<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kitap Archives - 9.Köy</title>
	<atom:link href="https://9koy.org/tag/kitap/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://9koy.org/tag/kitap</link>
	<description>Haberler</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Apr 2021 00:00:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>

<image>
	<url>https://9koy.org/wp-content/uploads/2023/06/cropped-Basliksiz-1-kopya-32x32.png</url>
	<title>Kitap Archives - 9.Köy</title>
	<link>https://9koy.org/tag/kitap</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hatırlamanın önemini anımsatan roman: Kiraz Ağacı</title>
		<link>https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html</link>
					<comments>https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2021 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci ve Yazar Gökçer Tahincioğlu, ikinci romanında okurunu 2000’lerde yaşanan hücre tipi cezaevleri protestoları, ölüm oruçları ve “Hayata Dönüş” operasyonu gibi “unutulmaya bırakılmış” yakın tarihle yüzleşmeye davet ediyor. Romanda, en çok unutulmaya çalışılanın hep akılda olduğunun altı çiziliyor. “Hatırlamadan unutmanın, boşa geçecek bir zamanın tohumları” olduğunu düşünen Tahincioğlu, özgürce yürüyebilmenin yolunun yalansız bir yüzleşmeden geçtiğini vurguluyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html">Hatırlamanın önemini anımsatan roman: Kiraz Ağacı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mühür adlı romanın ardından kitapseverlerin karşısına Kiraz Ağacı ile çıkan Gazeteci ve Yazar Gökçer Tahincioğlu, bu romanında “en çok unutmaya çalışılanın hep aklında” olduğunun altını çiziyor. 2000’lerin başında Türkiye’de yaşanan hücre tipi cezaevleri protestoları, ölüm oruçları ve “Hayata Dönüş” operasyonu gibi “unutulmaya bırakılmış” yakın tarihi, kendine sahne seçen roman karakterleri Hivda ve Deniz, hem bir aşkı, mücadeleyi ve ihaneti, hem de bir Kiraz Ağacı’nın dostluğunu paylaşıyorlar. Nihayetinde de unutmayı paylaşıyorlar birlikte. Türkiye’nin hatırlanması gereken gerçeklerini hem bir gazeteci duyarlığı hem de edebiyatın sihirli dokunuşlarından yararlanan bir yazar olarak okurlarının karşısına getiren Tahincioğlu, son romanı Kiraz Ağacı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/GökçerTahincioğlu.jpg" /></p>
<p><strong>-Roman boyunca okur, “Unutmak aslında bir nimet mi, yoksa bir lanet mi?” diye soruyor kendine. Bunu daha ilk cümlesinden görüyoruz. Ancak unutup hatırlamamaktan daha da kötüsü bilip de hatırlamamak olsa gerek, değil mi? </strong></p>
<p>-Hafızanın baskıladığı, gömdüğü ne varsa, orada kendimize dair bir şeyler yatıyor. Doğal olarak attığımız tohumla, filizlenen ağaç aynı olmuyor ve belki bir ömür, neden böyle olduğunu sorup duruyoruz kendimize. Bu nedenle, unutmanın, hatırlamadan unutmanın, yüzleşmeden unutmanın iyi bir tarafı yok. İstemeden unuttuklarımız ve bunları anımsama çabamız bir yana, bilerek, unutmak isteyerek gömdüklerimiz, bizi olmak istediğimizden uzaklaştıran yaralar. Ben, toplumlar için de bireyler için de hatırlamadan unutmanın boşa geçecek bir zamanın tohumları olduğunu düşünüyorum.</p>
<p><strong>-Cezaevi sorunsalı, özellikle hücre tipi cezaevleri, Türkiye’de dönem dönem gündeme gelen bir konu. Adeta sonra açarım diye kenara bırakılan bir düğüm gibi. Gazeteci Tahincioğlu bunu nasıl yorumlar?</strong></p>
<p>-Sonra açmak üzere değil bu düğüm bana kalırsa. 12 Eylül’den bu yana planlı olarak düğümlenen, açılmaması için özel çaba sarf edilen ve türlü gerekçeler üretilen bir ipten söz ediyoruz. Diğer bütün sorunsala dönüşmüş alanlar gibi burada da sorunları çözmek iradesi oluşursa, çok kolay çözülebilecek başlıklar var. Ancak amaçlananın düğümü çözmek olduğunu hiç sanmıyorum.</p>
<p><strong>-Romanda bir “açık yara” tarifi var. Siz söyleyin lütfen, ülke hafızasındaki hangi açık yaralar, sizi temelini gerçeklerden alan bu kurguyu yaratmaya itti?</strong></p>
<p>-Aslına bakarsanız, unutmak ve hatırlamak ikiliği üzerine düşünürken, hafızasızlığı, yüzleşmeyi, kendimiz olmayı, kendimizden ne kadar uzaklaşabildiğimizi düşünürken bu kurgu oluştu. Her şeyi o kadar hızla geride bırakıyoruz ki öznelerin sonradan ne yaşadığına, hayatların nasıl sürdüğüne dönüp bakmıyoruz. Oysaki gerçek orada. Sadece kesitlerden anlayabilmek mümkün değil olanı biteni. Ben bütünüyle unutmak ve kendini bulma çabasından hareket ederek, hem edebiyat aracılığıyla tarihe not düşmek istedim hem de kendimizi sarsacak birkaç adım atmanın yolunu bulmaya çalıştım.</p>
<p><strong>“Yüzleşmeden o girdaptan çıkmak mümkün değil”</strong></p>
<p><strong>-Akıl, sanki sahibiyle oyun oynayan bir kedi oluverir. Bu unutulmaması gerekenlerin bir intikamı mıdır, yoksa hatırlayıp da yüzleşemediklerimizin bizi gafil avlaması mıdır sizce?</strong></p>
<p>-Romanda, en çok unutmaya çalıştığının hep aklında olduğunun altı çiziliyor aslında. Karakterlerin sözleriyle, anlatıcının tarifleriyle durmadan buraya vurgu yapılıyor. Unutmaya çalışsak, sözünü etmesek ve yok saysak da orada duranın ne olduğunu, dövme gibi tenimize kazındığını biliyoruz. Kimse bilmese de biz biliyoruz. Ve o girdabın içinden çıkabilmek de mümkün olmuyor. Yüzleşmeden o girdaptan çıkabilmek mümkün değil. Günler geçebilir ancak hakikat orada duruyor ve hiç olmadık, olmayacak bir yerde ayaklarımıza dolanıyor. Özgürce yürüyebilmenin yolu, yalansız bir yüzleşmeden geçiyor.</p>
<p><strong>-Hivda ve Deniz, bir aşkı paylaşıyorlar. Bir mücadeleyi de. Peki devrimcinin âşık olması ya da bunun küçümsenmesi korkusu anlaşılabilir mi dersiniz? </strong></p>
<p>-Benim açımdan hayır. Aksine, mekanikleşmiş, bürokrasiye, makineleşmeye dönüştürülmek istenen duyguların da hakiki olmadığı inancındayım. Hem, insanlara, neşeyi ve aşkı sunamıyorsanız, yeni bir hayat iddianızın da anlamı yok bana kalırsa.</p>
<p><strong>-“Çocukluk, kendini kandırarak hayata devama edebilme ustalığıdır” çok haklı bir cümle. Diğer taraftan yetişkinler de unutarak kendini kandırıyor galiba? Ya da unutmuş gibi yaparak. </strong></p>
<p>-Unutmuyorsun. Herkes ölçüyor bunu kendinde. Romanın, başlangıç cümlesi, “Tek bir hakkın olsa unutmayı mı anımsamayı mı tercih edersin?” sorusu yöneltildiğinde, bir anlık bir düşünme anı oluyor. Sadece o anda bile tarttıklarımız, unutmuş gibi yapıldığını ortaya koyuyor. Çocuklar da üzerinden geçer ama anımsar. Bir biçimde anımsar. Yetişkinler ise zaten biliyor her şeyi.</p>
<p><strong>“Onlar hakikati biliyorlar aslında”</strong></p>
<p><strong><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/GökçerTahincioğlu2.jpg" /></strong></p>
<p><strong>-“Olumsallık” vurgusu yapıyorsunuz. Mesut ve Yusuf karakterleri üzerinden soruyorum, doğrusu bir ontoloji terimi olarak dikkatimi çekti. Romandaki olumsallığı açıklar mısınız bu karakterler üzerinden?</strong></p>
<p>-Onlar için dünya, yarattıkları dünya, “Başka türlü olamazdı, olması mümkün değildi” dünyası. Ve o dar dünyanın aktörü olmasını istiyorlar herkesin. O çerçevede yaşanmasını. Başkasının, başka türlü bir hikâyesinin olması canlarını sıkıyor. İstiyorlar ki inandıkları ve artık istemeseler de içinde yaşamak zorunda kaldıkları, hapsoldukları evren herkesin gerçekliği olsun ve başka türlüsü mümkün olmasın. Haklı tarafları var kendileri açısından. Başka türlü yaşama imkânları olmadığından böyle yaşamaları da olumsallığın içerisinde aslında. Ama korkunç olan şu ki böyle açıklasalar da durumlarını onlar da hakikati biliyorlar.</p>
<p><strong>-Hivda, Deniz, Serhat, Ali, Füsun, Sadık… Bu karakterler en genel tabir ile iyi insanlar. Ancak sınandıkları pek de iyi olaylar değil. İyilik kavramı hakkında ne düşündüğünüzü merak ettim. </strong></p>
<p>-Elbette herkesin iyi ve kötü tarafları var diye bir genel cümle kurulabilir. Ancak uzun zamandır şunu düşünüyorum. Anti kahramanlar, iyi taraflarını arayan kötüler, içindeki kötülüğü dizginleyen iyiler ve bunlar üzerine yazılan, çizilenler var dört yanda. Mutlak iyiliğin mümkün olmadığı, mutlak kötülüğün de mümkün olamayacağı sürekli anlatılıyor. Doğru, her biri doğru. Ancak neden olmasın? Mademki kişisel hayatlarımızda kahramanlık gibi şiirsel arzularımız var ve hafızanın, yüzleşmenin peşinde bu kadar koşuyoruz, o zaman neden olmasın. Sevinç, umut, neşe gibi, iyilik de inşa edilebilir. Kusursuzluk mümkün değil ama bir parça iyi görmek için kötülüğe tahammül etmek zorunda değiliz.</p>
<p><strong>“Ankara’da, insanlar, anlar ve dostluklar biriktirmeye çabalarsınız”</strong></p>
<p><strong>-Kiraz Ağacı’nda, Ankara’nın yakın geçmişindeki kentsel dönüşümüne de yer veriyorsunuz, adeta özet geçiyorsunuz. Romandaki Ankara ve sizin Ankara’nız nasıl şehirlerdir?</strong></p>
<p>-Herkesin Ankara’sı aynı bana kalırsa. Bir önceki romanda da Ankara için “Hemen her şeyin benzerinin olduğu bir yokluktur” ifadesini kullanmıştım. Ankara’da bu yüzden, insanlar, anlar ve dostluklar biriktirmeye çabalarsınız. Sevdiğiniz ve özlediğiniz de bu olur zaten. Bu kentin, insanı kendine döndüren ve yaptığınla yüzleştiren bir tarafı var. Bu yüzden Ankara’yı sevenler, mutsuz hissetseler de seviyorlar zaten. Sizi, biriktirmeye zorlar Ankara.</p>
<p><strong>-Romanda işkence sahnelerini bu kadar detaylı yazmanızın sebebi, kurgunun ötesinde tanık ifadeleriyle ortaya çıkan gerçeklerin altını çizmek, toplumsal hafızaya not düşmek ya da bir yüzleşme sağlamak mı?</strong></p>
<p>-Aslına bakarsanız o anları tam olarak anlatmak mümkün değil. Bir şiddet anlatısı değil, yazılanlar. Doğalında, mesai yapar gibi bütün bunların insan bedenine yapıldığını aktarma çabası. Bu kadar normalleşmiş olması. Bu insanların sonrasında hayatlarına dönmeleri. Oysa olağanüstü bir şey yaşanan. Öylece kalmaması, son verilmesi gerekiyor. Edebiyat da bu mücadelenin araçlarından birisi.</p>
<p><strong>“Linç kültürü insana dair en çıplak resim”</strong></p>
<p><strong>-Linç kültürüne de değinilmiş romanda…</strong></p>
<p>-Linç, gerçekliğin en dehşet verici hallerinden biri. Türkiye’de genellikle linçe uğrayanın durumu değil, linç edenlerin ne kadar tahrik edildiği üzerinden konuşulur kavram. Oysaki insanın en soysuz anlarından biridir linç. Türkiye’ye özgü değil elbette. Uygarlık tarihi, şimdilerde sosyal medyada içi boşaltılan bu kavramın en karanlık örnekleriyle dolu. Ve bu bir kültür evet. Kendi gibi olmayanı yok etmeye dayalı bir soykırım kültürü. Linç, insanın neler yapabileceğini en çıplak gösteren resimlerden biri.</p>
<p><strong>-Korsakoff hastalığı nedir? Ve gerçekten de Türkiye’de dünyaya oranla en çok rastlanılan hastalıklardan biri olduğu doğru mu? </strong></p>
<p>-Bir sinir sistemi hastalığı Korsakoff. Alkolizm vb. nedenlerden yaşanabiliyor. Sinir sistemini tahrip eden gerekçelerle ortaya çıkıyor. Türkiye, 1980’lerden bu yana açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin en sık görüldüğü ülkelerden biri. Korsakoff’un nedenlerinden biri de açlık. Evet, bu nedenle Türkiye’de sayısı çok yüksek. Dünya ortalamalarının çok üzerinde. Bazen dönüşü olmayan bir hastalık, bazen kısmi dönüşü mümkün. Kimi hastanın hafızası bütünüyle siliniyor, kiminin yakın hafızası, kiminin hafızasının geçmişteki bir bölümü. Kimi konuşmakta zorlanıyor, kimi ayakta durmakta. Çok bilinmeyen ama insan hayatını çalan bir hastalık.</p>
<p><strong>-Bir gazetecinin yazar olması anlatmak istediklerini aktarmak konusunda faydalı bir yol değil mi? </strong></p>
<p>-Toplumsal olayları bir bağlam, hikâye içerisinde anlatabilmek açısından evet büyük bir avantaj. Ama sadece bunun için değil elbette. Edebiyat, bütün evreni anlatır. Bazen bir sokağı, bazen gezegeni, bazen tek bir gözyaşını. Hayatı anlatmanın en etkili yolu bana kalırsa. İnsanın varoluşundan bu yana ortaya çıkarttığı, kendini anlatabilmesinin en büyülü yolu.</p>
<p style="margin-left:5.65pt"> </p>
<p>HABER : DİLEK ATLI / BURSA</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html">Hatırlamanın önemini anımsatan roman: Kiraz Ağacı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/hatirlamanin-onemini-animsatan-roman-kiraz-agaci.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yayınlanan kitap sayısı katlandı</title>
		<link>https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html</link>
					<comments>https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2020 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür & Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de yeterince kitap okunup okunmadığı tartışmaları süredursun, son 12 yılda yayımlanan kitap sayısı katlandı. Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ile Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, 2008-2019 döneminde basılan kitap sayısı 32 bin 339 adetten 68 bin 554 çıktı. Bu dönemdeki artış oranı yüzde 112 olarak hesaplandı.Bir önceki yıla göre yayınlanan kitap sayısındaki artış ise yüzde 2,1 seviyesinde kaldı. 2018 yılında 67 bin 135 adet kitap yayımlanmıştı.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html">Yayınlanan kitap sayısı katlandı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KURGU EDEBİYAT ÖNE ÇIKTI</strong></p>
<p>Söz konusu yayınlar içinde (2013-2019 döneminde) yetişkin kurgu edebiyat kitaplarının payını artırdığı gözleniyor. 2013 yılında toplam içinde 6 bin 637 yayın ve yüzde 14’lük paya sahip olan bu tür yayınların oranı geçen yıl 12 bin 505 adet ile yüzde 18’e çıktı.<br />
Aynı dönemde yetişkin kültür yayınları 9 bin 611 adetten 11 bin 172 adede çıktı, ancak bu yayınların toplam içindeki yüzde 20,3’ten yüzde 16’lar seviyesine indi. Çocuk ve gençlik yayınları da bu dönemde yüzde 17’lik payını yüzde 15’e düşürdü. Bu alandaki yayınların sayısı da 8 bin 130’dan 10 bin 338’e yükseldi. İnanç yayınları da bu dönemde 3 bin 406 adetten 3 bin 736’ya yükselse de bu tür yayınların toplam içindeki yeri yüzde 7’lerden yüzde 5’e geriledi.</p>
<p><strong>EĞİTİM VE AKADEMİK YAYINLAR HALA GÖZDE</strong></p>
<p>2013-2019 döneminde payını artıran iki alan eğitim ve akademik yayınlar oldu. Dönem başında 12 bin 556 olan adet eğitim yayınlarının sayısı geçen yıl 19 bin 369’a yükselirken, payı da aynı dönemde yüzde 27’den yüzde 28’e çıktı. 7 bin 3 olan akademik yayın sayısı da bu dönemde 11 bin 343 olunca akademik yayınların payı yüzde 15’ten yüzde 17’ye yükseldi.</p>
<p><strong>TÜRKÇE’NİN PAYI AZALIYOR</strong></p>
<p>2008-2019 döneminde yayınlanan kitaplar içinde Türkçe yayınların oranı da azaldı. 2008 yılında 29 bin 911 Türkçe yayınlar, toplamın yüzde 92’sini oluştururken, Türkçe kitaplar geçen yıl 61 bin 700 adetle piyasa payını yüzde 90’a düşürdü.<br />
Bu dönemde İngilizce kitapların payı ise yüzde 5’ten yüzde 7’ye çıktı. Geriye kalan yüzde 3’lük dilim ise Arapça, Almanca ve diğer diller arasında paylaşılıyor.</p>
<p><strong>ÖZEL SEKTÖRÜN AĞIRLIĞI ARTIYOR</strong></p>
<p>Yayınlanan kitaplar içinde son 12 yıllık dönemde özel sektörün ağırlığı da giderek artıyor. Nitekim dönem başında bastığı 28 bin 300 kitap ile yayınların yüzde 88’ini yapan özel sektör geçen yıl yayına verdiği 63 bin 163 kitap ile toplam içinde yüzde 92’lik paya erişti. Bu dönemde kamu yayıncılığının payı yüzde 7’den 5’e, sivil toplum kuruluşlarının yayınları da yüzde 5’ten yüzde 3’e geriledi.</p>
<p><strong>E-KİTAP ARTIYOR AMA…</strong></p>
<p>İnternet teknolojilerindeki hızlı gelişme ile birlikte 2008-2019 döneminde e-kitap sayısının payı da hızla artmaya başladı ancak hala toplam içinde yüzde 9,5 paya ancak erişti. 2008 yılında 292 DVD, VCD gibi materyaldeki e-kitap ile 107 adet web tabanlı e-kitap olmak üzere toplam 399 e-kitap yayınlanmıştı ve söz konusu yılda toplam yayımlanan kitaplar içindeki payı yüzde 1,2 olarak hesaplanıyordu. Geçen yıl ise bu rakam web tabanlı ve DVD, CD gibi materyale basılı olmak üzere 6 bin 487 adede ulaştı ve yüzde 9,5 paya ulaştı.</p>
<p>HABER : HÜSEYİN TUNÇAY / ANKARA</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html">Yayınlanan kitap sayısı katlandı</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/yayinlanan-kitap-sayisi-katlandi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ercan Kesal… Bir bavul yaşam biriktirmek: Velhasıl</title>
		<link>https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html</link>
					<comments>https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Dec 2019 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anıları, edebiyat tutkusu, yanındakiler ve sinema ile olan muhabbetinin yer aldığı yeni kitabı “Velhasıl”ı konuştuğumuz Ercan Kesal, “Dünyaya yeniden gelsem aynı yolculuğa razı olurdum. Olanda hayır vardır!” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html">Ercan Kesal… Bir bavul yaşam biriktirmek: Velhasıl</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar, sinemacı, hekim ve iyi bir hikâye anlatıcısı o. Şairliği de var, esaslı bir okurluğu da. Yaşamı damıtmayı ve bunu hikâyelere dönüştürerek insanlara anlatmanın en doğru yollarını bulmayı başaran Ercan Kesal, İletişim Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı Velhasıl ile hayattan biriktirdiklerini paylaşıyor okurla. Ercan Kesal’ın 20 yılı aşan yazı serüveninin en güzel örneklerinin bir araya getirildiği Velhasıl’da okurlar, zaman içinde yolculuğa çıkarken şairlerden sinemacılara, Anadolu insanlarından kentlilere birçok insan hikâyesine de tanıklık ediyor. Kesal, Velhasıl’da dili, samimiyeti ve anılarıyla yer yer okuru kalbinden yakalayıp onu nefessiz bırakırken kâh gözlerine yaş getiriyor, kah yüzünde kocaman bir gülümseme yaratıyor. Yazar, son kitabı Velhasıl ile ilgili sorularımızı da içtenlikle yanıtlamayı ihmal etmiyor.</p>
<p><img decoding="async" alt="" src="https://9koy.org/images/resimler/berge arabian photo 2019 ercan kesal 1.jpg" /></p>
<p><strong>Şizofrengi Dergisi, çok değerli insanlar emek vermişti ve benzersiz bir dergiydi. Son kitabınız Velhasıl’da, Şizofrengi’de yayımlanan bir yazınıza da yer verdiniz. Buradan başlayalım; 1993’teki Ercan Kesal ile 2019’daki Ercan Kesal arasındaki en kısa mesafe, yazıları mıdır?</strong><br />
-O zaman Şizofrengi’nin mottosunu da hatırlıyorsundur: “Bütünüyle Kuşkudayız!” Hep tecessüs içinde yer aldığım hayatın eninde sonunda beni buralara getireceğini şimdilerde daha iyi anlıyorum. 1993’ten 2019’a… Gelecek zaman şimdiki anın içinde bir yerlerde saklı durur ve kehanetler içerir. Velhasıl bu yüzden anlaşılabilir ve makul bir sonuçtur. Başka türlü olmazdı zaten.</p>
<p><strong>Şair Ahmet Erhan’ı, Velhasıl’ın ilk sayfalarında birlikte paylaştığınız anılarınızdan okuyoruz. Bu, şiir sevenleri mutlu etmiştir. Peki, sizce şairler, bu toprakların günah keçileri midir?</strong><br />
-Hepimiz tercihlerimizin sebebi ve sonucuyuz. Onlarla müsemmayız. Bu yüzden A. Erhan’ın cenaze töreninde yaptığım konuşmaya Namık Kemal’in dizesiyle başlamıştım: “Bais-I şekva bize hüzn-ü umumidir Kemal, Kendi derd-i gönlümün billah gelmez yâdına!” (Bizim şikâyet etmemizin sebebi içinde bulunduğumuz hüzün atmosferidir, gönlümün derdinden bahsetmek asla aklıma gelmez) Bazıları tüm dünyanın kederini kendi yüküymüş gibi taşır, bazıları da dönüp bakmaz bile, yanından geçip gider. Şairler bu yükün gönüllü taliplileri. Bedelini güzel mısralar ve erken ölümlerle öderler.</p>
<p><strong>Şiire düşkünlüğünüze vurgu yapıyorsunuz. Sizi okuyunca ya da dinleyince yeni bir kelime öğrenmemek mümkün değil. Velhasıl’da palimpsest, duende gibi kelimeler bunun örnekleri… Şairlerin dili yeniden oluşturma yeteneği vardır. Sizin dilinizde şairlerin ve şairliğinizin etkisi nedir?</strong></p>
<p>-Kelimelerin gücü!.. İlk fark ettiğimde mucize gibi bir şeydi benim için. Bir virgülü oraya değil de şuraya koyduğunuzda tüm anlam değişiyordu yani tüm dünya! Bu yüzden kelimelere hiçbir zaman sıradan şekiller ya da bir nesneyi tanımlayan ifade aracı gibi bakmadım. Bir hafızaya sahipler ve ustasının elinde inanılmaz bir güce sahipler. Tahsin Saraç’ın bir dizesi geldi aklıma. “Ben ki ozan, söz tanrısı!”</p>
<p><strong>Okuyarak var olmaya çalışan insanların yazıyla macerasını, hem kendi anılarınız, hem de Kemal Tahir üzerinden anlatıyorsunuz Velhasıl’da. Her iyi okur, yazmak da ister muhakkak. Ama başarılı olamayabilir ya da başarısının hakkını alamayabilir. Bu onu kötü edebiyatçı yapar mı? Ya da sadece okuyarak da edebiyatçı olunur mu? Sonuçta edebiyat karşılıklı bir eylem: Her yazarın bir okuru, her okurun bir yazarı var.</strong><br />
-Tamamen katılıyorum. Hatta artırıyorum: Bilginin, sanatın ya da edebiyatın vadettiği ya da bahşettiği iktidarı baştan reddeden bir yolculuktur aslolan. Yeteneğini bir yük gibi taşıyan, ürettikçe anonimleşen, kendinde kaybolan bir yolculuk… Bu yolculuğun muhatabı kişinin kendinden başkası da değildir. Okur, müşteri, alıcı, sanatsever ya da tüketici… Vadesi dolması gereken mahfillerdir bence.</p>
<p><strong>“Senaryo, edebi bir metin midir yoksa değil midir?” sorusunun peşinde Rus yönetmen Andrey Tarkovski’yle yaptığınız hayali bir röportaj da var kitabınızda. Tarkovski, ziyadesiyle yanıtını veriyor ama siz ona katılmıyorsunuz galiba?</strong><br />
-Tarkovski yargılarında acımasız biri! Müthiş bir yönetmen ve düşünür olması onu böylesine keskinleştirmiş olabilir. Hayranlıkla ve merakla okudum tüm söylediklerini. Elbette katılmadıklarım da var. Ama onun kadar radikal olamıyorum galiba. Şöyle bir şey diyor mesela: “İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan bundan sonra hayat ile olan saf ilişkisini yitirir…” Çok zor bir önerme!</p>
<p><strong>Velhasıl’da sadece anılarınız, edebiyat tutkunuz, sizi siz yapan insanlarınız yanında sinema ile olan muhabbetiniz de yer alıyor elbette. Hekimlikten sinemacılığa… Size yalnızca tutkularınız mı el verdi, yoksa hayat da kıyak geçti mi? Özetle, kitabınızı okuyanlar anlayacaktır, anneniz nasıl haklı çıktı?</strong><br />
-Emeksiz yemek olmaz. Yetenek onda birse, çalışmak onda dokuzdur. Anamdan bana kalan çalışmaya iman etmek oldu. Onun ömrü de çalışmakla, uğraşmakla, didinmekle geçti. Bizim gibi taşrada yoksunluk içinde asgari eğitim şansıyla çıkıp gelen insanların bir misli daha fazla çalışması lazımdı, ben de öyle yaptım hep. Erkenden fark ettim ağzımda gümüş kaşıkla doğmadığımı. İyi de oldu!</p>
<p><strong>Velhasıl’da anılarınız kadar yaşam kırıklıklarınıza, tanıklıklarınıza, mutluluklarınıza ve hayattan damıttıklarınıza da yer veriyorsunuz. Kitabınızı ilk yayımlanan öykülerinizle de taçlandırmışsınız. Kısaca; zaman ölüyor, insanlar ölüyor. Biten, ölen “şeyler” sizde nasıl yorum buluyor?</strong><br />
-İyi ki gelmiş bunlar başıma. Dünyaya yeniden gelsem aynı yolculuğa razı olurdum. Olanda hayır vardır! Kitaptaki bir cümleyle (Ecclesiastes’ten) bitireyim: “Bir nesil geçer gider, başka bir nesil gelir; ama yeryüzü sonsuz sürer gider… Güneş de doğar ve güneş batar, doğduğu yere koşar gider… Rüzgâr güneye yollanır, sonra kuzeye yönelir, durmamacasına dolanır ve rüzgâr dolaşımına denk geri döner… Bütün nehirler denize varır, gene de deniz dolmaz; nehirler çıktıkları yere dönerler…”</p>
<p>HABER : DİLEK ATLI</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html">Ercan Kesal… Bir bavul yaşam biriktirmek: Velhasıl</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/ercan-kesal-bir-bavul-yasam-biriktirmek-velhasil.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kitap lüks tüketim mi olacak?</title>
		<link>https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html</link>
					<comments>https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 20 Sep 2019 00:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kitap okuma alışkanlığının düşük olmasının nedeni sadece okuma alışkanlığının gelişmemesi mi, yoksa ekonomik nedenler göz ardı mı ediliyor? Türkiye’de insanlar kitapla barışık olmasa da, araştırmalar, ekonomik geliri arttıkça kitap okuma oranının da yükseldiğini gösteriyor.</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html">Kitap lüks tüketim mi olacak?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının olmadığından şikayet edilir ama bunun ekonomik nedenleri üzerinde hiç durulmaz. Oysa geçen yıldan itibaren dövizdeki artışla birlikte ithal kağıt fiyatları yüzde 60’dan fazla arttı. Buna bağlı olarak da kitap fiyatlarının yükselmesi nedeniyle, kitap “lüks tüketim” ürünlerinden biri olma yolunda. Araştırmalar edebiyat kitaplarının da dahil olduğu kültür yayınlarında satışlarda önemli azalma olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir araştırması ise kitap okumanın insanların gelirinin artışıyla birlikte yükseldiğini ortaya koydu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, TÜİK rakamlarına ve Türkiye Okuma Kültürü Haritasına göre, yılda ortalama 7.2 kitap okunuyor. Ancak insanların gelir düzeyleri yükseldikçe okudukları kitap sayısı artıyor. Aylık geliri, 3001-5000 TL arası olanlar yılda 10.9 kitap okuyorlar. Seçici ve düzenli okuyanlar yılda 14.5, 7-14 yaş arası 12, kadınlar 7.3, erkekler 7.1, bekarlar 10.1, öğrenciler 11.1, evde internet bulunanlar 8.4, büyükşehirlerde yaşayanlar 7.7, kitap okuyor.</p>
<p><strong>KAĞIT FİYATLARI</strong></p>
<p>Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) Başkanı Kenan Kocatürk, 24 Saat Gazetesi’ne, kağıt fiyatlarının 2018 Ocak’taki rakamlara göre yüzde 60-70 arasında artmasına rağmen, yayıncıların kitap fiyatlarındaki artışın yüzde 20-30 olduğunu ancak eğitim yayınlarında fiyatların yüzde 50-60 oranında yükseldiğini belirtti. Kocatürk, “2017-2018 döneminde kitap adet basımında yüzde 10 ciroda azalma oldu zamlar nedeniyle. 2018 de ise net olmamakla birlikte kültür yayınlarında yüzde 15-16 düşüş oldu. Temmuz’da çocuk ve gençlik yayınlarında yüzde 26 yakın üretim azalması oldu.” dedi. Kocatürk, yılda 600 milyon kitap basıldığını ve bununla Türkiye’nin dünyada 10. Sırada olduğunu ifade etti. TYB’nin raporuna göre, araştırma-inceleme, edebiyat ve çocuk yayıncılığı alanlarının oluşturduğu kültür yayıncılığı, 2019 yılının ilk üç ayında 37.767.973 adet kitap üretimiyle toplam üretimin yüzde 53,07’sini oluşturdu, ancak 2018 yılının ilk üç ayına göre bu alanda yüzde 18.86’lık bir düşüş oldu. İlk üç aylık toplam üretimin yüzde 11,23’ünü oluşturan inanç kitaplarında ise yüzde 40,69’luk düşüş meydana geldi. Her sene daralma gösteren akademik yayıncılık ise toplam üretimin yüzde 1,32’sini oluştururken yüzde 20,13’lük düşüş ortaya çıktı.</p>
<p><strong>KİTAP LÜKS MÜ?</strong></p>
<p>CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Kağıt sorunu devam ederse, insanların kitap, dergi, gazete okuyamamaları ülkemizi karanlığa sürükleyecektir. Kitap, gazete, dergi okumak lüks haline gelmemelidir, bu bir ihtiyaçtır.” dedi. Kağıt fiyatlarıyla ilgili Meclis araştırma önergesi veren Çakırözer, 24 Saat Gazetesi’ne yaptığı açıklamada yayıncılık sektörünün 2018 yaz aylarından bu yana krizde olduğunu, ithal kağıt ve mürekkeple kitap bastıklarını söyledi. Çakırözer, “Dalgalanan döviz kuru karşısında değer kaybeden TL yayıncılık sektörünü de zora sokuyor.” dedi. Çakırözer, yürürlüğe giren son yasal düzenleme ile satış sırasında devreye giren KDV’nin kaldırıldığını ancak yayınevlerinin ve dağıtımcıların ödediği KDV’nin kaldırılmadığını ifade etti.</p>
<p><strong>YAYINCI TEKELİ</strong></p>
<p>Çakırözer, ikinci bir sorunun ise sektörün perakendeci ayağının tam bir tekele dönüşmesi olduğuna dikkat çekti. Çakırözer, “Kitap perakendecisi sektöründe iki ya da üç şirket var. Hatta bunların ikisi tek bir holdingin çatısı altında. Bu da hangi kitabın çok satılacağından, kaç TL’ye satılacağına kadar büyük bir düzenleme anlamına geliyor. Bu iki sorun, okuyucunun zaten pahalıya satın aldığı kitabı, bir de istediği yerde, istediği mağazada bulamayacağı anlamına geliyor. Çünkü tekel perakendeciler bazı kitapları, mesela muhalif görüşleri içeren kitapları satmayabiliyor” dedi. Çakırözer, bu iki sorunun basit çözümleri olduğunu belirterek, kitap satışları nasıl vergiden istisna tutulabiliyorsa, kitapların basımı ve dağıtımı ile ilgili her türlü masraf da vergiden istisna tutulabileceğini söyledi.<br />
Çakırözer, “Bunun yapılması, ekonomik dalgalanmalarla yıpranan sektöre rahat bir nefes aldıracaktır. İkincisi de perakendeci tekelinin denetim mekanizmalarının işletilmesi ile kırılması. Burada da kamu gücünün devreye girmesi gerekiyor. Devletin perakendeci piyasasını serbest piyasa koşullarına uygun olarak denetlemesi, denetim sisteminin iyi çalışması ile birlikte de düzenleyebilmesi mümkün. Bunun yanı sıra kitapların dağıtımı aşamasında belediyelerin veya çeşitli sivil toplum kuruluşlarının devreye girmesi de sektördeki tekelleşmeyi önleyebilir. Çözüm için ilk aşamada bu iki adım atıldığında toplumların gelişmesi için gerekli olan kitap okuma alışkanlığı da bir lüks olmaktan çıkabilir“ dedi. Çakırözer, asıl çözümün ise, “stratejik önemdeki kağıdın” tamamen yerli imkanlarla üretilmesi gerek ki ekonomik krizlerden mümkün olduğu kadar az etkilenen bir yayıncılık sektörü için bunun gerekli olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>CEP VE İLETİŞİM İÇİN 173 TL, KİTABA 5.5 TL</strong></p>
<p>“Türk Halkının Kitapla İmtihanı” başlıklı bir raporu kamuoyuna açıklamış olan Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi DESAM Başkanı Gültekin Avcı, 24 Saat Gazetesi’ne, kitap okumanın artması için kendileri de dahil birçok girişimin olmasına rağmen, Türkiye’nin kitap okuma konusundaki karnesinin kırıklarla dolu olduğunu söyledi. Avcı, “Yetkili kamu kuruluşlarının rakamsal manipülasyonlarla bu vahim durumu örtmeye çalıştığını biliyor ve bu konjonktürde daha yaygın ve derinlikli çalışmalar yapmamız gerektiği kanaatimizi güçlendiriyoruz. Devletin/kamunun bu kadar güçlü ve zengin olduğu bir ülkede bu konuda da maalesef yönetim erkine sahip olunmadan STK’lar maharetiyle yapılan en başarılı çabalar ve en nitelikli projeler çok nispi ve kalıcı olmayan çıktılar almaya mahkumdur. Eskilerin tabiriyle liyakatli ve ehliyetli yöneticiler/politika yapıcılar iş başına gelmeden bizler bu konu hakkında daha çok konuşur ve havanda su dövmeye devam ederiz” dedi. Avcı, kitapla barışık bir Türkiye için ideolojik değil pedagojik ve nesnel bir vizyona sahip yöneticiler maharetiyle bu sorun çözülebileceğini ve başarılı sonuçlar alınabileceğini belirtti. DESAM raporuna göre, Türk halkı günde 6 saat televizyon izliyor, 4 saat internete giriyor fakat kitap okumaya ancak 6 dakika vakit ayırıyor. Ayda cep telefonu ve iletişim masraflarına 173 lira ayıran 4 kişilik bir Türk ailesi kitaba ise yılda sadece 5,5 lira ödüyor. Avcı, internet üzerinden kitap satışı yapan idefix’e göre en çok kitap okuyan ilin Ankara, en az okuyan ilin de Şanlıurfa olduğunu belirtti. Avcı, DESAM olarak Çorum, Artvin, Malatya, Elazığ, Düzce, Konya, Erzurum, Maraş, Batman, Ordu ve Diyarbakır illerinde öğrenci evi ve okullarda 50’nin üzerinde kütüphane kurduklarını ve kitap hediye ettiklerini söyledi. Avcı, “Havuzumuzda biriktirdiğimiz 150 kadar dijital kitap / e-kitap envanterini binlerce öğrenci/öğretmen ve ilgili vatandaşımızın ilgi ve bilgilerine sunduk. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere Kültür ve Gençlik Bakanlıklarını bu eksende bilgilendirme/yönlendirme ve demokratik sınırlar içerisinde tacizlere varan sert eleştiriler üzerinden harekete geçmeye/kışkırtmaya yönelik politikalar geliştirdik, görüşmeler yaptık. ATO ile işbirliği içerisinde tasarım ve içeriği tamamen bize ait olmak üzere 50 bin adet hikaye kitabı (trafik ve madde bağımlılığı hakkında) bastırarak taşra/gece kondu/köy okullarına gönderdik” dedi.</p>
<p>HABER : AYLAN GANİOĞLU / ANKARA &#8211; ARAŞTIRMA YAZISI</p>
<p>The post <a href="https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html">Kitap lüks tüketim mi olacak?</a> appeared first on <a href="https://9koy.org">9.Köy</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://9koy.org/kitap-luks-tuketim-mi-olacak.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
