22 Mayıs 2026 Cuma
Yüsra Batıhan / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos
Türkiye’de tarım politikaları, ekonomik kriz ve artan fiyatlar nedeniyle eleştirilerin odağında. Üreticiler, ürünlerini maliyetin altında satmak zorunda kaldıklarını söylerken; tüketiciler de pazarda ve markette yüksek fiyatlardan şikâyet ediyor.
Tarım-Sen Başkanı Umut Kocagöz, sorunun temelinde tarımdaki tekelleşmenin yattığına dikkat çekerek, “Holdinglerin hakim olduğu bir tarım politikası söz konusu. Yoksulluk altında ilerleyen üretim sürecinden kazanılan büyük paralar dev şirketlere kalıyor” dedi.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) 2024 yılı sonunda yaptığı açıklamada, üretici ve market arasında ciddi fiyat artışları yaşandığını açıkladı. 2024’te marketlerde takip edilen 41 ürünün 40’ında fiyat artışı görüldüğünün kaydedildiği açıklamada, en yüksek artışın ise yüzde 179,1 ile beyaz lahanada olduğu açıklandı.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi 2024 yılında yıllık bazda yüzde 37 artarken, 12 aylık ÜFE oranı ise yüzde 47 olarak gerçekleşti. TÜİK Haziran 2025’te ise Tarım-ÜFE’nin yüzde 50’yi aştığını, meyve fiyatlarının ise yıllık yüzde 200’ün üzerinde arttığını açıkladı.
Tarımda yaşanan kriz, hem üreticiye hem tüketiciye hem de satıcıya zor günler yaşatıyor. Ürün üreticiden ucuza alınırken, satıcı ve tüketiciye de pahalıya satılıyor.
9. Köy, üretici ve tüketiciyi zorlayan tarım ürünlerindeki artışın nedenlerini araştırdı.
Tarım İşçileri Sendikası Başkanı Umut Kocagöz, Türkiye’de tarım sektörünün bir piramidi andırdığını söylüyor. Bu piramidin en tepesinde uluslararası şirketlerin, en altında ise küçük çiftçiler ve güvencesiz tarım işçilerinin olduğuna dikkat çeken Kocagöz, tarımda kazananın uluslararası dev şirketler olduğuna dikkat çekti. Kocagöz, “Türkiye’nin önde gelen firmaları işçileri güvencesiz ve ucuz bir biçimde çalıştırmayı tercih ediyor. Yoksulluk altında ilerleyen üretim sürecinden kazanılan büyük paralar holdinglere kalıyor” dedi.
Geçtiğimiz yıllarda tarımda yaşanan büyük krizin devam ettiğine işaret ederek Kocagöz; domates, biber, karpuz üreticisinin maliyetleri karşılayamak noktada olduğunu ifade etti. Çiftçilerin, tarım maaliyetleri nedeniyle kar edemediğini belirten Kocagöz, “Kısacası çiftçiye ‘Üretme, ucuz iş gücüne dönüş’ deniyor” diye konuştu.
Kocagöz, serbest piyasa koşullarının egemen olduğu tarımda, Üreticiyi de tüketiciği de koruyacak bir mekanizma olmadığına dikkat çekti:
“Burada piyasayı düzenleyen bir mekanizma olmadığı için çiftçi maliyetli üretim yapsa da borsada domatesin fiyatı 1 liraysa o domatesi alıp hale götüren kişi 3,5 liraya değil de 1 liraya satın alıyor. Hatta 90 kuruş teklif ediyor. Alış fiyatı hiçbir zaman maliyetinin üzerinde olmuyor. Rekabet kuralları çerçevesinde işleyen, ona müdahale etmeyen, çiftçiyi de türeticiyi de korumayan bir mekanizma söz konusu. Devlet geçtiğimiz yıl iflasın eşiğine gelen çiftçinin lehine bir adım atmadı. Aksine bu süreci izledi. Bu da holdinglerin daha çok kar etmesi anlamına geliyordu.”

Mehmet Aksoy
İzmir’in Kınık ilçesinde çiftçilik yapan Mehmet Aksoy da emeğinin karşılığını alamamaktan şikayetçi. Domates, biber, zeytin üreten Aksoy, çiftçinin krizin içinde olduğuna dikkat çekti:
“Geçen sene benden neredeyse hiç domates almadılar. Biz konvoy direnişi başlattıktan sonra aldılar. Devlet bu yıl da imaj bozukluğu yaşamamak için şirketlere ‘Ürünü ne olduracak ne öldürecek bir rakamla alın’ talebinde bulunmuş. Bu yıl 4 lira 25 kuruştan sattık domatesi. Yani ne alan memnun ne satan. Memnun olan bir avuç insan var, hepimiz onlara çalışıyoruz.”
Büyük şirketler ekonomik krizleri ufak zararlarla atlatırken, çiftçilerini flasın eşiğine geldiğini söyleyen Aksoy, “Bize sadece 200 lira bir mazot, gübre desteği veriliyor. Komik, ayıp bir rakam. Bu ayıbı işlerken de utanmıyorlar. Böyle yaparak bizi de onursuzlaştırıyorlar” diyerek verilen desteğin yetersizliğinden dert yanıyor.
59 yaşındaki Hacı Aygar, 9 yaşından bu yana pazarda esnaf. “Gözümü pazarda açtım” diyen ve şimdiye kadar böyle bir dönem yaşamadıklarını anlatıyor. Aygar, “İstersen tüm gün bir kilo bir şey satma yine masrafın oluyor. Bize de bir yevmiye kaldı mı
şükrediyoruz. Ben pazarcıyım ama evime yine 2 kilo sebze sokamıyorum. 2 kilo götüreceğime 3-4 tane götürüyorum” diyor.
Haftanın 7 günü gece saat 3’te işe başlayan Aygar’ın mesaisi ise ancak gece 22.00’de son buluyor. Her yıl geçen yılı mumla aradıklarını söyleyen Aygar, yaşadıkları durumu ise şu sözlerle aktarıyor:
“Bazen yıllık kârım yüzde 10’un altına düşüyor. Bu gün bir lira kazanıyorsan yarın 700 kuruş kazanıyorsun. Ama masrafların daartıyor. Çiftçiden 3-4 liraya alınan mal burada 10-15 liradan aşağı bulamıyoruz. Önceden tonajlı mal satılıyordu. Bir-iki lira
kurtarıyordu. Şimdi 5-10 lira kurtarmıyor.”
Devlet memuru Ferhat Çabukel, uzun süredir alışverişini nerede uyguna bulursa orada yapanlardan. Bunun için de market, pazar, manav demeden adeta fiyat araştırması yapıyor. Fiyatların artışından yüksekliğine dikkat çeken Çabukel, “Üzüm bile şu an 100 lira.Marketten alamıyorsun çünkü pahalı. Pazarda ucuza diye aldığın malın da kalitesi düşük, bir bölümü çürük çıkıyor. Yazın en verimli döneminde olduğumuz halde ürünler bu kadar pahalı. Demek ki eylül- ekimde yanlarına yaklaşamayacağız” diyor.
Pazarda alışverişe çıkan Işık Özdere de fiyatlardan memnun olmadığını söyleyenler arasında. Fiyatların inmiş halinin bile pahalı olduğunu söyleyen Özdere, şunları söylüyor: “Bamyanın zamanı geçti ama 130 lira yazıyor. O bamyanın içine kıyması, soğanı domatesi girecek. 4 kişilik bir ailenin bir kerelik akşam yemeği olacak bu. Sadece bamya 130 lira. Asgari ücret bu haldeyken adam nasıl yiyecek, yiyemeyecek işte!“
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.