23 Haziran 2026 Salı
Beyza Çavdar
Daha ucuz olduğu için tercih edilen, ezik çürük gıdalar sağlık sorunlarının kapısını aralıyor, özellikle çocuklarda gelme bozukluklarına neden oluyor.
TÜİK ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre 2024 yılı Aralık ayında gıda fiyatları yıllık bazda yüzde 43,6 oranında artış gösterdi. Enflasyon oranları ve alım gücünün düşmesi, dar gelirli vatandaşları farklı yöntemler aramaya itiyor. Konya’da kimi zincir marketlerde tazesinden daha ucuza satılan ezilmiş, çürümüş ve küflenmiş meyve ve sebzeler kapış kapış gidiyor.
Taze sebze almanın imkansız hale geldiğini belirten 65 yaşındaki S.K., 60 TL olan patlıcanın ezilmişinin 20 TL’ye satıldığını duyunca “Zaten bunlar küllük” diyerek isyan ediyor. Yıllarca çalışmanın bile Türkiye’de yaşayabilmek için yetmediğini söyleyen S.K., “Bu yaşa geldiğimizde düşük emekli maaşı ile ezilmiş meyve ve sebze yemek zorunda kalacağımızı hiç düşünmezdik” dedi.

Dünya’daki gıda bankalarının düşük gelirli kesimlerin gıdaya erişimini sağlamak amacıyla belli bir standardın altında olmayan gıdaları toplayıp ihtiyaç sahiplerine dağıtması ile kıyaslama yapan Derin Yoksulluk Ağı Araştırma ve Savunu Koordinatörü Önder Uçar, Konya’daki bu uygulamayı “onur kırıcı” olarak nitelendirdi.
Alım gücünün düşmesiyle nitelikle gıdaya erişmede çocukların ve yaşlıların daha çok sorun yaşadığını belirten Uçar, “Bu grubun metabolizmalarını güçlü tutmalarında diyetlerinin hayati önemi var. Ama gıda enflasyonu neticesinde daha ucuz, besin değeri düşük veya bozulmaya yüz tutmuş ürünlere yönelmelerine neden olmakta. Bu da çocuklarda fiziksel ve zihinsel gelişim sorunlarına yer açıyor” dedi.
Uçar, durumun psikolojik boyutunu ise şöyle değerlendirdi:
“Sürekli gıdaya erişim derdinin olması kişilerde stres, kaygı ve umutsuzluk hissi yaratıyor. Çocukların kimisi kendiliğinden, kimisi de diğer çocukların zorbalaması neticesinde üzüntüler çekiyorlar. Yaşlıların ise hayatlarının son dönemlerinde dahi bu sorunlarla yüzleşmeye devam etmek zorunda kalmaları onlar için ciddi bir yıkım oluyor.”
Sosyal eşitsizlik ve yoksulluğun düşük gelirli vatandaşları beslenmeden taviz vermeye ittiğini söyleyen Uçar, vatandaşın öğün atlama gibi savunma mekanizmalarına başvurmasının yanı sıra, “Özellikle çocuklu ailelerin çocuklarının biraz daha düzgün beslenmesi için kendilerinin tüketmedikleri belli protein içeren gıdaları ve içme sularını aldıklarını gözlemliyoruz” dedi.
Uçar, belediyelerin bizzat üstlendiği aşevi ve kent lokantaları gibi faaliyetlerin yanında yerel yönetimlerin sivil toplumla işbirliği içerisinde olmasının önemini vurguladı.

Küflenmiş, ezilmiş ve bozulmaya yüz tutmuş gıdaların besin değerlerini büyük ölçüde kaybettiğini belirten diyetisyen Hatice Nur Hüner, bu ürünlerin karaciğer hasarı, gıda zehirlenmesi, mide-bağırsak enfeksiyonu gibi hastalıklara sebep olmasının yanı sıra, kanser riskini de artırdığını söyledi. Hüner, çocuklarda da büyüme geriliği, enfeksiyonlara karşı hassasiyet gibi sorunlara yol açtığının altını çizdi.
Yetersiz protein ve mikro besin alımının fiziksel ve zihinsel açıdan büyük izler bıraktığını söyleyen Hüner, beyin fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesinin, eğitim ve işgücü verimliliğinde düşüşe neden olarak ekonomik kalkınmayı da sekteye uğrattığını vurguladı. Hüner, “Toplum genelinde bu tür sorunlar, sağlık sistemine uzun vadede ciddi bir yük bindirir ve yaşam kalitesini düşürür” dedi.