DOLAR 47,7436 0.18%
EURO 55,2510 0.32%
ALTIN
Ankara
26°

AÇIK

Korhan

Korhan

03 Ağustos 2026 Pazartesi

Davutoğlu ve gazetecilerin etkileşim yarışı

Davutoğlu ve gazetecilerin etkileşim yarışı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faruk Bildirici

Saptayabildiğim kadarıyla 29 Temmuz akşamı, ilk paylaşım, Sözcü TV muhabiri Balâ Ateş’ten geldi. Saat 17.48’de “Gelecek Partisi kapanıyor mu?” diye yazdı; Davutoğlu’nun kurucular ve il başkanlarıyla toplantı halinde olduğu bilgisini de ekledi paylaşımına.

Haber, Sözcü gazetesinin X hesabından 17.54’te paylaşıldı. Onun hemen ardından 18.01’de Habertürk’ten Mahir Kılıç, GP’nin kendini feshetme kararı aldığını ve akşam saatlerinde açıklama yapılacağını daha net ifadelerle paylaştı. Sonra haber ve paylaşımlar giderek hızlandı. GP Sözcüsü Ufuk Karcı, saat 18.30’da, Davutoğlu’nun, “ilerleyen saatlerde gerekli açıklamalarda bulunacağını” yazarak, bu haberleri doğrulamış oldu.

Sözcü TV, ancak bu gelişmeden sonra fark edebildi olayı. Saat 18.40’ta Ekrem Açıkel, “Davutoğlu siyasetten çekiliyor mu?” diye verdi haberi. Muhabirleri, Balâ Ateş’in X’teki paylaşımından 52 dakika sonra yani.

Artık durum açıklığa kavuştuğu için Evrensel 18.35’te, Gazete Pano 18.37’de, Halk TV’de 18.40’ta. ANKA 18.36’da kapanma haberini yayımladılar ve sonra da X’te paylaştılar. 18.48’de de İsmail Saymaz’ın “Gelecek Partisi kapanıyor. Ahmet Davutoğlu, bu akşam yapacağı açıklamada, GP’yi feshettiklerini duyuracak” paylaşımı geldi.

Whatsapp Image 2026 08 02 At 13.02.54

X’teki paylaşımlar içerisinde en çok İsmail Saymaz’ın -kendi kurumundan sonra- yaptığı paylaşım etkileşim aldı. Haberi sosyal medyada ilk paylaşan Balâ Ateş, 18 bin görüntüleme alırken, İsmail Saymaz’ın paylaşımı 1 milyondan fazla görüntülendi.

Sadece Davutoğlu ve Gelecek Partisi de değil, siyasi gelişmelerin çoğu önce sosyal medyadan dolaşıma giriyor. Son olarak, Sakarya milletvekili Ümit Dikbayır’ın, CHP’den AKP’ye geçeceği de Sözcü TV’nin haberinden değil, o kanalın sunucularından Serap Belovacıklı’nın X’teki paylaşımından öğrenildi.

Yanlış olan, gazetecilerin aldıkları bilgiyi sosyal medyadan paylaşma yarışına girmeleri. Biliyorum, bu tür paylaşımlar sıradanlaştı, çok da yaygın. Fakat gazeteciler, bilgi ve haberleri öncelikle çalıştıkları medya kuruluşlarına vermeli. Hem medya kuruluşunun önüne geçmemek hem de bilginin editoryal süreçten geçmesi için gerekli bu.

Gazeteciler etkileşim yarışını sürdürdükçe, çalışılan kurumlar, habercilikte gazetecilerden geride kalıyor; habercilik zarar görüyor.

Tercih programı değil üniversite reklamı

Yine üniversitelerde tercih dönemi geldi ve haber televizyonlarında “tercih” programları başladı.

Başka kanallarda da var mı bilemiyorum ama ben Akit TV’de “Eğitim Atlası”, CNN Türk’te “Tercih Zamanı”, Habertürk’te “Yolun Başındayken”, NTV’de “Doğru Tercih”, Sözcü TV’de “Tercih 2026” ve Ülke TV’de “Genç Vizyon” programlarına rastladım.

İlginçtir, bu programların tümünde sadece özel üniversitelerden yöneticiler ve akademisyenler katılıyor bu programlara. Açık açık bu üniversitelerin reklamı yapılıyor. Sunucu, en ufak eleştirel bir soru sormuyor, bir olumsuzluktan söz etmiyor; tam tersine özel üniversitenin tanıtılmasına yardımcı oluyor program boyunca.

Whatsapp Image 2026 08 02 At 13.02.54 (3)

Onca özel üniversite içerisinden neden o üniversitenin seçilip programa alındığı da belirsiz. Somut bir kriter yok. Ama izleyen gençlerde o üniversitenin ya da fakültenin, alanının en iyisi olduğu algısı yaratılıyor.

Halbuki sponsorlu programlar bunlar. Tıpkı sağlık programlarında özel hastaneler için olduğu gibi, tercih programlarında da hangi özel üniversitenin tanıtılacağını “reklam bütçesi” belirliyor. O yüzden de kimi haber kanalları, tercih dönemlerini gelir kapısı olarak görüyor. Olan gençlere oluyor, reklamı bilgi gibi sunan televizyon programlarıyla yanlış yönlendiriliyorlar…

RTÜK’ten yeni suç icadı

Medyada, RTÜK’ün Sözcü TV’ye ilişkin inceleme başlatıldığı açıklamasının üzerinde hiç durulmadı. O açıklamadaki asıl skandal, inceleme değil, incelemenin gerekçesiydi:

“Bir televizyon kanalında, komşumuz Suriye’nin meşru Devlet Başkanı’na yönelik asılsız ithamlar üzerinden, iyi komşuluk ilişkilerine zarar verebilecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu, temel ilkeleri ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler kullanıldığı tespit edilmiş olup, söz konusu yayına ilişkin olarak inceleme başlatılmıştır.”

Whatsapp Image 2026 08 02 At 13.02.54 (1)

Serap Belovacıklı’nın, Sözcü TV’de, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet El Şara için “Burası El Nusra’cıya kravat taktığınızda, cumhurbaşkanı yaptığınızda bir katili herkesin alkışlayacağı bir milletten oluşmuyor” demesi devlet politikasına aykırıymış! Gerekçe bu.

Bu sözleri eleştirebilir, karşı çıkabilirsiniz, ama RTÜK’ün, suç olarak görüp inceleme başlatmak için yeni bir suç icat ettiğini gösteriyor. Bundan böyle televizyonlarda, “Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politika vizyonu ve diplomatik doktriniyle bağdaşmayan ifadeler” kullanmak yasak! Bütün haberciler, yorumcular, devlet politikası neyse onu seslendirecekler!

Elbette yasada böyle bir suç yok. Eğer demokrasinin varlığından söz ediliyorsa, “dış politika vizyonu ile bağdaşmak” gibi bir zorunluluk da olamaz. RTÜK, Sözcü TV’ye bu gerekçeyle ceza verirse bugüne değin yaptıklarından çok daha büyük bir yanlışa imza atmış, demokrasiye ve anayasaya ihanet etmiş olur. Bütün TV kanallarının siyasi iktidarın politikalarının yanında hizaya durmasını istemekle özdeş bir tavır bu.

Program sponsorları neden gizli?

“Konuk Değil, Ücretli Yayın: MBB’den Halk TV’ye 400 Bin TL” haberi, Halk TV’deki “Serhan Asker ile Görkemli Hatıralar” programını konu alıyordu.

Bodrum haber sitesinde yayımlanan bu habere göre, Muğla Büyükşehir Belediyesi, 11 Temmuz’da Dalyan’dan yayımlanan program için Halk TV’ye 400 bin TL, sanatçı Hüseyin Turan’ın şirketine de 705 bin TL ödemiş. Haberde, program için bu paraların ödendiğinin EKAP (Elektronik Kamu Alımları Platformu) kayıtlarından da doğrulandığı bilgisine yer veriliyordu.

Haber, yerel ve ulusal onlarca haber sitesinde alıntılandı, ama ilgili taraflardan itiraz gelmedi. Medyaradar sitesi, bu programla ilgili benzer iddiaların önce de gündeme geldiğini anımsattı.

Demek ki, “Görkemli Hatıralar”, “sponsorlu” bir pogram. Bir kültür sanat programının, ücret ödeyenlerin tercihlerine göre yer ve konuk seçmesinin yayıncılık ilkelerine uygun olduğu söylenemez. Ama madem böyle yapılıyor, hiç olmazsa gizlenmemeli.

Düşünsenize, izleyenler, “Görkemli Hatıralar” programının nerede yapılacağını, kimin konuk alınacağını, içeriğini Serhan Asker ve Halk TV’nin belirlediğini sanıyor. Oysa programın yerini ve konuklarını, ücret ödeyen belediyeler ya da başka kuruluşların belirlediği anlaşılıyor.

Ayrıca Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ve Ortaca Belediye Başkanı Evren Tezcan’a “konuk” demek yanlıştı. Zira kenti ve faaliyetlerini tanıtmak için ücret ödediklerine göre, konuk değil sponsor o insanlar. Şeffaflık şart…

Gazetecilerin Uygur gezisi

Yeni Şafak’ta, Taha Kılınç, “Utandınız mı?” yazısında, Türkiye-Çin Dostluk Vakfı’nın, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Doğu Türkistan) gezdirdiği gazetecileri eleştirdi.

Bir grup Uygur da bina önünde gösteri düzenleyerek vakfı ve geziye katılan gazetecileri protesto etti. Onlar da Kılınç gibi, gazetecileri, Çin’in propagandasına alet olmakla suçladılar.

İlkesel olarak, gazetecilerin habercilik faaliyetlerinin masrafları kendi kurumları tarafından karşılanır; haber kaynaklarıyla maddi ilişkiye girilmez. Çünkü sizi götüren kurum ya da kuruluşla aranızda maddi ilişki kurulmuş olur; daha önemlisi size gösterileni görebilirsiniz, tanıtım ve propaganda aracı haline getirilirsiniz.

Tek istisna, “gazetecilerin kendi olanaklarıyla gidemeyecekleri” hallerdir. Gazeteciler, başka türlü gitmeleri mümkün olmayan yerlere davetli gitmeyi kabul ederler. Bu durumda da geziye ilişkin haber ve değerlendirmelerinde davetli gittiklerini ve gezi masraflarını o kuruluşun karşıladığını okur ve izleyicilerine aktarırlar.

Whatsapp Image 2026 08 02 At 13.02.54 (2)

Sincan da gazetecilerin kendi başlarına gezemedikleri bir yer. O nedenle gazetecilerin davetli gitmeleri anlaşılır bir durum. Fakat Sincan, Uygurlar ve öbür Müslüman azınlıklara yönelik hak ihlalleri, zorla çalıştırma ve baskı iddialarının, Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Örgütü raporlarına bile geçtiği bir bölge.

Vakfın düzenlediği geziye katılan gazetecilerin çoğunun yazı ve anlatımlarında bu ihlallerle ilgili inceleme ya da değerlendirme göremedim. Ağırlıklı olarak bölgedeki ekonomik ve sosyal kalkınma “hayranlık”la anlatılıyor, etnik sorunlara değinilmiyordu.

Aynı günlerde Karar’da Almanya’ya sığınan Çinli polis Zhang Yabo’nun, Uygur Türklerine sistematik baskı uygulandığını anlattığına dair haber yayımlanması dikkat çekiciydi.

Tek cümleyle:

  • Türkiye gazetesi ve TGRT Haber, Cem Küçük’ün yazı ve programlarına son verdiğini okur ve izleyicilerine duyurmadığı gibi, gözaltına alınmasını ve tutuklanmasını da haberleştirmedi.
  • Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, Erzurum’da 20-45 bin liralık tablet hediye ettiği yerel gazetecilerden Sema Örs, “Mesleğimizin onurunu hissettik” diye yazdı.
  • İskenderun Belediye Başkanı Mehmet Dönmez, gazeteci Akın Bodur’un, “Halk, sahile neden ücretle giriyor?” sorusunu özetle “İsteyen dava açsın” diye yanıtladı; “memnuniyetsizlikten beslendiğini” ve “zihniyet sahibi” olduğunu söyleyerek gazeteciye hakaret etti.
  • Sabah’ın, “Aldatıcı reklamlara geçit verilmeyecek” haberinin altında “Globalleşen bir başarı hikâyesi” başlığıyla bir döner zincirinin örtülü reklamının yapılması çelişkili bir tutumdu.
  • Yeni Akit, A Millî Kadın Voleybol Takımı’nın, FIVB Voleybol Milletler Ligi final müsabakasında Brezilya’yı yenerek tarihinde ikinci kez şampiyon olmasını haber yapmadı.
  • Sabah, Hollywood yıldızı Ben Affleck’in, bir programda anlattığı Kapalı Çarşı’dan halı alma anısını “banyoda paspas olarak kullandığı” bölümünü silip, “Çalışanlar o kadar iyi ki eşime de benzer halı satmışlar” diye ekleme yaparak haberleştirdi.
  • Ahbap Derneği soruşturması için ifadeye çağrılan rock müzik sanatçısı Hayko Cepkin, “Her şeyi köpürtün anasını satayım abuk sabuk haberlerinizle. Ortalığı kirletmekten başka bir b..k bilmiyorsunuz” diyerek gazetecilere hakaret etti.
  • TV100’de, Ali Haydar Fırat, CHP İletişim Koordinatörü görevini yürüttüğü belirtilmeden “İletişim bilimci” olarak tanıtıldı.
  • Milliyet, Türkiye ve Yeni Şafak, AKP’li Konya Büyükşehir Belediyesi’nin “Ağır Bakım’da büyük taşınma” başlıklı tanıtımını, “Reklamdır” uyarısı koymadan haber gibi yayımladı.
  • İktidar medyasının “Türkiye, Kerkük petrolüne ortak” oldu haberlerinde TPAO’nun, yüzde 15’lik hisse karşılığında ne ödediği bilgisi eksikti.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]

Devamını Oku

“Figüran” haberi böyle yalanlanamaz

“Figüran” haberi böyle yalanlanamaz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faruk Bildirici

Yazdığına göre, Ebru Çelik, bir ajansın CHP’nin üye katılım törenine katılacak insanlar topladığını duyunca kendi adını da yazdırmış, 950 lira için “figüranlık” yapmayı kabul edenlerin taşındığı minibüslerle gitmişti törene.

Haberin yayımlanmasının ardından dijital mecralarda büyük gürültü koptu, haber hızla yayıldı medyaya. Önce CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, sonra da CHP Sözcüsü Müslim Sarı tepki gösterdi. “Siz kimin figüranısınız?” diyen Tekin, “halkı yanıltıcı bilgi” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Sarı da “iftira” atmak ve “tetikçilik” ile suçladı. Tekin, basın toplantısında da suçlayan, hakaret eden aynı üslubu sürdürdü.

Halbuki bir haber böyle yalanlanmaz. “Tetikçilik”, “figüranlık” ve “kirli medya” gibi hakaretamiz dil, yanıt olmadığı gibi, suç duyurusu ve savcılıklarla cezalandırmaya kalkmak, basın ve ifade özgürlüğünü savunan bir partinin temsilcilerine yakışmaz.

Whatsapp Image 2026 07 26 At 13.54.47 (1)

Gazetecinin, ajansın mesajı ve görüntülerle desteklediği haberine karşı açıklama yapıyorsanız, somut kanıtlar gerekir. Örneğin, o törende partiye katılan üyelerin listesi, töreni izleyenlerin nerelerden geldikleri gibi tereddüde yer bırakmayacak yeni bazı bilgiler…

Üstelik BirGün ve Ebru Çelik, bu tepkilerin ardından haberlerini savundu. Hem de haberi destekleyen yeni görüntü ve bilgiler çıktı ortaya. Sözcü TV muhabiri Nedim Bayhan da bir oyuncu ajansının bin lira ödeme vaadiyle kendilerini törene getirdiğini söyleyen bir kişinin görüntüsünü yayınladı. Ardından Halk TV muhabiri Umut Taştan da söz konusu ajansın paylaştığı farklı görüntüleri buldu; ajans yetkililerinin konuşmak istemediğini yazdı.

Sahada muhabirlik, medyamızda son zamanlarda ihmal edilen bir yöntem. BirGün’ün haberi, olayları yerinden izlemenin önemini anımsatması bakımından çok değerli. Nitekim Sözcü TV de haberi kıyısından yakalamış ama üzerine gidip, olgunlaştıramamış.

BirGün’ün muhabiri Ebru Çelik ise ilk andan itibaren olayı kavrayıp üzerine gitmiş. Bu açıdan başarılı. Ancak haberin eksiklerinden söz edilebilir. Ebru Çelik, olup biteni izleyip, para dağıtma görüntüsünü de aldıktan sonra kimliğini açıklayarak, ajans ve CHP yetkilileri ile konuşup, bazı “figüran”lar ile de söyleşi yaparak haberdeki boşlukları örtebilirdi.

Hem böylece gazetecinin kimliğini gizlemesiyle ilgili etik sorun da ortadan kaldırılmış olurdu. Malum, gazetecilik şeffaf bir iştir; gazeteci, sadece başka türlü izlenmesi mümkün olmayan ve geniş kamu yararı olan konularda kimliğini gizleyebilir. Bu olayda da kamu yararı olduğu bariz.

Yalanlayayım derken doğrulayan açıklama

BirGün’ün, “Butlancı isim, geçersiz diploma ile avukat oldu” haberinde de yeni yönetimin Kayseri İl Disiplin Kurulu’na aldığı avukat O.D.’nin “avukatlık diplomasının Ekim 2025’te mahkeme kararıyla iptal edildiği” belirtiliyordu. Türkiye’deki bir liseden mezun olan O.D.’nin, ayrıca Rusya’dan bir liseden aldığı diploma ile üniversiteye kayıt yaptırdığı öne sürülüyordu.

Birçok site alıntıladıktan sonra haberin muhatabı Onur Sergen Doğan açıklama yaparak, suçlamaları reddetti. Doğan, “Sözde haber metni”, “iftira” gibi ifadeler kullanıyordu ama Hukuk Fakültesi diplomasının “denklik belgesinin iptal edildiği” gerekçesi ile iptal edildiğini de kabul ediyordu. Ama kendisinin Danıştay’a başvurduğunu, kararın kesinleşmediğini savunuyordu.

Aslında bu açıklama BirGün’ün haberini yalanlamıyor, doğruluyordu. Zira haberde de mahkeme kararından söz ediliyor, Doğan’ın ilk itirazının İstanbul 6. İdare Mahkemesi tarafından reddedildiği belirtiliyordu. O yüzden Sergen’in habere yönelik ifadeleri kesinlikle haksız.

Haberin tek eksiği, avukatın adının O.D. olarak kodlanmış olmasıydı. Böyle bir kısaltmaya gerek yoktu. Mahkeme kararına dayanan bir haberde isim açıkça yazılmalıydı. Nitekim haberin öznesi olan avukat, kendisi açıklama yaparak kodlamanın gereksizliğini de ortaya koydu.

YouTuber’a gizli reklam yaptıran kurumlar

YouTuber Ruhi Çenet’in deprem sonrasında Hatay, K. Maraş ve Adıyaman’da inşa edilen konutların olduğu bölgeleri gezerken çekilen videosuna iktidar medyası büyük ilgi gösterdi.

Çenet’in, Göbeklitepe ve Karahantepe’deki çekimlerin sonuna “en kapsamlı seferberlik” diyerek eklediği deprem konutlarının görüntüsünü içeren video, CNNTürk, Hürriyet, Milliyet, Medyatava, Mynet, Posta, Star, TV100’ün de aralarında olduğu onlarca sitede “Ruhi Çenet, asrın inşasını anlattı” başlıklarıyla haberleştirildi. 2.5 milyonu aştı izleyenlerin sayısı.

Whatsapp Image 2026 07 26 At 13.54.48 (1)

Tabii hemen ardından Ruhi Çenet’e yönelik eleştiriler geldi; sosyal medyada bir yanda övgüler, öbür yanda konutlar ve deprem felaketinin ardından yapılanlardaki eksiklikleri dile getirenler yer aldı. Bunun üzerine Yeni Şafak, “Kendi ülkesinin yaralarını sarmasından rahatsız olanlar yine sahnede: Ruhi Çenet’e akıl almaz linç” haberiyle destek verdi.

İlginçtir, Yeni Şafak, Çenet’i böyle savunurken, yazarı İsmail Kılıçarslan farklı bir açıdan yaklaştı bu videoya. Gazetesinin tersine yanlış bulduğunu açıkça yazdı köşesinde:

“Gelelim çok tuhaf bulduğum, bizim mahallenin sekülerlere yaranmak için girdiği kompleksli dolaklardan birine. Maşallah üç gündür manşetten inmiyor Ruhi Çenet’in ‘O bile kabul etti’ başlıklarıyla sunulan deprem bölgesi videosu.

Hepimiz adımız gibi biliyoruz ki Çenet o videoyu, ‘Dur, ben deprem bölgesine bir gidip gezeyim de gördüklerimi izleyicilerime anlatayım’ diyerek çekmedi. ‘İşbirliği’ dediğimiz yöntemle gitti. Bir ya da birkaç kurumdan para aldı. O bir ya da birkaç kurum Ruhi Çenet’in videosu manşetleri süslesin diye bir miktar medyalama da yaptı.”

Meseleye Kılıçarslan gibi, “Sekülerleri ikna edeceğiz’ diye eldeki sağlam insan kaynağını küstürme” değil de izleyenlerin kandırılması açısından baktığımızda da yanlış bir yöntem bu.

Gerçekten Ruhi Çenet’e “bir ya da birkaç kurum” para vererek bu videoyu çektirdiyse gizli reklam çalışması yapılmış demektir. Oysa Ruhi Çenet, videoda böyle bir ilişkiden söz etmiyor, kendisi merak edip de oralarda dolaşmış gibi yayın yapıyor. Hatta “belgesel” çektiğini söylüyor. Oysa Göbeklitepe ile deprem konutlarının birbirine eklemlenmesi çok ilgisiz, yapay bir havada.

Üstelik 1 Ağustos’tan itibaren güncellenecek olan reklamlarla ilgili yönetmeliğe aykırı davranıyor. Hem de kamu kurumları eliyle ihlal ediyor yönetmeliği…

Hürriyet ve gazetecilik adabı

Hürriyet’te, “Yeter söz milletindir” köşesi de kapandı. Veda yazısı yazmasına bile izin vermeden, okurlarına duyurmadan, sessizce gazeteden uzaklaştırdılar Yalçın Bayer’i. Ne yazarına saygı gösterdi Hürriyet, ne de okurlara.

Meslekteki 35 yılını Hürriyet’te geçiren Yalçın Bayer de yazılarının gazetede yayımlanmamasının kırgınlığını dostlarına gönderdiği “Hürriyet’e veda” metninde dile getirdi:

“Son zamanlarda ‘sansür’ denilen uygulamalar, herkes gibi beni de rahatsız ediyordu. Sık sık haber verilmeden yazılar yayından çıkarılıyor, onların yerine boşluğu doldurmak için başka haberler konuluyordu. Bu, benim gibi bir gazeteci için hiç hoş değildi.

Bir televizyon yöneticisinin, gazetenin genel yayın yönetmeninin yetkisini aşarak kendi inisiyatifiyle ‘iktidar karşıtı’ olarak değerlendirdiği yazıları çıkarttırması büyük saygısızlıktı.

Yayından kaldırılacak yazıların, bir sekreter aracılığıyla yazı işlerine iletilip sessizce çıkarılması, bizim gazetecilik anlayışımızda kabul edilebilir bir uygulama değildi. Bu uygulamalar bizi büyük üzüntüye sevk ediyor, gerektiğinde sert sözler sarf etmek zorunda kalmamız bizi de kahrediyordu.”

Yalçın Bayer, Hürriyet’in “siyasi baskılar nedeniyle iyi yönetilemediği”ni, maaş farkları ile yemek ücretlerinin bile aylarca ödenmediğini de dile getirdi. Fakat metnin sonunda yine de “Hürriyet yıkılmamalı, iyi ellerde liderliğini sürdürmeli” dileğinde bulundu.

Anlattıkları çok üzücü. Yazıların böyle hoyrat bir üslupla makaslanması, sadece 64 yıllık gazeteci Yalçın Bayer’e değil, kime yapılırsa yapılsın gazetecilik adabına, ilkelerine aykırı.

ANKA’nın o paylaşımı ve pozisyonu

ANKA Haber Ajansı’nın, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun arınma çağrısına vatandaşların olumlu tepkileri” paylaşımında, sokakta mikrofon tutulan dokuz vatandaşın görüşleri aktarılıyordu.

Sosyal medyada tepki ve eleştirilere yol açtı bu paylaşım. Kimileri de “ANKA’nın, CHP içindeki krizde pozisyonunu değiştirdiği” şeklinde yorumladı.

ANKA’nın, oluşumunda benim de katkıda bulunduğum Yayın İlkeleri’nde, “gücünü özgürlüğünden alan bağımsız bir haber ajansı” olduğu ve “gerçeği bozmadan, sansürlemeden, adil ve nesnel bir yaklaşımla topluma iletmeyi temel görev kabul ettiği” vurgulanıyor.

ANKA, “Vatandaşların olumlu tepkileri” paylaşımı öncesinde CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel taraflarının açıklamalarını, toplantılarını ve tüm gelişmeleri aktarıyordu. Ajans olarak bir tarafın söylemini aktarıp, öbür tarafı görmezden gelemez. ANKA aktarır, abone olan medya kuruluşları o verilere dayanarak editoryal tercihte bulunur, istediği haberi kullanır.

Whatsapp Image 2026 07 26 At 13.54.47

Paylaşım sonrasında da baktım, izledim. Acaba ANKA, Özgür Özel tarafındaki gelişmeleri, açıklamaları izlemekten, aktarmaktan vazgeçti mi? Hayır, o paylaşımdan önce nasılsa ondan sonra da aynı şekilde devam etmiş. Örneğin Özgür Özel’in son grup toplantısını da baştan sona canlı yayımladı ANKA. Dolayısıyla “ANKA’nın pozisyon değiştirdiği” yorumları doğru değil. ANKA’nın, günümüzde muhalif medyanın ana haber kaynağı olduğunu da unutmamak lazım.

Ancak o paylaşımın habercilik açısından sorunlu olduğunu da belirtmeliyim. Öncelikle sorunun nasıl sorulduğunun videoda duyulmaması eksiklik. Sadece “olumlu tepkileri” yayımlamak da yanlış. Olumsuzları görmeden tepki yayımlamak, Kılıçdaroğlu’nun söylemiyle ilgili olarak sokaktaki insanın tutumunu tam olarak anlamaya yetmez.

Olumlu ve olumsuz tepkiler birlikte yayımlanmalı, gerçek deforme edilmemeliydi.

Tek cümleyle:

  • Hürriyet, “Dünya Kupası şovu sınıfta kaldı” haberi yayımlayarak, Dünya Kupası final maçının devre arasındaki gösterileri yayımlamayan TRT’ye yönelik eleştirilerin üzerini örttü.

Whatsapp Image 2026 07 26 At 13.54.48

  • Cumhuriyet internet, 22 Temmuz’da “Sungun Babacan kimdir, neden hayatını kaybetti?” haberi yayımladı ama seslendirme sanatçısı Babacan, yeni değil, dört yıl önce ölmüştü.
  • Yeni Akit, “Kızıl Soros’un Ahbap’ı” haberinde tutuklanan Haluk Levent ile Prof. Dr. Haluk Levent’i karıştırdı; Yurttaşlık Derneği’nin yalanlamasını da yok sayarak haberi düzeltmedi.
  • Türkiye gazetesinde Prof. Dr. E. Buğra Ekinci, “İdeolojik sebeplerle şehir adı değiştirilirdi” yazısında Diyarbakır’ın antik dönemdeki adının Amida, sonra da Amid olduğunu yazmadı.
  • AHaber, Erzurum’da bir apartmanın yedinci katından kaldırımdaki adamın başına halı düşmüştü ama görüntü tam sekiz kez tekrarlanınca halı da sekiz kez düşmüş gibi oldu.
  • Halk TV, Haberler.com ve Sözcü, AKP Gençlik Kolları Başkanvekili Coşkun Keklik’in katıldığı bir düğünde havaya ateş ettiği görüntüleri yayımlarken, bu görüntüyü ilk olarak Barış Yarkadaş’ın sosyal medyadan paylaştığı bilgisini vermedi.
  • Sabah, “MASAK tam 2 yıldır AHBAP’ın ensesindeydi” haberinde suç işlenmesine iki yıl boyunca müdahale edilmeyip seyirci kalınmasının nedenini sorgulamadı.
  • Yeni Şafak, AKP’li Güngören Belediyesi’nin tam sayfa reklam metnini, “Bu bir reklamdır” uyarısı koymadan habermiş gibi sunarak okurunu aldattı.
  • Milliyet, Posta, Sol Haber, Yeni Şafak ve Oda TV, Özgür Özel’in, Hacı Bayramı Camisi’nde kıldığı namaz sonrası çıkan arbedede Mustafa Sarıgül’ün bir vatandaşa tekme attığı görüntüyü Elips Haber’den Kadir Gürhan’ı kaynak göstermeden kullandı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]

Devamını Oku

9. Köy Haber Merkezi yeni dönem başvuruları başladı!

9. Köy Haber Merkezi yeni dönem başvuruları başladı!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

9. Köy Haber Merkezi’nde dokuzuncu dönem başlıyor. Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen ve Norveç Büyükelçiliği tarafından finanse edilen proje kapsamında, genç gazetecilere özel haber üretebilmeleri için eğitim ve telif desteği veriliyor.

Deneyimli gazeteciler Erhan Karadağ ve Ayşe Sayın’ın editörlük görevini üstlendikleri haber merkezi, yeni mezun gazetecileri ‘usta-çırak’ ilişkisiyle basın sektörüne hazırlamayı hedefliyor.

Genç gazeteci adayları programa 2 Ağustos 2026 Pazar gününe kadar başvuru yapabilecek.

Genç gazeteciler nasıl desteklenecek?

On genç gazeteci, iki ay boyunca Erhan Karadağ ve Ayşe Sayın ile haftalık toplantılarda bir araya gelerek haber üretim sürecinin her aşamasını tecrübe edebilecek. Programa katılan gazetecilerin iki aylık süre zarfında 10 haber hazırlamaları bekleniyor. Metin, video haber ya da podcast türünde üretilecek haberler 9. Köy web sitesinde yayınlanacak ve üretilen her haber başına brüt 800 Norveç kronu telif ödemesi yapılacaktır. Genç gazetecilerin ülke çapında haber takibi/üretimi yapabilmeleri için seyahat ve konaklama bütçesi mevcuttur.

Kimler başvurabilir?

– 01.01.1998 tarihinden sonra doğmuş,

– Üniversite mezunu veya son sınıf öğrencisi olan, (İletişim fakültesi mezunu olmak tercih sebebi olacaktır)

– Türkiye’de ikamet eden gerçek kişiler başvuru yapabilir.

Proje kapsamındaki eğitim, haber toplantısı ve söyleşiler Gazeteciler Cemiyeti’nin Ankara’daki Basın Evi’nde yapılacaktır. Ancak projeye başvurmak için Ankara’da ikamet etme şartı aranmamaktadır. Farklı illerde ikamet eden katılımcılar eğitim, toplantı ve söyleşilere çevrimiçi katılabilirler.

 Nasıl başvurulur?

Belirtilen kriterleri karşılayan gazeteciler aşağıdaki formu doldurarak eğitime başvurabilirler.

Başvuru formunu görüntülemekte sorun yaşıyorsanız tıklayınız

Başvuru sonucunuzla ilgili olarak proje ekibi tarafından bilgilendirileceksiniz.

Son başvuru tarihi: 2 Ağustos 2026

Program rehberi için tıklayınız

Sorularınız için [email protected] adresinden bize ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku

Haberlerde “İsrail dili” ve meşrulaştırma

Haberlerde “İsrail dili” ve meşrulaştırma
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faruk Bildirici

Sunucu, patlama görüntüsünün ardından “İsrail ordusu önceden boşaltılması yönünde uyarı yaptığı bir bölgeyi böyle hedef aldı” diye ikinci kez tekrarladı. Sonra da “İsrail ordusu bölgenin Hamas tarafından silah üretim merkezi olarak kullanıldığını iddia etti” cümlesini okudu.

Filistinli bir adamın, “Komşularımızın bir demirci atölyesi vardı. Orası vuruldu. Bize de bölgeyi tahliye etmemizi söylediler. Biz de onlar bölgeyi vurmadan önce çocuklarımızı oradan tahliye ettik” sözleri de görüntülü olarak ekrana geldi. 25 Ekim’den bu yana saldırılarda ölenlerin sayısının bini aşması ve Gazze’de insanların yeterli beslenemediği belirtilerek noktalandı haber.

1.5 dakikalık haber boyunca ekrandaki görüntü birkaç kez değişti; bombalama anı, yıkıntı ve çukurun etrafındaki Filistinlilerin görüntüleri aktı durdu, ama ekranın altındaki “İsrail önceden boşaltılması uyarısı yaparak bir binayı vurdu” yazısı hiç değişmedi.

Whatsapp Image 2026 07 19 At 12.56.57 (1)

İsrail’in “önceden uyarıda bulunmuş” olmasının bu denli vurgulanması saldırıyı meşrulaştıran bir dil. Önceden uyarıda bulunması İsrail’e, orayı bombalama hakkı vermez. “İsrail’in, binanın Hamas’ın silah üretim merkezi olduğu iddiası”nın araştırılmadan aktarılması da bombalamayı meşrulaştıran ikinci unsur. Haber, orasının gerçekten bir silah üretim merkezi olup olmadığı hakkında somut bilgi vermeliydi.

Konuşan Filistinli, orada “demirci atölyesi” olduğundan söz ediyor, ama o da sözde kalıyor, doğrulanmıyor. Zaten onun sözleri doğruysa, haberin, asıl olarak bir demirci atölyesinin vurulduğunu, sivil insanların bombalandığını aktarması gerekirdi. Asıl vurgulanması gereken “önceden haber verilmesi” değildi.

Saldırganın dili, habercinin dili olmamalı.

Faili meçhuller, neden Akın Gürlek’i bekledi?

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun bir helikopter kazasında ölümü, aradan 17 yıl geçtikten sonra yine gündemde:

“Şüpheli kaza ‘suikasta döndü” (Akşam), “Kasten adam öldürme” (Türkiye), “Yazıcıoğlu’nun helikopterini FETÖ’cü pilotun tacizi düşürdü” (Sabah), “17 yıl sonra 19 kişiye tutuklama (Hürriyet), “10 şehirde Yazıcıoğlu operasyonu” (Nefes), “Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında bomba gelişme” (Sözcü), “Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında çarpıcı belgeler” (Haberler.com)

Muhsin Yazıcıoğlu dosyası, yıllar sonra yeniden açılan faili meçhul cinayet dosyalarının son örneği. Zaten hemen her gün faili yakalanan eski dosyalara ilişkin yeni haberler yayımlanıyor:

“İki cinayet daha aydınlatıldı” (Türkiye), “Manisa’da faili meçhul dosyalar tek tek çözülüyor (Ensonhaber), “Mezdeke Aynur’u katleden yakalandı” (İHA), “İki ayda 19 faili meçhul cinayet aydınlatıldı” (Akşam), “Katil 24 yıl sonra bulundu” (Yeni Şafak), “10 yıllık cinayeti izmaritteki iz çözdü” (Sabah), “Bakan Gürlek, 6 faili meçhul cinayetin aydınlatıldığını duyurdu” (AA).

Whatsapp Image 2026 07 19 At 12.56.57

Bütün bu gelişmeler, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının ardından başladı. “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı” kuran Akın Gürlek, iki gün önce de 2005-2016 yılları arasında işlenen altı ayrı cinayet dosyasının daha aydınlatıldığını açıkladı. Gürlek, “Adaletin hafızası güçlüdür. Hiçbir cinayet unutulmayacak, hiçbir delil göz ardı edilmeyecek ve hiçbir fail geçen zamana güvenerek adaletten kaçamayacaktır” dedi.

Faili meçhul dosyalar, gerçekten aydınlatıldı mı, bulunanlar gerçek failler mi? Bunları zamanla, yargı sürecinde anlayacağız. Ama dosyaların yeniden açılması ve faillerin yakalanması elbette kutlanması gereken bir faaliyet. Ancak gazetecilik açısından bu cinayetlerin neden bugüne değin aydınlatılamamış olduğunun da sorulması gerek.

Elbette bazı dosyaların çözümünde adli tıp teknolojisinin gelişmesinin ve dijitalleşmenin etkisi olabilir. Ancak haberlerden, dosyaların çoğunun adli tıp teknolojisindeki gelişmeyle ilgisinin olmadığı anlaşılıyor. Kaldı ki, Bakanlık’ta, Faili Meçhul Suçları Araştırma Dairesi kurulana değin, bu dosyaların yeniden ele alınmadığı da malum.

Öyleyse bu dosyalarda bugüne değin neden yeterli soruşturma yapılmadı? Acaba Tunceli’deki Gülistan Doku vakasındaki gibi kimi yetkililerin engellemesi söz konusu olabilir mi? Ya da sadece güvenlik birimlerinin ihmali, yetersizliği mi söz konusu?

Biz gazetecilerin bu soruların da üzerine gitmemiz gerek. Aydınlatılan yeni faili meçhul dosya haberlerini yayımlamak yetmez. Eğer bu dosyaların aydınlatılmasının önündeki engel siyasi irade eksikliği ise o da üzerinde durmaya değer bir soru. Zira 24 yıldır aynı siyasi iktidar işbaşında ve aynı iktidarın Adalet Bakanları görevde.

Akın Gürlek’in yaptığını neden daha önceki bakanlar yapamadı, nedir eksik ya da fazla olan? Bu sorunun da yanıtını aramalıyız…

Kadın atletleri seks objesi göstermeye son

Spor medyasının ezeli sorunlarından biri, kadın sporcuların fotoğraf ve görüntülerde seks objesi olarak sunulması, metalaştırılması…

Maalesef, özellikle voleybol ve atletizm gibi sporlarda, kadın sporcuların fotoğraf ve görüntülerinin, alttan yukarı doğru ve vücut hatlarını öne çıkaracak açılardan çekilmesi örneklerine çok sık rastlıyoruz. Daha önce defalarca yazdım bu konuyu.

Kadın sporcuların seks objesi olarak sunulmasının kaynağı, spor medyasındaki cinsiyetçi bakış. Düşünün, 2012 yılında Hürriyet gazetesinde Erdem Kırım, “Özellikle erkeklerin kaçırmaması gereken bir branş var: Kadınlar Uzun Atlama” diye yazabilmişti. İnternet sitesinde de 2017’de, “Dünyanın en güzel futbolcusu hacker mağduru” başlığı altında bir kadın sporcunun çıplak fotoğrafları yayımlanmıştı. Kadın atletlerin atlarken alttan çekilmiş fotoğraflarının örneği de çok.

Whatsapp Image 2026 07 19 At 12.56.57 (2)

Dünya spor medyasında da yaygın bir sorun bu. Uluslararası Atletizm Federasyonu, 2019’da, yerden yukarıya doğru bakan kameralar yerleştirdiğinde kadın atletler uygulamayı protesto etmiş, tartışmalar sonunda bu kameraların ham görüntülerinin ekrana verilmesi yasaklanmıştı.

Yeni gelişme, Avrupa Yayın Birliği’nin (EBU), kadın atletlerin seks objesi olarak sunulmasını engelleyecek bir genelge hazırlaması. Olimpiyat yarışmacıları Holly Bradshaw, Ivana Španović ve Blanka Vlašić’in deneyimlerinden yararlanılarak hazırlanan genelgede, yüksek atlama, uzun atlama ve koşularda kadın atletlerin çekimlerinin nasıl yapılabileceği örneklerle aktarılıyor.

Kadın atletlerin vücut hatlarına odaklanılmaması, çok yakın çekimler yapılmaması ve yavaş çekimlerin tekrarlanmaması kuralı getiriliyor. Temelde, kadın sporculara saygı gösterilmesi ve performanslarına odaklanılması isteniyor.

Umarım bu çalışma, spor medyasındaki cinsiyetçi bakışın değişmesine katkıda bulunur.

Sözcü’nün savunması yetersiz

Sözcü’nün, “Bu millet hakkını size helal etmiyor” manşetinde Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Türkiye’yi temsil eden 18 milletvekilinin fotoğrafı yer alıyordu.

O milletvekillerinden Namık Tan, Zeynep Yıldız, Pelin Yılık, Sevan Sıvacıoğlu, Mustafa Canbey, Seda Gören ve Meryem Göka söz konusu kararın kendilerinin bulunduğu Avrupa Konseyi’nde değil, Avrupa Parlamentosu’nda alındığını, ikisinin farklı kurumlar olduğunu vurgulayarak, Sözcü’nün kendilerinden özür dilemesini istediler.

Bu çağrıya “Sözcü hata yapmaz” manşetiyle cevap veren Sözcü, o karara tepki gösterilememesi nedeniyle Avrupa Konseyi’ndeki milletvekillerinin yanı sıra “TBMM Avrupa Parlamentosu Karma Komisyonu üyesi 25 vekil ile Dışişleri ve elçilik yetkililerinin” de eleştirildiği savunması yaptı.

Whatsapp Image 2026 07 19 At 12.56.58

Sözcü’nün savunması yetersiz. Evet, “Hakkını helal etmiyor” manşetinin haberinde bu yetkililerin tümünden söz ediliyordu, ama ilk sayfada sadece Konsey’deki milletvekillerinin fotoğrafları vardı. Üzerine de “Avrupa’da Türkiye’yi bu 18 milletvekili temsil ediyor” yazılmıştı.

Hatta spotta da bu milletvekilleri “Avrupa Parlamentosu, Mehmetçiği 1974’teki Barış Harekâtı’nda istismarla suçlayan tasarıyı kabul etti. Avrupa’da bizi temsil eden 18 vekilimiz bu alçaklığa karşı dünyayı ayağa kaldırmadı” diye suçlanıyordu.

Hal böyleyken Dışişleri ve büyükelçilerin de eleştirildiği savunması yetersiz. Sözcü onların da fotoğraflarını koymuş, başlıkta da isimlerini vermiş olsa anlarım. 18 milletvekilini kolay hedef görüp, tüm sorumluluğu onlara yükleyerek haksızlık yapmışlar.

Yeri gelmişken Sözcü’ye yapılan bir haksızlıktan de söz edeyim. Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcü TV’ye çıktığında Milliyet ve Yeni Şafak, “bir TV kanalının canlı yayını” diyerek haberde Sözcü TV’nin adını vermemişlerdi. Fakat Kılıçdaroğlu, geçen hafta TV100’e çıktığında Milliyet ve Yeni Şafak, bu kez kanalın adını açık açık yazdılar.

Doğrusu kanalın adının yazılması ama uyguladıkları çifte standart da Sözcü TV’ye haksızlık.

Tek cümleyle:

  • Sabah’tan sonra Türkiye gazetesi de “Çin Komünist Partisi’nin 105 yıllık yolculuğu” başlıklı tanıtım metnini ilan olduğunu belirtmeden haber gibi yayımladı.
  • 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde yine iktidar medyası ilanlarla kaplandı; Akşam (24 sayfa), Milat, Milliyet, Sabah (128 sayfa), Yeni Asır, Yeni Akit ve Yeni Şafak’ın (176 sayfa) yayımladığı özel eklerin de çok büyük bölümü ilanlarla doluydu.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz’daki konuşmasını, (Sözcü TV ve Halk TV dışında kalan) Kanal D, Show, Star gibi prime time kanalları dahil bütün kanallar canlı yayımladı.
  • Tavır’ın “Zirve yemekleri Michelin yıldızlı şeflerin elinden” haberinde “Michelin yıldızlı” denilen şef Sinem Özler’in yıldızı yok, çalıştığı restoran, Michelin Guide’a girdi.
  • Yeni Şafak, AKP’li Konya Karatay Belediyesi’nin tanıtım metnini, “Bu bir ilandır” uyarısı koymadan haber metni gibi tam sayfa yayımladı.
  • NOW TV, Haluk Levent ve 13 şüphelinin tutuklanması haberinde kanalın eski avukatı Ece Güner’in de tutuklananlar arasıda olduğu bilgisini vermedi.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]

Devamını Oku

“İkramları beğendiniz değil mi?”

“İkramları beğendiniz değil mi?”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Faruk Bildirici

Daha zirve başlarken Hollanda’nın kamu ajansı ANP’nin muhabiri çıktı; NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye “Ev sahibi ulusu çokça övdünüz” diye başlayarak, sordu sorusunu:

“… burada muhaliflere baskı yapılıyor. Bir gazeteciye, hatta bir komedyene bile. Ankara liberal demokrasiler zirvesi için uygun bir yer mi? Sizce bu zirve liderlerin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu sorunları konuşması için doğru bir fırsat olabilir mi?”

Rutte ise “Demokrasi aynı zamanda özgür medyadır. Siz buradasınız ve istediğiniz soruları soruyor, istediğiniz yazıları yazabiliyorsunuz” diyerek geçiştirdi soruyu.

TRT Haber, Hollandalı gazetecinin sorusunu yumuşatarak aktardı izleyicilerine. İktidar medyası da genellikle görmezden geldi bu soruyu. Onlar için zaten zirve öncesinde altı gazeteci gözaltına alınmamış, Yıldız Tar, Ali Çağatay ve Fatma Sibel Gürcihan da tutuklanmamıştı! Hiçbir akreditasyon yasağı ve erişim engeli de yoktu!

Whatsapp Image 2026 07 12 At 13.16.30 (2)

Rutte, zirvenin son günü düzenlediği basın toplantısında da doğrudan kendisiyle ilgili bir soruya muhatap oldu. Danimarkalı gazetecinin dili, Hollandalıdan çok daha ağırdı:

“Trump, Grönland’ı fethetmekten, İspanya gibi müttefiklere saldırmaktan bahsettiğinde yanındaydınız. Orada oturup bir şey söylememek kendinize olan saygınızı etkilemiyor mu?”

Umarım “Konuğa böyle soru sorulur mu?” diyerek, Kemal Kılıçdaroğlu’na Sözcü TV’de zorlayıcı sorular sorulmasına karşı çıkanlar da izlemiştir. Danimarkalı gazeteci, Rutte’nin özsaygısını sorgularken doğal bir gazetecilik refleksi sergilediği bilinciyle gayet rahattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, çoğunluğu iktidar yanlısı gazetecilerin katıldığı basın toplantısının atmosferi ise çok farklıydı. Hümeyra Pamuk, Rüya Akkuş, Deniz Tüysüz, Ahmet Örsoğlu, Büşra Mercimek, Bahar Feyzan ve Murat Yetkin gibi gazeteciler, bilgi alma amaçlı teknik sorular yöneltirken kimi gazeteciler de yaranma ve övgü yarışına girdi.

Sabah Dijital’den Esra Aydoğdu, “çelik kubbe” projesini “vizyoner bir adım” olarak nitelendirirken, Yeni Şafak’tan Nur Özkan Erbay, “şahsınızla müsemma haline gelmiş barış inşacılığı” ve “lider diplomasiniz” diye başladı söze, sonra da cümleyi toparlayamadı.

Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan da “Yeniçeriler ve Mehter takımını görmekten mutluluk duyduğu”nu anlattı keyifle, sonra da “Batılı liderler nasıl karşıladı bu tabloyu, onu merak ediyorum” dedi. Ama TRT Kürdi’den Emine Kaplan’ın pası, Sinan Burhan’ınkinden daha müthişti! “Basın tarafında her şey sorunsuz geçti; İletişim Başkanlığımız çok güzel bir organizasyon yapmıştı her şey mevcuttu” deyip zirvedeki sorunları sordu. Erdoğan da hemen bu pası alıp “Organizasyon çok başarılıydı. Herhalde beğendiniz ikramları değil mi?” diye sordu gazetecilere.

Karşısından onay sesleri, gülüşmeler ve bir kez daha alkışlar yükseldi. Öndeki bürokratlar mı alkışladı, gazeteciler de katıldı mı, ekrandan tam anlayamadım. Fakat bu ilk alkış değildi, ondan önce de tam yedi kez alkışlayarak kutlamışlardı Erdoğan’ı.

Sanırsınız Erdoğan, basın toplantısı değil de dostlarıyla sohbet toplantısı düzenlemişti; gazeteciler için de oradaki en önemli şey, ikram edilen yiyecek içeceklerdi! Eh, gazeteciler, yanlış anlamalarına, kimi sorulara ilgisiz yanıtlar vermesine ya da yanıtsız bırakmasına aldırış etmeyip, zorlayan, eleştiren soru sormayınca Erdoğan’ın ikramları sorması çok doğaldı.

Gazeteciler nasıl soru sormalı dersi almak isteyen her gazeteci, Danimarkalı ve Hollandalı iki gazetecinin sorularını izlemeli. Gazeteciliğin nasıl yapılmayacağını öğrenmek ve gazetecilikle ilgisiz “sorular” duymak isteyenler de Erdoğan’ın basın toplantısını…

İletişim Başkanlığı’nın özrü nerede?

Günler öncesinden başlamıştı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un NATO Zirvesi için Ankara’ya geldiğinde nerede koşacağı sorunsalı. Çeşitli olasılıklar haber olmuş, Dikmen Vadisi ve Botanik Parkı’nın Macron için kapatılacağı yazılmış, söylenmişti.

İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM) de hemen paylaşımda bulunarak, bu iddiaları yalanlamış, “Söz konusu parkların Macron’un yürüyüşü gerekçesiyle halka kapatılmasına yönelik hiçbir karar ya da uygulama bulunmadığı” açıklaması yapmıştı.

Fakat Macron, Ankara’da, Dikmen Vadisi veya Botanik Parkı olmasa da Seymenler Parkı’nda koştu; park da kapatıldı. DHA bile “Macron’un koşusu nedeniyle, Seğmenler Parkı, geçici olarak vatandaşların girişine kapatıldı. Basın mensuplarının da parka girişine izin verilmedi” diye yazdı.

Whatsapp Image 2026 07 12 At 13.16.30 (1)

Macron koşarken park kapatıldığına göre, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin açıklaması yanlış çıkmış oldu. Eğer İletişim Başkanlığı, dezenformasyonla mücadele ve topluma doğru bilgi vermek konusunda gerçekten duyarlıysa, bu açıklamadan dolayı özür dilemeli.

Samimi bir özür gelmezse böyle bir duyarlılıklarının olmadığını, asıl amacın dezenformasyonla mücadele değil, bizzat dezenformasyon yaymak olduğu sonucuna varabiliriz.

Kürt medyasının eksiği

“Öcalan’ın İmralı Sekretaryası” üyesi Çetin Arkaş’ın Mersin mitingindeki “Pişmanlık yok Onur var!” manşetiyle duyuran Kürt medyasının günlük gazetesi Yeni Yaşam’ı eleştirmiştim. 1991’de 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul’daki Çetinkaya Mağazası kundaklanmasının faillerinden Çetin Arkaş’ın konuşmasının bu başlıkla verilmesinin empatiden, karşı tarafın acılarını hissetmekten uzak olduğunu belirtmiştim.

Çetin Arkaş, yazımı okumuş, miting konuşmasının tamamını dinlememi önerdi. Ben de 27 dakikalık konuşmanın görüntüsünü bulup dinledim. Yeni Yaşam’da okuduğumdan farklıydı dili. Cumhuriyet, Sözcü ve Takvim’in çatışmacı dille oluşturulan başlıklarındaki gibi “Bizde pişman olmuş bir hal var mı?” demişti ama “karşılıklı helalleşme”den de söz etmişti:

“Biliyoruz bu çatışmalı süreçte her iki taraftan da çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren sivil insanlar oldu. Yaşamını yitirmiş herkesin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Ölümleri yarıştırmayalım. Türk tarafının acıları var biliyoruz. Acıları önünde saygıyla eğiliyorum. Ama Kürt tarafının da acıları var, hassasiyetleri var. Tek taraflı hassasiyetle barışamayız, barışın dilini kuramayız; birbirimizi kucaklayamayız. Hassasiyetlerimizi de yarıştırmayalım.

Dönüp dolaşıp ve yine pişmanlık yasasına gelecekseniz; dönüp bize bakın, meydandaki on binlere bakın. Bizde pişman olmuş bir hal var mı? Geçmişte bizim da hatalarımız oldu. Fakat bütün bunlar karşılıklı helalleşmeyle olur.”

Özetle bunları söylüyor. “Barış dili” ve Türk tarafının acılarını hissetmek konusunda yeterliliği tartışılabilir bu sözlerin. Ancak 34 yıl hapiste kalmış bir PKK’lının dile getirmesi değerli.

Fakat konuşmasının bu bölümü, Cumhuriyet, Sözcü ve Takvim’in yanı sıra Yeni Yaşam’da da yoktu. Geçen haftaki eleştirimin temel nedeni de Yeni Yaşam’ın bu yaklaşımıydı. Zira Çetin Arkaş’ın sözlerinin bu bölümünü görmeyen gazeteciliğin, “barış dili” kullandığı söylenemez.

Ne yazık ki, Çetin Arkaş’ın konuşmasının “Türk tarafının acıları var biliyoruz. Acıları önünde saygıyla eğiliyorum” bölümü, sadece Yeni Yaşam’da değil, Mezopotamya Ajansı, Jinnews ve Fırat Haber Ajansı’nda da yoktu. Her üç Kürt medya kuruluşu da iki tarafın acılarından söz edilmesini değil de “Öcalan’ın özgürlüğü” vurgusunu önemsemiş, o konuyu başlığa çıkarmışlardı.

Üzücü bir durum. Bu yaklaşım barışa hizmet etmez. Türk medyası gibi, Kürt medyası da PKK’nın silah bıraktığı bu aşamanın dilinin geçmişten farklı olması gerektiğini anlamak zorunda. Tüm acıların geride bırakılması ve iki ulusun yeniden kucaklaşabilmesi için Kürt medyası da kendini gözden geçirmeli, güncellemeli.

Barışı istediğini söylemek yetmez, barışın dilini politik çıkarların önüne koymak gerekir. Asıl ahlaki üstünlük de barışa hizmet ederek sağlanır.

Sıfır atık ve tekstil atıkları

“Sıfır atık” ve yeni başlanan depozito iade sistemine ilişkin haberlere bakarsanız, medyanın çevrenin korunması ve geri dönüşüm konularına çok duyarlı olduğu izlenimine kapılabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünü yaptığı “Sıfır Atık” kampanyası ve festivaline ilişkin haberler, özellikle iktidar medyasında geniş yer kaplıyor. “Sıfır Atık” konusundaki her girişim övgülerle aktarılıyor kamuya.

Depozito iade sistemine ilişkin yeni gelişmeler de öyle. Vatandaşların büyük ilgi göstermesi, bu sistem öncesinde marketlerin şişeli içeceklere zam yapmaları ayrıntılı haberlerle duyuruluyor. Elbette bunların topluma aktarılması, insanların bilgilendirilmesi olumlu.

Ancak bu çevre ve doğa duyarlılığını Avrupa Birliği ülkelerinin 503 bin tonu bulan plastik atığı Türkiye’ye göndermeleri konusunda göremiyoruz. Türkiye, Avrupa’nın hurda metal, kağıt ve plastik atık gönderdiği ülkeler sıralamasında birinci konumunda.

Uluslararası medyada yayımlanan haber ve araştırmalar, bizde alıntılanmıyor bile. Hatta şirketler ve bakanlıklarla konuşularak çöplerin geri dönüşüm için yararından, ekonomik katkısından söz eden haberler yapılıyor. Avrupa ülkelerinin bu ekonomik değeri (!) neden kendisinin kullanmadığına ise değinilmiyor.

Avrupa ülkeleri şimdi de “tekstil atıkları”nı Türkiye’ye göndermeye başladı. Euronews, DW ve BBC Türkçe’nin, “İtalya’dan Türkiye’ye 4.200 tonluk yasadışı tekstil atığı sevkiyatı” haberleri, Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi’nin (OLAF) bir “kaçakçılık ağı”nı ortaya çıkardığını duyuruyordu. OLAF, yasadışı yollarla Türkiye’ye gönderilen 4 bin 200 ton tekstil atığı konusunda Türkiye makamlarını bilgilendirmiş, ilk partinin dışında Denizli’deki bir geri dönüşüm tesisi deposunda 2 bin 100 ton tekstil atığı, Mersin Limanı’nda da 768 ton tekstil atığı” bulunmuştu.

Whatsapp Image 2026 07 12 At 13.16.30 (3)

Türkiye’nin, doğada ancak 200 yılda çözülebilen akrilik elyaf içeren sentetik malzemelerin de çöplüğü haline getirilmesi, Cumhuriyet’te Jale Özgentürk, Gazete Oksijen, Evrensel, Numedya, Karar, Haberler, Odatv, 10Haber gibi mecralarda kısaca haber yapıldı, sonra da unutuldu gitti.

Gazeteci, yazdığı haberin kimin çıkarına ya da zararına olduğuna bakmamalı. Avrupa’dan gelen atıklarla ilgili haberlerin de siyasi iktidarın aleyhine olup olmadığına yoğunlaşmamalı.

Bu ülkenin Avrupa’nın çöplüğüne dönmesinden, bu topraklarda yaşayan herkes zarar görüyor. Hem de eleştirel haberler, iktidarın da yanlıştan dönerek, bu konuda önlem almasını, çöp ithalatını durdurmasını ve bu toprakların bir çevre felaketinden kurtarılmasını sağlayabilir.

Tek cümleyle:

  • CNN Türk, ABD Başkanı Trump’un kaldığı otel odası ve tuvalette kullandığı klozetten canlı yayın yaptı.

Whatsapp Image 2026 07 12 At 13.16.30

  • Sabah, “Partiler arası ilişkiler, ikili ilişkilerin temellerini güçlendirmektedir” başlıklı “haber görünümlü” metinde, Çin Komünist Partisi politikaları ve “küresel vizyonu”nu tanıttı.
  • Yeditepe Üniversitesi, “diploma töreninde bir öğrencinin ayet yazılı pankart tutmasının engellenmediği, inceleme başlatılan tartışmanın da öğrenciye yönelik olduğu açıklaması”nı duyurabilmek için Hürriyet, Sabah, Yeni Akit ve Yeni Şafak’a tam sayfa ilan verdi.
  • Independent Türkçe, “Ankara’da dünyaya 48 saatte marka dersi: NATO Zirvesi” yazısını yayımladığı Dilara Ergül’ün AKP Genel Merkez Gençlik Kolları’ndan olduğu bilgisini vermedi.
  • Haber Report’un, FSM Köprüsü’nün ABD bayrağının renkleriyle aydınlatılması haberindeki görüntüyü, Cumhuriyet, Karar, Sözcü ve Milli Gazete kaynak göstermeden alıntıladı.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VE ÖNERİLERİNİZ İÇİN: [email protected]

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.