<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ekolojik Denge Archives - 9.Köy</title>
	<atom:link href="https://9koy.org/tag/ekolojik-denge/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://9koy.org/tag/ekolojik-denge</link>
	<description>Haberler</description>
	<lastBuildDate>Sat, 14 Aug 2021 00:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://9koy.org/wp-content/uploads/2023/06/cropped-Basliksiz-1-kopya-32x32.png</url>
	<title>Ekolojik Denge Archives - 9.Köy</title>
	<link>https://9koy.org/tag/ekolojik-denge</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kirli hava soluduğumuz için sağlığımızı yitiriyorsak bu hâlâ neyin ticarî sırrı?</title>
		<link>https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html</link>
					<comments>https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Aug 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Efemçukuru’ndaki altın madenciliği nedeniyle İzmir’de Çamlı Barajı’nın yapımı sürekli erteleniyor. Bir süredir şehrin su ihtiyacının su tutamayan Gördes Barajı’ndan karşılanmaya çalışıldığını bildiren İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu Başkanı Dr. Soysal, İzmirlinin yüksek su faturası ödemek zorunda kaldığını söyledi. Soysal, termik santrallere ilişkin ise sürekli emisyon ölçüm sonuçlarının Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum tarafından paylaşılmamasına tepki gösterdi.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html">Kirli hava soluduğumuz için sağlığımızı yitiriyorsak bu hâlâ neyin ticarî sırrı?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sayıları binlerle ifade edilen taş ocakları, orman alanlarındaki altın madenciliği, termik santraller ve sanayi kuruluşlarının atıkları ile doğanın kalbine büyük bir yara açılıyor. Tahrip edilen orman ve tarım alanları, kirlenen yer altı suları, denizlerdeki müsilaj ve hava kirliliği büyük bir ekolojik yıkıma neden oluyor. Rize’nin İkizdere ilçesinde yöre halkı Cengiz İnşaat’ın yapmak istediği taş ocağına karşı jandarmanın müdahalesine rağmen direniyor. İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Efemçukuru’nda ise siyanürle altın çıkarıldığı için şehrin içme suyunda önemli bir bölümü karşılayacak olan Çamlı Barajı’nın yapımına izin verilmiyor. Devlet bir süredir özelleştirme politikası uyguladığı kömürlü termik santralleri artırmayı planlarken yurdun çeşitli illerinde çevre yatırımlarını tamamlamadan çalışan santraller hâlâ havayı kirletmeye devam ediyor. Termik santrallerin sürekli emisyon ölçüm sonuçlarının “ticarî sır” olduğu gerekçesiyle açıklanmaması ise verilerin, kirliliğin boyutu bilinmesin diye gizlendiği tezini güçlendiriyor.</p>
<p> </p>
<p>Uzun zamandır su kaynaklarının kirliliği, katı atıklar, küresel iklim değişikliği gibi çevre sorunları üzerine çalışan İzmir Tabip Odası Çevre Komisyonu Başkanı Dr. Ahmet Soysal, hiçbir baca filtreleme teknolojisinin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından global bir tehlike olarak kodlanan partikül madde (PM) 2,5’i süzmediğini belirtiyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Dr_ Ahmet Soysal - 2.jpg" style="height:1059px; width:1600px" /></p>
<p>“Bir Ekolojistin Not Defteri” adlı kitabında Ege’de yaşanan doğa katliamlarını konu edinen Dr. Soysal ile taş ocaklarının, termik santrallerin çevreye verdiği zararı, insan sağlığına etkilerini; Marmara Denizi’ndeki müsilaj meselesini, mahkemelik olan Efemçukuru’ndaki altın madeninin İzmirliye faturasını konuştuk.</p>
<p> </p>
<p>• <strong>Türkiye genelinde İkizdere’den Karaburun Yarımadasına değin hemen her yerde artan taş ocaklarından halk sağlığı, tarım alanları, ormanlar bakımından düşünüldüğünde ne gibi bir tehlike yayılıyor?</strong></p>
<p> </p>
<p><a name="_Hlk77253406">Eg</a>e Bölgesi başta olmak üzere ülkenin yedi bölgesinde taş ocağı açılmamış tek bir yer göremezsiniz. Hâlbuki taş ocakları en başta doğayı tahrip eder. Ormanlık alanlar yok olur. Yer altı ve yer üstü su kaynakları kirlenir. Oralardan çıkan partikül maddeler hava kirliliğine ve asit yağmurlarına yol açar. Taş ocaklarının çevreye verdiği zarar süreklidir. Yine taş ocaklarında istihdam edilen ve çevresindeki köylerde yaşayan insanların sağlığı yayılan toz bulutu nedeniyle hep tehdit altındadır. Sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Neden diye soracak olursanız: Çünkü ülkemizde ne yazık ki bazı sermaye gruplarına avantaj sağlamak için taş ocakları açılıyor. O ocaklar açıldıktan sonra çevresinde hemen bir yol genişletme, duble yol inşaatları yapılıyor. Normal süreçte o projeyi tasarlar, gerekli olan malzeme için ise çevresel kaynaklara bakarsınız. Ama bizde tam tersi uygulanıyor. İzmir’de Karşıyaka’nın üstündeki Karagöl’de bile taş ocağı açmak istediler.</p>
<p> </p>
<p>• <strong>Taş ocaklarının açılmasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından son yıllarda sistematik olarak “olumlu ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporları” veya “ÇED’e gerek yoktur” kararları veriliyor. Bunların engellenmesi mümkün değil mi?  </strong></p>
<p>  </p>
<p>Bazı taş ve mermer ocağı projelerinde ÇED raporlarını iptal ettirebiliyorduk. Ancak yönetmelik değişikliğine gidildi ve 25 hektarın altında büyüklüğe sahip olan taş ocaklarını ÇED’den muaf tuttular. Şimdi siz gidip de 24,9 hektarlık taş ocağı açarsanız ÇED raporu almanıza gerek yok. Bunları önlememiz yasal boyutta hakikaten çok zorlaştı. O nedenle de mesela karşınızda büyük bir taş ocağı görüyorsunuz. Ama sorduğunuz vakit önce 24,9 hektarlık bir taş ocağı açılmış, oradaki malzeme bitirildikten sonra hemen yanında 24,9 hektar daha açılmış, hemen onun yanında bir 24,9 hektar daha… Bu kanuna arkadan dolanmaktır. İkizdere’de de öyle olacak. Orada şimdi 24,9 hektarlık bir taş ocağı açılıyor. Göreceksiniz orayı da bitirecekler. Yanında bir 24,9 daha açılacak. Belki bir tane daha…</p>
<p>• <strong>Taş ocakları ve altın madenciliğiyle tahrip olan ormanlık alanların rehabilitasyonu sağlanabilir mi?</strong></p>
<p> </p>
<p>Taş ocağı bittiğinde büyük tahribata uğramış olan orman alanlarının rehabilitasyonunu yapacağız denilir hep. Siz o jeolojik yapıyı bozduktan sonra neyi rehabilite edeceksiniz. Bakın Bornova’nın arkasında taş ocakları vardı. Orada rehabilitasyona dair tek bir şey görünmüyor. Çünkü zarar verilen ormanlık alanların rehabilitasyonu imkânsızdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Çamlı Barajı’nın yapılamamasında tek etken Efemçukuru”</strong></p>
<p> </p>
<p>• <strong>Kazdağları çevresinde siyanürle altın çıkaracak şirketin ruhsatı iptal edildi ama doğanın kalbine nasıl bir yara açıldığı ortada. İzmir’de de bir Efemçukuru var. Eskiden üzümleriyle meşhurdu, şimdi ise altın madenciliğiyle gündemde. Efemçukuru’ndaki altın madenciliğinin doğaya, kente faturası ne?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bir kere oradaki altın madeni bölgenin jeolojik yapısını bozuyor. İzmir su fakiri bir kent. En önemli su kaynağı Tahtalı Baraj havzası. Buraya paralel olarak kurulması gereken bir Çamlı Barajı var. Fakat Efemçukuru’ndaki altın madeni yüzünden devlet orada barajın yapılmasına izin vermiyor. Çünkü Çamlı Barajı’nın mutlak koruma alanı içinde kalıyor bu altın madeni. Barajın yapılabilmesi için altın madeninin kapatılması zorunlu. Bu yapılamadığı için de İzmir’in su açığını karşılamak için Manisa’daki Gördes Barajı’na muhtaç hâle geliniyor. Ama orası da jeolojik nedenlerle su tutamıyor. İzmir’in içme suyunun karşılandığı barajlar içinde bugün doluluk oranında yüzde 6 ile en düşük orana sahip. Barajın su tutamadığı jeoloji mühendisleri tarafından da söylendi. Hatta barajı boşalttılar. Ondan sonra su kaçaklarını önleyeceğiz diye altına beton döktüler. Baraj şimdi havuza döndü. Milyonlarca lira harcandı ama baraj yine su kaçırıyor.</p>
<p> </p>
<p>• <strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İzmir’i suya kavuşturduk” dediği</strong> <strong>Gördes Barajı’ndan yılda 47 milyon metreküp içme suyu gelecekti ama 2020’de ancak 309 bin metreküp su gelebilmiş…</strong></p>
<p> </p>
<p>Ama su faturalarımız yükseldi. İzmirli, Ankara ve İstanbul’da yaşayan insanlara göre üç kat daha fazla su faturası ödemek zorunda kalıyor. Bunun nedeni kentlinin bir süredir Gördes’ten çok düşük miktarda gelen suyun faturasını ödemeye başlaması… Olan yine insana oldu. Ancak burada biraz daha objektif olmak istiyorum. Kent kamuoyu yeterince refleks gösteremedi. Efemçukuru’ndaki altın madeninin nelere mâl olduğunun birçok insan maalesef farkında değil. Altın madeni nedeniyle baraj yapılamadığı için ucuz ve güvenilir su kullanılamıyor İzmir’de.</p>
<p> </p>
<p>• <strong>Yerel yönetimin tutumunu nasıl değerlendirirsiniz?</strong></p>
<p> </p>
<p>Yerel yöneticileri sonuçta kent insanı seçmiş. Belediye başkanları bu benim yetkimde değildir ayrımı yapmadan kentin sorunlarına sahip çıkması lazım. Aynı 1990’da olduğu gibi. O dönemde Aliağa’ya bağlı Gencelli’de termik santral projesine karşı yürüyenler arasında belediye başkanı da vardı. Santrali iptal ettirmek gibi yasal bir yetkisi yoktu ama yerel yönetim, sivil toplum örgütleri ve kent insanıyla gösterilen refleksle, başka deyişle kamuoyunun bilinçli tepkisiyle o santral önlenebilmişti. Eğer kentin belediye başkanıysanız kentin bütün sorunları sizin sorumluluk alanına girer. Aliağa’yla da ilgilenmeniz gerekir Efemçukuru’yla da… Kilometrelerce öteden üstelik su tutamayan barajdan çok daha pahalıya bu kentin insanına su içirilmeye çalışılıyorsa bu kentin belediye başkanı burada taraf olmalıdır diye düşünüyorum. </p>
<p> </p>
<p><strong>“Bir tercih var önünüzde: Ya altın ya yaşam…”  </strong></p>
<p> </p>
<p>• <strong>Bir yanda çokuluslu şirketler diğer yanda bir şekilde sermayeye uygun hâle getirilen ortam ve bunca çevre, doğa tahribatı… Yaşanılanı nasıl yorumlarsınız?  </strong></p>
<p> </p>
<p>Artık bazı sosyal bilimciler bu dönemi “antraposen çağ” diye nitelemeye başladı. Nedir bu? Kaynakların sanayi devriminden bu yana insan eliyle tüketilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan çevre sorunları… Diğer bir ifadeyle kapitalist sistemde üretim ve tüketim ilişkileri içinde daha çok rant sağlama açısından düşüncesizce tüm çevresel kaynakların yok edilmesi&#8230; Para kazanıyor, kâr ediyorsan gerisi önemli değil mantalitesi var. Mesela Efemçukuru altın madeninde tenör bir ton cevherde bir gramdır. Bir ton cevherin içinden bir gram altını alıp 999 kilo 999 gramını atık olarak bırakıyorsunuz. Birkaç kilo altın için tüm kentin yaşamıyla, geleceğiyle, su kaynaklarıyla oynuyor, ormanları yok ediyorsunuz. Bir tercih var önünüzde: Biri altın, diğeri yaşam. Devlet tercihini altından yana yapmış görünüyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Sera gazı emisyonunda yüzde 1 ila 1,5’luk pay küçümsenmemeli”</strong></p>
<p> </p>
<p>• <strong>Çevre Bakanı Murat Kurum, geçen nisan ayında bir milletvekilinin soru önergesini yanıtlarken, termik santrallerin bacalarına ilişkin sürekli emisyon ölçüm sonuçlarının “ticari sır” olduğunu söyledi. Bu ölçüm sonuçları neden saklanıyor?</strong></p>
<p> </p>
<p>Türkiye’de termik santral sürekli emisyonlarının açıklanmamasındaki temel neden çoğunun filtre sistemi olmadan çalışması. Aslında filtre sistemi olsun olmasın kömürlü termik santraller hem insan sağlığı hem de iklim açısından zehir saçıyor. Bugün hiçbir filtre teknolojisi PM 2,5 ve altındaki maddeleri süzmez. Üstüne üstlük pek çoğu filtre sistemi olmadan çalışıyor. Eğer filtreyle çalışıyor ve atmosfere hava kirleticileri ile sera gazlarını bırakmadıklarını iddia ediyorlar ise buyursunlar açıklasınlar. Ticarî sır kavramının arkasına kimse saklanmasın. İnsanlar kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliğinden hastalıklara yakalanıyor. Kirli hava soluduğumuz için sağlığımızı yitiriyorsak bu hâlâ neyin ticarî sırrı? Birileri ticarî sırrını koruyacak diye biz en değerli şeyimizi, canımızı vereceğiz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir anlayış yok. Çevresel etkilenme var ve çevrede sadece insanların değil tüm canlıların yaşamı etkileniyor ise bunu açıklamak zorundalar.</p>
<p> </p>
<p>• <strong>Termik santraller kömür yaktığı için iklim krizini en çok tetikleyen nedenler arasında. Türkiye’nin tutarlı bir iklim politikası var mı? </strong></p>
<p> </p>
<p>Bugün dünyadaki sera gazı emisyonu yüküne baktığımız vakit bunun yüzde 80’inin enerji sektöründen kaynaklandığını görüyoruz. Bu oranın içinde kömürlü termik santrallerin payı ise yüzde 40. Yüzde bir ila 1,5 payı ile Türkiye’nin de dahil olduğu ilk 20 ülke dünyadaki sera gazı emisyonlarının yüzde 74’ünden sorumlu. Kalan 164 ülke de yüzde 26’sından… Türkiye’de elektrik üretiminde termik santrallerin payı ise yüzde 40. Bu santrallerin yarısı ithal kömür yarısı yerli kömürle çalışıyor. Kömür tozu, atığı olan bir madde. İthal kömür alarak aslında dünyanın pisliğini ithal etmiş oluyorsunuz. Onu yakarak kendi havanızı çevrenizi kirletiyorsunuz. Geriye külleri kalıyor. İkinci nokta ise linyit kaynaklarını kullanıyorsunuz. Linyit kalorisi düşük fakat kül oranı çok yüksek kömür türü. Termik santrallerde linyitin akışkanlığını sağlamak için alçıyla filan karıştırıyorlar bir de. Dolayısıyla bunların hava kirletici etkisi ve sera gazı emisyonları çok yüksek.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Kömür en vahşi madencilik türü”</strong></p>
<p> </p>
<p>• <strong>Bazı ülkeler termik santrallerini kapatacağını taahhüt etmişti. Türkiye’nin de böyle bir planı var mı? </strong></p>
<p> </p>
<p>AB ülkelerinde 2030 yılına kadar kömürlü termik santraller kapatılmış olacak. Hatta termik enerjiden 2025’te çıkacağını ilân edenler var. Çünkü hem küresel iklim ısınmasını artırması hem de iş cinayetleri nedeniyle kömür madenciliği en vahşi madencilik alanlarından biri… Ancak Türkiye bugünden yarına 40’a yakın yeni kömürlü termik santral açmayı hedefliyor. Paris İklim Anlaşması’na uyum sağlanmak isteniyor ise bırakın yenilerini açmayı faaliyette olan santraller için acilen bir tasfiye planı yapılarak kömür ve türevlerinin yakıldığı termik santrallerin kapatılması, elektrik ihtiyacı durumunun yeniden değerlendirilerek enerji üretiminde yenilenebilir kaynakların daha doğru ve daha çok kullanılması gerekir. </p>
<p> </p>
<p>• <strong>Termik santrallerin diğer bir kirletici yanı da atık suları. Marmara Denizi’nde görülen müsilaj sorununu da göz önüne alırsak yeraltı suları ve denizler açısından ne gibi bir tehlike yaratıyor?</strong></p>
<p> </p>
<p>Termik, biyogaz, büyokütle, nükleer… Bu santrallerin hepsini genellikle su kenarlarına kurarlar. Bunun basit bir açıklaması var. Su kaynağından tonlarca miktarda çektikleri suyu soğutmada kullanıp daha sonra yeniden su kaynağına deşarj ederler ama bir farkla: Isınmış olarak! Daha önce çevreciler olarak defalarca uyarmamıza rağmen bu hâlâ devam ediyor. Su kaynaklarında yaratılan ısı değişikliği nedeniyle ekosistem ciddi oranda etkileniyor. Mesela balık türleri kayboluyor, zehirli balık türleri ortaya çıkıyor, planktonlar, deniz anaları artıyor. Öte yandan sanayi tesisleri su çektikleri büyük borularda canlı üremesin diye kimyasal kullanıyor. Denizlerin ısınması ve bölgesel ekosistem bozulmalarında büyük rolü var bu santrallerin.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Denize foseptik gibi davranırsanız o da aynı şekilde karşılık verir”</strong></p>
<p> </p>
<p>• <strong>Marmara’yı öldürecek denli bir kirlilik nasıl oluştu?</strong></p>
<p> </p>
<p>Marmara’nın fişini 1980’li yıllarda çektiler aslında. Haliç’i temizliyoruz diye oranın bütün atığını Marmara’ya yaydılar. Madem böyle olacak keşke temizlemeselerdi. Ondan sonra derin deşarj saçmalığı çıkardılar. Marmara kapalı bir deniz. Bu denizin çevresinde 25 milyon insan yaşıyor. Türkiye endüstrisinin yüzde 50’si bu bölgede. Dilovası’nda, Çerkezköy’de, Bandırma’da, Tekirdağ’da pek çok sanayi kuruluşu var. Sadece Trakya’da sekiz tane organize sanayi bölgesi bulunuyor. Bunlar atıklarını Ergene Nehri’ne boşaltıyor. Simsiyah akan Ergene ise derin deşarj yoluyla Marmara’ya pompalanıyor. Bunu neden yaptıklarını sorduğunuzda Marmara’dan Karadeniz’e derin akıntılar olduğu söyleniyor. Ama şimdiye kadar yapılan tüm araştırmalar gösteriyor ki pompalanan kirli suyun yüzde 10’u Karadeniz’e gidiyor. Gerisi Marmara’da kalıyor. Endüstriyel ve kentsel atıkları arıtmadan boşaltırsanız bundan kurtulamazsınız. Denize foseptik gibi davranırsanız o da aynı şekilde karşılık verir. Böyle bir durumla karşılaşmamak, denizleri kirletmemek için endüstriyel ve kentsel atıkların arıtılmadan deşarj edilmesini önlemek gerekir. Hatta arıtılmış suyu bile denize deşarj etmeyip bunu tarımsal uygulamalarda kullanmak lazım.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/kutu.png" /></p>
<p><!--![endif]----></p>
<p>HABER : SERCAN ENGEREK / İZMİR</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html">Kirli hava soluduğumuz için sağlığımızı yitiriyorsak bu hâlâ neyin ticarî sırrı?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/kirli-hava-soludugumuz-icin-sagligimizi-yitiriyorsak-bu-hala-neyin-ticari-sirri.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ormancılar Derneği Akdeniz Şube Başkanı Neyişçi:Öncelikle orman yangınları engellemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir</title>
		<link>https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html</link>
					<comments>https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’nin orman yangınlarını önleme ve müdahaledeki durumuna ilişkin konuşan Türkiye Ormancılar Derneği Akdeniz Şube Başkanı Tuncay Neyişçi, ‘’Türkiye’de orman yangınları ile mücadele söz konusudur. Orman yangınları yönetimi söz konusu değildir. Orman Müdürlüğü yangınları söndürmek üzerinden bir strateji uyguluyor. Oysa orman yangınlarını engellemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir’’ dedi.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html">Ormancılar Derneği Akdeniz Şube Başkanı Neyişçi:Öncelikle orman yangınları engellemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye yangın felaketi ile mücadeleye devam ederken, başta İtalya, ABD ve Kanada olmak üzere birçok ülke de orman yangılarıyla boğuşuyor. Küresel iklim değişikliğinin de etkisiyle artan yangın felaketlerine ilişkin, 1 Ağustos’ta Avrupa ve çevresindeki ülkelerde çıkan orman yangınlarına yönelik uydu görüntülerini ve yangın verilerini paylaşan Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi&#8217;ne (EFFIS) göre, Avrupa&#8217;da 2021 yılı içinde yüzbinlerce hektarlık alan yandı. EFFIS&#8217;in verilerine göre, 2021 yılında 43 ülkede toplamda bin 831 orman yangını meydana gelirken, 433 bin 700 hektarlık alan yandı. 8 Ağustos itibariyle de 15 ülkede yangınlara müdahale devam ediyor.</p>
<p>Orman yangınları, ülkemizde de 28 Temmuz’dan beridir etkisini gösteriyor. 44 ilde 197 noktada orman yangını çıktı. Birçok yerleşim yeri tahliye edildi ve azımsanmayacak derecede can ve mal kaybı oluştu. Orman yangınlarının bir anda ülke gündemine oturması, akıllara orman yangınlarının nedenleri ve orman yangınları ile mücadele etme konusunu getirdi. Türkiye Ormancılar Derneği Batı Akdeniz Şube Başkanı Profesör Doktor Tuncay Neyişçi ile orman yangınlarına ilişkin konuştuk.</p>
<p><strong>‘Orman yangınlarını önlemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir’</strong></p>
<p>Dünyanın birçok yerinde, Türkiye&#8217;dekine benzer yangınların olduğunu belirten Neyişçi, yangınların sebebinin küresel iklim değişikliğinden kaynaklandığını aktardı. Dünyanın ‘’yeni bir yaşam tarzına&#8221; büründüğünü ifade eden Neyişçi, “Türkiye’de orman yangınları ile mücadele söz konusudur. Orman yangınları yönetimi söz konusu değildir. Orman Müdürlüğü yangınları söndürmek üzerinden bir strateji uyguluyor. Oysa orman yangınlarını engellemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir. Bu da orman yangınlarını söndürmek konsepti ile çözülemez. Daha az enerji üreten ormanları kurmak gerekir. Orman içi ve çevresindeki her yapının yangından en az zarar görecek şekilde yapılması gerekir” dedi.</p>
<p><strong>İnsan faktörü</strong></p>
<p>Orman yangınları ile mücadele etmenin öncelikle ‘’insan faktörüne’’ dayandığını aktaran Neyişçi, bunu şöyle detaylandırdı:<br />
 </p>
<p>“Yangınların sebebi yüzde doksan insandan kaynaklanır. Orman Genel Müdürlüğü’nün bütçesine baktığımızda, insan ve orman arasındaki eğitim ilişkisinin düzeltilmesine yönelik bir yatırım yoktur. Bütçenin üçte biri ise uçak, arazöz ve helikopter gibi yangınla mücadele edecek araçlara verilmiş. Hatta öyle ki,  orman yangınlarının çıkış nedenleri üzerinde bile Orman Müdürlüğü’nün projeleri yoktur. Yıllardır benzer rakamlar verilir, bunların alt nedenleri bugüne dek araştırılmış değildir. “</p>
<p><strong>‘İnce, kuru yanıcı miktar azaltılabilir’</strong><br />
<img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Tuncay Neyişçi.jpg" /></p>
<p>Yangınlara sebep olan ikinci unsurun ise ormanlarda bulunan ince, kuru yanıcı maddeler olduğu bilgisini paylaşan Neyişçi, devamında şunları söyledi:</p>
<p>‘’Ormanlarımızın içinde çok fazla kolaylıkla ince, kuru yanıcı miktar vardır. Ormanlar içindeki bu ince yanıcılar, ibre gibi, ince dallar gibi, orman yangınlarının tehlikesinden uzak aylarda, değişik tekniklerle orman dışına çıkarılabilir veya orman içinde yangını körüklemekten uzak bir duruma getirilebilir. Çıkan orman yangınlarının çok şiddetli olduğu görülüyor. Çünkü ormanlarımızın içinde çok sayıda ince, kuru yanıcı madde miktarı vardır. Bunların miktarı çok olduğu için açığa çıkan enerji artar ve enerji arttığı içinde, önce daha kalın kuru yanıcılar, sonra yaş yani yeşil ağaç türleri yanmaya başlar. Bu tür yangınlara tonlarca su ve uçakla müdahale etseniz de söndürülme ihtimali neredeyse sıfırdır.’’</p>
<p><strong>‘Kara gücüne uçakla destek verilmeli’</strong></p>
<p>Yangınlara müdahalede kara gücün daha aktif olması gerektiğini ifade eden Neyişçi, uçakların ise yangınlar büyümeden etkili olabileceğini vurguladı. Büyük yangınlara uçakla müdahale etmenin gereksiz masraf olduğunu dile getiren Neyişçi, şunları kaydetti:</p>
<p>‘’Yaşananları gördük. Kaç tane helikopter ve uçak alevlerin üzerine su sıkıyor. Uçaklar ikinci turu atmadan yangın eski enerjisine kavuşuyor. Kara gücümüzün güçlü olması, uçak ve helikopterle de desteklenmesi gerekir. İlle de uçak alalım tartışmalarını gereksiz buluyorum. Manavgat ve benzeri yangınlar, rüzgarın yön değişmesiyle söndürülebilir yangınlardır. Bundan önceki yangın raporlarını incelediğimizde karşımıza çıkan durum da budur.’’</p>
<p> </p>
<p>HABER : MEHMET HALİT ÇETİNBAŞ / İSTANBUL</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html">Ormancılar Derneği Akdeniz Şube Başkanı Neyişçi:Öncelikle orman yangınları engellemeye yönelik tedbirleri uygulamak gerekir</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/ormancilar-dernegi-akdeniz-sube-baskani-neyiscioncelikle-orman-yanginlari-engellemeye-yonelik-tedbirleri-uygulamak-gerekir.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Denizlerdeki balıkların yüzde 90’ı aşırı av baskısıyla karşı karşıya</title>
		<link>https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html</link>
					<comments>https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın balıkçılar için gelir kaynakları yaratmayı hedeflediklerini bildiren Kadın Balıkçılar Derneği Başkanı Sanalan, yasa dışı ve aşırı avcılık, balıkçılık ve koruma politikalarındaki yetersizlikler gibi sorunlar yaşandığına dikkat çekti.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html">Denizlerdeki balıkların yüzde 90’ı aşırı av baskısıyla karşı karşıya</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kadın balıkçılar için gelir kaynakları yaratmayı hedeflediklerini bildiren Kadın Balıkçılar Derneği Başkanı Sanalan, yasa dışı ve aşırı avcılık, balıkçılık ve koruma politikalarındaki yetersizlikler gibi sorunlar yaşandığına dikkat çekti. Böyle devam etmesi halinde 2048’de balık türleri ve diğer deniz ürünlerinde çöküş yaşanacağının öngörüldüğünü belirten Sanalan, bu çöküşten 200 milyon kişinin etkileneceği uyarısı yaptı.</p>
<p> </p>
<p>İnsanın doğa ile uyumlu olduğu, çevre dengesi ve biyolojik çeşitliliği korumayı amaç edinen Kadın Balıkçılar Derneği Başkanı Kübra Ceviz Sanalan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Venedik’te IUAV Üniversitesi’nde Deniz Alan Planlaması yüksek lisansı yapan Ceviz Sanalan, hem üniversitede hem sonrasında doğa koruma üzerine çalışmalarına devam etti. Profesyonel olarak uluslararası örgütler ve sivil toplumda deniz koruma alanları, doğa koruma, deniz alan planlaması ve mavi ekonomi üzerine çalışan Sanalan, Kadın Balıkçılar Derneği’nin daha önce yolları bir deniz koruma projesi vesilesi ile kesişmiş, özellikle deniz koruma alanları olmak üzere korunan alanlar ve balıkçılık konusunda uzmanlaşmış kadınlar (balıkçılar, akademisyen, biyolog, siyaset bilimi, su ürünleri, ekosistem ve planlama uzmanı) tarafından 2019’da kurulduğunu bildirdi.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/kadın balıkçılar (2).JPG" /></p>
<p>Türkiye balıkçılık sektöründeki yerleşik toplumsal cinsiyet rollerine dair algıyı değiştirmek üzere kıyısal, sucul ve denizel ekosistemin kullanıcılarından biri olan kadınları toplumsal, ekonomik ve mesleki olarak güçlendirmeyi amaçladığını belirten Kadın Balıkçılar Derneği Başkanı Sanalan, derneğin çalışmalarına ilişkin şu bilgileri verdi:</p>
<p> </p>
<p>“Derneğimiz bunun için eğitim ve savunuculuk yoluyla, kadınların işgücünde görünürlüğünü artırmak, kadınları kendi topluluklarında ve kendi yaşamlarında değiştirici olmaya teşvik etmek için çalışmalar yürütüyor. Bununla birlikte deniz ve kıyı ekosistemlerini korumayı amaçlıyor. Bunun için yine savunuculuk, eğitim, iletişim çalışmaları gibi çeşitli faaliyetlerin yanı sıra doğa koruma ve toplumsal cinsiyet alanlarında araştırmalar yapmak, özellikle ‘mavi ekonomi’ konusunda bilgi üretmek ve paylaşmak için çeşitli faaliyetler planlıyor ve yürütüyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“Kadın balıkçılar için gelir kaynakları yaratmayı hedefliyoruz”</strong></p>
<p> </p>
<p>Derneğin yürüttüğü ve görev üstlendiği projelerin önemine dikkat çeken Sanalan şunları söyledi:</p>
<p> </p>
<p>“Derneğimiz, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Küçük Hibeler Programı (United Nations Development Programme Small Grants Programme -UNDP SGP) tarafından finanse edilen Mavi Gezegen Mavi İşler Projesi’ni başlattı. Projenin çıkış noktası, balık konservesi yapımı ile ilgili geleneksel bilgiyi, denizlerin ve denizel alanların kullanıcının faydasına olacak şekilde hatırlamak ve yaygınlaştırmak. Bu projeyle, kıyı balıkçılarının sezonunda ucuz ve bol olan balığı işleyerek sezon dışında katma değerli şekilde satışına olanak sağlamayı, başta kadın balıkçılar olmak üzere kıyı balıkçıları için denizden uzaklaşmadan yeni gelir kaynakları yaratmayı, balık atığı miktarını dolayısıyla kaynak israfını azaltmayı, geleneksel üretim ve saklama yöntemlerini paylaşarak evde balık tüketimini herkes için yaygınlaştırmaya katkı sağlamayı ve kentliler için yeni sağlıklı gıda seçenekleri üretmeyi amaçlıyoruz. Bu amaçlara yönelik çeşitli atölye ve iletişim faaliyetleri yapmaya devam ediyoruz.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“Deniz ürünlerinde çöküş yaşanacağı öngörülüyor”</strong></p>
<p> </p>
<p>Sanalan, balıkçılık sektörünün sorunlarıyla ilgili olarak da şu değerlendirmede bulundu:</p>
<p> </p>
<p>“Ülkemizde ve dünyada denizel biyoçeşitlilik; yasa dışı ve aşırı avcılık, iklim değişikliğinin denizler üzerindeki etkisi, balıkçılık ve koruma politikalarındaki yetersizlikler gibi konuların baskısı altında. Küresel çapta, denizel balık türlerinin yüzde 90’ı aşırı av baskısı ile karşı karşıya. Bu şekilde devam ederse, 2048 yılı itibariyle balık türleri ve diğer deniz ürünlerinde çöküş yaşanacağı öngörülüyor. Bu çöküşten ekonomik olarak etkilenecek kişilerin sayısı ise balıkçılık sektörü ile direkt veya dolaylı olarak geçimini sağlayan 200 milyon kişiye denk geliyor. Kirliliğin de en önemli sorunlardan biri olduğunu bugün Marmara’da görüyoruz. Önerimiz çok basit aslında, denizlerimizin önemini bir an önce farkına varmak ve yöneticilerden, siyasetçilerden denizlerin sürdürülebilir yönetimini sağlamalarını talep etmek. Elbette bireysel olarak da yapabileceklerimizi yapmaya devam etmek. Küçük ölçekli aile balıkçılığı en kırılgan sektörlerden, aynı zamanda bir kültür. Bunun devamlılığını sağlamak için bir an önce adım atmalıyız.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“Kadınların muazzam bir görünmez emeği var”</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/kadın balıkçılar (3).jpg" /></p>
<p>Kadın balıkçılara çağrıda bulunan Sanalan, sözlerini şöyle bitirdi:</p>
<p> </p>
<p>“Kadın balıkçıların en önemli sorunu, görünür olmamalı. Bugün pek çok kıyı yerleşiminde yöneticiler kadın balıkçılar dediğimizde bile şaşırmaya devam ediyorlar. Oysaki aile balıkçılığının olduğu her yerde kadınlar aktif bir biçimde balıkçılık yapıyorlar. Ortada muazzam bir görünmez emek var. Bu görünmezlik onların bazı haklardan yararlanmamalarına de sebep oluyor. İletişimde olduğumuz kadın balıkçılarla yakaladığımız sinerji de çok önemli. Onlar mesleklerini, denizi seviyorlar. Benim çağrım sadece vazgeçmemelerini söylemek olabilir ki vazgeçmeyeceklerini biliyorum. Ve hatta denizlerimize daha fazla sahip çıkacaklarından da eminiz.”</p>
<p>HABER : YUSUF ÖZGÜR BÜLBÜL</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html">Denizlerdeki balıkların yüzde 90’ı aşırı av baskısıyla karşı karşıya</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/denizlerdeki-baliklarin-yuzde-90i-asiri-av-baskisiyla-karsi-karsiya.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Müsilaj temizlenmezse sahile bile gidemeyeceğiz&#8217;</title>
		<link>https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html</link>
					<comments>https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Marmara Denizi'nde görülen müsilaj sorunu gün geçtikçe daha can yakıcı hale gelmeye başlıyor. Denizlerin havadan çekilen görüntüsü durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html">&#8216;Müsilaj temizlenmezse sahile bile gidemeyeceğiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Marmara Denizi&#8217;nde görülen müsilaj sorunu gün geçtikçe daha can yakıcı hale gelmeye başlıyor. Denizlerin havadan çekilen görüntüsü durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Müsilajın Marmara&#8217;dan Ege&#8217;ye doğru alanını genişlettiğine dikkat çekiliyor, son olarak da Gökçeada&#8217;da müsilajın görülmesi durumun önünü alınamadığını gösteriyor. Müsilaj sorununu, nedenlerini hayatlarımıza etkilerini ekoloji aktivistleri ve Çevre Mühendisleri Odası(ÇMO) İstanbul Başkanı Meryem Kayan ile konuştuk.</p>
<p> </p>
<p>Müsilajın en başat nedeninin denizlerin kirletilmesi olduğuna dikkat çeken Polen Ekoloji aktivisti Cemil Aksu, “Marmara’nın bu kadar kirlenmesinin belli başlı nedenleri var. Bunların başında da 1989’dan itibaren biyolojik vb. arıtma yapılmadan İstanbul’un bütün atık suyunun &#8216;Derin Deniz Deşarjı&#8217; yöntemi ile Marmara’ya verilmesi. 1989’da başlayan uygulamanın hemen sonrası ekim ayında Sarayburnu-Tuzla-Adalar üçgeninde kitlesel balık ölümleri gerçekleşmişti. Kirlenme, güneş ışığının denizin derinlerine kadar gitmesini de engelliyor. Ayrıca aşırı ısınmaya yol açıyor. Bu da hassas bir dengeye dayanan canlı yaşamı olumsuz etkiliyor.</p>
<p> </p>
<p>Tabi burada evsel atıklarla sanayi atıklarının rolünü eşitlememek gerekiyor. Marmara`ya evsel atık su dışında yine İstanbul başta, Kocaeli, Yalova, Bursa, Tekirdağ illerinden gelen endüstriyel atık sularla; yine Bursa, Yalova, Balıkesir, Trakya kaynaklı tarımsal faaliyetler sonucu kirletici karışımı önemlidir. Marmara’ya tek başına Ergene ırmağından akan zehirler bile ölüm için yeterli olabilir. Kaldı ki Marmara’nın etrafı 25 milyon insanı barındırıyor ve ülke sanayiinin neredeyse yarısı bu bölgede. Ve bu sanayii işletmeleri için çevresel zararlar hiçbir zaman önemli olmadı. Hükümetlerin de hiçbir zaman bunları denetleme, engelleme gibi derdi olmadı” dedi.</p>
<p> </p>
<p>Denizdeki aşırı kirlenme, bazı canlıların ölümüne bazılarınınsa popülasyonlarının da aşırı büyümesine neden olduğunu belirten Aksu, “Çünkü denizdeki canlılar denizde maddeleri yiyerek yaşamlarını sürdürüyorlar, bizim gibi. Biz nasıl endüstriyel beslenme yüzünden obez oluyoruz ya da sağlıksız oluyorsak, onlar da benzer şeyler yaşıyor. Marmara’da da birçok canlı türü yok olurken müsilaj dediğimiz canlı türünün popülasyonu aşırı arttı. Ve bugün karşılaştığımız tablo ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Kanal İstanbul müsilajı çok daha arttıracaktır&#8217;</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/cemil-aksu.jpeg" /></p>
<p>Kanal İstanbul projesinin Marmara Denizi&#8217;ne dolayısıyla müsilaja etkisinin olacağını da kaydeden Aksu, şunları aktardı:<br />
“Birincisi; müsilaj patlak vermeden önce de kanalın yapılması durumunda kanalın Marmara tarafından giriş yeri olan Küçükçekmece açıklarında deniz dibindeki ağır kimyasallardan oluşan atıkların yerinden edilmesinin yaratacağı kirlenme ile zaten bütün Orta ve Batı Avrupa’nın sanayi atıklarıyla kirlenmiş olan Karadeniz’den gelecek kirli suyla Marmara’nın daha da kirleneceğini uzmanlar bilimsel olarak göstermiştir. Bakanın Karadeniz suyuyla Marmara’yı temizleyeceğiz demesi tam bir aymazlık.</p>
<p> </p>
<p>İkincisi; Marmara’daki bu boyuttaki kirlenmenin nedeni olan bu bölgedeki aşırı yapılaşma, nüfus yoğunluğu olduğu göz önünde bulundurulursa, Kanal etrafında yapılması öngörülen 3 milyon nüfuslu “Yenişehir Projesi” de yeni atıkların oluşması, atık baskısının artması demek. Yani ekstradan 3 milyon insanın ve bütün bu insanları besleyecek sanayiinin atıklarının da denize akıtılması demek. Ayrıca inşaat süreci de kirlenmeye neden olacak birçok dolgu projesi öngörüyor. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda kanal ve Yenişehir projesinin Marmara’nın tabutuna çakılacak son çivi olduğunu söyleyebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Marmara ölüyor&#8217;</strong></p>
<p> </p>
<p>Marmara Denizi’nin bir canlı olduğunu vurgulayan Aksu, müsilajın hayatımıza etkilerine ilişkin şu bilgileri verdi:<br />
“Bu canlı varlık ölüyor, ya da Levent Artüz hocanın dediği gibi öldü ve cesedi çürüyor. Yani Marmara öldü ve onun etrafındaki 25 milyon insan bir ölünün etrafında yaşamaya devam edecek. Üstelik bu ölünün cesedinin parçalarıyla beslenmeye devam eden balıkları yemeye devam edecek. Bu ölünün kokusunu içine çekmeye devam edecek. Yani bir cesetle hayatımızın her şeyini paylaşmaya devam edeceğiz. Bu nedenle meselenin ciddiyetini daha iyi kavramak gerekiyor. Müsilaj sorunu herhangi bir kirlenme durumu değildir. Bülent Şık’ın dikkat çektiği gibi başta kolera olmak üzere birçok salgın hastalığın doğmasına neden olabilecek bir durumdur.”</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Bu sistemde ekolojinin kurtulma imkanı yok&#8217;</strong></p>
<p> </p>
<p>Müsilaj sorununa ilişkin ÇMO&#8217;nun “acil eylem planı”nı açıkladığını söyleyen Aksu, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
“Hükümet ise ne kadar bürokrat varsa bir araya getirip, denizin yüzeyini temizlemeye girişti. Yani görünüşü kurtarma derdine düştü. Oysa uzmanlar sorunun yüzeydeki “çirkin görüntüler” olmadığını asıl tehlikenin derinliklerdeki müsilajda olduğunun altını çiziyor.  Müsilajın geriletilmesi ve normalleşmesi için &#8216;acil&#8217; eylem planı kirletici deşarjlarını kontrol altına almaktır. Dolayısıyla hızlı bir şekilde derin deşarjların biyolojik arıtmanın sağlanması, karbon (C), azot (N), fosfor (P) içeren organik kirleticilerin durdurulması açısından tek yoldur.</p>
<p> </p>
<p>Uzun vadede ise Marmara bölgesindeki aşırı kentleşme, sanayileşme, endüstriyel tarım baskısının durdurulup tersine çevrilmesi gerekir. Bugün esas olarak aşırı kirlenmeden dolayı oluşan müsilaj sorunu yarın başka faktörlerden dolayı, örneğin iklim krizinin sonucu olarak denizlerde de aşırı ısınmadan dolayı gerçekleşebilir. Dolayısıyla iklim krizine neden olan ormansızlaşma, fosil yakıt kullanımı, endüstriyel tarım gibi faktörlerden kurtulmak gerekir. Toplumsal ihtiyaçlardan ve doğanın sınırlarından bağımsız olarak sadece kâr ve daha fazla kâr için üretim yapmaya odaklanmış, en kirli endüstriyel yöntemlerle en ucuz meta üretimiyle karını arttırmak zorunda olan bir sistemde bunların olmasının ise imkanı yok.”</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;İnsan sağlığına toksik etkileri var&#8217;</strong></p>
<p> </p>
<p>HDK Ekoloji aktivisti ve çevre mühendisi Akan Çelik ise, Kanal İstanbul&#8217;un yapılmasının Marmara&#8217;daki kirlenmeyi dolayısıyla müsilaj sorununu da arttıracağına dikkat çekerek şunları söyledi:<br />
“Kanal İstanbul ÇED raporunda kanalın yapılması durumunda Karadeniz&#8217;den Marmara Deniz&#8217;ine   ilave yıllık 20 km3 su gelecektir. Bu da Karadeniz suyundaki kirliliğinin ek olarak  Maramara Denizi&#8217;ne taşınması demektir. Dolayısıyla Kanal İstanbul projesi müsilajı artıracaktır. Bugün müsilaj olarak karşımıza çıkan sonuç önümüzdeki yıllarda farklı türlerde bakterilerin çoğalması anaerobik ortamın oluşması ile birlikte hidrojen sülfür açığa çıkabilecektir. Hidrojen sülfürün kokusu insanların yaşam alanlarında dayanabileceği bir koku değildir.</p>
<p> </p>
<p>Müsilaj deniz canlılarını etkilediği gibi insan sağlığını da doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. Aynı zamanda deniz ekosisteminde tahribata neden olmaktadır. Balık larvalarını hapseden müsilaj, balıkların üremesini ve gelişimini olumsuz etkilemektedir. Balıkları ve kabuklu deniz canlıların ölümüne sebep olmasıyla beraber bu canlıların tüketilmesi ile birlikte insan sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturmaktadır. Bununla birlikte müsilaj sudaki ağır metalleri bünyesine almakla birlikte diğer canlılara taşınmasına neden olmaktadır. İnsanların müsilaja doğrudan veya dolaylı teması sonucunda insan sağlığına toksik etkileri bulunmaktadır.”</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Kesin çözüm için uzun yıllar gerekiyor&#8217;</strong></p>
<p> </p>
<p>Uzun yıllar süren kirlenmenin sonucu oluşan musilaj problemi kısa sürede çözülemeyeceğini belirten Çelik, “Müsilaj kendi başına bir sorun değil sonuçtur. Doğaya ve ekosisteme verilen zararı kısa sürede giderme iddiası hayalperestliktir. Öncelikle Marmara Denizi ve havzasında kirletici kaynakları önleme çalışmaları başlatılmalıdır. Deşarj standartları değiştirilerek endüstriyel suların geri kazanımı teşvik edilmelidir. Kentsel atıksu arıtma tesisleri günümüz teknolojisine uygun olarak ileri arıtma seviyesine getirilmelidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sürdürülebilir ve sağlıklı denetimler yaparak kirli bir damla suyun dahi Marmara Denizi&#8217;ne atılmasını engellemesi gerekir. Bunun için de bakanlığın organizasyon yapısında değişiklik şarttır. Konusunda uzman yeterli sayıda teknik personelle bu sorunların üstesinden gelebilir” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Bir süre sonra Marmaralılar sahile inemeyecek&#8217;</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/meryem-kayan.jpg" /></p>
<p>ÇMO İstanbul Başkanı Meryem Kayan, müsilajın insana ve doğaya etkisi konusuna dikkat çekerek şunları dile getirdi:<br />
“Ekosistem bir bütündür. Karasal ve sucul ekosistemleri birbiri ile uyum içerisinde olmak zorunda. Birinden birinde yaşanan aksama diğerinin de çalışması, sürdürülmesini etkilemektedir. Bunlar bugünden yarına olan süreçler değil elbette. Ancak uzun vadede denizde, sucul ekosistemin bitmesi havayı, suyu, toprağı yani tüm yaşamı olumsuz etkilemektedir. Sadece insan eksenli olarak ele alacak olursak dahi bugün müsilaj dolayısıyla denizdeki birçok canlı türü zarar gördü. Ya Marmara&#8217;dan uzaklaştı ya da yok oldu. Marmara denizinden ekmek kazanan balıkçılar etkilendi, o balıkları tüketen bizler artık balık tüketemez olduk. Hem olmamasından kaynaklı hem de sağlık açısından ürktüğümüz için. Marmara denizinin hiçbir yerinde yüzemez serinleyemez olduk. Deniz yüzeyinde gördüğümüz müsilaj bizi estetik anlamda rahatsız ediyor. Zamanla çürüme ve sıcaklıkla birlikte özellikle sığ kısımlarda (koylarda ya da sahil kenarlarında) koku problemleri başlayacak ve kokusundan yanından geçemeyeceğimiz bir hal alacak. Artık nefes almak rahatlamak kentin stresinden uzaklaşmak isteyen bizler Marmara&#8217;ya koşamayacağız. Böyle devam ederse gelecek kuşaklara bir Marmara kalmayacak. Çok basit bir çerçeveden dahi ele aldığımızda ekosistemin çok küçük bir parçası olan biz insanların hayatlarını bu yönlü etkileyen bir çevre felaketinin ekosistemin tamamı için yarattığı tahribatın boyutlarını düşünebiliriz.”</p>
<p> </p>
<p><strong>&#8216;Kesin çözüm neoliberal politikaların sonlandırılması&#8217;</strong></p>
<p> </p>
<p>Müsilaj sorunun çözümünün çok fonksiyonlu olduğuna dikkat çeken Kayan, sözlerini şöyle sonlandırdı:<br />
“Sorunun çok fonksiyonlu bir yönü olması sebebi ile tek bir çözümden bahsetmek mümkün değil. Her bir sorunsal fonksiyona göre çözüm üretmek gerekmekte. Ancak şu gerçek ki; kirliliğin artık hangi yolla olur ise olsun kesinlikle Marmara Denizi&#8217;nden uzaklaştırılması ve Marmara’nın korunması gerekiyor. Günü kurtaran, geçici çözümler ile bunu yapmanın da mümkün olmayacağının altını çizmek isterim.</p>
<p> </p>
<p>Çevre Mühendisleri açısından müsilajın oluşmasına katkısı en fazla olan atık suların ön arıtma sonrası derin deniz deşarjları ile Marmara&#8217;ya verilmesinin derhal kesilmesi gerekiyor. Atık su arıtma tesislerinin yeni teknolojiler ile tekrar gözden geçirilmesi, ileri biyolojik arıtma tesislerine geçilmesi ve arıtılan suyun Marmara&#8217;ya deşarj edilmemesi gerekiyor. Atık suyun geri kazanımı ile bunu çözmek çok mümkün. Özellikle sanayi tesislerinden kaynaklı kirliliklerin, mevcut endüstriyel atık su arıtma tesislerinin sürekli izlenmesi, denetlenmesi gerekiyor. Ve elbette nüfus ve sanayi baskısı. Bugün Marmara Bölgesi’nin yaşadığı tüm çevre felaketlerinin, kirliliklerinin sebebi bu nüfus ve sanayi yoğunluğudur. Özellikle 1950&#8217;lerle hızlanan Neoliberalizmin önderliğinde uygulamaya sokulan yanlış politikalar sonucu maalesef Marmara Bölgesi bu hale getirildi. Dolayısı ile en önemli çözüm de bu yanlış politikaların sürdürülmesindeki ısrardan vazgeçilmesi olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>HABER : HAVVA CUSTAN / İSTANBUL</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html">&#8216;Müsilaj temizlenmezse sahile bile gidemeyeceğiz&#8217;</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/musilaj-temizlenmezse-sahile-bile-gidemeyecegiz.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrobiyolog Artüz: Marmara senelerdir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıldı</title>
		<link>https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html</link>
					<comments>https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başta Marmara olmak üzere Karadeniz ve Ege’yi etkisi altına alan müsilaj tehdit oluşturmaya devam ediyor. Hidrobiyolog Levent Artüz, Marmara Denizi’nin senelerdir bir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıldığını belirterek, “Müsilaj oluşumu bir şekilde ortadan kaldırsanız da kirlilik devam ettikçe bu ve buna benzer oluşumlarla artan bir oranda karşılaşmamız kaçınılmaz” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html">Hidrobiyolog Artüz: Marmara senelerdir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıldı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başta Marmara olmak üzere Karadeniz ve Ege’yi etkisi altına alan müsilaj tehdit oluşturmaya devam ediyor. Hidrobiyolog Levent Artüz, Marmara Denizi’nin senelerdir bir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıldığını belirterek, “Müsilaj oluşumu bir şekilde ortadan kaldırsanız da kirlilik devam ettikçe bu ve buna benzer oluşumlarla artan bir oranda karşılaşmamız kaçınılmaz” dedi.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/bilal seçkin2.jpeg" /></p>
<p>İlk olarak Marmara Denizi’nde ortaya çıkan, Ege ve Karadeniz’i de etkisi altına alan ve deniz salyası olarak da bilinen müsilaj felaketi sürüyor. Deniz ekosistemi açısından ciddi riskler barındıran müsilaj, ekonomik ve toplumsal riskler de barındırıyor. </p>
<p> </p>
<p>Müsilajın temizlenmesi için hem bakanlık hem de denize kıyısı olan belediyeler tarafından çalışmalar yapılırken, çevre uzmanları ise çalışmaların yeterli olmayacağı, meselenin kökünden çözülmesi gerektiği görüşünde. Hidrobiyolog Levent Artüz, müsilajın tüm boyutlarını 24 Saat’e anlattı.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Levent Artüz.jpeg" /></p>
<p>İlk olarak müsilajın nedenine ilişkin konuşan Hidrobiyolog Levent Artüz, en büyük sebebinin Marmara Denizi’deki kirlilik olduğunu söyledi. Müsilajın 2007 yılında da görüldüğünü hatırlatan Artüz, “2007’de de olan, ondan önceki Marmara Denizi’nin kıpkırmızı kesilmesi, yemyeşil olması, denizanası istilâları, balık ölümleri, bazı türlerin ortadan kalkması, bazı yeni türlerin gözükmeye başlaması ve geçmişte yaşanan buna benzer olgular da hep aynı sürecin basamaklarıydı. 1989 senesinde fiilen başlayan ‘atıkların arıtılmaksızın Marmara Denizi’ne basılarak, bu akıntının bu arıtılmamış atıkları Karadeniz’e taşıyacağı’ hayali uygulamanın başladığı senenin Ekim ayında Marmara Denizi’nin ölümüyle sonuçlanmıştı zaten. Bu yaşadıklarımız da planlı ve programlı bir şekilde yok ettiğimiz denizin yansımalarıdır” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>KİRLENMENİN 3 ANA EVRENİ…</strong></p>
<p> </p>
<p>Kirlenmenin 3 ana evreninin olduğunu söyleyen Artüz, üç evreyi şu şekilde açıkladı: “İlk evrede alıcı ortama kirletici eklediğinizde, bu yeni şartlara dayanabilen türler kalırlar, dayanamayanlar ya o ortamı terk ederler ya da ölürler. Bu evre 1989 senesinin ekim ayında aşıldı. İkinci evrede ortamda tür çeşitliliği azaldığı için, rekabet şartları da değiştiğinden, mevcut türlerin fert adetlerinde artışlar olur. Bu evre de içinde olduğumuz dönemi de kapsayan 1989 Ekim ayı sonrası süreci. Üçüncü ve son evrede ise ortam hiç önemsenmeyecek miktarda kirletici eklenmesi ile canlı ortamdan cansız ortama dönüşür. Bunu da ekim-kasım aylarında başlayan dünyanın en kirli akarsularından biri olarak kabul edilen Ergene Nehri’nin kirletici unsurlarının toplanarak, 50 km yol kat ettirilerek, Tekirdağ önünden Marmara Denizi’ne basılması ile çok yakın bir zamanda sağlayacağız gibi gözüküyor.”</p>
<p> </p>
<p><strong>“MÜSİLAJIN BU SEFERKİ TETİKLEYİCİ OLGUSU ERGENE DERİ DENİZ DEŞARJI” </strong></p>
<p> </p>
<p>Müsilajın 14 yıl aradan sonra tekrardan Marmara Denizi’nde kendisini gösterme sebebine de değinen Artüz, buna ilişkin çalışmaların devam ettiğini belirterek, bu sefer karşılaşılan olgunun tetikleyici nedeninin Ergene Derin Deniz Deşarjı gibi gözüktüğünü kaydetti. Artüz, “Aynı zamanda, bu olgunun boyutlarını belirleyen de Ergene Derin Deniz Deşarjı. Ancak bu aşamada olgunun çok da önemi yok, üzerinde durulması gereken bu olguyu yaratan şartlardır. Müsilaj oluşumu bir şekilde ortadan kaldırsanız da kirlilik devam ettikçe bu ve buna benzer oluşumlarla artan bir oranda karşılaşmamız kaçınılmaz. Senelerdir Marmara Denizi’ni bir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıyoruz. Bu sonuca vardık. Şimdi tamamen aynı zihniyet ile uygulamaya soktuğumuz Ergene Derin Deniz Deşarjı yine aynı şekilde kısa bir sürede Karadeniz’i de kaybetmemize, Kuzey Ege Denizi başta olmak üzere Ege Denizi’ni de tehlikeye sokmamıza sebep olacak” ifadelerini kullandı.</p>
<p> </p>
<p><strong>“1989’DAN BERİ MARMARA DENİZİ’NİN SAĞLIKLI EKOSİSTEMİ YOK”</strong></p>
<p> </p>
<p>Artüz, müsilajın deniz ekosistemine verdiği zarara ilişkin ise “1989 senesinden beri Marmara Denizi genelinde sağlıklı bir ekosistemden bahsetmenin olanağı yok” yanıtını verdi. İnsan ve toplum yaşamına zararlarına da değinen Artüz, “Daha ne olsun? İlk defa bir denizi tümü ile mahvedip ortadan kaldırdık! İşin ekolojik yönü ayrı, ekonomik yönü ayrı. 1989 öncesi bulunan 124 adet ticari öneme sahip balık türü artık yok. Marmara Denizi öldü, öldürüldü. Aynı uygulamaları yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Radikal önlemler almazsak, hem de bu kritik 1-2 ay içinde, aynı durumu diğer denizlerimizde de göreceğiz. Daha ne diyeyim?” diye belirtti.</p>
<p> </p>
<p><strong>“MÜSİLAJ YAPIYI TEMİZLEMENİN HİÇBİR OLANAĞI YOK”</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Levent Artüz1.jpeg" /></p>
<p>Artüz, yerel belediyelerin ve bakanlığın müsilaj temizleme çalışmalarını da değerlendirdi. Deniz yüzeyinde olan kısmın toplam müsilaj agregatının çok ama çok ufak bir bölümü olduğunu belirten Artüz, denizdeki tüm su kütlesinin müsilajdan etkilendiğini vurguladı.  Artüz, “Denizlerimizi hiçbir zaman üç boyutlu görmediğimiz için su yüzünde olan durum bizi ilgilendiriyor, dikkatimizi çekiyor. Müsilaj yapıyı temizlemenin hiçbir olanağı yok, boşa zaman ve emek kaybı. Sahile gidip kumları süpürmeye kalkmak gibi. Kaldı ki, hadi temizledik diyelim ana sorunu ortadan kaldırmış olmuyoruz ki. Marmara Denizi su kütlesi tümü ile etkilenmiş durumda. Bir hesaplayın bakalım, Marmara Denizi’nin yüzölçümü belli, en derin yeri 1273 m olan bu denizin ortalama derinliği de kabaca ben vereyim 300 m, bir hesaplayın bakalım kaç kilometreküp. Müsilaj olgusu ise su kütlelerinin neredeyse %65’ine tekabül ediyor. Hangi olanakla ne kadar zamanda, ne şekilde temizlenir siz hesap edin.</p>
<p> </p>
<p><strong>“MÜSİLAJ BİR SONUÇ”</strong></p>
<p> </p>
<p>Bir diğer unsur da verilen oksijen değil hava, havalandırılıyor. Yine aynı hesabı yapın bakalım, 1273 m derinliğe ulaşan bu su kütlelerinde nasıl oksijen çözündürülür? Gazların sıvı ortamda çözünmesi ile ilgili fizik kuralları belli, Marmara Denizi tuzluluk ve sıcaklık değerleri ortalamaları da belli, çözünürlüğün nasıl olacağı da! Aynı şekilde havanın bileşiminde azotun ve oksijenin oranları da belli! Bu olgu, uzun sürecek ama bir gün yok olacak. Organik yapıya sahip olduğu için bakteriyolojik olarak parçalanması gerek. Birincisi Marmara Denizi’nde an itibarı ile bu bakteriolojik faaliyetin gereksinim duyduğu miktarda suda çözünmüş oksijen yok. Yani kısır bir döngü. Geç de olsa parçalandığında bakterilerden oluşmuş olan biyo-kütle ne olacak, parçalanma ürünleri ne olacak. Bu da başka bir kısır döngü ve yeni felaketlere ortam hazırlayacak. Yani gördüğümüz müsilaj agregat yapı bir sonuç, farkına varmamız gereken ise süreç!” dedi.</p>
<p> </p>
<p><strong>“MARMARA İÇİN ÖNLEM ALMA ZAMANI ÇOK GERİDE KALDI”</strong></p>
<p> </p>
<p>Artüz son olarak şunları söyledi: “Marmara Denizi için önlem alma zamanı açıkçası çok gerilerde kaldı. Bugün itibarı ile konu Marmara Denizi‘nin atık ve kanalizasyon sorunu veya Derin Deniz Deşarjları veya böyle bilim dışı bir girişime körü körüne karşı çıkılıp, çıkılmamış olması değildir. Gerçek konu, geçmişte gerçekleştirilmiş ve finansmanını biz halkın karşıladığı bu uygulamaların soruna gerçekçi bir çözüm getirip, getirememiş olduğu konusunda düğümlenmektedir. Mutlak yapılması gereken; ivedilikle durumun tarihçesinin ve bizi bu noktaya getiren sürecin masaya yatırılıp tüm açıklığı ile irdelenmesi ve söz konusu hataları yapan tüm kişiler, kurum, kuruluş ve durumların açıklıkla, şeffaf bir şekilde ortaya konulmasıdır. Ancak bu şekilde halihazırda uygulanan bu palyatif ‘Marmara Denizi’nin alt akıntısının taşıyıcı bant olarak kullanılarak atıkların Karadeniz’e taşınması’ cin fikrinin bütün açıklığı ile ‘ipliği pazara çıkartılmış’ olur. Bu da bu akıl dışı yol tıkanacağına göre, idarenin yeni yollar araması ve siyasi taahhütlerin farklı olması gereğini ortaya koyacaktır. Yüzleşme, hesap verme ve bugün geldiğimiz nokta, yeni ortaya çıkacak çözüm önerilerine ve taahhüt edenlere sınırlayıcı etmen olacaktır.”</p>
<p> </p>
<p>HABER : BİLAL SEÇKİN / ANKARA</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html">Hidrobiyolog Artüz: Marmara senelerdir arıtma tesisinin çökertme havuzu olarak kullanıldı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/hidrobiyolog-artuz-marmara-senelerdir-aritma-tesisinin-cokertme-havuzu-olarak-kullanildi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğaya ve yaban hayata karşı artık daha bilinçliyiz</title>
		<link>https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html</link>
					<comments>https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Prof. Dr. Lokman Aslan, gençlerin, doğaya karşı daha duyarlı olduğuna dikkat çekip son yıllarda Türkiye’de doğal hayat, yabani hayvanlar ve ekolojik dengeye bakış açısından ilerleme olduğunu vurguladı. Hakkâri Yüksekova’da şehre inen kurdun tedavisini yapan Veteriner Kaçan da, ilçede gençlerde doğal hayat ve hayvanlara dönük duyarlılığın görece yüksek olduğuna işaret edip ileri yaşlardakilerin ise yaptırım ve cezalardan çekindiklerini belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html">Doğaya ve yaban hayata karşı artık daha bilinçliyiz</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda özellikle yaygınlaşan sanayileşmeyle doğaya zarar verilirken, Türkiye’nin bazı bölgelerinde yaşama alanları bozulan, daralan, hayatta kalma mücadelesi veren vahşi hayvanların şehre indiğine şahit oluyoruz. Geçtiğimiz aylarda Kars, Konya, <a href="https://www.hurriyet.com.tr/haberleri/giresun" target="_blank" rel="noopener">Giresun</a>, Bolu, Tunceli, Bayburt ve Hakkâri’de; kurt, tilki ve ayıların, şehir merkezi ve yakın yerleşim birimlerine kadar indiği görüldü. Şehre inip evlerinin yakınına kadar gelen bazı vahşi hayvanları, vatandaşların elleriyle beslemesi dikkat çekti. Tüm bunlar, insanların yaban hayvanları ve doğaya karşı artık daha bilinçli olduğunun olumlu örnekleri olarak gösteriliyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Prof Dr_ Lokman Arslan.jpg" /></p>
<p>Doğa ve yaban hayvanlarına karşı değişen insan davranışlarına ilişkin görüşlerine başvurduğumuz Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Öğretim Üyesi ve Hayvan Hastanesi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, insanların yavaşta olsa yaban hayvanlarının doğa dengesi için vazgeçilemez olduğunun farkına vardığını vurgulayarak şu açıklamada bulundu:</p>
<p>“Yerkürede hayat başladığı günden günümüze kadar tabiatta canlılar arasında etkileşim devam ediyor. İnsanlar, yaşamlarını sürdürmeleri için çevrelerindeki diğer canlılara ihtiyaç duyarlar. Bu döngüde üstün olan insan ırkı, diğer canlıları ve doğayı kendi çıkarları için ehlileştirmeye ve kullanmaya başladı. Bu durum bir zamana kadar orantılı gelişse de insan tarım ve hayvancılıktan aldığı güç ile sanayileşti, sanayi ve makinelerden aldığı güç ile orantısız bir şekilde doğaya saldırdı.  Diğer canlıların yaşam alanlarını bozarak ya da kendilerini yok ederek kendi yaşamını devam ettirdi. Ama artık insan doğayı tahrip ederek ve canlıları yok ederek kendi yaşamını devem ettiremeyeceğini öğrendi. Çünkü bu mantıkla güçlü olan zayıfları yok edecek ve sonunda kendi de yok olacaktı. Nihayetinde de gücü eline geçiren insan kendi cinsinden olan insanları da yok etmeye başladı.”</p>
<p><strong>“Doğal dengenin bozulması, insanın sonunu getirir” </strong></p>
<p>Genç kuşakların, doğaya karşı daha duyarlı olduğuna dikkat çeken, bu olumlu gelişmenin temelinde çevreci faaliyetler, eğitim çalışmaları ve konuya ilişkin yayınların etkili olduğunun altını çizen Prof. Dr. Aslan, sözlerine şöyle devam etti:</p>
<p>“Son yıllarda ülkemizde doğal hayat, yabani hayvanlar ve ekolojik dengeye bakış açısından çok ilerleme oldu. Doğal dengenin bozulmasının insanın sonunu getireceği kabul görmeye başladı. Eskiden istediği gibi çevreden, doğal hayattan faydalanan biri, şimdi kontrollü şekilde faydalanıyor. Eskiden kurt gördüğünde hemen öldüren insan, şimdi onu doğal yaşamına döndürmeye çalışıyor. Yılın her günü avlanan balıkçı, üreme sezonunda avlanmıyor. Avlananı şikâyet ederek geleceğini kurtarıyor. Artık yaban hayatın gerekliliği algısı, yerleşmek üzere. Medeni toplum, bütün canlıların bir birinin şerrinden emin olduğu toplumdur. Bütün canlıların birlikte güven içinde yaşadığı toplum, medeni toplumdur. Gelişmişliğin ve medeniyetin belirtisi, bütün canlıların doğal dengedeki yerinde güven içinde yaşamasıdır. Bir türün nesli tükenince sadece o tür yok olmuyor. O canlı, başka bir canlı içinde hayati önemde olabilir. Kurtları yok ederseniz domuzlarla uğraşmak zorunda kalırsınız. Tilkileri yok ederseniz farelerle uğraşmak zorunda kalırsınız. Kedileri yok ederseniz çevre kargalara kalır.”  </p>
<p><strong>Yasakların ve yaptırımların etkisi büyük</strong></p>
<p>Şubat ayında Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi’nde şehir merkezine inen bir kurt, bir hafta süren çalışmalar sonunda vatandaş ve belediye ekipleri tarafından canlı olarak yakalanmıştı. İğne ile bayıltan kurt, daha sonra ekipler tarafından sokak hayvanları ve rehabilitasyon merkezine götürülüp tedavisi yapıldı.  </p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Veteriner Hekim Hekim Kaçan.jpg" /></p>
<p>Yakalanan kurdun tedavisini yapan Yüksekova Belediyesi Veterineri Hekim Kaçan, bu yıl duyarlı vatandaşlar tarafından kurumlarına getirilen onlarca tilki, bir vaşak, bir porsuk ve çok sayıda farklı kuş türünü tedavi ederek doğaya bıraktıklarını anlatıp şunları söyledi:</p>
<p>“İnsanlar, hayvanların doğal yaşam alanlarını daraltı. Her yer yerleşim alanı oldu. Bilinçsiz avlanma var. Özellikle etçil yaban hayvanlarının besin zincirini bozdu. Böylece kış koşullarından dolayı yiyecek bulamayan vahşi hayvanlar, kışın insan atıkları ile beslenmek için şehirlere iniyorlar. Bizde çok sayıda ihbar alıyoruz. İhbarlar, genellikle hayvanların sağ olarak yakalanıp doğaya geri bırakılması yönünde oluyor. Tabi azda olsa bu hayvanların öldürülmesini isteyeneler de var ama büyük çoğunluk, doğaya bırakılmasını istiyor. İlçede bireysel olarak doğaya yem bırakan çok sayıda vatandaş olduğunu gözlemliyorum. Bize de bu yönlü çok sayıda talep geliyor. Bu iş aslında doğa koruma ekiplerinin işi. Biz talepleri onlara iletiyoruz ve onlarda yabani hayvanlar için doğaya yem bırakıyor.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Yüksekova Belediyesi Veteriner Hekimi Hekim Kaçan.jpg" /></p>
<p>İlçede doğal hayata ve hayvanlara dönük bu duyarlılığın görece genç kesimlerde daha yüksek olduğuna işaret eden Veteriner Kaçan, ileri yaş guruplarının ise yaptırım ve cezalardan çekindikleri için yaban ve av hayvanlarını öldürmediklerini bildirdi. Kaçan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Gençlerdeki bu duyarlılığın nedeni, doğaya olan özlem ve bilinçlenmedir. Sadece yabani hayvanları değil sokak hayvanlarını da koruyor ve besliyorlar. İlçede son yaşanan vakada canlı yakaladığımız kurdun tedavisini takip eden çok sayıda vatandaş oldu. Bu ilgi beni gerçekten mutlu etti. Ancak yaralı olan kurt, aşırı kan kaybından öldü ve biz bunu sırf bu kesimde mutsuzluk yaratmasın diye açıklamadık. Ayrıca maalesef hasta hayvanların hepsini kurtarmak mümkün olmuyor.”      </p>
<p><strong>“İşin püf noktası, bu dünyanın sadece bize ait olmadığını kavramak</strong>”</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Alattin Canan.jpg" style="height:712px; width:720px" /></p>
<p>Yüksekova’nın Karlı Köyü’nde yaşayan hayvan sever Alaattin Canan (55) ise, yıllarca doğa ve diğer canlılara karşı ilgisiz olduğunu ancak bahçesine gelen aç bir tilkiyi beslemesiyle birlikte doğaya karşı duyarlılığının arttığını söyledi. Sosyal medya hesabından evinin bahçesinde elleriyle beslediği tilki, kuş ve kaplumbağa görüntülerini de paylaşan, doğa ve hayvan sevgisinin birçok insani sorunun çözümüne katkı sunacağına inanan Canan, kendisindeki değişimi şöyle anlattı:</p>
<p>“Corona salgını başladıktan sonra köydeki evime yerleştim ve bahçemle ilgilenmeye başladım. Bir akşam pencereden bakarken bir tilkinin yiyecek bir şeyler aradığını gördüm. Hemen evden bir şeyler götürerek belli mesafede onun göreceği bir yere bıraktım. Daha sonra tilki beni uzaktan takip etmeye başladı ve yakınlaştık. Hatta her gece gelmeye başladı. Bu bende bir uyanış gerçekleştirdi diyebilirim. Doğayı ve diğer canlıları anlamaya başladım. Bahçemde elma, vişne, kiraz gibi meyveler var. Eskiden meyvelere dadanan kargaları kovmak için her şeyi yapıyordum. Şimdi bahçemdeki vişne ve kirazları toplamıyor, onlara bırakıyorum. Onlar da diğer meyvelere asla dokunmuyorlar. Eskiden meyveleri ilaçlıyordum, meyvelerin çiçeklerine gelen arılar ölüyor diye ondan da vazgeçtim. Benimle, daha doğrusu tilki ile beraber tüm köylü de hayvan sever olmaya başladı. Bana göre işin püf noktası, bu dünyanın sadece bize ait olmadığını kavramaktır. Ben bunu anladım sanırım artık herkes bunu yavaş yavaş anlıyor.”  </p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Evin İçinde Beslenen Tilki (2).jpg" /></p>
<p>HABER : MUHAMMETEMİN SARİ / VAN &#8211; ARAŞTIRMA YAZISI</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html">Doğaya ve yaban hayata karşı artık daha bilinçliyiz</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/dogaya-ve-yaban-hayata-karsi-artik-daha-bilincliyiz.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taş ocakları, Van’da yaşamı tehdit etmeyi sürdürüyor</title>
		<link>https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mera alanlarına kurulan taş ocağı ve beton santralleri, doğal zenginlikleri yok ediyor, hayvancılığa zarar veriyor, can ve mal kaybına neden oluyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html">Taş ocakları, Van’da yaşamı tehdit etmeyi sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Van’da her yıl bir yenisi açılan taş ocakları ve beton santralleri, düzenli olarak kontrol edilmediği için öncelikle çevreye büyük zarar veriyor. Dereüstü, Çobanoğlu, Gözyazı ve Bostaniçi mahallelerinin yakınlarında kurulan ve sayıları sürekli artan taş ocakları ve beton santralleri, halkın tepkisine karşın kontrolsüz bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/van-tas-ocaklari-tahribat-14.jpeg" /></p>
<p>Konuya ilişkin köy ve mahallelerdeki halk 24 Saat’e yaşadıkları sorunları anlattı. Yöre halkı, mera alanlarına kurulan taş ocağı ve beton santrallerinin doğal güzellikleri yok etmesi, tarım ve özellikle hayvancılığa büyük zarar vermesinden yakındı. Tahribata itiraz edenlerin, tazminatlarla susturulmaya çalışıldığı bildirilirken patlamaların deprem travmasını yaşattığı belirtildi. Doğa katliamlarıyla her zaman mücadele ettiklerini bildiren ÇEVDER Başkanı Kalçık, yetkili ve kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/ÇEVDER Başkanı Ali Kalçık.jpg" /></p>
<p>Gölyazı Mahallesi’nde yaşayan Ramazan Başdinç (27), çocukluğundan beri taş ocakları ve beton santralleri sorununun devam ettiğini, böyle giderse sorunun hep var olacağını söyledi. 2003 yılında, taş ocaklarının yerleşim yerlerine 300-400 metre kadar yakın bir alanda inşa edilmesiyle beraber sorunun her geçen gün büyüdüğüne dikkat çeken Başdinç, maddi ve manevi büyük bir tahribatın yaşanmaya başlandığını belirtti.</p>
<p>Resmi kurumların, köy meralarına kurulan taş ocaklarına yurttaşlar tepki göstermesin diye ilk etapta işçi alımlarının mahallelilerden oluşacağı, filtre sistemleri ve tüm tedbirlerin alınarak üretime başlanacağı sözünü verdiğini anımsatan Başdinç, 18 yılın ardından hiçbir sözün tutulmadığına şahit olduklarını anlattı.</p>
<p><strong>“Taş ocaklarıyla beraber doğal zenginlikler yok oldu”</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/ramazan-başdinç.jpg" /></strong></p>
<p>Gölyazı Mahallesi sakini Başdinç, yaşadıkları sorunlara ilişkin şunları söyledi:</p>
<p>“Taş ocakları ve beton santrallerinin kurulumundan önce çevre köylerde başta üzüm olmak üzere birçok meyvenin çok rahat yetişiyordu. İlkbahar ve yaz aylarında arıcılık faaliyeti sürdürülüyordu. Yazın ortasına kadar yeşil olan meralarımızda hayvancılık yapılıyordu. Taş ocaklarıyla beraber maalesef bu bahsettiğim tüm doğal zenginlikler yok oldu. Beton santrallerinden yükselen toz, düştüğü yerde beton etkisi yaratıyor. Toz nedeniyle köy meraları, kuraklaşmayla yüz yüze kaldı, meyve ağaçlarındaki meyveler çürüyor. Tarımda da hayvancılıkta da hiçbir şekilde verim alınmıyor. Bu da köylülere büyük bir maddi zarar veriyor. Taş ocaklarında yapılan etkili patlamalardan kaynaklı yer altı suları yön değiştirdi, eskiden gürül gürül akan kaynak suları kurumuş durumda. Her haliyle doğaya insana büyük bir zarar var.”</p>
<p><strong>Tahribata itiraz edenler, tazminatla susturulmaya çalışılıyor</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/ramazan-başdinç2.jpg" /></strong></p>
<p>Sadece kendi köylerinin etrafında 5 taş ocağının olduğuna değinen Başdinç, yaşanılan tahribatın köylüleri tarafından yargıya taşındığını, bunun üzerine “Bilirkişi” heyetleri oluşturulduğu ve ÇED raporlarının tümünde köylülerin haklı çıktığına vurguladı.</p>
<p>Başdinç, daha sonra tüm şirketlerin birleşerek müdahil olmasıyla yargıda işlerin tersine döndüğünü ve köylülerin tazminata mahkûm edildiğini açıkladı. Yerel mahkemede köylülerin aleyhine gelişen tazminat ödemesinin üst mahkemelere yapılan itirazla tekrardan bozulduğunu anımsatan Başdinç, tazminat tehdidiyle köylülerin susturulmaya çalışıldığının altını çizdi.</p>
<p><strong>İnsan sağlığı tehdit ediliyor</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/van-tas-ocaklari-tahribat-ercan-özoral.jpg" style="height:2687px; width:3682px" /></strong></p>
<p>Bostaniçi Mahallesi’nde yaşayan Ercan Özoral ise, yerleşim yerlerine yakın kurulan taş ocakları ve beton santrallerinin insan yaşamı ve doğa için büyük bir tehdit oluşturduğunu ifade etti. Santrallerden yükselen toz ve dumanın, hastalıklara neden olduğuna dikkat çeken Özoral, birçok defa resmi kurumlara itiraz etmelerine rağmen bir sonuç alamadıklarını açıkladı.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/van-tas-ocaklari-tahribat-10.jpg" /></p>
<p>Taş ocaklarında yüksek dozajlı dinamit sistemiyle patlamaların yapıldığını aktaran Özoral, yapılan her patlamanın yerleşim yerlerinde derinden hissedildiğini belirtti. Yapılan her patlama sonrası, 2011 yılında Van’da yaşanan iki büyük depremin sarsıntısı gibi bir sarsıntı hissettiklerini belirten Özoral, “Unutmaya çalıştığımız Van Depremi psikolojisi ve travmasını, bu patlamalar bize tekrardan yaşatıyor” dedi.</p>
<p>Taş ocaklarında yapılan patlamalardan sonra evlerde çatlamaların olduğunu dikkat çeken Özoral, yaşanacak bir depremde bu evlerin çoğunun yıkılabileceğini belirtip yetkililerin bu duruma bir an önce dur demesini istedi.</p>
<p><strong>Taş ocaklarının çoğu ilgili yönetmeliğe uymuyor</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/van-tas-ocaklari-tahribat-15.jpeg" /></strong></p>
<p>Konuya ilişkin görüştüğümüz Van Çevre Derneği (VAN-ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık, taş ocaklarının, kontrolsüz ve kurallara dikkat edilmeden yapıldığı için her zaman sorun olmaya devam ettiğini belirtti.</p>
<p>Şu an faaliyet gösteren taş ocaklarının büyük bir kısmının, taş ocaklarına ilişkin yasada belirtilen yönetmeliğe uymadığına dikkat çeken Kalçık, firmaların gelişi güzel işlettikleri ocakların yetkililer tarafından da denetlenmediği için ciddi sıkıntılara yol açtığının altını çizdi. </p>
<p>Taş ocaklarının kontrolsüz bir şekilde işletilmesi halinde doğaya, tüm ekolojik sisteme büyük zararlar verdiğine işaret eden ÇEVDER Başkanı Kalçık, dernek olarak bu tür doğa katliamlarıyla her zaman mücadele ettiklerini, bu konuda yetkili ve kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>HABER : M. SALİH SERTKAL / VAN</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html">Taş ocakları, Van’da yaşamı tehdit etmeyi sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/tas-ocaklari-vanda-yasami-tehdit-etmeyi-surduruyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HES, Bir doğa felaketi</title>
		<link>https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html</link>
					<comments>https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sarım Çayı ve kolları üzerinde yapılması planlanan HES’e karşı olan Sarım havzası sakinleri ve yöre dernekleri, HES’in iptal edilmesini istedi. Sarım Havzası ve Çevresi Doğal ve Kültürel Mirasın Korunması Derneği Başkanı Turhallı, havza insanlarına bölgeye sahip çıkmaları çağrısı yapıp “Su yok olursa biz de yok oluruz” uyarısında bulundu. Turhallı, yöredeki dağların yenilenebilen enerji kaynaklara uygun olduğuna işaret etti. Yöre halkı ise; HES yapılması durumunda coğrafyalarının yerle bir olacağını düşünüyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html">HES, Bir doğa felaketi</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sarım Çayı ve kolları üzerinde yapılması planlanan HES’e karşı olan </strong>Sarım havzası sakinleri ve yöre dernekleri, HES’in iptal edilmesini istiyor. Bingöl Genç İlçesi ve Diyarbakır Lice İlçesi’nden geçen Sarım Çayı ve yan kolları üzerinde yapılması planlanan Hidroelektrik Santrali (HES) için Bingöl Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, 16 Aralık 2020 tarihinde halk toplantısı düzenlemişti. Toplantıya katılan Sarım Havzası çevre köyleri HES’in bir doğa felaketi olduğunu belirterek Sarım Havzası mevkiinde yapılması planlanan HES’e “Hayır” demişti. Halkın tepkisi ise halen sürüyor.  </p>
<p>Özel iklimi ile dünyada eşine az rastlanan bir doğa güzelliğine sahip olduklarına dikkat çeken yöre halkı, HES’in yapılması durumunda bu coğrafyanın yerle bir olacağını belirtti. Yaban yaşamın da korunması gerektiğini söyleyen Sarım havzası sakinleri, HES’in iptal edilmesini istedi.</p>
<p><strong>Diyarbakır, Bingöl ve çevre iller etkilenecek </strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Dernek Başkanı Emin Turhallı.jpg" /></strong></p>
<p>Sarım Havzası ve Çevresi Doğal Ve Kültürel Mirasın Korunması Derneği Başkanı Emin Turhallı, Sarım Havzası Sağgöze, Yazkonağı ve Geyikdere mevkiinde yapımı planlanan HES’e karşı olduklarını belirterek şu açıklamayı yaptı:</p>
<p>“Buraya yapılacak baraj, bir yıkıntıdır. Buraları altınla doldursanız da bizim insanlarımız kabul etmez. Su yaşamdır. Su olmazsa bu dağlar yeşerir mi, kar tutar mı, yağmur yağar mı? Baraj yapılan yerlerde kar yağmıyor. Kar yağmazsa pınarlar da akmaz su da.  Bu havza kuruduğu zaman Diyarbakır, Bingöl ve çevre iller de etkilenecek. İklim değişikliği meydana gelecek. Lütfen buna dur diyelim! Yaşam her şeyden öncelikli. Her şeyi para ile bulabilirsiniz ama yaşamı kaybettiğiniz zaman hiçbir şeyin anlamı olmaz.  Burada onlarca köy var. Kimi tarladan, kimi arıdan, kimi balıktan, kimi meyveden, kimi de yabani ottan kazanıyor. Bu yörenin ürünü çok değerli, herkes bir şekilde kazanıyor. Buranın havası, insanların ruhuna işlemiş, insanlar burayı terk edemez. 1993 yılında insanlar buradan şehre göç ettikleri zaman kanserden öldü. HES yapılması durumunda, insanlar göç ederse toplu intihara gitmiş olur.”</p>
<p><strong>“Su yok olursa biz de yok oluruz”</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/IMG_20210424_191618_403.jpg" /></strong></p>
<p>Tüccarlar ve şirketlerin de dinlenilmemesi gerektiğini dile getiren Turhallı; yörede insanların yanında kuşlar, ağaçlar ve su samurlarının yaşadığına dikkat çekerek “Su samurların yaşaması demek suyun temiz olması demek. Sarım havzası insanlarına çağırımdır: Senin sadece burada tarlan ve evin yok. Buradaki dağlar da ovalar da senin. Sahip çıkalım. Su yok olursa biz de yok oluruz” uyarısında bulundu.</p>
<p><strong>HES değil, yenilenebilen enerji kaynaklar yapılmalı</strong></p>
<p>Sarım havzasının özel iklimi ile dünyada eşine az rastlanan bir güzelliğe sahip olduğunu belirten Turhallı, dağların yenilenebilen enerji kaynaklara uygun olduğuna işaret ederek şunları söyledi:</p>
<p>“Şevşin Dağı’ndan üst kısımlardaki Merkin Yaylası Dağı’na kadar uzanan sırtta kurulacak rüzgâr tribünleri ile Sarım havzasında kurulacak 10 tane barajdan daha fazla elektrik üretebilir. Baraj suların altında kalacak olan ve alt kesimlerde çoraklaşacak arazilerde güneş panelleri kurulabilir. Bir çeşme sudan sınırsız enerji elde edebileceğine inanıyorum. Lütfen bu doğayı tahrip etmeyin. Yazık, günahtır.”</p>
<p><strong>Topraklarımıza peşkeş çekilmesin</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/IMG_20210424_210952_255.jpg" /></strong></p>
<p>Yüzyıllardır yaşadıkları topraklara başkalarına peşkeş çekmelerini istemediklerini bildiren Turhallı, konuşmasına şöyle devam etti:</p>
<p>“Sadece şirketler mi devletini seviyor?  Bu insanlar da devletini seviyor. Neden sevmesin? Doğayı seven tüm insanlar iyidir. Kötü insan yok, kötü eden yanlış sistemlerdir. Bu sistemlerden vazgeçin. Doğanın sitemine bakın; göreceksiniz ki kimse kimseyi kırmayıp üzmeyecek. Alanımızı daralttıkça birbirimizi vurmaya, katletmeye çalışacağız. Ama alan genişledikçe birbirimizi seveceğiz. Her şey doğasıyla güzel olur. Beton arasında yaşamak ölümdür.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/IMG_20210424_191627_077.jpg" /></p>
<p>Turhallı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Burası Karadeniz gibi, Karadeniz de burası gibi. Buralar da Munzur, Akça, Kaz Dağları gibi. Doğanın her yeri güzel. Buralara sahip çıkalım. İnsanların bölgeye gelmelerini rica ediyorum. Bu suyun akıntısını görsünler. Artık bu su, bu dağlar, bu vadiler, bu ağaçlar, bu kuşlar ve arılar onlara konuşsun. Herkes onu gözüyle görüp kulağıyla duysun. Sarım havzasına kazma vurulmasın! Yetkililer bizi duysun.”</p>
<p><strong>Yöre halkı: HES yapılırsa bu coğrafya yerle bir olur </strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Köy sakinlerinden Hamdullah Oktay .jpg" /></strong></p>
<p>HES yapımı planlanan, Kaymaz Mezrası Sağgöze (Riz) Köyü sakinlerinden Hamdullah Oktay, “Bu havzada 9-10 köy var. HES yapılması demek bu köylülerin ölmesi demektir. Biz köylüler olarak HES’in yapılmasını istemiyoruz. Hepimiz karşıyız” dedi.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Yöre Halkından Kamile Özan.jpg" /></p>
<p>Yöre halkı Kamile Özan ise, “Kesinlikle baraj yapılmasını istemiyoruz. Biz yaşlandık, bu saatten sonra nereye gideceğiz? Başka bir yere gidemeyiz. Ben ve eşim hastayız baraj yapımına karşıyız” diye konuştu.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Halis Aydemir .jpg" /></p>
<p>Yıllardır bu coğrafyada arıcılık ile geçimini sağladığını anlatan Halis Aydemir da itirazlarını şöyle ifade etti:</p>
<p>“Buranın geçimlerinden biri de arıcılıktır. Bizim bu coğrafyanın balı çok meşhur. Geven, Kekik, Ballıbaba Çiçeği gibi birçok çiçek türü var. Arıcılık ve hayvancılık gibi bu güzel kaynaklarımızın kalmasını istiyoruz. HES yapımına karşıyız. Biz buradan nereye gidebiliriz? Eğer HES yapılırsa arıcılık yapanlar nereye gidecek?  Buradaki mezralarda başka su kaynağı yok. İçme suyunu bu çaydan karşılıyorlar.  HES yapıldığı zaman bu coğrafya yerle bir olur.”</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/IMG_20210424_191315_479.jpg" /></p>
<p>HABER : ŞEHRİBAN ELEFTOZ / DİYARBAKIR</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html">HES, Bir doğa felaketi</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/hes-bir-doga-felaketi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Van gölü kıyısında kurulan çimento fabrikası 50 yıldır gölü ve çevreyi tehdit ediyor</title>
		<link>https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Van’ın merkez Edremit ilçesinde Van Gölü'nün kıyısında bulunan Van Çimento Fabrikası’ndan yöre halkı şikayetçi. Kıyıdan en az 150 metre uzak olması gerekirken Kıyı Kanunu'nu ihlal edilerek kıyının sıfır noktasında kurulduğu belirtilen fabrikanın, 1970'lı yıllardan beri gölde ve çevrede büyük tahribatlar yaptığı ileri sürülüyor. Fabrikanın göl suyuna, havaya ve etraftaki bitki örtüsüne zararlar verdiğine dikkat çeken Van Çev-der Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kalçık, yaşanan kirliliğin bir an evvel sonlandırılması gerektiğini belirtti.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html">Van gölü kıyısında kurulan çimento fabrikası 50 yıldır gölü ve çevreyi tehdit ediyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Van Çimento Fabrikası yaydığı toz, duman ve kirli atıkla Vangölü, çevredeki bitki örtüsünü tehdit etmeye devam ediyor. Fabrikanın, yakınlarda ikamet eden yöre sakinleri de kirlilikten yakınırken, kentteki kurum temsilcileri santralin göle ve havaya verdiği zarara dikkat çekiyor ve önlem alınmasını istiyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Van Çev-Der Y_ K_ Başkanı - Ali Kalçık.jpg" /></p>
<p>Van Çev-Der Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kalçık, fabrikanın uygun koşullarda üretim yapmadığını ileri sürdü.  Kalçık,&#8221;Fabrika günümüz koşullarına göre üretim yapmıyor. Orada bulunan filtreler yetersiz kalıyor ve bu çevrede büyük bir tahribata yol açıyor. Bu nedenlerden çevrede yaşayan yurttaşlar da bu durumda olumsuz etkileniyor&#8221; dedi.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Çimento Fabrikası.jpg" /></p>
<p>Göl kıyısında da kirlilik oranının günden güne arttığına ve bir işgalin söz konusu olduğuna dikkat çeken Kalçık, &#8221;Hem işgal var hem de devasa bir kirlilik var. Lojmanları ile beraber denizin sıfırında kurulmuş. Van deyince Edremit&#8217;in bahçeleri ve doğal zenginlikleri geliyor akıllara. Çimento fabrikasının yarattığı tahribatla bu bağlar ve bahçeler yok olma düzeyinde gelmiş durumda. Beton belki bir ihtiyaç olarak olması gerekir ama fabrikanın da olması gereken yerde olması gerekir. Van Gölü etrafında yaşanan kirliliği yanı sıra bir de işgal var kıyılarda. Çimento Fabrikası da bu kurumlardan biri. Yani hem işgal ediyor hem de kirletiyor. Fabrikanın orda olmaması lazım. Filtrasyon sistemi kontrol edilmiyor. Denetim mekanizması işlemiyor maalesef” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8221;Fabrikanın kapanması lazım&#8221;</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Çimento Fabrikası - 2.jpg" /></strong></p>
<p>Deniz suyuna, havaya ve bitki örtüsüne verdiği zarara değinen Kalçık şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Fabrikanın kapanması lazım. Fabrikanın orda olması Kıyı Kanunu’na aykırı. Kıyı Koruma Kanunu’nda bu çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Savaş koşullarında bile kıyıda sosyal tesis yapılamaz deniliyor yasada. Burada ayrıca sosyal tesisler var fabrikaya ait ve bu tesislerin etrafı çevrilerek insanların göle ulaşım hakkı ihlal ediliyor. Böylesi şartlarda bulunan bu fabrikanın acilen taşınması lazım. Ama çıkar ilişkisi buna engel oluyor.&#8221;</p>
<p>Yetkililere çağrıda bulunan Kalçık, bir an evvel bu kirliliğe son verilmesini de istedi.</p>
<p>HABER : ŞENOL BALI / VAN</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html">Van gölü kıyısında kurulan çimento fabrikası 50 yıldır gölü ve çevreyi tehdit ediyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/van-golu-kiyisinda-kurulan-cimento-fabrikasi-50-yildir-golu-ve-cevreyi-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Van Gölü, alarm veriyor</title>
		<link>https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html</link>
					<comments>https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Jun 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Ekolojik Denge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Küresel iklim değişikliği, yaşanan kuraklık ve kirlilik, Van Gölü’nü olumsuz etkiliyor. ÇEVDER Başkanı Kalçık, yaşanan kirlilik ve su çekilmeleriyle binlerce canlının yok olacağı ve gölün bataklığa dönüşeceği uyarısı yaparken Van Gölü Aktivistleri Derneği Başkanı Özel, gölün bir an önce kurtarılması için harekete geçilmesini istedi.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html">Van Gölü, alarm veriyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>3 bin 713 km2 ile dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, aynı zamanda Türkiye’nin en büyük gölü. Son yıllarda yaşanan küresel iklim değişikliği, yoğun kuraklık ve kirlilik, hem Van Gölü’nü hem göldeki canlıları hem de Van Gölü havzasında yaşayan yüz binlerce insanı olumsuz etkileyecek.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Van Gölü’nde kirlilik alarm veriyor (2).jpg" /></p>
<p>Van Gölü havzasında Van, Bitlis ve 9 ilçenin sınırı bulunuyor. Çevresinde 1 milyon 200 binde fazla kişinin yaşadığı göl, endemik bitki ve hayvan bakımından zengin. Sadece Van Gölü’nde yaşayan İnci Kefali balığı ve diğer canlılar, özellikle kirlilik nedeniyle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya&#8230; Tabii bu balıktan geçimini sağlayan binlerce insan da, işsiz kalacak.</p>
<p>Van Çevre Derneği (ÇEVDER) Başkanı Ali Kalçık, küresel ısınma ve kuraklıktan Van Gölü’nün de nasibini aldığını ve gölde suyun çekildiğini söyledi. Özellikle akarsu debilerinin büyük oranda düştüğüne işaret eden ÇEVDER Başkanı Kalçık, kuraklık nedeniyle başta barajlar olmak üzere tüm su kaynakların azaldığına dikkat çekti.  </p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Van Gölü’nde kirlilik alarm veriyor (Ali Kalçık).jpg" /></p>
<p><strong>“Binlerce canlı yok olacak”</strong></p>
<p>Uygulanan politikalar sonucu hem dünya hem Türkiye’de geri dönüşü olmayan, büyük doğa tahribatlarının meydana geldiğini ifade eden Kalçık, özellikle HES’lerden dolayı suların kirlendiğini belirtip şunları söyledi:</p>
<p>“Son dönemlerde iklim değişimleri, seller, toprak kaymaları ve su kirlenmeleri daha hızla meydana geliyor. Bunları önlemek için, HES’lerin yerine güneş ve rüzgâr enerjisi uygulanabilir. Uygulanan yanlış politikalardan Van Gölü büyük oranda etkilenmiş ve kirlenmiş. Bu etkilenmenin başında, Van Gölü suyunun çekilmesi gösteriliyor. Gölde yüz yıldan beri görülmemiş çekilmeler yaşanıyor. Suyunun çekilmesi nedeniyle asırlar önce Van Gölü suyu içinde kaybolan yapılar, yollar gün yüzüne çıktı. Ancak Van Gölü’ndeki kirlilik ve geri çekilmeler, binlerce canlının yok olmasına neden olacak.”</p>
<p><strong>“Göl, bataklığa dönüşecek”</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Van Gölü’nde kirlilik alarm veriyor (Ali Kalçık1).JPG" /></p>
<p>Kirlilik ve kuraklık nedeniyle Van Gölü yaşayan ve binlerce kişinin geçim kaynağı olan endemik bir canlı olan İnci Kefali balığının yok olacağını da vurgulayan Kalçık, ayrıca doğal arıtma olan sazlıkların yok olmasıyla birlikte gölün daha da kirleneceğini belirtip doğanın acilen korunması için harekete geçmesini isteyerek önerilerini şöyle sıraladı:</p>
<p>“Özellikle Van Gölü için Koruma Kanunu çıkarılmalıdır. HES’lerden vazgeçirilerek yenilenebilir enerjiye geçilmelidir. Etrafındaki 2 il, 9 ilçede hiç biyolojik arıtmanın olmamasından kaynaklı olarak Van Denizi büyük bir kirlilikle karşı karşıya. Van Gölü havzasında yaşayan 1 milyon 200 bin insan, kanalizasyonları nedeniyle dolaylı ve dolaysız Van Gölü’nü kirletiyor. Bir diğer sorun ise, akarsularda gelen evsel atıklar da büyük kirlilik yaşatıyor. Bu konuda bir an önce içinde gerekli önlemler alınmalı. Yoksa çok kısa zaman içinde Van Gölü bataklığa dönüşecek ve binlerce canlının yok olmasına neden olacak. Ayrıca Van Gölü kıyıları, yapılaşmalarla işgal edilmiş durumda. Devlet kendi koyduğu kanunları ihlal ederek, işgale sesiz kalıyor. Denizimizin durumu böyle. Bir an önce herkesin bu dünya mirasına sahip çıkması gerekiyor.”  </p>
<p><strong>“Van Gölü olmazsa ne Van kalır ne de Bitlis kalır”</strong></p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/Van Gölü’nde kirlilik alarm veriyor (3).jpg" /></p>
<p>Van Gölü Aktivistleri Derneği Başkanı Erdoğan Özel de, gün gittikçe daha da kirlenen gölün bir an önce kurtarılması için harekete geçilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kapalı havza olduğu için Van Gölü’nün temizlenmesinin çok zor olacağını belirten Özel, vatandaş olarak üzerlerine düşeni yapacaklarını vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>“Van Gölü’nü korumamız lazım. Atalarımızdan bize kadar gelen bu emaneti bizim de çocuklarımıza bırakmamız gerekiyor. Van Gölü ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılıyor. Şu anda Van Gölü Havzası Eylem Planı çalışması devam ediyor. Bu eylem planını en kısa sürede hayata geçmesi lazım. Çünkü Van Gölü olmazsa ne Van kalır ne de Bitlis kalır.”</p>
<p>HABER : ERCAN ÖKSÜZ / VAN &#8211; ARAŞTIRMA YAZISI</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html">Van Gölü, alarm veriyor</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/van-golu-alarm-veriyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
