22 Mayıs 2026 Cuma
Fatma Boz
Hükümetin Mersin Akkuyu ve Sinop’tan sonra nükleer santral kurmak için belirlediği üçüncü yer olan Kırklareli’nde santral sahasının yeri bir rüzgar enerji projesinin reddi ile belli oldu. Bali Rüzgâr Elektrik’in 25 türbinlik projesinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED raporunun yetersizliği veya çakışma gerekçesiyle kabul edilmemesi tartışmalara yol açmıştı. Revize edilen alanlar da kabul görmeyince şirketten yeni başvuru talep edildi. Bu gelişme, hem uzun süredir sır gibi saklanan nükleer enerji santralinin yerini hem de ÇED sürecinin bilimselliğini sorgulattı.
Bölgedeki çevre örgütleri kararı “Longoz ve Trakya için büyük tehdit” olarak değerlendiriyor. Istıranca Ormanları özel sektör ve bakanlığın projelerinin kıskacına sıkışmış durumda.
Uzmanlar, Kırklareli’nde doğru planlanmadan yapılan projelerin ilerleyen süreçte hem şehirde hem de bölgede ekokırıma yol açacağı uyarısında bulunuyor. Trakya Kent Konseyleri Birliği ve Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Dt. Yasemin Ertaş, konuyla ilgili kamuoyuyla şunları paylaştı:
“Bali Rüzgâr Elektrik Üretim Sanayi ve Tic. A.Ş.’nin bölgede yapmak istediği 93,6 MW’lık rüzgâr santralının ÇED başvurusuna Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üçüncü nükleer santral sahası ile çakıştığı için onay vermedi. Rüzgâr santrali ile nükleer santralin çakıştığı alanlarda yapılan revizeyi de kabul etmeyen bakanlık, yeni bir ÇED başvurusu yapılmasını istedi.” Ertaş, yıllardır sır gibi saklanan nükleer enerji santralinin planlanan konumunun böylelikle gün yüzüne çıktığını belirterek, nükleer enerji santrali risklerini ve bölgeye vereceği zararı ise şöyle anlattı:
“Bilimsel verilere göre 20 yılda ancak tamamlanabilecek olan nükleer enerji santrali; denize boşalttığı zehirli su, santralden çıkan radyasyon yüklü gazlar ve toprağa gömülerek su kaynaklarını zehirleyecek radyoaktif atıkları ile insanlarımızı ve tüm canlı yaşamını yok etme potansiyeline sahip. Bu proje, tüm canlı yaşamını tehlikeye atacaktır.”

Göksal Çidem
Kırklareli Doğa ve Kültür Derneği (DOKU) Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem ise “Bu proje yapılırsa, binlerce hektar orman alanı yok edilecek” ifadeleriyle santrale karşı çıktı.
“RES projesinin iptaliyle gün yüzüne çıkan nükleer santral planı, Trakya’ın en değerli doğal varlığı olan Istranca (Longoz) Ormanları üzerindeki tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor” diyen Çidem, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kırklareli’ne yapılmak istenen yaklaşık iki bin Rüzgar Enerji Santrali direk sayısı olarak çok fazla. Istrancaların ekosistemini yerle bir edecek projeler bunlar. Bahsedilen yerin tamamı orman. Bu proje yapılırsa, binlerce hektar orman alanını yok etmek demek. İğneada Longoz Ormanları, Avrupa ve Asya’nın en büyük ormanları arasında.”
Çidem, Longoz Ormanları’nın ekolojik dengedeki rolüne değinerek, nükleer santral inşaatının uzun süreli etkilerine ve deniz ekosistemine vereceği zarara şu sözlerle işaret etti:
“Planlanan alanda deniz çayırları var ve balıklar yumurtalarını buraya bırakıyor. Hem deniz hem kara ekosistemini olumsuz etkileyecek bir proje. Bitmeyen bir çalışmadan bahsediyoruz. Açılacak yollar, şehir tahribatı düşünülmüyor. Her şeyi dikkate almak gerekiyor.”

İbrahim Gündüz
Gazeteci ve yazar İbrahim Gündüz ise kısa aralıklarla önce RES’in uygunsuz bulunduğunu, ardından nükleer santral gibi daha büyük risk taşıyan bir projenin gündeme geldiğini hatırlatarak şunları söyledi:
“ÇED sistemi zaten uygulamada sıkıntılı. Bugün ÇED, şirketlerin para verip bir özel şirkete hazırlattığı bir prosedür dosyasına dönüştü. ÇED raporlarının yüzde 99’u kabul ediliyor. Kamu kurumlarının hazırladığı bir ÇED dosyasının, bir başka kamu kurumu tarafından reddedilmesi neredeyse imkânsız. Genel olarak kurumlar siyasi iradenin etkisi ve vesayeti altında çalışıyor.”
Gündüz, özel şirketlerin raporlarını bile kabul eden sistemin, devletin bir kurumunun projesine çok daha sempatik bakacağını belirterek, Longoz gibi hassas bir bölgede projelerin bu hızla değiştirilmesinin planlama süreçlerinin bilimselliğini zedelediğini vurguladı: “Nükleer santral yapıyoruz diye yüz binlerce ağacı keser, ormanın bütünlüğüne zarar verir ve su kaynaklarını talan ederseniz, elbette bir ekokırım süreciyle karşı karşıya kalırsınız. Hem de öyle bir ekokırım ki, bir süre sonra insanların susuzluk ve açlıktan kırıldığı bir insan kıyımına dönüşebilir.”
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı Özgürgün Gürbüz ise Kırklareli’nde yanlış planlama ile kurulan enerji projelerinin şehre, tarım bölgelerine ve yer altı su kaynaklarına büyük riskler verdiğini şöyle anlattı:
“En büyük planlama hatasının, her projenin (RES, GES, maden, nükleer) tekil olarak değerlendirilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Bir taş ocağı ÇED raporunda zararsız görünebilir; ama yanına 10 tane daha açıldığında, araya RES türbinleri konduğunda ve bir de üzerine nükleer santral eklendiğinde ortaya çıkan tablo, parçaların toplamından çok daha büyük bir yıkımdır.”
Gündüz, özellikle yeraltı su rezervleri ve tarım toprağının geri döndürülemez noktada olduğunu söyleyerek, “Kırklareli gibi önemli bir tarım bölgesi için bu oldukça önemli bir yıkım riski taşımaktadır. Yüzey toprağının sıyrıldığı madencilik faaliyetleri ve orman bütünlüğünü bozacak enerji santralleri ekosistem için büyük tehlike arz ediyor. Planlama açısından kritik eşik, ekolojik bütünlüğün parçalanma noktasıdır” dedi.