DOLAR 44,5052 0.07%
EURO 51,5976 -0.47%
ALTIN 6.633,97-2,49
Ankara
10°

ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

01 Nisan 2026 Çarşamba

Verimli tarım ormanlarında tehlikeli istila: Taş ocakları

Verimli tarım ormanlarında tehlikeli istila: Taş ocakları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Fatma Boz

Siyanürlü altın madenleri kadar çevreye zarar veren ancak gündemde çok fazla yer bulamayan taş ocaklarının zararları tartışılırken, ocak ruhsatlarının hızlı ve kolay verildiğini söyleyen çevreciler taş ocaklarının zararlarını anlatmaya devam ediyor.

Yeni taş ocakları açılmaya devam ederken sadece Edirne’nin Keşan ilçesinde 8 taş ocağı bulunuyor. Ruhsat verilen işletmelerin büyük bölümü patlatma işlemi yaparak malzeme çıkaran şirketler. Bu yöntem ile gürültü ve hava kirliliği, yüzey ve yeraltı su kirliliği ve biyolojik çeşitliliğe zarar verildiğini söyleyen çevreciler taş ocaklarının biyolojik çeşitliliği ve çevre hayatını tehlikeye soktuğunu söylüyor.

Taş ocaklarını çevre mühendisi Sultan Gülsün ve çevreci Hasan Karagöz ile konuştuk. Türkiye’de patlamalı ocak işletmesi sayısı bin 892.

Taş ocaklarının çevreye bıraktığı etkiler hakkında bilgi veren Çevre Mühendisi Gülsün, taş ocaklarında nasıl işlemler yapıldığını ayrıntılı bir şekilde anlatarak, bir ocakta neler olduğu ile ilgili şunları kaydetti: “E-izin sorgu ekranından çektiğim verilere göre Türkiye genelinde şu an izinli çalışan patlamalı ocak işletmesi sayısı bin 892. Bunların bin 855 tanesinde günde 150 ton ve üzeri maden çıkarılmakta. Birçok faaliyet gibi taş ocağı işletmeciliğinin de çevre üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor. Özellikle, işleme için malzeme çıkarmak amacıyla kayaları patlayıcılarla patlatmak gerekir; bu çıkarma yöntemi gürültü kirliliği, hava kirliliği, yüzey ve yeraltı su kirliliği ve habitat tahribatına bağlı sorunlara yol açar. Taş ocaklarından çıkan toz, hava kirliliğinin başlıca kaynaklarından biridir.

Gülsün hava kirliliğinin risklerine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kirlilik şiddeti; yerel mikro iklim koşulları, ortam havasındaki toz parçacıklarının konsantrasyonu, toz parçacıklarının boyutu ve kimyası gibi faktörlere bağlıdır. Kireç taşı ocakları oldukça alkali ve reaktif tozlar üretirken, kömür madenleri asidik toz üretir. Hava kirliliği yakın menzilde yüzeysel birikim sorunları oluştururken aynı zamanda solunum yoluna zarar verir. Tozla ilgili hava kirliliğine ek olarak, taş ocağı işletmeciliği ağır makinelerin kullanımı, malzemelerin taşınması ve enerji yoğun taş işleme yoluyla karbon emisyonlarına da neden olur.

“Taş ocakları biyolojik çeşitliliğe zarar veriyor”

Taş ocaklarının en büyük zararının biyolojik çeşitliliğe olduğunu da söyleyen Gülsün şunları aktardı:

Taş ocağının çevre üzerindeki en büyük olumsuz etkilerinden biri de biyolojik çeşitliliğe verdiği zarar. Biyolojik çeşitlilik esasen balıklar, böcekler, omurgasızlar, sürüngenler, kuşlar, memeliler, bitkiler, mantarlar ve hatta mikroorganizmalar dahil olmak üzere canlı türlerinin çeşitliliğini ifade eder. Biyolojik çeşitliliğin korunması önemlidir çünkü tüm türler birbirine bağlıdır. Bu hemen görünür olmasa veya bilinmese bile hayatta kalmamız doğada var olan bu hassas dengeye bağlı.”

Gülsün, taş ocaklarının yaşam döngümüze zarar verdiğini de söyleyerek, taş ocağı işletmeciliğinin habitatları ve destekledikleri türleri yok etme potansiyeli taşıdığına dikkat çekti. Habitatların doğrudan kazı yoluyla ortadan kaldırılmasa bile, çevresel etkilerden dolaylı olarak etkilenebilir ve zarar görebildiğini belirten Gülsün, “Gürültü kirliliği bazı türler üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir ve başarılı üremelerini etkileyebilir. Dikkatli planlama ve yönetimle biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkiyi en aza indirmek gerekiyor.” dedi.

“Hem yüzey hem yeraltı suyunun kirlenmesine neden olabilir”

Taş ocaklarının birçok olumsuz yönlerini sıralayan Gülsün, yüzey ve yeraltı suyunun da patlatma sırasında kirlenebileceğini söyleyerek işlemin nasıl yapıldığını şöyle anlattı: “Kaya yüzeyleri genellikle mekanik veya kontrollü patlatma teknikleriyle kırılır. Büyük kamyonlar malzemeleri farklı boyutlarda parçalandıkları taş kırma makinelerine taşır. Kum ve çakıl ocakları kaya ocaklarından çok daha sığdır ancak su alma işlemlerini de içerebilir. Malzeme mekanik olarak kazılır ve kamyonlar veya konveyör bantları tarafından kırıldığı, yıkandığı ve farklı boyutlarda elendiği bir tesise taşınır. Deşarj yerlerinde akarsulara tortu yüklenmesi ve tortuların yeniden aktif hale gelmesi (erozyon); yüzey suyuna ve yeraltı suyuna kirleticilerin salınması gibi etkiler olabilir.”

Gülsün, bir taş ocağının kapatılmasından sonraki süreçte ise rehabilitasyon işlemi ile sahanın yaban hayatı rezervlerine, rekreasyon parklarına veya toplum alanlarına dönüştürebileceğini söyleyerek, şöyle konuştu: “Rehabilitasyon çalışmaları; bitkisel toprağın onarılmasını, yerel bitki örtüsünün ekilmesini içerir ve böylece uzun vadede onarım ihtimali söz konusudur. Terk edilmiş taş ocakları ise manzara bozulması, devam eden kirlilik ve yaban hayatı tehlikeleri gibi uzun vadeli çevresel sorunlara neden olabilir. Taş ocağı operasyonları sona erdikten yıllar sonra bile bu riskleri azaltmak için uygun yönetim gereklidir.”

Kırma işlemi uygulayarak faaliyet yürüten taş ocaklarının çevreye bıraktığı tahribatlar nelerdir?” sorusunu ise Gülsün şöyle yanıtladı:

Taş ocağı işletmeciliği toz ve gürültü kirliliğinden kaynaklanan sağlık tehlikelerine ve yerel ekonomilerin bozulmasına yol açabilir. Doğal yaşam alanlarının ve manzaraların tahribi, artan trafik ve nakliye kamyonlarının yoğunluğu ve ağırlığı nedeniyle yol çökmeleri gözlenir. Yerel turizmi etkileyebilir, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve ekosistemlerin bozulması ile sonuçlanabilir, yerel su kaynakları taş ocağından gelen atıklarla kirlenebilir. Taş ocağı işletmeciliği bitki örtüsünün sürdürülmesi için elzem olan üst toprağı kaldırarak toprağı etkiler ve erozyon riskini artırır. Toprak erozyonu; zeminin dengesizleşmesine ve sel riskinin artmasına yol açar. Doğal yaşam alanlarını tahrip ederek hayvanları ve biyolojik çeşitliliği etkiler, yaban hayatının yerinden edilmesine ve biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına yol açar. Bu, yerel ekosistemleri ve besin zincirlerini bozar.”

Proje bittikten sonra verimli ormanlara ne oluyor?

Keşan Kent Konseyi Kent Çevre Ekoloji Meclisi Yürütme Kurulu Başkanı Hasan Karagöz, hem yerel halk hem de çevreci olarak sorularımızı yanıtlarken, projeler bittikten sonra atıl durumda bırakılan verimli ormanlara neler olduğunu şöyle anlattı:

Islahat çalışmaları yönüyle bakıldığında hiçbir çalışma yapılmıyor. Hiç dokunmadan bırakıp gidiyorlar. Proje tanıtım dosyasında düzelteceğiz, ağaçlandırma yapacağız deniliyor ama bugüne kadar öyle bir örnek görmedik. Ne Keşan çevresinde ne kömür ocaklarında ne de taş ocaklarında. En yaygın taş ocağı olan yer Keşan’ın Mecidiye köyü, orada 5 taş ocağı bulunuyor. Bunlar çok geniş ormanlık alan içinde olan taş ocakları.”

Karagöz, ocaklarda kapasite artışı yapılamadığında olduğu gibi bırakıp gittiklerini söyleyerek, alanların yağmur suları ile göl olduğunu ve kullanılmaz bir hal aldığını, hayvanlar için güvensiz bir ortam oluştuğunu aktardı.

“Cezayı ödemek toprağı düzeltip gitmekten daha ucuza geliyor”

Mevcut mevzuatta yetersizlikler olduğunu da söyleyen Karagöz şöyle konuştu; “Şirketler taahhüdünü yerine getirmiyor. Mevcut mevzuata göre ‘malzeme alınan alanı düzenleyip, tasfiye etme, kenara aldığı verimli toprağı ağaçlandırma’ taahhüdü var. Ama onu düzenlemek örneğin 100 bin TL tutacaksa düzenlemeyip bırakıp gittiğinde vereceği ceza bu paranın onda biri bile değil. Örneğin 10 bin TL gibi bir ceza kesiliyor. Dolayısıyla ceza parasını ödeyip alanı olduğu gibi bırakıp gidiyorlar. Cezalar caydırıcı değil.

Karagöz, ya çok yüksek cezalar olması ya da mevzuatta değişiklik yapılıp “Taahhüt ettiği malzemeyi aldıktan sonra alanı tasfiye etmeyen, ağaçlandırmayan şirketlerin elindeki mevcut ruhsatların hepsi iptal edilir ve bir daha ruhsat verilmez” gibi bir hüküm konulması gerektiğini kaydetti.

Taş ocaklarının kapsadığı alanlarının hepsinin verimli orman sahaları olduğunu da söyleyen Karagöz, Trakya topraklarının “saldırı altında” olduğunu dile getirerek şunlara değindi: “Keşan ilçesindeki taş ocaklarının hepsi verimli ormanları kapsıyor. Trakya saldırı altında; bir yanda RES’ler bir yanda GES’ler, bir tarafta taş ocağı, kömür ocağı. Bunlar meralarda ve birinci sınıf tarım topraklarında yapılıyor. Oysa Trakya hem tarım hem de hayvancılık yönüyle son derece verimlidir. Doğru bir destek ile Türkiye nüfusunun yüzde 70’ini besleyecek kapasiteye sahip bir alandır.