki karmaşasının çözülmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Ziraat ve mera arazilerindeki yangın yükü, belediyelerin donanım eksikliği nedeniyle Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) üzerinde kalıyor. Devletimiz, yangınla mücadele sorumluluğunun hangi kurumda olacağını netleştirmelidir. Sorumluluk tamamen OGM’de kalacaksa ekipman takviyesi şarttır ve 24 saat esaslı vardiyalı çalışma sistemine geçilmesi zorunludur.”

“Kış ve ilkbahar aylarında alınan önlemler hayati önem taşımaktadır”

Yangınla mücadelede en etkili dönemin kış ve ilkbahar ayları olduğunu hatırlatan Türkyılmaz, koruyucu tedbirlerin kapsamını şu sözlerle detaylandırdı: “İklim değişikliğiyle artan kuraklık riski karşısında yanıcı madde temizliği, yangın emniyet şeritleri ve erken uyarı sistemleri gibi önleyici faaliyetler hayati önemdedir. Kış aylarında yapılacak ekipman bakımı ve toplumun bilinçlendirilmesi, yazın çıkabilecek yangınların hem sayısını hem de yayılma hızını önemli ölçüde azaltacaktır. Bu nedenle yıl boyu süren kesintisiz bir hazırlık süreci şarttır.”

Devamını Oku

Liselerde alarm: Gençler kendini şiddetle ifade ediyor

Liselerde alarm: Gençler kendini şiddetle ifade ediyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mehlika Sultan Ceylan

Lise çağındaki gençler arasında artan şiddet olayları toplumsal bir tartışmayı da beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre gençlerin şiddete yönelmesi yalnızca bireysel bir sorun değil; toplumda giderek yaygınlaşan şiddet kültürü, aile içi sorunlar ve sosyal çevre bu süreci doğrudan etkiliyor.

Uzmanlar; cezasızlık algısı, aile içi şiddet, sosyal medyanın etkisi ve yetersiz psikolojik destek mekanizmalarının gençleri şiddete daha açık hale getirdiğini vurguluyor. Çözümün ise cezaları artırmaktan çok koruyucu ve önleyici mekanizmaları güçlendirmekten geçtiği ifade ediliyor.

“Çocuğumu polise ihbar ediyorum”

Aileler çocuklarını şiddetten korumak için farklı farklı yöntemlere başvuruyor. Bunlardan biri de Y.D. Lise öğrencisi olan çocuğunun başına bir şey gelmemesi için çareyi polise ihbar etmekte bulduğunu bulmuş. Neden bu yola başvurduğunu ise şöyle anlatıyor:

Biz çocuğumuzu kontrol altında tutamıyoruz. Elimizden kaydı gitti, sokaktaki arkadaş çevresi onu bizden kopardı. Çocuğumu çoğu zaman karakollardan topluyorum çünkü bir kavgaya ya da kötü bir olaya karışmış oluyor. Bu duruma üzülüyorum çözüm olarak da çocuğumun gezdiği mahallelerdeki belli başlı duraklardaki insanlara çocuğumun fotoğrafını göstererek denk geldikleri yerde polise ihbar etmelerini söylüyorum. Bazen onu takip ediyorum, kalabalık bir grupla dolaştığını gördüğümde direkt polisi arayıp şikayet ediyorum, başına bir şey gelmesinden veya birinin başına bela olmasından korktuğum için bunu yapıyorum.”

“Şiddet dışında bir çözüm yolu bilmiyorum”

Karıştığı şiddet olayı sonrası okuldan uzaklaştırma cezası alan lise öğrencisi H.K, kendini korumak için şiddetten başka bir çözüm yolu olmadığını, kendini korumak için bıçak taşıdığını söylüyor. H.K., şiddetin bir savunma mekanizması olduğunu söyleyerek, “Durduk yere kimseye şiddet göstermem ama biri bana takıldığında ona hak ettiğini veririm” diyor.

Kendisine saldırı olduğunda yumrukla savunma yaptığını anlatan H.K., “Ama karşımdakinin cebinden bıçak çıkabilir ihtimaline karşı ben de bıçak taşıyorum. Okula bıçak götürmüyorum ama dışarı çıkarken yanıma alıyorum. Şiddetten başka bir çözüm yolu var mı bilmiyorum” sözleriyle kendini savunuyor.

“Cezasızlık algısı olumsuz etkiliyor”

Gençlerdeki şiddet eğilimindeki artışı 9. Köy’e değerlendiren çocuk ve genç psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci, toplumda artan şiddetin gençlere de yansıdığını; aile içinde yaşanan şiddetin ve bu olayların cezasız kaldığına dair oluşan algının gençler üzerinde güçlü bir etki yarattığını söyledi. Semerci, gençlerin şiddete yöneliminde yoksulluğun, aile içinde yaşanan yoksunlukların ve eğitim sisteminden uzaklaştırılarak sokak kültürüne mahkum bırakılmanın yanı sıra, sosyal medya ve dizilerin de şiddeti öğreten ve normalleştiren bir etken olabileceğini belirtti.

“Yasaklamak çözüm değil”

Sosyal medya ve dizileri yasaklamanın, cezaları arttırmanın çözüm olmadığını vurgulayan Semerci, şiddeti önleyecek çözümün sosyal destek programları olması, çocuklar ve ailelerin desteklenmesi ve riskli gruplara çözüm yaratılması olduğunu söyledi. Çocukların ve ailelerin desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Semerci konudaki en önemli çözüm yollarından birinin de okullardaki rehberlik hizmetlerinin geliştirilmesi olduğunu vurguladı.

Semerci şu önerilerde bulundu: “Eğitim sistemi içinde kalabilen ve denetlenebilen çocuklar şiddetten uzaklaşıyor. Bir çocuk daha ilkokula başladığı andan itibaren aile yapısı, ekonomik koşulları ve diğer risk faktörleri açısından değerlendirilmeli ve bu riskler erken dönemde tespit edilerek çocuklara gerekli destek sağlanmalıdır. Bunun için de Psikolojik Danışman ve Rehberlik öğretmeni, sosyal çalışmacı ve eğitimcilerden oluşan bir sosyal destek ekibi kurularak çocuklar için koruyucu önlemler alınmalıdır.”

“Önleyici müdahale şart”

İstanbul’da bir lisede görev yapan Psikolojik Danışman ve Rehberlik Öğretmeni Uğur Can Karadağ ise şiddeti önlemek için önleyici bir çalışmanın şart olduğunu vurguladı. Karadağ, şiddete eğilim gösteren öğrencilerin çoğunlukla aile içinde sorun yaşayan ve kendilerini ifade etmekte zorlanan öğrenciler oluştuğunu söyledi. Öğrencilerin şiddet içerikli oyunları ve medyadaki şiddet görüntülerini içselleştirdiğini, bunun da şiddeti normal bir davranış olarak görmelerine yol açtığını belirten Karadağ, çözümün aile denetiminden ve eğitim sistemindeki destekten geçtiğini söyledi. Karadağ, okullardaki psikolojik danışman ve rehberlik öğretmeni sayısının arttırılmasının ve müfredata empati içerikli derslerin eklenmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

Biz öğretmenden ziyade öğrencilerin duygularını açabildiği, kendini ifade edebildiği bir ortamız. Şiddete eğilim gösteren öğrencilerle birebir görüşme sağladığımızda olumlu geri dönüşler alıyoruz bu nedenle okullardaki rehberlik öğretmeninin sayıca fazla olması şiddetin önlenmesinde önemli rol oynuyor.

Devamını Oku

Dijital oyun platformlarına yeni düzen: Sektör ve oyuncular endişeli

Dijital oyun platformlarına yeni düzen: Sektör ve oyuncular endişeli
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Nilay Altındiş

Adalet ve Kalkınma Partisi, çocuklaraın sosyal medya ve dijital oyun platformlarına girişine sınırlama getiren torba yasa teklifini Meclis Başkanlığı’na sundu. “Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi”, çocukların sosyal medya, dijital oyun platformlarını kullanmalarına yaş kategorilerine göre yasak ve sınırlama öngörüyor. Teklif, dijital oyun platformlarının Türkiye’de “temsilci” bulundurmaları zorunluluğu da getiriyor.

Önümüzdeki günlerde yasalaşması beklenen yasa teklifi, oyun sektörü temsilcileri, hukukçular ve kullanıcılar arasında tartışma yarattı. Bilişim ve İletişim Teknolojileri Çalışanları Sendikası (BilişimSen), yasa teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçerek yasalaşması durumunda, oyun sektöründe ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Sendikanın açıklamasında, hazırlanan düzenlemelerin oyun geliştirme sürecini “yaratıcı eser üretimi” olmaktan çıkararak bir “denetim laboratuvarına” dönüştürme riski taşıdığı, ayrıca sektör çalışanlarını da olumsuz etkileyeceği vurgulandı.

“Bant daraltması bizi bu pazarlama gücünden mahrum bırakabilir”

Amatör oyun geliştirici Koray Kayan da düzenlemenin özellikle gelişmekte olan yerli oyun sektörü açısından olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’de oyun sektörünün son yıllarda önemli bir gelişim gösterdiğini belirten Kayan, mobil oyun alanında dünya çapında başarı elde eden Türk şirketlerinin bulunduğunu, son dönemde bilgisayar oyunlarında da benzer bir yükseliş yaşandığını ifade etti.

Kayan, bazı Türk yapımı oyunların uluslararası pazarda ciddi satış rakamlarına ulaştığını ve ülkeye önemli miktarda döviz kazandırdığını belirterek, bu oyunların maliyetlerinin görece düşük olması nedeniyle yüksek kâr marjı sağladığını söyledi. Ancak yasa tasarısının kabul edilmesi durumunda özellikle oyunların satış ve pazarlama süreçlerinin olumsuz etkilenebileceğini ifade eden Kayan, “Türk oyun şirketleri ürünlerini yurt dışına pazarlarken ilk olarak kendi ülkelerindeki kullanıcı kitlesinden aldıkları pazarlama gücünü kullanıyor. Oyun platformlarına getirilecek bir bant daraltması bizi bu pazarlama gücünden mahrum bırakabilir” dedi.

Kayan, geliştirdikleri oyun için elde ettikleri pazarlama gücünün yaklaşık yüzde 72’sinin Türkiye’den geldiğini belirterek, benzer durumun birçok bağımsız stüdyo için de geçerli olduğunu ifade etti. Düzenlemenin yalnızca oyun sektörünü değil, aynı zamanda animasyon, film, dizi ve mimarlık gibi birçok alanı da etkileyebileceğini belirten Kayan, oyun geliştirme sürecinin çok disiplinli bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.

Kayan ayrıca, birçok geliştiricinin kullandığı oyun motorlarına erişimin de dolaylı şekilde etkilenebileceğini belirterek, özellikle Epic Games üzerinden erişilen Unreal Engine gibi yazılımların sektörde geniş kullanım alanına sahip olduğunu söyledi.

“Çocuk güvenliği mi dijital denetim mi?”

Bilişim hukuku alanında çalışan avukat Nasuh Buğra Karadağ ise oyun platformlarına yönelik erişim engeli veya bant daraltma kararlarının genellikle 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında değerlendirildiğini belirtti.

Karadağ, söz konusu kanunun içerik sağlayıcıların suç teşkil eden ya da çocukların erişimine zararlı içerikleri kaldırmasını, erişimi engellemesini veya bant genişliğini daraltmasını öngören hükümler içerdiğini söyledi. Ancak bu tür düzenlemelerin bazen yetişkin kullanıcıların kendi tercihleri doğrultusunda erişebileceği içerikleri de kapsayabildiğini belirten Karadağ, şunları söyledi:

Çocukların korunması önemli bir amaç. Ancak bunun uygulanma biçimi dijital denetim tartışmalarını da beraberinde getiriyor” dedi. Karadağ’a göre asıl tartışma çocuk güvenliği ile dijital içerik üzerindeki devlet denetimi arasındaki denge noktasında ortaya çıkıyor.

Temsilci zorunluluğuna da değinen Karadağ, uluslararası platformların Türkiye’de yasal bir muhatap bulundurmasının hukuki
süreçleri hızlandırabileceğini söyledi. Buna karşın, temsilci atanmadığı durumlarda platformlara erişim engeli veya kısıtlama getirilmesi ihtimalinin bulunduğunu ifade etti. Karadağ, tamamen kapatma yerine içerik kaldırma, yaş sınırlaması getirme veya belirli içeriklere erişimi engelleme gibi alternatif yöntemlerin de uygulanabileceğini belirtti.

“Birçok platformda ebeveyn denetimi zaten var”

Oyun platformlarını aktif olarak kullanan kullanıcılar ise düzenlemenin hem oyuncuları hem de sektörde çalışanları olumsuz etkileyebileceğini savunuyor. Oyunculardan Alper Miraç Çiftçi, platformlara temsilci zorunluluğu getirilmesinin bazı uluslararası şirketlerin Türkiye pazarından çekilmesine yol açabileceğini düşündüğünü belirtti. Çiftçi, özellikle oyun geliştirme sektöründe faaliyet gösteren yerli stüdyoların oyunlarını küresel pazara sunarken bu platformlara ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Bir diğer oyuncu Ömer Berkay Taş ise oyun platformlarına getirilecek kısıtlamaların oyuncu kitlesini de doğrudan etkileyebileceğini söyledi. Taş, çocukların korunmasının önemli olduğunu ancak bunun tamamen yasaklayıcı politikalarla değil, ailelerin denetimiyle sağlanabileceğini belirterek, “Birçok platformda ebeveyn denetimi ve aile hesapları zaten mevcut” dedi.

Oyuncular ayrıca, karar süreçlerinde sektör temsilcilerinin ve kullanıcıların görüşlerinin daha fazla dikkate alınması gerektiğini ifade ediyor.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.