23 Haziran 2026 Salı
Ayşe Efe
Son dönemde dijital platformlarda giderek artan bir eğilim dikkat çekiyor. Yetişkinler, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek ya da zayıflamak amacıyla anne sütü satın alıyor. Ticaret Bakanlığı, “sıvı altın” ya da “süper gıda” adı altında pazara sürülen anne sütünün perakende ve elektronik ortamda satışını yasakladı. Her bir ihlal için 684 bin 214 TL’ye kadar idari para cezası uygulanacağını açıkladı. Uzmanlar da yetişkinler tarafından tüketimin hem sağlık riskleri taşıdığını hem de etik açıdan sorunlu olduğunu belirtiyor.

Diyetisyen Selin Güner, anne sütünün içeriğine değinerek:
“Karbonhidrat, protein, yağ, biyoaktif enzimler, hormonlar, bağışıklık öğeleri, prebiyotikler, probiyotikler, vitamin ve mineraller içerir. Yaklaşık %90’ı sudur. Bu içerik yeni doğan bir bebek için ilk 6 ay boyunca tek başına yeterlidir. Bağışıklığı güçlendirir, enfeksiyonlardan korur, sindirim sistemini destekler. Benzersiz bir besindir” bilgilerini kaydetti.
Yetişkinler tarafından da tüketilen anne sütünün potansiyel faydaları olduğunu belirten Güner, bununla birlikte içeriğin yeterliliği konusunda uyarıyor:
“Anne sütü yetişkin bağışıklığına destek olabilir, antioksidan etki gösterebilir. Ancak bebekler için bile 6 aydan sonra tek başına yeterli gelmeyen bu içeriğin, yetişkinler için dozaj açısından yetersiz kalacağı açıktır. Balık yağı, D vitamini, demir, whey protein, DHA, oligosakkarit gibi güvenli takviyeler anne sütündeki bazı faydaları sağlayabilir. Eksiklik olan değerler hedeflenerek takviye alınmalıdır”

Son zamanlarda kilo vermek isteyen bireylerin anne sütü tükettiği de biliniyor. Güner, bu durumu şöyle değerlendiriyor:
“Zayıflama konusunda bilimsel olarak kanıtlanmış bir etkisi yoktur. Bağışıklık güçlendirici bazı ögeler barındırsa da yetişkin vücudu için bu içerik yeterli dozda değildir. Bu eğilimi yersiz buluyorum. Sağlıklı yaşam için mucizelere gerek yok. Bilimsel olarak kanıtlanmış bir beslenme düzeni ve güvenli takviyelerle istenilen forma ulaşmak mümkün. Takviyeler ancak uzman önerisiyle ve bilinçli şekilde kullanılmalı.”

Hukuk sisteminde anne sütüne ilişkin açık bir tanım yer almadığını kaydeden Avukat Asiye Nur Kaçmaz, “Anne sütü ne bir mal ne de hizmet olarak sınıflandırılabilir. Hizmet sayılması mümkün değil çünkü tek başına sütün varlığı değil, sütü üreten bedenin kendisi söz konusu. Mal olarak değerlendirilmesi de oldukça tartışmalı. En uygun tanım, ‘bedensel ürün’ olmasıdır” diyerek hukuki zemindeki boşluğa dikkat çekiyor. Bu tanımsızlık, yasal düzenleme eksikliği ile birleşince beraberinde birçok sorunu getiriyor.
Türkiye’de anne sütü satışını açıkça düzenleyen bir yasa yok. Yani ne doğrudan yasak ne de açıkça serbest görülüyor. Kaçmaz, bu konuda gri bir alan olduğunu şu sözlerle anlatıyor: “Türk Ceza Kanunu’nda cezaların kanuniliği ilkesi gereği, bir eylemin ceza gerektirmesi için yasa tarafından açıkça tanımlanmış olması gerekir. Anne sütü satışı özel olarak suç sayılmamıştır, dolayısıyla cezai bir yaptırımı yok. Ancak bu durum satışın tamamen serbest olduğu anlamına da gelmez. Süt satışı sırasında kamu sağlığına, ahlaka veya genel hukuk kurallarına aykırılık varsa, bu hukuki sorunlara yol açar.”

Kaçmaz, “Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesine göre, sözleşmelerin geçerli olabilmesi için konularının hukuka, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmaması gerekir” bilgisini verdi. Eğer anne sütünün satışı etik dışı ya da kamu düzenine aykırı olarak değerlendirilirse, bu durumda yapılan sözleşme geçersiz sayılabileceğini ekledi. Kaçmaz, “Çocuğun yaşam hakkı gibi meşru bir amaca hizmet ettiği ve hijyen koşulları sağlandığı sürece bu tür sözleşmeler geçerli kabul edilebilir” dedi.

Sözleşmenin hukuken geçersiz olması, tarafların yükümlülüklerini ortadan kaldırmasının altını çizen Kaçmaz, “Bir sözleşme geçersizse, örneğin sütü alacak kişinin sütü teslim alma ya da ücret ödeme gibi yükümlülükleri yasal olarak talep edilemez”, yine de mağduriyetlerin giderilebileceğini belirtiyor. Eğer zarar oluşursa, taraflar Türk Borçlar Kanunu kapsamında haksız fiil hükümleri doğrultusunda dava açabilir. Bu noktada özellikle sağlığa zarar veren durumlarda mahkemeler devreye girebilir.

Anne sütü satışına dair yasal belirsizlik, uzun vadede hem anneler hem alıcılar açısından ciddi riskler oluşturabilir. Kaçmaz, bu konuda da şu uyarıları yapıyor:
“Sözleşmelerin geçerliliği muğlak. Denetimsiz bir ortamda süt anneler sömürüye açık hâle gelir. Ayrıca sütlerin hijyenik koşullarda saklanmaması ya da test edilmemesi, ciddi sağlık problemlerine neden olabilir.” Özellikle sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamayan aileler, kayıt dışı yöntemlere başvurduğunda bu risk daha da büyüyor.”

Avukat Asiye Nur Kaçmaz, süt tüketimi sonucu çocuk sağlığının zarar görmesi hâlinde, öncelikli sorumluluğun sütü satan kişide olduğunu vurguluyor: “Satıcı, süt bozuksa ya da bulaşıcı hastalık taşıyorsa ve buna rağmen satıyorsa, taksirle yaralamadan başlayarak kasten yaralama veya ölüme sebebiyet verme suçlamalarına kadar cezai yaptırımla karşı karşıya kalabilir“
Ancak alıcının da riskli olduğunu bildiği sütü çocuğa vermesi hâlinde sorumluluk taşıyacağını belirtiyor. Devletin sorumluluğuna ilişkinse, “Bu özel anlaşmalara doğrudan müdahil olmasa da kamu sağlığı ve denetim görevini yerine getirmediği takdirde tartışmalı hâle gelir” ifadelerini kullanıyor.
Anne sütü satışında yasal düzenleme ihtiyacına da dikkat çeken Kaçmaz, “Hukuki karşılığı olmayan her alan kamu düzenini tehdit eder. Devlet, anne sütüyle ilgili hukuki ve etik çerçeveyi çizmekle yükümlüdür. Süt bankaları gibi resmi mekanizmaların kurulması, hem satıcı hem alıcıyı koruyabilir. Ayrıca çocukların üstün yararı ilkesi gereği devletin, bu alandaki eksiklikleri gidererek hem sağlığı koruma hem de adaleti sağlama görevini yerine getirmesi gerekiyor“
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürkan Sert, süt satışının özellikle düşük gelirli kadınlar için bir geçim yoluna dönüşmesinin etik boyutuna dikkat çekiyor:
“Kararın gerçekten özgür olabilmesi için bireyin rızasının bilinçli, gönüllü ve dış baskılardan arınmış olması gerekir. Yoksulluk ve güvencesizlik altında verilen kararlar, kadınları sömürüye açık hale getirir Kadınların beden kaynaklarıyla geçim sağlamaya yönlendirilmesi, yapısal eşitsizlikleri derinleştirir. Bu durum yalnızca etik değil, aynı zamanda bir insan hakları sorunudur” ifadeleriyle süt satışının bireysel bir tercih olmaktan çok bir çaresizlik göstergesi olduğunun altını çiziyor.
Kırşehir Ahi Devran Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Dr. Arif Hüdai Köken, Türkiye’de bilimsel ve etik denetimle çalışan süt bankalarının olmayışının bireyleri kontrolsüz ve sağlıksız yöntemlere yönelttiğini belirtti. Köken konuyla ilgili, “Türkiye’de bu tür bir sistemin olmaması, anneleri çaresizlik içinde bireysel çözümler aramaya itiyor. Bu da denetimsiz alışverişleri ve etik dışı aracılık faaliyetlerini doğuruyor” değerlendirmesini yaptı.
Sağlık Bakanlığı, 2012 yılında bir süt bankası kurmayı planladığını açıkladığında dini çevrelerin akrabalık açısından süt bankası kurulmasına itirazları üzerine, Sağlık Bakanlığı, Mart 2013 tarihinde projeyi değiştirdiğini ilan etti. Akademik kaynaklarda Türkiye’ deki süt bankası eksikliğinin hem sosyal hem dini engellerden kaynaklandığı bilgisi yer aldı. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kâşif Hamdi Okur, islamda süt kardeşliği kavramını dini, ahlaki ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirdi.
Okur, süt kardeşliğinin islamda, “süt akrabalığı” çerçevesinde değerlendirildiğini belirtti. 0-2 yaş aralığında bir çocuğun bir kadının sütünü emmesiyle bu bağın oluştuğunu ifade eden Okur, bu durumun evlilik açısından ciddi bir engel teşkil ettiğini vurguladı. Kuran’da ve hadislerde süt akrabalığı ile evlenmenin açıkça yasaklandığını hatırlattı.
Süt bankası uygulamalarını değerlendiren Prof. Dr. Okur, bu sistemin süt akrabalığının takip edilememesi nedeniyle dini açıdan sakıncalı olduğunu ifade etti. Özellikle Batı ülkelerinde yaygın olan bu uygulamada, süt veren ve alan kişilerin kimliklerinin gizli tutulmasının, farkında olmadan haram evliliklere yol açabileceği uyarısında bulundu. Ancak zorunlu durumlarında, bazı İslam bilginlerinin bu bankalardan yararlanmayı caiz gördüğünü de belirtti.
Süt akrabalığı bağının takibi mümkün olduğu sürece bu ilişkilerde dinen bir sakınca bulunmadığını belirten Prof. Dr. Okur, yanlış evliliklerin önüne geçilmesi için emzirme ilişkilerinin kayıt altına alınmasının zorunlu olduğunu vurguladı.
Maddi imkansızlıklar nedeniyle anne sütüne ulaşamayan çocukların durumunun sadece aileyi değil, tüm toplumu ilgilendiren bir sorumluluk olduğunu belirten Okur, Kuran’ın bu konuda toplumun örfüne başvurduğunu ve yardım ya da ücretlendirme konularında esneklik tanıdığını söyledi.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.