DOLAR 45,7424 0%
EURO 53,7294 0.88%
ALTIN
Ankara
17°

HAFİF YAĞMUR

Zeynep Tombuloğlu

Zeynep Tombuloğlu

22 Mayıs 2026 Cuma

Gözaltı kıskacında hak arayışı: Hukuka güvenin yerini korku alıyor

Gözaltı kıskacında hak arayışı: Hukuka güvenin yerini korku alıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Berfin Şahin / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos

Türkiye’de son yıllarda yaygınlaşan gözaltı ve tutuklama uygulamaları, birçok hukukçuya göre yalnızca hukuk devleti ilkesini değil, temel insan haklarını da tehdit eder hale geldi. İnsan hakları örgütleri, Türkiye’deki gözaltı ve tutuklama uygulamalarının bir tür cezalandırmaya dönüştüğü görüşünde.

İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, suç oluşturmayan eylemler nedeniyle insanların özgürlüklerinden yoksun bırakıldığını belirterek, “Bugün tutuklama kararları verilirken bir hukuki gerekçeye ihtiyaç duyulmuyor.” dedi.

Türkiye’de son dönemde yaşanan gözaltı ve tutuklamalar kamuoyunda tartışma yarattı. İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren
Yoleri, konuya ilişkin 9. Köy Haber Merkezi’nin sorularını yanıtladı. Türkiye’deki tabloyu, “Sistematik bir cezalandırma pratiği” olarak tanımlayan Yoleri, bunun maksatlı bir “yıldırma politikası” olduğunu savunuyor. Bu tablonun yeni olmadığını ancak her geçen gün daha da derinleştiğini ifade eden Yoleri şu görüşleri dile getirdi:

Tutuklama furyasının yeni bir durum olmadığını biliyoruz. Nitekim hapishanelerle ilgili üçer aylık periyotlarla her yıl dört rapor
yayınlıyoruz ve bu raporlara veri aktarırken mahpus sayısının o sürede ne kadar arttığına bakıyoruz. Ve uzunca süredir mahpus sayısında düzenli bir artışın olduğunu görüyoruz. Her ay düzenli bir şekilde en az 10-15 bin yeni mahpus listeye ekleniyor.”

“Yeni hapishaneler çözüm olarak gösteriliyor”

Yoleri’nin verdiği bilgiye göre Türkiye’de tutuklu sayısı 400 bine yaklaşırken, 100 bine yakın kapasite fazlası tutuklu hapishanelerde tutuluyor. Kapasite fazlalığının ciddi sorunlara neden olduğunun altını çizen Yoleri, “Resmi bakanlık verileri üzerinden değerlendirdiğimizde bile bakanlığın açıkladığı hapishanelerin mahpus kapasitesi ile bugün mevcut durum karşılaştırıldığında 100
bine yakın kapasite fazlası mahpusun bugün hapishanelerde tutulduğunu görüyoruz.” dedi.

Bu kapasite fazlalığının ciddi sorunlara yol açtığını anlatan Yoleri, iktidarın buna karşı tek çözümünün “yeni hapishaneler yapmak” olduğuna işaret etti: “Hatırlarsanız 2025 yılı başında da 11 yeni hapishane inşaatının başlayacağını duyurdu yetkililer. Bu da aslında tutuklama furyasının devam edeceğini gösteriyor. Bugün tutuklama kararları verilirken bir hukuki gerekçeye ihtiyaç duyulmuyor.”

“Ceza hukukunun öngördüğü tedbir değil, peşin cezalandırma”

Yoleri, özellikle toplantı ve gösterilere katılanlara yönelik açılan soruşturmalarda hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Tutuklamalara gerekçe gösterilen 2911 sayılı “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası” kapsamında açılan soruşturmaların hapis cezası gerektirmediğini vurgulayan Yoleri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha soruşturma aşamasında verilen bu tutuklama kararları ceza hukukunun öngördüğü bir tedbir değil, peşin peşin bir cezalandırma yöntemi olarak tutuklama yoluna gidildiğini gösteriyor. Dava bitse hapis cezası verilemeyecek suçlamalarda bile tutuklama kararlarının söz konusu olduğu bir tablodan söz ediyoruz. Bu da aslında bu tutuklamaların siyasi saiklerle gerçekleştiği anlamına geliyor ve tutuklama kararları gibi gözaltı ve tutuklulukta uygulanan koşullarda da hukuk ve insan haklarına aykırılıklar devam ediyor.

“Gözaltında kötü muamele, sıradan uygulama haline gelmiş durumda”

Yalnızca tutuklama kararları değil, bu sürece eşlik eden gözaltı yöntemleri de tepki çekiyor. Sabaha karşı yapılan ev baskınları, uzun gözaltı süreleri ve gözaltında kötü muamelenin yaygın bir hale geldiğini ifade eden Yoleri, “Soruşturmada bir özellik olmamasına
rağmen maksimum gözaltı süresi uygulanıyor, gözaltında kötü muamele, çıplak arama, aç bırakma, bozuk yemek verme sıradan uygulama haline gelmiş durumda.” görüşünü dile getirdi.

Tutuklamaya alternatif görülen adli kontrol uygulamalarının da ciddi hak ihlallerine sebebiyet verdiğini ve bu uygulamaların normalleştirilmemesi gerektiğine vurgu yapan Yoleri, şunları söyledi: “Geçerli bir hukuki gerekçesi olmayan soruşturmalarda yurt dışı çıkış yasağı, imza verme zorunluluğu, ev hapsi kararları ile özgürlük hakkı başta olmak üzere seyahat hakkı, sağlık hakkı dahil temel haklar gasp ediliyor. Ortada tedbir gerektirecek bir neden olmadığı halde yapılan bu uygulamalarla adli kontrol müessesesi de bir cezalandırma aracına dönüştürülmüş durumda. Hapishanenin değil evin dört duvarına hapsediliyor insanlar, ortada hukuki anlamda geçerli bir neden olmamasına rağmen.

Ev hapsindekilerin hastane için bile izin almak zorunda olduğunu vurgulayan Yoleri, “Ama tutuklama yerine ev hapsi verildi diye
sevinir duruma geldi toplum. Biz sonuna kadar, mücadeleyle kazanılmış hak ve özgürlüklerimizi savunmak gerektiği düşüncesindeyiz.” ifadelerini kullandı.

Gözaltı kıskacında hak arayışı: Hukuka güvenin yerini korku alıyor

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.