<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık Archives - 9.Köy</title>
	<atom:link href="https://9koy.org/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://9koy.org/saglik</link>
	<description>Haberler</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Jul 2026 08:06:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://9koy.org/wp-content/uploads/2023/06/cropped-Basliksiz-1-kopya-32x32.png</url>
	<title>Sağlık Archives - 9.Köy</title>
	<link>https://9koy.org/saglik</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hortikültürel terapi, ruha da bedene de iyi geliyor</title>
		<link>https://9koy.org/hortikulturel-terapi-ruha-da-bedene-de-iyi-geliyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/hortikulturel-terapi-ruha-da-bedene-de-iyi-geliyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 08:06:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nidanur Ateşyakar Doğayla kurulan bağ yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda insan sağlığını destekleyen önemli bir unsur. Bitkilerin fiziksel ve ruhsal iyileşme sürecindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ele alan hortikültürel terapi, dünyada giderek daha fazla ilgi görüyor. İnönü Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sima Pouya, bu terapi yöntemini, Türkiye&#8217;deki uygulamalarını ve doğanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hortikulturel-terapi-ruha-da-bedene-de-iyi-geliyor.html">Hortikültürel terapi, ruha da bedene de iyi geliyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Nidanur Ateşyakar </strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Doğayla kurulan bağ yalnızca estetik bir deneyim değil, aynı zamanda insan sağlığını destekleyen önemli bir unsur. Bitkilerin fiziksel ve ruhsal iyileşme sürecindeki etkilerini bilimsel yöntemlerle ele alan hortikültürel terapi, dünyada giderek daha fazla ilgi görüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">İnönü Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sima Pouya, bu terapi yöntemini, Türkiye&#8217;deki uygulamalarını ve doğanın iyileştirici etkisini anlattı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Doç. Dr. Sima Pouya, peyzaj mimarlığını yalnızca açık alan tasarımı olarak değerlendirmediğini, zamanla çalışmalarını sağlık ve sosyal bilimlerle buluşturduğunu söylüyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Bitkiler tedavinin bir parçası olabiliyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Doç. Dr. Pouya&#8217;nın çalışmalarının merkezinde yer alan hortikültürel terapi, bireylerin bitkilerle etkileşim kurarak fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan desteklenmesini amaçlayan bilimsel bir terapi yöntemi olarak öne çıkıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uzmanlar tarafından planlanan bu uygulamalar sayesinde bireyler yalnızca bitki yetiştirmiyor; aynı zamanda doğayla yeniden bağ kurarak rehabilitasyon süreçlerine aktif olarak katılıyor. Pouya&#8217;ya göre hortikültürel terapi, sanılanın aksine yalnızca bahçecilik yapmak değil; bireyin ihtiyaçlarına göre planlanan profesyonel bir terapi süreci.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Türkiye&#8217;de daha fazla uygulamaya ihtiyaç var&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Hortikültürel terapinin Amerika ve Avrupa&#8217;da uzun yıllardır uygulandığını belirten Pouya, Türkiye&#8217;de ise bu alanın henüz gelişme aşamasında olduğunu ifade ediyor. Teorik çalışmaların arttığını ancak uygulama örneklerinin sınırlı kaldığını söyleyen Pouya, en önemli eksikliklerden birinin bu alanda uzman yetiştiren eğitim programlarının bulunmaması olduğunu dile getiriyor:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Bu alan çok disiplinli bir yapıya sahip. Peyzaj mimarlarının yanında psikologlar, sağlık çalışanları ve farklı uzmanlık alanlarından kişilerin birlikte çalışması gerekiyor</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Yaşam kalitesini artırıyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Doç. Dr. Pouya&#8217;ya göre hortikültürel terapi, özellikle yaşlı bireylerde, özel gereksinimli çocuklarda ve psikolojik destek alan kişilerde önemli faydalar sağlıyor. Bitkilerle ilgilenmenin bireylerin geçmiş anılarıyla bağ kurmasına yardımcı olduğunu, sosyal iletişim becerilerini geliştirdiğini ve stres seviyelerini azalttığını belirten Pouya, doğayla temasın psikolojik iyilik hâlini güçlendirdiğini ifade ediyor. Pouya, “Depresyon ve anksiyete yaşayan bireylerde doğayla etkileşim, iyileşme sürecini destekleyen önemli bir unsur&#8221; diyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Peyzaj mimarlarının rolü büyük</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Hortikültürel terapi sürecinde peyzaj mimarlarının yalnızca bahçe tasarlamadığını belirten Pouya, terapi alanlarının planlanması, uygun bitki seçimi ve kullanıcı ihtiyaçlarına göre mekânların düzenlenmesinin de peyzaj mimarlarının sorumluluğunda olduğunu söylüyor. Doğru tasarlanmış bir terapi bahçesinin, tedavi sürecinin başarısını doğrudan etkileyebileceğini vurguluyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Deneyimlerini kitapta topladı</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Doç. Dr. Pouya, 2012-2020 yılları arasında otizmli ve zihinsel engelli bireylerle yürüttüğü hortikültürel terapi çalışmalarında peyzaj mimarlığı öğrencileriyle birlikte birçok uygulamaya imza attı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu deneyimleri, geçen yıl yayımlanan &#8220;Hortikültürel Terapi: Modelleri, Tanımı ve Örnekleri&#8221; adlı kitabında bir araya getirdi. Kitap, Türkiye&#8217;de bu alanda yayımlanan ilk Türkçe kaynak olma özelliğini taşıyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Doğayla bağınızı kaybetmeyin&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Kentleşme ve teknolojinin insanları doğadan uzaklaştırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Pouya, doğayla iç içe olmanın fiziksel ve ruhsal sağlık açısından vazgeçilmez olduğunu belirterek, şu görüşleri dile getirdi:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Doğanın iyileştirici gücü tartışılmaz. İnsanlar doğadayken kendilerini daha huzurlu hissediyor. Şehirlerde doğal alanların artırılması, toplum sağlığı açısından büyük önem taşıyor</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Geleceğin tedavi yaklaşımlarından biri</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Bitkilerle kurulan ilişkinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda terapötik bir değer taşıdığını vurgulayan Doç. Dr. Sima Pouya, Türkiye&#8217;de hortikültürel terapinin gelişmesi için daha fazla eğitim, araştırma ve disiplinler arası iş birliğine ihtiyaç olduğunu ifade ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Doğanın iyileştirici gücünü bilimsel yöntemlerle bir araya getiren bu yaklaşımın, önümüzdeki yıllarda hem sağlık hem de peyzaj mimarlığı alanında daha fazla yer bulması bekleniyor. Doç. Dr. Pouya&#8217;nın çalışmaları ise bu alanda Türkiye&#8217;de atılan öncü adımlar arasında gösteriliyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hortikulturel-terapi-ruha-da-bedene-de-iyi-geliyor.html">Hortikültürel terapi, ruha da bedene de iyi geliyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/hortikulturel-terapi-ruha-da-bedene-de-iyi-geliyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Van’da çocuk nefrolojisi krizi: Uzman eksikliği aileleri zorluyor</title>
		<link>https://9koy.org/vanda-cocuk-nefrolojisi-krizi-uzman-eksikligi-aileleri-zorluyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/vanda-cocuk-nefrolojisi-krizi-uzman-eksikligi-aileleri-zorluyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 08:05:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sertifika ve Telif Desteği Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25740</guid>

					<description><![CDATA[<p>Savaş Abi Van’da çocuk nefrolojisi uzmanı eksikliği aileleri endişelendiriyor. Uzman yokluğu nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinde yaşanan aksamalara dikkat çekilirken, aileler ise çözüm bekliyor. Van’da çocuk sağlığı alanında yaşanan uzman hekim eksikliği, özellikle böbrek hastalıkları olan çocukların tanı ve tedavi süreçlerinde ciddi aksamalara yol açıyor. Van ve çevre illere hizmet veren bölgesel merkez hastanelerde yaşanan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/vanda-cocuk-nefrolojisi-krizi-uzman-eksikligi-aileleri-zorluyor.html">Van’da çocuk nefrolojisi krizi: Uzman eksikliği aileleri zorluyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Savaş Abi</strong></p>
<p>Van’da çocuk nefrolojisi uzmanı eksikliği aileleri endişelendiriyor. Uzman yokluğu nedeniyle tanı ve tedavi süreçlerinde yaşanan aksamalara dikkat çekilirken, aileler ise çözüm bekliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Van’da çocuk sağlığı alanında yaşanan uzman hekim eksikliği, özellikle böbrek hastalıkları olan çocukların tanı ve tedavi süreçlerinde ciddi aksamalara yol açıyor. Van ve çevre illere hizmet veren bölgesel merkez hastanelerde yaşanan yoğunluk, ailelerin sağlık hizmetine erişimini her geçen gün daha da zorlaştırıyor.</p>
</div>
<div>
<p>Özellikle Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde daha önce görev yapan tek çocuk nefrolojisi uzmanının da ayrılmasıyla birlikte poliklinikte ciddi bir hizmet boşluğu oluşmuş durumda. Bu hem randevu süreçlerini hem de hastaların takip ve tedavi planlamasını doğrudan etkiliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Van Şubesi üyesi Ömer Saçlı, çocuk nefrolojisi uzmanı eksikliğinin yol açtığı sorunları ayrıntılarıyla değerlendirdi.</p>
</div>
<div>
<p>Saçlı, uzman eksikliği nedeniyle böbrek hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları, nefrotik sendrom, kronik böbrek yetmezliği, hipertansiyon ve diyaliz gerektiren vakalarda ciddi gecikmeler yaşandığını belirterek, &#8220;<em>Çocuk nefroloji uzmanı bulunmadığında hastaların değerlendirilmesi gecikir. Bu da tanı ve tedavi sürecini uzatır, bazı hastaların başka illere sevk edilmesini zorunlu hâle getirir</em>&#8221; dedi.</p>
<div id="attachment_25742" style="width: 484px" class="wp-caption alignright"><img fetchpriority="high" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-25742" class=" wp-image-25742" src="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/1286-1.jpg" alt="" width="474" height="267" srcset="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/1286-1.jpg 1280w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/1286-1-300x169.jpg 300w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/1286-1-1024x576.jpg 1024w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/1286-1-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 474px) 100vw, 474px" /><p id="caption-attachment-25742" class="wp-caption-text">Ömer Saçlı</p></div>
</div>
<div>
<h4><b>&#8220;Van birçok ile ve ilçeye hizmet veriyor&#8221;</b></h4>
</div>
<div>
<p>Van’ın yalnızca kendi nüfusuna değil, çevre illere de hizmet veren bir sağlık merkezi olduğuna dikkat çeken Saçlı, özellikle dar gelirli aileler için durumun çok daha zor olduğunu şöyle ifade etti: &#8220;<em>Van, çevre illerden gelen hastalarla birlikte büyük bir sağlık yükü taşıyor. Aileler yüzlerce kilometre yol gitmek zorunda kalıyor. Bu durum ekonomik imkânı olmayan aileler için ciddi bir engel oluşturuyor</em>.&#8221;</p>
</div>
<div>
<h4><b>&#8220;Birçok yapısal ve sosyal etken var&#8221;</b></h4>
</div>
<div>
<p>Hekim eksikliğinin nedenleri tartışılırken, uzman hekimlerin bölgede uzun süre görev yapmamasının birden fazla faktöre bağlı olduğunu vurgulayan Saçlı, bu durumun temelinde yoğun hasta yükü ve buna bağlı ağır çalışma koşullarının yer aldığının altını çizdi. Saçlı, bunun yanı sıra yan dal uzmanı eksikliğinin sorumluluğu artırdığını ve mevcut hekimler üzerinde ek bir iş yükü oluşturduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;<em>Akademik ve mesleki gelişim imkânlarının sınırlı olması, hekimlerin bölgede uzun süre görev yapmasını zorlaştıran önemli etkenlerden biridir. Sosyal ve ailevi nedenler de bu süreci etkiliyor. Bunun yanında büyük şehirlerdeki daha geniş çalışma ve eğitim olanakları da tercihleri belirliyor. Tüm bunlara ek olarak sağlık sistemindeki planlama ve kadro dağılımına ilişkin yapısal sorunlar da hekim eksikliğini derinleştiriyor</em>.&#8221;</p>
</div>
<div>
<h4><b>&#8220;Erken teşhis riski büyüyor&#8221;</b></h4>
</div>
<div>
<p>Çocuk nefrolojisi gibi kritik branşlarda yaşanan eksikliğin erken teşhis ve tedavi süreçlerini doğrudan etkilediğini anlatan Saçlı, &#8220;<em>Bu durum nedeniyle böbrek hastalıklarının tanısında gecikmeler yaşanabiliyor. Geciken tanılar ise kronik böbrek hasarının ilerlemesine yol açabiliyor</em>&#8221; dedi.</p>
</div>
<div>
<p>Uzman eksikliğinin çocuklarda büyüme ve gelişme sorunlarına neden olabileceğini, ayrıca sessiz seyreden hipertansiyon vakalarının da gözden kaçabildiğini ifade eden Saçlı, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;<em>Bunun yanında diyaliz ve böbrek nakli gibi kritik süreçlerin de zamanında başlatılamadığına dikkat çekiyoruz. Tüm bu nedenlerle, yaşanan gecikmelerin ilerleyen yaşlarda kalıcı sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguluyoruz. Sağlık hakkının eşit erişim gerektirdiğini özellikle belirtmek isterim. Bu sorunun yalnızca kadro eksikliği değil, aynı zamanda bir halk sağlığı meselesi olduğunu düşünüyoruz. Özellikle kronik hastalığı olan çocuklar için kesintisiz uzman takibinin hayati önemde olduğunu belirtiyoruz</em>.&#8221;</p>
</div>
<div>
<h4><b>&#8220;Çocuğumun gözümün önünde erimesine dayanamıyorum&#8221;</b></h4>
</div>
<div>
<p>Hastanede yaşanan sorunlar, en çok da hasta çocukların ailelerini etkiliyor. Çocuğu böbrek rahatsızlığı yaşayan bir anne ise yaşadığı çaresizliği şu sözlerle anlattı:</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;<em>Bir anneyim ve çocuğumun hastalığı karşısında çaresiz kalmak beni çok yoruyor. Van’da çocuk nefroloji uzmanı olmadığı için doğru tedaviye ulaşamıyoruz. Hastaneye gittiğimizde çoğu zaman net bir yönlendirme alamadan geri dönüyoruz. Maddi imkânımız olmadığı için başka şehre de gidemiyoruz</em>.&#8221;</p>
</div>
<p>The post <a href="https://9koy.org/vanda-cocuk-nefrolojisi-krizi-uzman-eksikligi-aileleri-zorluyor.html">Van’da çocuk nefrolojisi krizi: Uzman eksikliği aileleri zorluyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/vanda-cocuk-nefrolojisi-krizi-uzman-eksikligi-aileleri-zorluyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyükşehirlerde ambulans sürmek ve geçmişten bugüne 112 anıları</title>
		<link>https://9koy.org/buyuksehirlerde-ambulans-surmek-ve-gecmisten-bugune-112-anilari.html</link>
					<comments>https://9koy.org/buyuksehirlerde-ambulans-surmek-ve-gecmisten-bugune-112-anilari.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 08:14:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25737</guid>

					<description><![CDATA[<p>Antranik Bakırcıoğlu Nüfusu 16 milyonu aşan mega kent İstanbul’da, her gün yüzlerce acil vakaya müdahale etmek için yollara çıkan 112 Acil Sağlık ekipleri, siren seslerine rağmen açılmayan şeritler ve emniyet şeritlerini işgal eden sürücüler nedeniyle zamana karşı adeta insanı  hayatta tutma savaşı veriyor. Avrupa ülkelerinde ambulanslara yol açmak için kullanılan &#8220;fermuar sistemi&#8221;, Türkiye&#8217;deki sürücüler tarafından neredeyse [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/buyuksehirlerde-ambulans-surmek-ve-gecmisten-bugune-112-anilari.html">Büyükşehirlerde ambulans sürmek ve geçmişten bugüne 112 anıları</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Antranik Bakırcıoğlu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Nüfusu 16 milyonu aşan mega kent İstanbul’da, her gün yüzlerce acil vakaya müdahale etmek için yollara çıkan 112 Acil Sağlık ekipleri, siren seslerine rağmen açılmayan şeritler ve emniyet şeritlerini işgal eden sürücüler nedeniyle zamana karşı adeta insanı  hayatta tutma savaşı veriyor. Avrupa ülkelerinde ambulanslara yol açmak için kullanılan &#8220;fermuar sistemi&#8221;, Türkiye&#8217;deki sürücüler tarafından neredeyse hiç uygulanmazken, ambulansın arkasına takılarak trafikten sıyrılmaya çalışan &#8220;fırsatçı sürücüler&#8221; ambulansın manevra kabiliyetini sıfırlıyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Arkada kalbi durmuş hastaya masaj yapılırken, önde sürücülerin keyfini bekliyoruz&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Büyükşehirlerdeki bu kaosun ortasında görev yapan ve ismini vermek istemeyen bir ambulans şoförü, İstanbul trafiğinde yaşadıkları çaresizliği şu sözlerle özetledi:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Sireni açtığımızda insanların hemen paniklediğini ya da inatla yol vermediğini görüyoruz. Aynaya bakmayan, kulaklıkla yüksek sesle müzik dinleyen sürücüler yüzünden dakikalarca aynı noktada sıkışıp kalıyoruz. Arkada kalbi durmuş bir hastaya kalp masajı yapılırken, ben önde önümdeki aracın keyfini beklemek zorunda kalıyorum. Yol vermedikleri gibi, bir de camı açıp el kol hareketleriyle üzerimize yürüyenler oluyor. Biz sadece bir araç sürmüyoruz; arkadaki canı hayatta tutmaya çalışırken öndeki cehaletle savaşıyoruz</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>400 sayfalık haritalardan kendi imkanlarıyla kurulan GPS&#8217;e</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Aslen biyolog olan ancak ilk yardım eğitmenliği ve arama kurtarma gönüllülüğünün ardından laboratuvarı bırakarak kendi isteğiyle sahaya inen emekli paramedik Medar Kaplan,  2005-2012 yılları arasında Ankara 112 acil servisinde aktif görev yaptığı dönemde teknolojik imkansızlıklar ve ilginç suistimallerle mücadele ettiklerini anlattı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Akıllı telefonların ve navigasyon cihazlarının henüz yaygın olmadığı yıllarda, ekiplerin vakalara ulaşabilmek için 400 sayfalık detaylı şehir içi sokak haritalarıyla çalıştığını belirten Kaplan, yeni yerleşim birimlerinde adres bilgileri oturmadığı için ulaşmanın zor olduğunu hatırlattı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Akıllı telefonların ve navigasyon cihazlarının henüz yaygın olmadığı yıllarda, ekiplerin vakalara ulaşabilmek için 400 sayfalık detaylı şehir içi sokak haritalarıyla çalıştığını belirten Kaplan, geçmişte özellikle gecekondu bölgelerinde sokak ve tabela sisteminin yetersiz olmasının varış süresini daha da uzattığını söyledi. Sistemin bu teknolojiye henüz geçmediği dönemde kendi imkanlarıyla ambulansa bir GPS cihazı entegre eden Medar Kaplan, harita güncellemeleri sayesinde noktasal adres tespiti yapabildiğini ve başlangıçta kurum içi eğitimlerde reddedilen bu sistemin zamanla tüm ambulans ağına entegre edildiğini ifade etti.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Ambulansı restoran servisi olarak kullananlar</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Sistemin ücretsiz bir hizmet olarak yaygınlaştığı ilk dönemlerde 112 ekipleri, asılsız ihbarlarla da sıkça karşılaştı. Bu suistimallerin en dikkat çekici örneklerinden birini anlatan Kaplan, bir gecekondu mahallesinde acil durum gerekçesiyle sürekli ambulans çağırarak Ulus&#8217;taki Numune Hastanesi&#8217;ne gitmek isteyen bir şahsın, aslında hastane yakınlarındaki bir restoranda yemek yemek için bu yönteme başvurduğunu tespit ettiklerini anlattı ve &#8220;<em>Hastaneye giriş yaptıktan hemen sonra şikayetinin geçtiğini söyleyerek ayrılıp restorana gittiği tespit edildi ve ekipler tarafından suçüstü yakalandı&#8221;</em> dedi.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>İlk motorize ekip ve değişen sürücü profili</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Ambulansların girmekte zorlandığı yaya alanlarına daha hızlı müdahale edebilmek amacıyla 2007 yılında Türkiye&#8217;nin ilk 112 acil triyaj motorize ekibi de Ankara&#8217;da kuruldu. Bir sürücü ve bir sağlık personelinden oluşan bu ekiplerin kuruluş sürecine şahitlik eden Kaplan, başlangıçta ülke geneline yayılan uygulamanın, olay yerindeki adli vakaların ekipler açısından yarattığı riskler nedeniyle zamanla sınırlandırıldığını aktardı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Günümüzde ise ambulanslara yol verilmemesi ve trafikte yaşanan tartışmaların temel sorunlar arasında yer aldığını belirten Medar Kaplan, empati eksikliğinin bazı ambulans şoförlerinde agresif sürüşlere ve egoya dayalı bir yarış psikolojisine yol açtığını, bunun da uyumlu bir trafik akışı yerine sivil sürücülerle zıtlaşmaları beraberinde getirdiğini ifade etti.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Çözüm için akıllı sinyalizasyon şart</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Asılsız ihbarlar, saniyelerin hayati önem taşıdığı anlarda trafikte karşılaşılan engeller ve artan toplumsal stres, 112 ekiplerinin omuzlarındaki yükün sadece tıbbi müdahaleyle sınırlı kalmadığını; sahada aynı zamanda sürekli ve zorlu bir kriz yönetimi gerektirdiğini gösteriyor. Uzmanlar, ambulansların trafikte yaşadığı bu krizin sadece sürücü eğitimiyle çözülemeyeceğine dikkat çekerek, acil durum araçları için özel olarak tasarlanmış &#8220;akıllı sinyalizasyon&#8221; sistemlerinin devreye sokulmasının ve cezai yaptırımların caydırıcı hale getirilmesinin şart olduğunu vurguluyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Akıllı sinyalizasyon nedir?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Ambulans, itfaiye ve polis gibi geçiş üstünlüğüne sahip araçların, kavşaklardaki trafik ışıklarıyla elektronik olarak iletişim kurmasını sağlayan teknolojik bir altyapıdır.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sistem nasıl çalışır?</p>
<ul style="font-weight: 400;">
<li><strong>Erken algılama:</strong> Ambulansın üzerindeki GPS veya özel sensörler, yaklaşılan kavşaktaki sinyalizasyon sistemine önceden sinyal gönderir.</li>
<li><strong>Otomatik müdahale:</strong> Sistem, ambulansın geldiği yöndeki ışığı otomatik olarak yeşile çevirirken, çatışan diğer tüm yönlerdeki trafiği durdurmak için ışıkları anında kırmızıya döndürür.</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://9koy.org/buyuksehirlerde-ambulans-surmek-ve-gecmisten-bugune-112-anilari.html">Büyükşehirlerde ambulans sürmek ve geçmişten bugüne 112 anıları</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/buyuksehirlerde-ambulans-surmek-ve-gecmisten-bugune-112-anilari.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stres sofraya taşınıyor: Duygusal yeme hem bedeni hem ruhu yoruyor</title>
		<link>https://9koy.org/stres-sofraya-tasiniyor-duygusal-yeme-hem-bedeni-hem-ruhu-yoruyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/stres-sofraya-tasiniyor-duygusal-yeme-hem-bedeni-hem-ruhu-yoruyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2026 08:07:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nidanur Ateşyakar Yoğun iş temposu, gelecek kaygısı ve günlük yaşamın getirdiği stres, insanların beslenme alışkanlıklarını da değiştiriyor. Aç olmadığı hâlde yemek yiyen, özellikle stresli anlarda çikolata, cips veya tatlı gibi yiyeceklere yönelen kişi sayısı her geçen gün artıyor. Uzmanlara göre bu durum çoğu zaman fiziksel açlıktan değil, duygusal açlıktan kaynaklanıyor. Diyetisyen Rabia Meryem Ekici, duygusal [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/stres-sofraya-tasiniyor-duygusal-yeme-hem-bedeni-hem-ruhu-yoruyor.html">Stres sofraya taşınıyor: Duygusal yeme hem bedeni hem ruhu yoruyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Nidanur Ateşyakar</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Yoğun iş temposu, gelecek kaygısı ve günlük yaşamın getirdiği stres, insanların beslenme alışkanlıklarını da değiştiriyor. Aç olmadığı hâlde yemek yiyen, özellikle stresli anlarda çikolata, cips veya tatlı gibi yiyeceklere yönelen kişi sayısı her geçen gün artıyor. Uzmanlara göre bu durum çoğu zaman fiziksel açlıktan değil, duygusal açlıktan kaynaklanıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Diyetisyen Rabia Meryem Ekici, duygusal yeme bozukluğunun nedenleri ve olası risklerine ilişkin 9. Köy’ün sorularını yanıtladı. Yeme bozuklukları, çocuk beslenmesi ve bunun insan psikolojisine,  beden sağlığı üzerinde çalışmalar yürüten Ekici, duygusal yemenin günümüzde en sık karşılaşılan sorunlardan biri olduğunu söylüyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Duygular halı altına süpürülüyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Ekici&#8217;ye göre aslında herkes zaman zaman duygusal yeme davranışı gösterebiliyor. İnsanlar üzüldüklerinde, mutlu olduklarında ya da kaygı hissettiklerinde çoğu zaman bu duygularla yüzleşmek yerine yemek yemeyi tercih ediyor. Duyguları bastırmanın kısa süreli bir rahatlama sağladığını ancak bunun kalıcı bir çözüm olmadığını belirten Ekici, bu durumu &#8220;duyguları halının altına süpürmek&#8221; olarak tanımlıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Fiziksel açlığın karın guruldaması, halsizlik ve enerji düşüklüğü gibi belirtilerle ortaya çıktığını söyleyen Ekici, yakın zamanda yoğun bir duygu yaşanmasına rağmen fiziksel açlık hissedilmiyorsa bunun duygusal açlığın işareti olabileceğine dikkat çekiyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Temelinde kaygı ve stres var</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Duygusal yemenin temelinde çoğunlukla psikolojik nedenlerin bulunduğunu ifade eden Ekici, çocukluk döneminden itibaren insanların duygularını bastırmaya yönlendirildiğini söylüyor. Duygularını göstermenin zayıflık olarak algılanmasının bireyleri farklı baş etme yöntemleri geliştirmeye ittiğini belirten Ekici, bu yöntemlerden birinin de yemek olduğunu vurguluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Özellikle kaygı ve üzüntünün duygusal yemeyi en çok tetikleyen duygular arasında yer aldığını belirten Ekici, kronik stresin zamanla farklı duygulara dönüştüğünü ve ifade edilemeyen duyguların yemek davranışıyla dışa vurulduğunu dile getiriyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Kolay ulaşılabilir gıdalar, alışkanlığı besliyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Modern yaşamın duygusal yemeyi artırdığını söyleyen Ekici, yemek siparişinin birkaç dakika içinde kapıya gelmesinin insanların sağlıklı baş etme yöntemlerinden uzaklaşmasına neden olduğunu ifade ediyor. Özellikle çikolata, cips ve şekerli yiyeceklerin beynin ödül sistemini kısa süreli olarak harekete geçirdiğini, bu nedenle kişiye geçici bir rahatlama hissi verdiğini belirten Ekici, bu durumun zamanla alışkanlığa dönüşebileceğini söylüyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Duygusal yemenin önüne geçebilmek için ilk olarak kişinin bu davranışı kabul etmesi gerektiğini vurgulayan Ekici, bireyin kendisine &#8220;<em>Gerçekten aç mıyım, yoksa şu an bir duyguyu mu bastırmaya çalışıyorum?</em>&#8221; sorusunu yöneltmesinin önemli olduğunu ifade ediyor. Fiziksel açlık belirtilerini değerlendirmek ve duyguların farkına varmak, bu döngünün kırılmasında önemli bir adım olarak görülüyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Psikolog desteği alınmalı</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Ekici, duygusal yeme davranışı gösteren danışanlarla çalışırken gerektiğinde psikologlarla birlikte hareket ettiklerini belirtiyor. Danışanın hangi durumlarda yemeğe yöneldiğinin analiz edildiğini ifade eden Ekici, yoğun kaygı, üzüntü ve duygu düzenleme güçlüğü yaşayan bireylerde psikolojik desteğin beslenme tedavisini önemli ölçüde desteklediğini söylüyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Yavaşla, fark et ve beslen&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Duygusal yemenin uzun vadede kilo artışı, dikkat ve odaklanma problemleri ile kronik hastalık riskini artırabileceğine dikkat çeken Ekici, düzenli öğün tüketiminin ve yeterli su içmenin ani yeme ataklarını azaltabileceğini belirtiyor. Susuzluğun çoğu zaman açlıkla karıştırıldığını hatırlatan Ekici, yürüyüş, yoga, meditasyon ve nefes egzersizleri gibi aktivitelerin de stres yönetiminde etkili olduğunu ifade ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Hobi edinmenin ve kişinin kendisini tanımasının da duygusal yeme davranışını azaltabileceğini söyleyen Ekici, farkındalık çalışmalarının sürecin en önemli parçalarından biri olduğunu vurguluyor. Ekici&#8217;ye göre kişi önce durup ne hissettiğini anlamalı, ardından gerçekten fiziksel açlık yaşayıp yaşamadığını sorgulamalı. Farkındalık arttıkça hem duygusal yeme döngüsünü kırmak hem de daha sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün hâle geliyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/stres-sofraya-tasiniyor-duygusal-yeme-hem-bedeni-hem-ruhu-yoruyor.html">Stres sofraya taşınıyor: Duygusal yeme hem bedeni hem ruhu yoruyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/stres-sofraya-tasiniyor-duygusal-yeme-hem-bedeni-hem-ruhu-yoruyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kriptik gebelik neden fark edilmiyor, riskleri neler?</title>
		<link>https://9koy.org/kriptik-gebelik-neden-fark-edilmiyor-riskleri-neler.html</link>
					<comments>https://9koy.org/kriptik-gebelik-neden-fark-edilmiyor-riskleri-neler.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 08:09:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25650</guid>

					<description><![CDATA[<p>Süreyya Sude Erdoğan Antalya Havalimanı&#8217;nda 2024 yılında yaşanan olay yalnızca yerel değil, ulusal medyada da geniş yankı uyandırmıştı. Yabancı uyruklu bir kadın, engelli tuvaletinde doğum yaptıktan sonra bebeği tuvalette bırakarak ülkeden çıkış işlemlerini yaparken yakalandı. Kadının avukatı ise yaşananların, &#8220;kriptik gebelik&#8221;;  yaygın ismiyle gizli gebelikten kaynaklanan bir durum olabileceğini söyledi. Avukat, kadının yaşadığı şok nedeniyle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kriptik-gebelik-neden-fark-edilmiyor-riskleri-neler.html">Kriptik gebelik neden fark edilmiyor, riskleri neler?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Süreyya Sude Erdoğan</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Antalya Havalimanı&#8217;nda 2024 yılında yaşanan olay yalnızca yerel değil, ulusal medyada da geniş yankı uyandırmıştı. Yabancı uyruklu bir kadın, engelli tuvaletinde doğum yaptıktan sonra bebeği tuvalette bırakarak ülkeden çıkış işlemlerini yaparken yakalandı. Kadının avukatı ise yaşananların, &#8220;kriptik gebelik&#8221;;  yaygın ismiyle gizli gebelikten kaynaklanan bir durum olabileceğini söyledi. Avukat, kadının yaşadığı şok nedeniyle bebeği bırakarak olay yerinden ayrıldığını savundu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gizli gebelik, bir kadının hamile olduğunu fark etmeden gebeliğine devam ettiği süreç olarak tanımlanıyor. Bu durum çeşitli sağlık sorunları, madde kullanımı ve psikolojik nedenlerle ortaya çıkabiliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Selahattin Kumru, gebeliğin ilk yarısına kadar hamile olduğunu fark etmeyen kadınların daha sık görüldüğünü söyledi. Kumru, bu durumun yaklaşık her 475 gebelikten birinde görüldüğünü, gebeliğin ikinci yarısından yani 20. haftadan sonra fark edilmeyen vakaların ise yaklaşık her 2 bin 500 gebelikten birinde görüldüğünü belirtti.</p>
<div id="attachment_25652" style="width: 347px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-25652" class=" wp-image-25652" src="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/Prof.Dr_.Selahattin-Kumru.jpeg" alt="" width="337" height="447" srcset="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/Prof.Dr_.Selahattin-Kumru.jpeg 904w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/Prof.Dr_.Selahattin-Kumru-226x300.jpeg 226w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/Prof.Dr_.Selahattin-Kumru-771x1024.jpeg 771w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/07/Prof.Dr_.Selahattin-Kumru-768x1019.jpeg 768w" sizes="(max-width: 337px) 100vw, 337px" /><p id="caption-attachment-25652" class="wp-caption-text">Prof.Dr.Selahattin Kumru</p></div>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Hormonal, psikolojik  hastalıklar, madde kullanımı tetikliyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Kumru, polikistik over sendromu gibi hormonal sağlık sorunlarının kriptik gebeliğe yol açabileceğini belirtti. Hormonal nedenlerle adet döngüsü 45 günde bir ya da iki ayda bir gerçekleşen kadınların hamileliği fark etmekte zorlanabildiğini söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Menopoz dönemindeki kadınların da düzensiz adet gördükleri için hamileliğe bağlı kanamaları döngülerinin bir parçası olarak değerlendirebildiğini vurgulayan Kumru, hormonal sorunların yanı sıra psikiyatrik hastalıklar ve madde kullanımının da hamileliğin fark edilmesini zorlaştırdığını ifade etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Çoğu zaman gizli gebelik yaşayanlar, bebeğin hareketlerini de fark etmiyor. Prof. Dr. Kumru bunun nedenleri arasında, nedenlerini annenin fazla kilolu olması, psikiyatrik sorunlar ya da madde kullanımına bağlı ayırt edememe olarak sıraladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kumru, &#8220;<em>Bebeğin plasentası tekmelerin hissedileceği bölgeye denk geliyorsa, plasenta bir süspansiyon gibi darbeyi emerek annenin hareketleri algılamasını engelleyebilir. Bu durumlarda bebek hareket ediyor olsa da anne bunu tanımlayamayabilir</em>&#8221; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gizli gebeliğin fark edileme nedenlerinden biri de adet kanamasına benzer kanamaların olması. Hamile kadında farklı nedenlere bağlı kanamalar olabileceğini belirten Kumru, şu bilgileri verdi:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Bebek rahim içine yerleşirken bir miktar lekelenme olabilir ve bu durum yanlış değerlendirilmiş olabilir. İkincisi, kanama düşük tehdidiyle ilişkili olabilir ya da kaçınılmaz bir düşük söz konusu olabilir. Ayrıca vajenden gelen kanamalar, gebelikten bağımsız olarak rahim ağzındaki bir yara, bir hastalık ya da vajinadaki başka bir sorundan kaynaklanabilir. Dışarıya yalnızca kan çıktığı için kişi bunu düzensiz adet kanaması olarak değerlendirebilir</em>.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Hamilelikte görülen kanamaların bir diğer nedeninin de dış gebelik olabileceğini belirten Kumru, dış gebeliğin döllenmiş yumurtanın rahim yerine tüplere ya da başka bir bölgeye yerleşmesiyle ortaya çıktığını anlattı.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Anne ve bebek için hangi riskler oluşuyor?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Kişinin hamile olduğunu fark etmesi halinde gebelik takibine başlanacağını ve olası sorunların erken dönemde tespit edilebileceğini belirten Kumru, hamileliğin fark edilmemesi durumunda önemli sağlık risklerinin gözden kaçabileceğini söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Normalde gebelik sürecinde hem annenin hem de bebeğin sağlığını takip ediyoruz. Bebeğin gelişimi, plasentanın yerleşimi ve kromozomal bozukluklara ilişkin işaretler gibi pek çok konuda kontrol yapıyoruz. Hamileliğinin farkında olmayan kişi bu kontrolleri kaçırmış oluyor. Gebelik sonuna kadar devam etse bile ciddi yapısal sorunlar ortaya çıkabilir ve bunların tanısı gecikebilir</em>&#8221; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Gebelik diyabeti ve halk arasında gebelik zehirlenmesi olarak bilinen preeklampsi gibi sorunların da takip edilmediği için gözden kaçabileceğini belirten Kumru, kriptik gebeliğin hem anne hem de bebek açısından önemli sağlık riskleri taşıdığını vurguladı.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kriptik-gebelik-neden-fark-edilmiyor-riskleri-neler.html">Kriptik gebelik neden fark edilmiyor, riskleri neler?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/kriptik-gebelik-neden-fark-edilmiyor-riskleri-neler.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş kremine yönelik önyargılar cilt sağlığını tehdit ediyor</title>
		<link>https://9koy.org/gunes-kremine-yonelik-onyargilar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/gunes-kremine-yonelik-onyargilar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 07:41:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25507</guid>

					<description><![CDATA[<p>Süreyya Sude Erdoğan Ölçülü güneş ışığı almak, D vitamini ve serotonin üretimini destekleyerek fiziksel ve ruhsal sağlığa katkı sağlasa da, kontrolsüz güneşlenme ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında artan ultraviyole (UV) ışınlarına karşı korunmanın cilt sağlığı açısından hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Buna karşın güneş koruyucularına yönelik yanlış inanışlar ve yükselen fiyatlar, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/gunes-kremine-yonelik-onyargilar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor.html">Güneş kremine yönelik önyargılar cilt sağlığını tehdit ediyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Süreyya Sude Erdoğan</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Ölçülü güneş ışığı almak, D vitamini ve serotonin üretimini destekleyerek fiziksel ve ruhsal sağlığa katkı sağlasa da, kontrolsüz güneşlenme ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında artan ultraviyole (UV) ışınlarına karşı korunmanın cilt sağlığı açısından hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor. Buna karşın güneş koruyucularına yönelik yanlış inanışlar ve yükselen fiyatlar, bazı kişilerin güneş kremi kullanımını azaltmasına neden oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Cilt hastalıkları uzmanı Dr. Zahide Eriş Zorlu,  yıllar içinde biriken güneş hasarının ciltte lekeler, kırışıklıklar ve elastikiyet kaybının yanı sıra bazı cilt kanserlerinin de başlıca nedenlerinden biri olduğunu söyledi. &#8220;<em>Güneş yaşam için vazgeçilmez ancak kontrolsüz maruziyet cildimiz için ciddi bir stres kaynağıdır</em>&#8221; diyen Zorlu, güneşten korunmanın yalnızca estetik kaygılarla değil, sağlık açısından da büyük önem taşıdığını belirtti.</p>
<div id="attachment_25509" style="width: 321px" class="wp-caption alignright"><img decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-25509" class=" wp-image-25509" src="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani.jpeg" alt="" width="311" height="467" srcset="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani.jpeg 1066w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani-200x300.jpeg 200w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani-682x1024.jpeg 682w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani-768x1153.jpeg 768w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/Uzm.Dr_.Zahide-Eris-Zorlu-Dermotoloji-uzmani-1023x1536.jpeg 1023w" sizes="(max-width: 311px) 100vw, 311px" /><p id="caption-attachment-25509" class="wp-caption-text">Uzm. Dr. Zahide Eriş Zorlu</p></div>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Güneş kremi sadece plajda kullanılmaz&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Güneş koruyucuların yalnızca yaz tatillerinde ya da plajda kullanılacak ürünler olarak görülmemesi gerektiğini ifade eden Zorlu, yıl boyunca düzenli kullanımın önemine dikkat çekti. En az SPF 30, tercihen SPF 50 koruma faktörlü ürünlerin tercih edilmesini öneren Zorlu, güneş kremlerinin yeterli miktarda uygulanması ve özellikle terleme ya da yüzme sonrasında yenilenmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Toplumda en sık karşılaştıkları hatalardan birinin ürünün yetersiz miktarda kullanılması olduğunu belirten Zorlu, şu görüşleri dile getirdi: &#8220;<em>İnsanlar güneş kremi kullandığını düşünüyor ancak çoğu zaman gerekli miktarın çok altında uyguluyor. Bu nedenle ürün seçimi kadar doğru kullanım da önemli</em>&#8220;</p>
<p style="font-weight: 400;">Güneşten korunmanın yalnızca krem kullanmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Zorlu, şapka takılması, koruyucu kıyafet tercih edilmesi, gölgede kalınması ve güneş ışınlarının en dik geldiği saatlerde dikkatli olunmasının da korunmanın önemli parçaları olduğunu kaydetti.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Daha pahalı ürün, daha fazla koruma sağlamıyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Son yıllarda güneş koruyucularındaki fiyat artışları, tüketicilerin ürün tercihlerini de etkiliyor. Ancak Zorlu’ya göre bir ürünün pahalı olması daha yüksek koruma sağladığı anlamına gelmiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Koruyuculuğu belirleyen temel unsurların SPF değeri, UVA koruması ve ürünün güvenilir testlerden geçmiş olması olduğunu belirten Zorlu, fiyatı artıran unsurların ise çoğu zaman marka değeri, ürünün dokusu ya da ek kozmetik içerikler olduğunu söyledi. Zorlu, &#8220;<em>Ben hastalarıma her zaman şunu söylüyorum; düzenli kullanabileceğiniz iyi bir ürün, kullanamadığınız  pahalı bir üründen daha değerlidir</em>&#8221; görüşünü dile getirdi.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Yanlış bilgiler kullanımı azaltıyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Uzmanlara göre güneş kremi kullanımını azaltan tek etken ekonomik nedenler değil. Sosyal medyada ve çeşitli platformlarda dile getirilen “güneş kremleri pazarlama ürünüdür”, “eskiden insanlar güneşten zarar görmüyordu” ya da “güneş kremlerinin içeriği güneşten daha zararlıdır” gibi iddialar da toplumda yanlış algıların oluşmasına neden oluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu görüşlerin bilimsel temelden yoksun olduğunu belirten Zorlu, hekimlerin değerlendirmelerini sosyal medya yorumlarına değil bilimsel verilere dayandırdığını ifade etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geçmişte güneşin zararlarının daha az görüldüğü yönündeki iddiaların doğru olmadığını söyleyen Zorlu şu görüşleri dile getirdi: &#8220;<em>O dönemlerde cilt kanseri taramaları, dermatolojik kayıtlar ve yaşam beklentisi bugünkü kadar gelişmiş değildi. Ruhsatlı ve güvenlik testlerinden geçmiş güneş koruyucuların oluşturduğu risklerle yıllarca süren kontrolsüz UV maruziyetinin risklerini karşılaştırdığımızda, güneşin kontrolsüz etkilerinin çok daha büyük olduğunu biliyoruz</em>&#8221; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir dermatolog olarak her gün güneş hasarının sonuçlarıyla karşılaştığını belirten Zorlu, güneş koruyucularını pazarlama ürünü olarak değil, koruyucu sağlık uygulamalarının bir parçası olarak değerlendirdiğini vurguladı.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Cilt güneşin izlerini yıllarca taşıyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Güneş koruyucularına yönelik farkındalığın geçmiş yıllara göre arttığını belirten Zorlu, değişen yaşam alışkanlıklarının bunda etkili olduğunu söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Daha fazla seyahat edildiğini, açık havada geçirilen sürenin arttığını ve deniz turizminin yaygınlaştığını belirten Zorlu, UV maruziyetinin de buna bağlı olarak değiştiğini ifade etti.</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Amacımız güneşten korkmak değil, güneşle bilinçli bir ilişki kurmak</em>&#8221; diyen Zorlu, sözlerini şöyle tamamladı: &#8220;<em>Cilt yapılan pek çok işlemi unutabilir ancak güneşin bıraktığı izleri yıllarca hafızasında taşır. Bu nedenle güneş koruyucu kullanmayı bir kozmetik alışkanlık değil, cildimize yaptığımız uzun vadeli bir yatırım olarak görüyorum.</em>&#8220;</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/gunes-kremine-yonelik-onyargilar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor.html">Güneş kremine yönelik önyargılar cilt sağlığını tehdit ediyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/gunes-kremine-yonelik-onyargilar-cilt-sagligini-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pestisitler sofralarımıza nasıl yansıyor?</title>
		<link>https://9koy.org/pestisitler-sofralarimiza-nasil-yansiyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/pestisitler-sofralarimiza-nasil-yansiyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 06:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sertifika ve Telif Desteği Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25332</guid>

					<description><![CDATA[<p>Salih Giyci Tarımsal üretimde verim kaybını azaltmak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla kullanılan pestisitler, son yıllarda gıda güvenliği tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Tarla ve bahçelerde zararlı organizmalarla mücadelede yaygın olarak tercih edilen bu maddeler, doğru kullanım koşullarına uyulmadığında ise insan sağlığı ve çevre açısından çeşitli riskler oluşturabiliyor. Yanlış kullanım sağlık risklerini artırabilir Gıda Mühendisi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/pestisitler-sofralarimiza-nasil-yansiyor.html">Pestisitler sofralarımıza nasıl yansıyor?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Salih Giyci</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tarımsal üretimde verim kaybını azaltmak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla kullanılan pestisitler, son yıllarda gıda güvenliği tartışmalarının merkezinde yer alıyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Tarla ve bahçelerde zararlı organizmalarla mücadelede yaygın olarak tercih edilen bu maddeler, doğru kullanım koşullarına uyulmadığında ise insan sağlığı ve çevre açısından çeşitli riskler oluşturabiliyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Yanlış kullanım sağlık risklerini artırabilir </strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Gıda Mühendisi ve Gastronomi Dr. Öğr. Üyesi Aslı Muslu Can, pestisitlerin tarımsal üretimde önemli bir araç olduğunu ancak kullanım şeklinin belirleyici olduğunu söyledi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Can, pestisit türlerine ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>İnsektisitler, böcekleri, herbisitler, yabancı otları; fungisitler ise mantarları kontrol altına almak için kullanılır. Bu maddeler, tarımsal üretimde verim kaybını azaltmak ve ürün kalitesini artırmak amacıyla yaygın şekilde tercih ediliyor. Pestisit kalıntıları, gıdalar aracılığıyla insan vücuduna girebiliyor. Uygun doz ve kullanım talimatlarına uyulmadığında, bu kalıntılar birikim gösterebilir. Uzun süreli maruziyet hormon dengesizlikleri, sinir sistemi bozuklukları, bağışıklık sisteminde zayıflama ve bazı kanser türleriyle ilişkilendiriliyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve hamile bireyler, bu etkiler karşısında daha hassas grupta yer alıyor.</em>&#8220;</p>
<p style="font-weight: 400;">Pestisitlerin yalnızca hedef zararlıları değil ekosistemi de etkileyebildiğini belirten Can, şunları kaydetti: &#8220;<em>Ekosistem dengesinin bozulmasına yol açabiliyor. Pestisitler faydalı böcekleri de etkileyebilir, toprak mikroorganizmalarını zayıflatabilir ve su kaynaklarına karışarak uzun vadeli çevre kirliliğine neden olabilir</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Uzun süreli maruziyetin olası etkileri neler?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye’deki denetim sürecine de değinen Can, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın maksimum kalıntı limitleri çerçevesinde kontroller yaptığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Zaman zaman yapılan analizlerde limit üstü kalıntılara rastlanması, konunun önemini ortaya koyuyor. Tüketiciler basit önlemlerle pestisit maruziyetini azaltabilir. Sebze ve meyvelerin bol suyla yıkanması, mümkünse kabuklarının soyulması, mevsiminde ve yerel ürünlerin tercih edilmesi, güvenilir üreticilerden alışveriş yapılması ve organik ya da iyi tarım uygulamaları sertifikalı ürünlere yönelinmesi, alınabilecek önlemler arasında yer alıyor.</em>&#8220;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Tüketiciler hangi önlemleri alıyor?</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Semt pazarlarında sabah saatlerinde tezgahların önünde yoğunluk oluşurken, vatandaşlar da gıda güvenliğine ilişkin görüşlerini paylaşıyor. Pazarda alışveriş yapan Emine Kabak, özellikle çocuklar için daha dikkatli davrandığını belirterek şunları söyledi:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Alırken elimden geldiğince mevsiminde ürün seçmeye çalışıyorum. Meyve ve sebzeleri eve gidince uzun uzun yıkıyorum. Çocuklar olduğu için içim rahat etsin istiyorum</em>.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Bir diğer vatandaş Pınar Azrak ise organik ürünlere yönelmeye çalıştığını ifade ederek şöyle konuştu: &#8220;<em>Her ürünü organik almak mümkün olmuyor ama buldukça tercih ediyorum. Pazardan aldığım ürünleri de birkaç kez suyla yıkıyorum. Sonuçta ne yediğimizi bilmek istiyoruz.</em>&#8220;</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/pestisitler-sofralarimiza-nasil-yansiyor.html">Pestisitler sofralarımıza nasıl yansıyor?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/pestisitler-sofralarimiza-nasil-yansiyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fast food zincirleri yoksulluk hastalıklarına zemin hazırlıyor</title>
		<link>https://9koy.org/fast-food-zincirleri-yoksulluk-hastaliklarina-zemin-hazirliyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/fast-food-zincirleri-yoksulluk-hastaliklarina-zemin-hazirliyor.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 08:38:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25217</guid>

					<description><![CDATA[<p>Rümeysa Nur Karaosmanoğlu İki bardak içeceğin neredeyse bir günlük asgari ücrete denk gelmesiyle birlikte gençler ve araç sahipleri; ücretsiz internet, priz ve otopark imkanı sunan fast food zincirlerini yeni buluşma noktaları haline getirdi.  Fast foodların ağırlıklı müşterileri olan gençlere göre bu mekanlar bütçe dostu birer &#8220;sığınak&#8221; ve sosyalleşme alanı. Uzmanlar ise bu zorunlu yönelimin bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/fast-food-zincirleri-yoksulluk-hastaliklarina-zemin-hazirliyor.html">Fast food zincirleri yoksulluk hastalıklarına zemin hazırlıyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Rümeysa Nur Karaosmanoğlu</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">İki bardak içeceğin neredeyse bir günlük asgari ücrete denk gelmesiyle birlikte gençler ve araç sahipleri; ücretsiz internet, priz ve otopark imkanı sunan fast food zincirlerini yeni buluşma noktaları haline getirdi.  Fast foodların ağırlıklı müşterileri olan gençlere göre bu mekanlar bütçe dostu birer &#8220;sığınak&#8221; ve sosyalleşme alanı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uzmanlar ise bu zorunlu yönelimin bir algı yönetimi olduğunu ve ucuz gıdaya erişim mecburiyetinin &#8220;yoksulluk hastalıklarına&#8221; kapı araladığını belirtiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Geleneksel kafelerin cadde üstü konumlarının otopark sorunu yaratması ve artan fiyatlar, özellikle motosiklet kullanıcılarını ve öğrencileri alternatif arayışına itiyor. Motosiklet kullanıcısı Leyla S., fast food zincirlerini tercih etmelerinin temelinde güvenli otopark ve fiyatlandırma olduğunu belirtiyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Bir kahve parasına iki litre benzin&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Mekanların ortak kurumsal kuralları sayesinde hijyenik hizmet aldıklarını ifade eden Leyla S., fast food zincir tercihinin nedenlerini şöyle özetliyor: &#8220;<em>Kafelerde iki kahveye bir günlük asgari ücret verebilmek için en az 4 asgari ücret kazanıyor olmam lazım. Fast food zincirlerinde fiyatların üçte bir oranında düşük olması sebebiyle, bir kahve aldığımda cebimde 2 litre fazladan benzin alacak para kalıyor. Ücretsiz otopark sayesinde araçlarımızın yanında güvenle oturabiliyoruz. Arkadaş çevremin de buraya kaymasıyla sosyal alanım kaybolmadan bütçeme uygun sosyalleşme imkanı elde ettim</em>.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Öğrencilerin ve gençlerin bu mekanları tercih etmesindeki bir diğer etken ise satın alma baskısı hissetmemeleri. Muhammet Fatih Yavuz, geleneksel bir kafede 150 TL olan filtre kahveyi, fast food zincirinde 50 TL’ye içebildiğini belirtiyor. &#8220;<em>Self servis olduğu için sürekli yeni bir ürün alıp almayacağıma dair bir darlama ile karşılaşmıyorum</em>&#8221; diyen Yavuz, sistemin avantajlarını şöyle anlatıyor:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Hiçbir şey almasam dahi oturup vakit geçirdiğimde çalışanlardan bir serzeniş duymuyorum. Ücretsiz internet ve her masada priz bulunması ders çalışma ihtiyacımı da karşılıyor. Müşteri sadakati uygulamalarıyla ücretsiz ürünler de alabiliyorum, bu beni mekana daha da yakınlaştırıyor.</em>&#8220;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Yoksulluk hastalıklarına yol açıyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Tüketicilerin &#8220;ekonomik rahatlık&#8221; ve &#8220;özgürlük&#8221; olarak algıladığı bu yeni sosyalleşme biçimi, akademik perspektiften bakıldığında daha karanlık bir tabloya işaret ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sağlık İletişimi Uzmanı Dr. Gülnur Kaplan Esen, vatandaşların ucuz olduğu için bu mekanlara ve ürünlere yönelmesinin bir tercih değil, sistemin dayattığı bir mecburiyet olduğunu vurguluyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;deki gıda krizinin üretim eksikliğinden ziyade fahiş fiyatlardan kaynaklandığını belirten Esen, vatandaşın ucuz kahve ve fast food menülerine yönelmesini &#8220;yoksulluk hastalıkları&#8221; kavramıyla açıklıyor.   İnsanların sağlık riski taşıyan ürünlere yöneldiğine dikkat çeken Esen sağlıksız gıdayla beslenmenin olası sağlık risklerini şöyle sıralıyor:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Yeterli beslenemeyen çocuklarda kas, kemik ve zeka gelişimi bozuklukları toplumsal bir sorundur. Hastalıkların önlenmesi dezavantajlı gruplara yönelik düşünülürken, sağlığın korunması sosyoekonomik statüsü yüksek kesimler için kullanılır; bu da dünya üzerindeki sağlık eşitsizliğini net bir şekilde ortaya koyar</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Reklamlarla bilinçaltına işleniyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Gençlerin sadece ucuz internet veya kahve için değil, bilinçaltlarına işlenen reklamlar nedeniyle bu mekanlara çekildiğini belirten Esen, bu durumu George Ritzer&#8217;in &#8220;Toplumun McDonald’slaştırılması&#8221; kavramıyla açıklıyor:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Bu mekanların amacı insanları saatlerce içeride tutmak değil, nitelikten ziyade niceliğe odaklanarak &#8216;ye-kalk&#8217; mantığıyla anlık satışı artırmaktır. Sandalyeler uzun süre rahat edilsin diye dizayn edilmemiştir. Akşama kadar oturulabilecek kahveciler ve simitçiler de varken gençler indirim, kupon ve &#8216;ikincisi bedava&#8217; taktikleriyle pazarlanan bu alanlara gidiyor. Tüketilen kof gıdalar ilk başta doyurucu hissettirse de yarım saat sonra tekrar acıktırır</em>.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">Sağlık Bakanlığı ve RTÜK yönergelerine rağmen dijital sipariş platformlarında sürekli fast food reklamlarının pompalandığını hatırlatan Esen, Kanada&#8217;nın Quebec eyaletinde zararlı reklam izlemeyen çocuklarda obezite oranının sıfır, bu reklamlara maruz kalanlarda ise yüzde seksen olduğu araştırmasına dikkat çekiyor.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>Yeşil aklama: Yaşam tarzı pazarlanıyor</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Vatandaşların ekonomik çaresizliğinin ve sosyalleşme ihtiyacının, büyük endüstriler tarafından bir fırsata çevrildiğini belirten Esen, halkla ilişkiler sektörünün ürün kalitesi yerine &#8220;algı yöneterek&#8221; yaşam tarzı pazarladığına dikkat çekiyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kurumların günahlarını örtbas etmek için çevrecilik projelerine veya festivallere sponsor olmasını &#8220;Yeşil Aklama&#8221; (Greenwashing) olarak tanımlayan Esen, Pierre Bourdieu ve Louis Althusser’in kavramlarına değinerek, bireylerin kararlarının devletin ideolojik aygıtlarıyla çocukluktan itibaren şekillendirildiğini ifade ediyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Bu döngüden ve dayatılan tüketim kültüründen kurtulmanın yolunun bir araya gelmekten geçtiğini savunan Esen, çözüm önerisini şu sözlerle dile getiriyor:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Tüm bu sistemin önüne geçebilmek için bilinçsiz bir kitle olmaktan çıkıp, kamu politikalarında söz sahibi olmak adına talep eden ‘aktivist hedef kitle’ olmamız gerekir. &#8216;Medyada savunuculuk&#8217; ve &#8216;kamu sağlığı lobiciliği&#8217; yöntemlerini kullanarak, hayatımızı düzenleyen gıda ve sağlık politikalarına sivil toplum kuruluşları aracılığıyla dahil olunmalıdır. Hak temelli tüketici örgütlerine üye olarak toplumsal bir denge unsuru haline gelinmelidir</em>.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/fast-food-zincirleri-yoksulluk-hastaliklarina-zemin-hazirliyor.html">Fast food zincirleri yoksulluk hastalıklarına zemin hazırlıyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/fast-food-zincirleri-yoksulluk-hastaliklarina-zemin-hazirliyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Glutensiz hayat pahalı ve çok zor&#8221;</title>
		<link>https://9koy.org/glutensiz-hayat-pahali-ve-cok-zor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/glutensiz-hayat-pahali-ve-cok-zor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 08:57:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[9. Köy Haber Merkezi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25136</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sude Erdoğan  Sağlık Bakanlığı’nın resmi sayfasında bulunan verilere göre Türkiye&#8217;de çölyak hastalığı görülme sıklığı yüzde bire kadar yükseldi. Rakamlar Bin kişi de 3 ile 10 arasında seyrediyor.Tahmini çölyak hastası sayısı ise 250 bin – 850 bin rakamları arasında. Çölyak hastaları için glutensiz beslenme tercih değil zorunluluk   Teşhisli çölyak hastası Seda Ay, etiket okumanın içeriği kontrol etmenin ve her markaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/glutensiz-hayat-pahali-ve-cok-zor.html">&#8220;Glutensiz hayat pahalı ve çok zor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div>
<p lang="TR-TR"><strong><span lang="TR-TR">Sude Erdoğan</span> </strong></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Sağlık Bakanlığı’nın resmi sayfasında bulunan verilere göre Türkiye&#8217;de çölyak hastalığı görülme sıklığı yüzde bire kadar yükseldi. Rakamlar Bin kişi de 3 ile 10 arasında seyrediyor.Tahmini çölyak hastası sayısı ise 250</span><span lang="TR-TR"> bin – 850 bin rakamları arasında.</span></p>
</div>
<div>
<h4><strong><span lang="TR-TR">Çölyak hastaları için glutensiz beslenme tercih değil zorunluluk</span><span lang="TR-TR"> </span> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Teşhisli ç</span><span lang="TR-TR">ölyak hastası Seda Ay, etiket</span><span lang="TR-TR"> okumanın içeriği kontrol etmenin ve her markaya güvenememenin günlük hayatın bir parçası haline geldiğini söyledi. Glutensiz ürünlerin fiyat pahalılığına dikkat çeken Ay, normal ürünlere kıyasla daha fazla para ödemek zorunda kaldığını belirtti:</span></p>
<p><span lang="TR-TR">&#8220;<em>Bu durum,<wbr /> beslenmeyi bir tercih değil zorunluluk olarak yaşayan insanlar için ek bir yük oluşturuyor. Şu an benim aldığım düzenli bir devlet desteği yoködenek için raporun yenilenmesi gerekiyor. Bu konuda destek mekanizmalarının daha yaygın ve erişilebilir olması gerektiğini düşünüyorum. Benim oturduğum ilçede belediyenin üç ayda bir gıda kolisi desteği var ve maddi durum koşulu yok. Keşke tüm belediyelerin böyle desteği olsa</em>&#8221; dedi.</span></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Restoranlarda glutensiz seçenekler olsa da çapraz bulaş riski konusunda net bir bilgi verilemiyor. </span><span lang="TR-TR">Yalnızca glutensiz besinler hazırlayan restoranların oldukça sınırlı olduğunu ve ortak mutfağa sahip restoranların çapraz bulaş riski konusunda net bir bilgi verememesi sebebiyle tedirginlik yaşadığını belirten Ay, sosyal hayatını planlarken bu sebeplerden sorun yaşadığını söyledi.</span></p>
</div>
<div>
<h4 lang="TR-TR"><strong><span lang="TR-TR">Çapraz bulaş nedir?</span> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Çapraz bulaşma denilen kavram, “Glutensiz bir ürünün, gluten içeren bir besinle temas etmesi” olarak açıklanıyor. Bu durum özellikle çölyak hastalarında, çok küçük miktarda gluten maruziyetiyle bile şikayetlere ve bağırsak hasarına neden olabileceği için uzmanlar tarafından “Dikkat edilmesi gerekilen bir durum” olarak adlandırılıyor.</span></p>
</div>
<div>
<h4><span lang="TR-TR"><strong>Marketlerdeki glutensiz ürün çeşitliliği yetersiz</strong></span><strong> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Marketlerdeki glutensiz ürün çeşitliliğini yetersiz bulan çölyak hastalığına sahip bireyler, “Gerçek anlamda güvenli” ürün seçeneklerinin sınırlı olduğunu vurguluyor. Bu <wbr />noktada çölyak hastalığı ile yaşam dernekleri devreye giriyor. </span></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Serap Ardıç Aymelek; çölyak hastalarının hayatlarını kolaylaştırmak için mutfak atölyeleri, eğitim toplantıları, kahvaltı ve yemek organizasyonları gibi etkinlikler düzenlediklerini ve resmi kurumlar ile görüşmeler yaptıklarını aktardı. Dernek, yerli üreticilerle ar-</span><span lang="TR-TR">ge çalışmaları yapıyor ve </span><span lang="TR-TR">mevcut</span><span lang="TR-TR"> ürünlerin içeriğinin bulaşsız, glutensiz ürünler olmasına özen göstererek çalışmalarını sürdürüyor. Derneğe üye olmak ya da katkı sağlamak isteyen kişiler, derneğin danışma hattı üzerinden kaydolabiliyor.</span></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Aymelek, devlet tarafından verilen desteklerin önemli olduğunu ancak mevcut desteklerin çölyaklı <wbr />bireylerin yaşam maliyetlerini karşılamada yeterli olmadığını belirterek şunları ifade etti:</span> &#8220;<span lang="TR-TR"><em>Glutensiz ürünlerin fiyatları hâlâ oldukça yüksek ve ürün çeşitliliği her bölgede aynı seviyede değil. Özellikle çocuklar ve düşük gelirli aileler için glutensiz beslenmeyi sürdürülebilir kılmak bazen zor olabiliyor. Bu nedenle hem maddi desteklerin artırılması hem de glutensiz ürünlere erişimin yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyoruz.</em>&#8220;</span></p>
</div>
<div>
<h4><strong><span lang="TR-TR">Peki okul ve yemekhanelerde glutensiz ürüne ulaşmak mümkün mü? </span> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Oğlu Oğulcan’ın çölyakla yaşam mücadelesine ortak olan Dilek Onuk, okul kantinleri ve yemekhanelerin glutensiz yaşam sürecinde güvenlikte yeterli olmadığını söyledi: &#8220;<em>Oğulcan’ın okulunda glutensiz ürünler ne hazırlanıyor ne de satılıyor</em>&#8221; dedi.</span></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Çölyak hastası bireyler ürün <wbr />çeşitlerindeki sınırlılık ve riskler sebebiyle glutensiz alternatif tariflere yöneliyor. Özellikle ekmek bulmanın zor olduğunu belirten Onuk, oğlunun ekmek mahrumiyeti yaşamaması için glutensiz un,su, tuz ve mayadan özel ekmekler hazırladığını belirtti.</span></p>
</div>
<div>
<h4><strong><span lang="TR-TR">Vitamin mineral eksikliği görülebilir</span> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Uzmanlar glutensiz beslenmenin herkes için daha sağlıklı olduğu anlamına gelemeyeceğini düşünüyor. Diyetisyen Birge Atalay, &#8220;<em>Çölyak veya gluten hassasiyeti olmayan kişilerde glutensiz diyetler, lif ve bazı vitamin-mineral eksikliklerine yol açabilir. Beslenme kişiye özel planlanmalıdır. Özellikle bilinçsiz yapılan glutensiz diyetlerde B vitamini, demir, çinko ve lif eksikliği görülebilir. Bu nedenle doğal ve çeşitli beslenmek, gerekli durumlarda uzman desteği almak önemlidir</em>&#8221; dedi. </span></p>
</div>
<div>
<h4><strong><span lang="TR-TR">Gluten hassasiyeti olan herkes çölyak olabilir mi?</span> </strong></h4>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Diyetisyen Atalay, çölyak hastalığında bağışıklık sisteminin glutene karşı reaksiyon verdiğini, gluten hassasiyetinde ise şişkinlik, gaz, karın ağrısı ve halsizlik gibi şikayetlerin görülebileceğini belirtti. </span></p>
</div>
<div>
<p><span lang="TR-TR">Farkındalığın artmasıyla birlikte daha fazla kişinin tanı almaya başladığını belirten Atalay, &#8220;<em>Kişilerin kendi kendine gluteni kesmeden önce mutlaka uzman kontrolünde test yaptırması gerekir</em>&#8221; dedi.</span></p>
</div>
<p>The post <a href="https://9koy.org/glutensiz-hayat-pahali-ve-cok-zor.html">&#8220;Glutensiz hayat pahalı ve çok zor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/glutensiz-hayat-pahali-ve-cok-zor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Uyuşturucuyla mücadele günü senede bir değil, her gün olmalı&#8221;</title>
		<link>https://9koy.org/uyusturucuyla-mucadele-gunu-senede-bir-degil-her-gun-olmali.html</link>
					<comments>https://9koy.org/uyusturucuyla-mucadele-gunu-senede-bir-degil-her-gun-olmali.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zeynep Tombuloğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 13:09:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sertifika ve Telif Desteği Programı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/?p=25532</guid>

					<description><![CDATA[<p>Didem Çam Uyuşturucu ile mücadele günümüz toplumlarının en önemli sorun alanlarından birisi ve Türkiye’de de uyuşturucu kullanımı alarm veriyor. Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (UMDER) Genel Başkanı Leyla Yağanoğlu, Birleşmiş Milletler tarafından 1987 yılında ilan edilen 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’ne özel açıklamalarda bulundu. &#8220;Senede bir gün değil, her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/uyusturucuyla-mucadele-gunu-senede-bir-degil-her-gun-olmali.html">&#8220;Uyuşturucuyla mücadele günü senede bir değil, her gün olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;"><strong>Didem Çam</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucu ile mücadele günümüz toplumlarının en önemli sorun alanlarından birisi ve Türkiye’de de uyuşturucu kullanımı alarm veriyor.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucu ile Mücadele ve Eğitim Derneği (UMDER) Genel Başkanı Leyla Yağanoğlu, Birleşmiş Milletler tarafından 1987 yılında ilan edilen 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’ne özel açıklamalarda bulundu.</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Senede bir gün değil, her gün uyuşturucuyla mücadele günü olmalı</em>&#8221; diyen Yağanoğlu, &#8220;<em>Üzülerek söylüyorum ki gençlerimizin birçoğu madde bağımlısı. Ben bir anneyim. Bu acının ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Yaklaşık 20 yıldır ezber ettim</em>&#8221; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucuyla mücadele konusunun zorluğuna değinen Yağanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: &#8220;<em>Bu süreç o kadar sancılı, o kadar zor, o kadar acı ki… Hangi cümleyle ifade edilir bu yangın? Hangi kelime ile nasıl anlatılır, inanın hiç bilmiyorum. Gecenin ikisinde üçünde annelerin feryadını keşke buradan dile getirebilsem. Fakat hiçbir cümle yok bunu anlatmaya. Senenin bir günü değil de günün 24 saati, yılın 365 günü uyuşturucuyla mücadele edilmesi gerekir</em>.&#8221;</p>
<h4><strong>&#8220;Derdimiz ve acımız büyük, peki çözüm ne?&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucuyla mücadele konusunda atılması gereken adımlardan da bahseden Yağanoğlu, devlete, topluma, aileye ve uyuşturucu kullanan kişilere düşen görevleri sıraladı.</p>
<p style="font-weight: 400;">Her geçen gün daha etkili uyuşturucu çeşitlerinin ortaya çıktığına dikkat çeken Yağanoğlu, şunları söyledi: &#8220;<em>Ülkemizin başındaki bu musibet yıllardır evleri, ocakları söndürdü. Aileler perişan. ‘Bizim ne bayramımız ne düğünümüz ne akşam yemeğimiz ne sabah kahvaltımız var’ diyorlar.&nbsp; Aileler, ‘Çocuğumuz ne zaman ölecek ya da öldürecek?’ diye bekliyor. Her gelen uyuşturucu, geçmiştekinden 10 kat 20 kat daha kötü. Günbegün daha zehirli, daha etkili, daha çabuk öldüren uyuşturucu çeşitleri piyasaya salınıyor. Derdimiz bu, acımız bu ve büyük. Peki çözümü ne?</em>&#8220;</p>
<div id="attachment_25535" style="width: 496px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" aria-describedby="caption-attachment-25535" class=" wp-image-25535" src="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/leyla-yaganoglu.jpeg" alt="" width="486" height="324" srcset="https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/leyla-yaganoglu.jpeg 1365w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/leyla-yaganoglu-300x200.jpeg 300w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/leyla-yaganoglu-1024x683.jpeg 1024w, https://9koy.org/wp-content/uploads/2026/06/leyla-yaganoglu-768x512.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 486px) 100vw, 486px" /><p id="caption-attachment-25535" class="wp-caption-text">Leyla Yağanoğlu</p></div>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Türkiye’de bir tek Yeşilay yok&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucuyla mücadele konusunda devlete düşen görevleri sıralayan Yağanoğlu çözüm yöntemleri hakkında, &#8220;<em>Arzın önü kesilecek. Arzın önü kesilmediği sürece, ne yazık ki hiçbir çocuk tedaviye cevap vermiyor. Ben bunu 20 yıllık tecrübeme dayanarak söylüyorum. Bağımlılık bir kısır döngü</em>&#8221; dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Yağanoğlu, sözlerine şöyle devam etti: &#8220;<em>Covid-19 ile nasıl mücadele ettik? Depremde nasıl mücadele ettik? Kenetlenerek. Acil olarak Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) toplanmalı, acil eylem planları hazırlanmalı. Hep planımız, projemiz, çalıştayımız var ama bunların yürürlüğe girdiğini henüz göremedik. Çalıştaylar çoğaldı, kitaplar yazılıyor, farkındalıklar arttı, çeşitli programlar yapılıyor. Programlar yapılıyor ama sokağa bir iniyorsunuz, yine satmışlar, çocuklar da alıp içmiş, biz de çalıştaylarda farkındalık eğitimi veriyoruz. Bunlar ne eğitim ne de farkındalık seminerleriyle çözümlenecek konular değil.</em>&#8220;</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Devlet, ‘Bağımlılıkla Mücadele Birimi’ kurmalıdır</em>&#8221; diyen Yağanoğlu, şöyle konuştu: &#8220;<em>Bizim başvurabileceğimiz hiçbir yer yok. Bağımlılıkla ilgili kurum olacak. Koordinasyon merkezimiz orası olacak. Bağımlı bireyler, bağımlı yakınları oraya başvuracak. Oraya başvurup bütün işlemlerimizi bir yerden halledelim. Türkiye&#8217;de bir tek Yeşilay yok, birçok sivil toplum kuruluşu (STK) var. Bu konuyla ilgili mücadele eden diğer STK&#8217;lar lütfen görmezden gelinmesin. Ayrıca, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kuruluna mutlaka çocukları bağımlı olan annelerin de dâhil edilmesi gerekir</em>&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Hastane ve yatak sayıları yetersiz&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Cezaevlerinde bulunan madde bağımlısı kişiler için de yapılması gerekenleri dile getiren Leyla Yağanoğlu, &#8220;<em>Madde bağımlıları için ‘R Tipi Cezaevleri’ olmalı. ‘Cezaevleri Rehabilitasyon Merkezleri’ kurulmalı. Bu çocuklar, hazır elimize geçmişken orada da tedavileri zorunlu olmalı. Zaten cezasını yatacak. O süre zarfında çocukları tedavi edip bu konuda eğitimler de vermeliyiz. Gerekirse orada meslek edindirme kursları da açıp dışarı çıktıklarında istihdamları da sağlanmalı</em>&#8221; diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Zorunlu tedavinin 21 gün olmasını az bulduğunu belirten Yağanoğlu, &#8220;<em>En az üç yıl zorunlu tedavi yapılması gerekir</em>&#8221; dedi. Türkiye&#8217;de uyuşturucu için zorunlu tedavi yapılan hastanelerin ve yatak sayısının yetersiz olduğunu da vurgulayan Yağanoğlu, şöyle devam etti:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Zorunlu tedavi için yataklar aylar sonra boşalıyor. Ama o çocuk, zaten o süreçte aileye düşman oluyor ve saldırmaya başlıyor. Aileler, çocuklarını tedavi ettirmeyi bırakın, kendi canlarını ya da diğer çocuklarının canlarını nasıl koruyacaklarını düşünüp kaçacak delik arıyor. Kovid-19 döneminde nasıl hastaneler kuruldu, çadırlar yapıldıysa madde bağımlıları için de süreç aynı şekilde işlenmelidir. Bu çocukların bir an evvel toplatılıp uzun soluklu zorunlu tedavi süreci başlamalıdır</em>.&#8221;</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;Toplum olarak kimseyi ötekileştirmeyeceğiz&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Madde bağımlısı kişilerin toplanması için de özel bir birim oluşturulması gerektiğini ifade eden Yağanoğlu, şunları söyledi:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Madde bağımlısı kişileri bildirebileceğimiz ‘toplama birimi’ gibi bir birim olmalı. O çocuklar toplatılıp tedavi edilecek. Kimse, ‘Benim çocuğum yapmaz’ demesin. Karşıda yanan ateş, sizin evinizi yakmasa bile oradan gelen duman sizi zehirleyecektir. Dolayısıyla o yangına bir su dökmek lazım. Duyarlı insanlar, madde bağımlısı çocukların ailelerine destek olmalı. O çocukları gördüklerinde ‘Canımı nasıl kurtarırım?’ diye kaçmamalı. Ayrıca, mahallenin belkemiği de muhtarlardır. Uyuşturucuyla mücadele noktasında muhtarlara da çok büyük görevler düşüyor. Toplum olarak hiç kimseyi ötekileştirmeyeceğiz. Rencide etmeyeceğiz.&nbsp; Farkındalığımızı artırıp onlara destek olacağız.</em>&#8220;</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Aileler de çocuğunu dışlamayacak</em>&#8221; diyen Yağanoğlu, &#8220;<em>Sevgiyle, anlayışla çocuklarımızı sarıp sarmalayalım. ‘Sokağa at dibi görsün’ mantığı var. Sokağa attığınız zaman ya baronların torbacısı olur ya da ölürler. Siz de mezarlarında ağlarsınız</em>&#8221; dedi.</p>
<h4 style="font-weight: 400;"><strong>&#8220;En büyük görev bağımlı kişilere düşüyor&#8221;</strong></h4>
<p style="font-weight: 400;">Uyuşturucu kullanan kişilere düşen görevlerden de bahseden Yağanoğlu, &#8220;<em>En büyük görev onlara düşüyor</em>&#8221; diyerek şunları kaydetti:</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>İnsan isterse başaramayacağı hiçbir şey yok. Bu iş zor fakat imkânsız değil. Bir şeker hastalığı, tansiyon hastalığı gibi düşünelim. Kronik bir rahatsızlığımız var ama tedavisi ve durdurulabilmesi mümkün. Bağımlılığı kabul edip, farkındalığımızı geliştirmemiz gerek. Ben ne kullanıyorum? Düşmanım kim? Düşmanımı tuş etmem için hangi teknikleri öğrenmem gerekir? Bağımlı gençlere, zorunlu tedavi sürecinde bu konularla ilgili eğitim verilmeli</em>.&#8221;</p>
<p style="font-weight: 400;">&#8220;<em>Uyuşturucu kullandığınızı ailenizden saklamayın</em>&#8221; diyen Yağanoğlu, &#8220;<em>Ailenize söyleyemiyorsanız bile, mutlaka güvendiğiniz bir yakınınızla paylaşın. O da olmuyorsa bir camiye gidin imamdan yardım isteyin. Bizlere de ulaşabilirsiniz. Bizler sizin için elimizden geleni yaparız. Ama muhakkak yardım isteyin. Bu konuda asla yalnız değilsiniz</em>&#8221; dedi.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/uyusturucuyla-mucadele-gunu-senede-bir-degil-her-gun-olmali.html">&#8220;Uyuşturucuyla mücadele günü senede bir değil, her gün olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/uyusturucuyla-mucadele-gunu-senede-bir-degil-her-gun-olmali.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
