DOLAR 46,4990 0.04%
EURO 52,9636 -0.03%
ALTIN
Ankara
25°

AÇIK

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

23 Haziran 2026 Salı

Kritik mineraller: “Geleceğin petrolü”

Kritik mineraller: “Geleceğin petrolü”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ahmetcan Uzlaşık

Tüm dünyanın konuştuğu kritik mineraller (CM) günümüzün dijitalleşen ve sürdürülebilirliğe odaklanan dünyasında stratejik bir öneme sahip. Rüzgar türbinlerinden elektrikli araç bataryalarına, güneş panellerinden enerji depolama sistemlerine kadar birçok temiz teknoloji bu mineraller olmadan üretilemiyor.

Özellikle nadir toprak elementleri, lityum ve kobalt gibi malzemeler, enerji dönüşüm hedeflerinin gerçekleşmesi için temel taşlar olarak öne çıkıyor. Ancak bu kaynaklara olan talebin hızla artması, sürdürülebilir ve güvenilir tedarik zincirlerini oluşturmayı her
zamankinden daha önemli hale getirmiş durumda. Kritik mineraller, sadece enerji sektörünün değil aynı zamanda savunma, uzay ve elektronik gibi stratejik alanlarda da devletler için önem arz ediyor.

Grönland’ın isteği “Şaka değil”

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 30 Ocak günü katıldığı bir programda, Başkan Trump’ın Grönland’ı alma isteğinin ciddi olduğunu ve bunun Çin’in bölgeye olan ilgisiyle ve ulusal güvenlik endişeleriyle bağlantılı olduğunu belirtti. Rubio, “Bu bir şaka değil, söylediği doğru. Yıllardır konuşuluyor. Bu sadece toprak edinme meselesi değil, ulusal çıkarımız için çözülmesi gereken bir durum” dedi.

Görevine 20 Ocak’ta başlayan Trump, Grönland’ı ABD toprağı yapma konusundaki isteğini dile getirmişti. Trump’ın bu isteği Avrupa Birliği ülkelerinden de tepkiler çekti. Danimarka Dışişleri Bakanı, Danimarka’nın Grönland’ı satma gibi bir planı olmadığını açıklarken AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da “Grönland üzerinde bir pazarlık yok” açıklamasında bulundu.

Almanya ve Fransa’dan da destek açıklamaları geldi. Almanya Şansolyesi Scholz, “Sınırlar zorla değişemez” derken, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Danimarka’yla Grönland’e asker sevk etmeyi tartıştıklarını açıkladı. 57 bin nüfuslu ada, Avrupa Komisyonu’nun 2023 araştırmasına göre, AB’nin kritik olarak değerlendirdiği 34 mineralden 25’ine ev sahipliği yapıyor.

Çin 1,15 milyon tonluk rezerv keşfetmişti

Halihazırda nadir toprak elementleri tedarik zincirine hakim durumda olan Çin’in, Yunnan eyaletindeki Honghe bölgesinde 216 milyar avro değerinde 1,15 milyon tonluk potansiyel kaynağa sahip olduğu, bunun da 470 bin tondan fazlasının praseodim, neodim, disprosyum ve terbiyum gibi kritik elementlerden oluştuğu yakın zamanda yapılan keşiflerle belirtildi. Çin, dünyadaki nadir toprak elementlerinin %70’ini üretiyor ve küresel arzın %90,39’undan fazlasını rafine ediyor.

Beylikova’daki büyük rezerv

Türkiye’nin de büyük bir kritik mineral rezerv potansiyeli bulunuyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2022’de Eskişehir Beylikova’da 694 milyon tonluk nadir toprak elementleri rezervi keşfetmişti. Bu nadir mineraller arasında florit, barit, lantan, seryum, praseodimyum, samaryum, gadolinyum, evropiyum, neodimyum gibi mineraller bulunuyor. Bu keşifle Türkiye, nadir toprak elementleri rezervlerinde dünyada önemli bir yere gelme potansiyeli taşırken Eskişehir-Beylikova sahasındaki rezervlerin bir kısmı düşük tenörlü olduğu, yani buradaki elementlerin işlenmesinin zor olduğu da açıklanmıştı. Statista’nın 2023 verilerine göre Çin’den sonra sırasıyla Vietnam (22 milyon), Rusya (21 milyon) ve Brezilya (10 milyon) metrik ton nadir toprak elementi rezervine sahip.

“Enerji dönüşüm süreci kritik minerallerin değerini artırdı”

Kritik minarellerin kamuoyunda son yıllarda sıklıkla konuşulmasını değerlendiren Doç. Dr. Anıl Çağlar Erkan, öncelikle kritik mineraller ve nadir toprak elementlerinin sıklıkla karıştırıldığını söyledi. Erkan ikisinin farkını, “Nadir toprak elementleri 17 tanedir ve periyodik tabloda da varlar. Kritik mineraller ise her ülkeye göre değişir. Ülkelerin sosyo-ekonomik gelişimi ve savaş teknolojilerine erişimi için kritik olan mineraller bu kategoride değerlendirilir” şeklinde açıkladı.

Kritik minerallerin öneminin artmasında yenilenebilir enerjinin önem kazanmasının rolü olduğunu söyleyen Erkan, bunun yanında savaş teknolojileri üretiminde de bunların değerli olduğunu aktardı. Erkan sözlerini şöyle sürdürdü:

Kritik mineraller zaten önemliydi, bunu daha da değerli kılan etken Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte enerji dönüşüm sürecinin hızlanması oldu. Mevcut eldeki minerallerin arzı karşılamayacağı anlaşıldı. Arz-talep dengesi bozulunca da fiyatlarda yüzde binlere varan sıçramalar oldu. Bu durumda, bu enerji dönüşümünü sağlayan yenilenebilir enerji santrallerinin, fosil yakıtlarla çalışan santrallere oranla daha fazla mineral girdisine ihtiyaç duyması önemli bir faktör. Yine elektrikli araçlara baktığımızda normal araçlara göre 9 kata kadar daha fazla mineral girdisine ihtiyaç duyulabiliyor.”

“Grönland meselesi sadece Çin’i durdurmak”

ABD’nin Grönland kartıyla asıl hedefinin Çin’i durdurmak olduğunu belirten Erkan, Çin’in Kuzey Arktik yollarına büyük yatırımlar yaptığını hatırlattı ve son durumu şöyle aktardı: “Grönland mineral bakımından çok değerli. Çin de buraya angaje olmaya çalışıyor. Buradan iki adet liman istedi lakin alamadı. Çin şu anda buz kıran gemileri inşa etmeye başladı ve yakın zamanda ilkini devreye sokacak. Bu da Çin’e bir rekabet avantajı verecek.”

Erkan Grönland’dan bahsedildiği zaman konunun sadece enerji kaynakları olmadığını belirterek, mineraller ile birlikte deniz ticaret rotalarının önemine dikkat çekti: “Grönland’dan gelecek enerji şu an çok pahalı. ABD’nin oradan istediği şey kritik mineralleri tutmak ve deniz ticaret rotalarını kontrol etmek. Bu yolla da Çin’i kilitlemek

“Önemli olan çeşitlendirme”

Türkiye’nin Çin ile Doğal Kaynaklar Ve Madencı̇lı̇k Alanlarında İşbı̇rlı̇ğı̇ne İlı̇şkı̇n Mutabakat Zaptı’nı imzalamasını, aynı anda da Batı Bloğu tarafından oluşturulan Mineral Güvenliği Ortaklığı (MSP)’ye katılmasını değerlendiren Erkan, Türkiye’nin hem dengeleme hem de çeşitlendirme bakımından bu hamlelerinin anlaşılabilir olduğunu belirtti. “Bu dengeleme Soğuk Savaş dönemi gibi yüzde 50-50 bir dengeleme olmak zorunda değil” diyen Erkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Türkiye ile Çin’in anlaşmasını, Türkiye’nin enerji diplomasisi alanındaki en büyük başarısı olarak değerlendiriyorum. Bu anlaşmayla teknoloji transferi de olacak. Yani bize bu kaynakları çıkarmayı da öğretecekler. Bu Cherry ve BYD’nin Türkiye’de fabrika kurma planlarıyla da uyumlu.”

Öte yandan, Türkiye’nin MSP’ye girmesinin Türkiye’nin kritik mineral madenciliği alanında gelecekte daha da ilerlemesiyle değerlenebileceğine değinen Erkan, şöyle konuştu: “Bir ülkenin alternatifleri ne kadar az ise kırılganlığı o kadar artar. Kırılganlığın artınca enerji diplomasisinde güç kaybedersin. Mesela Avrupa şu anda ABD’ye karşı yaşadığı LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) bağımlılığının tek sebebi çeşitlendirmesinin azlığıdır. Çin, doğalgazda 80’den fazla partnerle çalışırken, AB 20 civarında partner ile çalışıyor. Churchill’in de zamanında belirttiği gibi enerji güvenliği yalnızca çeşitlendirmedir. Türkiye’nin burada yaptığı da blok çeşitlendirmesidir.

Erkan kritik minerallerin ileride global bir ayrışmaya yol açacağını zira bunun geleceğinpetrolü olduğunu da belirtti.

“Türk Devletleri Teşkilatı ile mineral ortaklığı kurulmalı”

Doç. Dr. Erkan, Türkiye’nin rezerv potansiyeli itibariyle bu alanda en önemli ülkelerden biri olamayacağını belirtirken minerallerin gemilerle taşınması sebebiyle boru hatlarındaki gibi coğrafyanın bir avantaj olmadığını da aktardı. Fakat Türkiye’nin, Malezya, Çin ve Vietnam gibi kritik mineralleri işleyen ülkelerden birine dönüşmesinin önemli bir hedef olması gerektiğini kaydetti. Türkiye’nin de dahil olduğu MSP’nin bir benzerinin Türk Devletleri Teşkilatı ile de kurulmasını tavsiye eden Erkan, buna Çin’in de entegre edilebileceğini sözlerine ekledi.