26 Haziran 2026 Cuma
Hazal Bugutekin
Geleneksel mutfak kültürümüzde yemeğin “kokusunun gitmesi” dahi bir çekince sebebiyken, bugün restoranlarda çatal-bıçaktan önce telefonlar ele alınıyor. Fotoğraf ve video paylaşma siteleri, çok sık kullanılan sosyal medya platformları gösterişli yemek fotoğraflarından geçilmiyor. Aşçı, yemek uzmanı, gurme, “Foodie” (yemek tutkunu) gibi kavramlar evrilerek yerini “Mutfak Fenomenlerine” bıraktı. Artık bir yemeğin ne kadar lezzetli olduğu kadar, tabağın ışığı ne kadar iyi aldığı, sosun dökülüş anındaki akışkanlığı veya peynirin ne kadar uzadığı daha büyük önem taşıyor.

Doç. Dr. Ahmet Yarış
Gastronomi fakültesi öğrencileri ve gençler arasında yapılan gözlemler, dışarıda yemek yeme alışkanlığının artık sıradan bir aktiviteden çok, “dijital ayak izi” bırakma çabası olduğunu gösteriyor. Şehirleşme ve yoğun kampüs yaşamı içerisinde gençler, gittikleri mekanları ve tükettikleri ürünleri dijital kimliklerinin bir parçası olarak ekliyor.
Ünlü şeflerin “şov” odaklı sunumları, yemek sunumunu bir sanat eserinden ziyade bir sirk gösterisine çeviriyor. Mersin Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Yarış, özellikle geleneksel yemeklerin birer şov malzemesi haline getirilmesinden rahatsızlık duyduğunu belirtti. Sosyal medyada yemek üzerinden yapılan gösterilerin artık ‘saçmalama’ boyutuna ulaştığını vurgulayan Yarış, “Bir şefin veya restoranın sosyal medya üzerinden tanıtım yapmasında bir sakınca yok; fakat hijyen kurallarının hiçe sayılması ve malzemelerin israf edilmesi gibi eylemlerin, meslek onuruna ve güvenilirliğine zarar verdiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Kaan Öztürkoğlu
Beslenme uzmanları ve psikologlar, bu görsel odaklılığın yeme bozukluklarını tetikleyebileceği konusunda uyarıyor. Yemeğin tadına odaklanmak yerine en iyi kareyi yakalamaya çalışmak, beynin doyma sinyallerini algılamasını geciktirebiliyor.
Görüşlerine başvurduğumuz Mersin Üniversitesi Psikoloji Bölümü 4. sınıf öğrencisi Kaan Öztürkoğlu, dijital çağda yemeğin bir onaylanma aracı haline geldiğini vurguladı. Gençlerin, tükettikleri gıdanın aldığı beğeni sayısıyla kendi mutlulukları arasında doğrusal bir bağ kurduklarını belirten Öztürkoğlu; bu durumun bir süre sonra gerçek lezzet algısının kaybolmasına ve sürekli ‘daha görkemli olanı arama’ stresine yol açtığını ifade etti.
İşin bir diğer boyutu ise ekonomik. Özellikle üniversite öğrencileri için dışarıda kaliteli bir yemek yemek giderek zorlaşırken; sosyal medyada sürekli sergilenen kusursuz tatlılar, akışkan soslar ve gerçeküstü birer lezzetmiş gibi sunulan yiyecekler gençler üzerinde psikolojik bir baskı oluşturuyor. Bu durum, gençlerin ucuz ama görseli yüksek gıdalara yönelimini artırıyor. Dolayısıyla besleyicilikten uzak, sadece göze hitap eden bu ürünler, ciddi bir obezite tehlikesini de beraberinde getiriyor.
Uzmanlara göre bu dijital çılgınlıktan kurtulmanın yolu, “Slow Food” (Yavaş Yemek) akımına geri dönmekten ve farkındalıklı beslenmeden geçiyor. Tabağın fotoğrafını çekmeden önce kokusunu almak, çiğneme süresini uzatmak ve dijital ekranlardan uzak bir sofra ortamı kurmak hem ruhsal hem de bedensel sağlık için kritik.
Dijital dünyanın hızıyla yarışan mutfak kültürü, belki bize harika fotoğraflar veriyor; ancak tabağımızdaki yemeğin asıl amacını, beslenmeyi ve samimi paylaşımı unutturmaya devam ediyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.