05 Aralık 2025 Cuma
Elif Asar
Televizyon dizileri ve sinema filmleri, izleyiciler üzerinde sadece duygusal değil, toplumsal ve psikolojik etkiler de bırakıyor. Özellikle kadına yönelik şiddetin ekranlarda sürekli gösterilmesi, bu tür davranışların normalleştirilmesine ve toplumun duyarsızlaşmasına yol açıyor. 9. Köy Haber Merkezi, yönetmen ve psikologla yaptığı görüşmelerde, şiddet içerikli dizilerin toplum üzerindeki etkilerini, olası riskleri ve çözüm önerilerini ele aldı.
Türk sinema ve dizi sektöründe sıkça işlenen kadına şiddet ve aile içi çatışma gibi temaların neden bu kadar popüler olduğunu değerlendiren yönetmen Mertcan Aksoy, bu durumun tamamen ticari kaygılarla ilgili olduğunu söyledi. Aksoy, “X dizisi tuttu, aynısından yapalım.” mantığıyla hareket edildiğini belirterek, şiddet gösteren karakterlerin toplumun seveceği işlerle öne çıkarılarak bu durumun normalleştirilmeye çalışıldığını ifade etti.
Aksoy, kadına şiddetin kötü olduğunu göstermek amacıyla yapılan yapımlarda, şiddet gösteren karakterlerin doğru tasarlanması gerektiğini vurguladı. “Şiddet gören kadın fazlasıyla pasif bir şekilde yansıtılmamalıdır.” diyen Aksoy, bu tür konuların güzelleştirilmesinin ve normalleştirilmesinin tamamen ticari bir yaklaşım olduğunu, sanatsal bir yanı bulunmadığını söyledi.
Türk izleyicisinin bu tür yapımlara ilgi göstermesinin arkasındaki temel motivasyonu da değerlendiren Aksoy, “Güzelleme yaparak bu normları kabul ettirdikleri için, insanlar durmadan aynı şeyleri izliyor.” diye konuştu. Aksoy; Türk sinemasının, tiyatrosunun ve yerel müziklerinin geçmişten beri drama üzerine kurulu olduğunu hatırlatarak, bu durumun değiştirilmesi için farklı türde yapımların da izlenebileceğine inandığını söyledi.
Daha sağlıklı ve pozitif mesajlar içeren yapımların sektör açısından sürdürülebilir olup olmadığı sorusuna yanıt veren Aksoy, “Hiçbir tema bir zorunluluk değildir. Pozitif mesajlı içerikler de üretilebilir ve sürdürülebilir.” dedi. Ancak her şeyin fazlasının zarar olduğunu belirten Aksoy, aşırı olumlamanın verilmek istenen mesajı göz ardı edebileceğini de ifade etti.

DepoPhotos
Topluma ilham verebilecek veya olumlu katkılar sunabilecek yapımlar oluşturma konusunda karşılaştığı en büyük zorlukları da paylaşan Yönetmen Mertcan Aksoy, “Bunlar tutmaz, bunlar izlenmez, bunları halkımız sevmiyor” anlayışının sektördeki en büyük engel olduğunu söyledi. Aksoy, sinema ve dizi sektörünün eski kafalar tarafından yönetildiğini belirterek, “Sektör değişiyor, dünya değişiyor fakat bakış açımız sabit kalıyor.” dedi ve şunları ekledi:
“Hiç kimse böyle işler yapmak istemiyor, en azından büyük bir çoğunluğu. Fakat ekmek aslanın ağzında ve o güruhun bu durumu değiştirebilecek hiçbir gücü yok.”
Psikolog Dilan Gül, televizyon dizilerinde ve filmlerinde sıkça işlenen şiddet, aile içi çatışmalar ve toksik ilişkiler gibi temaların bireylerin psikolojisi üzerinde ciddi etkiler bıraktığını belirtti. Gül, bu tür içeriklere sürekli maruz kalmanın, bireylerin şiddet ve istismarı normalleştirerek duyarsızlaşmalarına yol açabileceğini ifade etti. Özellikle kadına yönelik şiddetin ekranlarda sıkça gösterilmesinin, toplumda şiddeti normalleştirme riski taşıdığını vurgulayan Gül, insanların adaptasyon yeteneği nedeniyle zamanla bu tür olaylara karşı duyarsızlaşabildiğini ifade etti. Pandemi döneminde yaşanan adaptasyon sürecini örnek gösteren Gül, “İnsanlar, şiddet ve istismar olaylarını ne kadar çok görürse, bu olayları o kadar normalleştirir ve tepkisiz kalır.” dedi.
Psikolog Gül, şiddet ve istismara maruz kalmış bireylerin bu tür içeriklerle karşılaştıklarında travmalarının tetiklenebileceğine dikkat çekti. Ayrıca, şiddete uğramamış bireylerin de bu içerikler nedeniyle kaygılarının artabileceğini belirtti. Gül, “Bu tür içerikler, özellikle şiddet mağdurları için travmatik anıları canlandırabilir. Şiddet görmemiş bireylerde ise sürekli bu tür olaylara maruz kalmak, kaygı bozukluklarına yol açabilir.” dedi.
Televizyon dizilerinde yer alan temalarının çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler bırakabileceğini belirten Gül, “Sosyal Öğrenme Kuramına göre, çocuklar ve gençler, ekranda gördükleri davranışları model alabilir. Özellikle şiddetin cezasız kaldığı durumlar, bu davranışların normalleştirilmesine yol açabilir.” dedi. Gül, erkek çocukların şiddeti normalleştirerek agresif davranışlar sergileyebileceğini, kız çocukların ise kendilerini pasif ve savunmasız olarak algılayabileceğini ifade etti. Gençlerin ise toksik ilişkileri romantize edebileceğini ve sağlıklı ilişkileri yanlış yorumlayabileceğini söyledi.
Medyanın toplum normlarını şekillendirme gücüne dikkat çeken Gül, daha sağlıklı temaların işlenmesi için farkındalık oluşturulması gerektiğini söyledi. Gül, “Medya, şiddet içerikli haberleri yayınlarken daha dikkatli bir dil kullanmalı. Dizilerde ve filmlerde şiddetin cezasız kalmadığını, mağdurların güçlendiğini göstermeliyiz. Ayrıca, eğitim müfredatına toplumsal cinsiyet eşitliği ve medya okuryazarlığı gibi konular eklenmeli.” diye konuştu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.