DOLAR 46,4888 0.03%
EURO 52,9644 -0.03%
ALTIN
Ankara
25°

AÇIK

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

23 Haziran 2026 Salı

Toplumsal krizler tiyatroyu nasıl etkiliyor?

Toplumsal krizler tiyatroyu nasıl etkiliyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ezgi Oğraş

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınması ve ardından tutuklanmasıyla başlayan siyasi gelişmeler toplumun farklı kesimlerindeki huzursuzluğu artırırken, bu tür krizlerin tiyatrolara olan etkisi de tartışılıyor.

Artalan Kolektif kurucularından Anılcan Beydilli ve Eksi On Altı Kolektif kurucuları Alp Ünsal ve Olcay Yusufoğlu, 19 Mart süreci çerçevesinde genel olarak toplumsal olayların bağımsız tiyatrolar üzerindeki etkilerini anlattı. Tiyatro Kooperatifi Genel Sekreteri Fisun Eşki ise, bu etkilerin yapısal boyutlarını ve krizlere karşı nasıl çözüm yolları geliştirilebileceğini aktardı.

“Gündem içinde var olabilmek bazen imkansızlaşıyor”

Artalan Kolektif kurucularından Beydilli, 19 Mart sonrasında önce o hafta oynanacak oyunları iptal etmeyi düşündüklerini fakat ekonomik olarak ciddi bir zarara uğratacağından dolayı oynadıklarını söyleyerek, sonraki süreçte ise iptal edilebilecek tarihlerde bile oyunları sahnelemeye devam ettiklerini belirtti ve “Yaptığımız işe ve sanatın tuttuğu alana sahip çıkmak adına iptal etmeme kararı aldık” dedi.

Tiyatroların görünürlüğünün toplumsal krizlerde zarar gördüğüne dikkat çeken Beydilli sözlerini şöyle sürdürdü:

Görünür olabilmenin tek ve en güçlü yolu sosyal medya üzerinden gerçekleştiği için, bu yoğun gündem içinde var olabilmek bazen imkansızlaşıyor. Bu noktada sahne sanatları alanındaki bağımsız ekiplerin kendisini kamuoyunda ifade edebilmesi ve görünür kılabilmesi için alternatif çözümler bulunması gerektiğini düşünüyorum.”

Tiyatroların yaşadığı ekonomik zorluklara dikkat çeken Beydilli, çözüm önerisi için “Tiyatroların kültür-sanat faaliyeti kapsamında ele alınarak ticari işletme statüsünden çıkarılmasını iktisadi olarak en önemli konu olarak görüyorum” diye konuştu.

“Kültür-sanat alanı, ilk ödün verilmesi gereken alan gibi görülüyor”

Eşki, On Altı Kolektif de 19 Mart sonrası sahne sanatlarının karşılaştığı zorluklara ilişkin yaptığı değerlendirmede toplumsal krizlerde kültür-sanat alanının ilk gözden çıkarılan alanlardan biri olduğunu vurguladı ve şu ifadeleri kullandı: “19 Mart ve sonrasında yükselen demokrasi çağrıları bizim de önceliklerimizi değiştirdi. Bu süreçte halkımızla dayanışmak adına hem konuk ekiplerin oyunlarında hem de kendi temsillerimizde iptaller ve ertelemeler yaşandı.

Kolektif, iptallerin tiyatrolar üzerindeki ekonomik etkilerini ise şu sözlerle aktardı:

İrili ufaklı her toplumsal gündemde kültür-sanat alanı, ilk ödün verilmesi gereken alan gibi görülüyor; buna da kırgınız açıkçası. Seyircisi dışında başka bir dayanağı olmayan, ciddi ekonomik kaygılarla üretim yapan tiyatrolar için zor şartlarda kiralanan sahnelerin ve güçlükle bulunan seyircinin ardından temsillerin iptali ne yazık ki ekipleri doğrudan etkiliyor. Bizce bu türden dönemlerde bizler, tiyatronun işlevinin güldürmek, uyutmak veya eğlendirmek değil, tam da hayata, hayatın yakıcı gerçekliğine dair sözler söylemek olduğunu hatırlatmalıyız.”

Eşki, On Altı Kolektif’e göre kültür politikalarında yapısal değişime ihtiyaç var. Kolektif bu konuda şunları kaydetti:

Bağımsız tiyatrolar her ne kadar özel işletme statüsünde görülse de yaşanan sorunların yalnızca bizlere değil, devlete de ait olduğunu düşünüyoruz. Tiyatro üretimlerine dair acilen bir mevzuat oluşturulmalı; vergiler, sigorta primleri ve fatura yükümlülükleri gibi alanlarda belirli standartları karşılayan tiyatrolara koşulsuz devlet desteği sağlanmalı. Bu sayede sanat üreticilerinin kaygıları azaltılabilir.

Fisun Eşki

“Seyircinin görmediği sahne arkasında da büyük emek var”

Tiyatro Kooperatifi Genel Sekreteri Fisun Eşki, 19 Mart sonrası yaşananların tiyatroya etkilerine ilişkin değerlendirmesinde toplumsal olayların yalnızca seyirci ilgisini değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirliği de doğrudan etkilediğini söyledi ve şöyle devam etti:

19 Mart sonrası yaşananlar tıpkı pandemi ve büyük depremler gibi, hepimizi hem bireysel hem toplumsal olarak etkiledi. İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamada zorlandığı dönemlerde, kültür-sanata ayıracak zaman ve bütçe bulamaması çok anlaşılır. Ancak bu da tiyatroların ayakta kalmasını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Oysa böyle dönemlerde, toplumsal yaraların sarılması, duyguların paylaşılması, birlikte düşünme ve yeniden bağ kurma ihtiyacı en çok da sahne sanatlarında karşılık buluyor.

Sahne sanatları alanındaki yapısal kırılganlıkların yalnızca ekonomik olmadığını belirten Eşki, kültürel baskılar ve ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamaların da ciddi tehditler oluşturduğuna dikkat çekti:

Bu ekonomik yükün yanı sıra, kültürel baskılar, sansür mekanizmaları ve ifade özgürlüğüne yönelik dolaylı ya da doğrudan sınırlamalar da sahne sanatları alanında çalışanlar için ciddi tehditler oluşturuyor. Bu etkilerin ortaya çıkmasında yapısal eksiklikler, kültür politikalarındaki yetersizlikler ve sanatın kamusal bir hak olarak yeterince korunmaması rol oynuyor. Oysa Anayasamız ‘Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur’ diyor. Ama her toplumsal olaydan sonra, emekle var edilen birkaç tiyatronun veya sahnenin daha kapandığını görüyoruz.”

Bağımsız tiyatroların ekonomik baskılar nedeniyle faaliyetlerini askıya almak zorunda kaldığını vurgulayan Eşki, sürdürülebilirliğin en temel sorun olduğunu şu sözlerle anlattı:

Ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri giderlerin sürdürülebilirliği. Sahne kiraları, her durumda ödenmesi gereken ve yüzde 40’ları aşan vergiler, elektrik, su, doğalgaz gibi fatura giderleri, sigortalı personelin maaşları… Üretim durduğunda bile bu ödemeler yapılmak zorunda kalınıyor. Bu noktada altını çizmek isteriz ki; seyircinin görmediği sahne arkasında da büyük bir emek, uzmanlık ve süreklilik gerektiren bir yaratım süreci var.”

“Sanatçının yaşam güvencesi yoksa, yaratım özgürlüğü de sürdürülemez”

Eşki, kültür-sanat alanının uzun vadeli bir sistem dönüşümüne ihtiyaç duyduğunu belirterek şu açıklamayı yaptı:

Kültür-sanat, bir ülkenin toplumsal hafızasını, eleştirel düşünce kapasitesini ve yarınlara dair hayal gücünü şekillendirir. Bu nedenle tiyatroların birer ‘tacir’ olarak değerlendirilmesi yerine, sanatın kamusal bir hak olarak ele alınması ve bu hakka erişimin sürdürülebilir, adil ve herkes için mümkün hale getirilmesi gerekiyor. Bu da proje bazlı dönemsel desteklerle değil, yapısal bir sistem değişikliğiyle mümkün olabilir.”

Eşki’ye göre bu çerçevede öncelikli olarak sponsor teşviklerinin güçlendirilmesi ve bağış mekanizmalarının şeffaf, erişilebilir ve yaygın hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Aynı zamanda kamu desteklerinin daha eşitlikçi, uzun vadeli, küçük ve orta ölçekli yapıları da kapsayıcı biçimde kurgulanması gerekiyor.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.