DOLAR 46,6600 0.12%
EURO 53,1528 0.09%
ALTIN
Ankara
25°

AÇIK

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

26 Haziran 2026 Cuma

Yenidoğan doktorlarının görünmez savaşı

Yenidoğan doktorlarının görünmez savaşı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hazal Bugutekin

Türkiye’de her yıl binlerce bebek, vaktinden önce dünyaya gözlerini açıyor. Doğumun hemen ardından yoğun bakım ünitelerine alınan bu prematüre bebeklerin yaşam mücadelesi, uzman ekiplerin titiz takibiyle başlıyor. Ancak yenidoğan doktorları için bu süreç sadece tıbbi bir görev değil; aynı zamanda fiziksel ve psikolojik sınırların zorlandığı bir sınav niteliği taşıyor.

Ailelerin en çaresiz anlarına tanıklık eden doktorlar, ciddi bir duygusal yükü de omuzlarında taşıyor. Kurtarılan her hayat onlar için büyük bir gurur kaynağıyken, kaybedilen her bebek kalplerinde izi silinmeyen bir hüzün bırakıyor. Bu süreçte hekimler ile aileler arasında; bazen pamuk ipliğine bağlı, bazen de sarsılmaz bir güvene dayanan zorlu bir iletişim kuruluyor.

Bir yanda literatürün soğuk gerçekliğiyle hareket eden uzmanlar, diğer yanda “cam fanus” arkasında ki evladı için dünyayı durdurmaya hazır ebeveynler… Yenidoğan doktorlarının ailelerle iletişimde yaşadığı bu güçlükler, modern tıbbın en hassas noktası olmaya devam ediyor.

Bilgi kirliliğinin iletişimi zorlaştırması

Yenidoğan doktorlarının karşılaştığı ilk ve en büyük engel, ebeveynlerin hastaneye geldikleri ilk andan itibaren doktorlara karşı güvensiz bir yaklaşım sergilemeleridir. Doktorlar bebeğin durumunu açıklarken ailelerin internette gördükleri haberlere ilişkin sorular sorması ve sürece olması gerekenden fazla müdahil olmaya çalışması, güven ilişkisini en baştan zedeliyor. İstanbul’da süren “Yenidoğan Çetesi” soruşturmalarının genç anne ve babalarda büyük kaygı yarattığı anlaşılıyor.  

Özel bir hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan Hemşire Büşra Yıldız; ailelerin çok tedirgin olduğunu, bebeklerindeki en ufak değişikliği bile kaygı içinde sorguladıklarını ve çoğu zaman sağlık çalışanlarına karşı güvensiz bir tutum sergilediklerini belirtti. Yenidoğan yoğun bakımının kaygı seviyesi yüksek bir ortam olduğunu vurgulayan Yıldız, süreci şu sözlerle anlattı:

Bu süreçte ailelere karşı hem dürüst olmak hem de onların umudunu korumak zorundayız. Yaşadıkları süreç oldukça zorlu; bu aşamada sadece tıbbi bilgi değil, güven veren bir ses de duymak istiyorlar. Bunun için de mümkün olduğunca aileleri sürece dâhil etmeye çalışıyoruz. Eğer bebeğin durumu uygunsa ailenin bebeğine dokunmasını, onunla konuşmasını sağlıyoruz. Bu da aileler ile olan güven bağımızı güçlendiriyor. O kuvözlerin başında gece gündüz çalışan herkesin tek amacı, bebeklerinizin iyiliği ve sağlığıdır.” 

Hukuksal boyutu: Bebeğin sağlığı mı? Ailenin beyanı mı?

Doktorların yaşadığı bir diğer zorluk ise ailelerin sosyal medyada gördükleri alternatif yöntemleri dayatması veya “Bebeğim çok acı çekiyor” diyerek gerekli prosedürleri durdurmaya çalışmasıdır. Doktorlar bu müdahalelerin mesleki bağımsızlığı kısıtladığı görüşünde.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sonay Gökoğlu, bebekler yenidoğan ünitesine alındığında, yapılacak müdahaleleri içeren ‘aydınlatılmış onam formunun’ ailelere imzalatıldığını ve riskli yatışlarda bu durumun aileye sözlü olarak da anlatıldığını belirtti. Atılan bu imzanın yasal olarak gerekli ve geçerli olduğunu ekleyen Gökoğlu, süreci şöyle özetledi:

Aile izin vermezse ve bebek için hayati önem arz eden bir müdahale gerekliyse; yasal yollara başvurup ‘çocuğun üstün yararını’ gözeterek, ailenin iznini beklemeden savcılık kararı ile müdahalenin gerçekleşmesini sağlıyoruz. Dolayısıyla ebeveynlik hakları sınırsız değildir; bebeğin yaşama tutunma hakkı karşısında doktor, bilimin ve yasaların kendisine verdiği yetkiyle bir ‘yaşam savunucusu’ olarak hareket etmek zorundadır.”

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.