Üniversitelerin açılmasıyla devlet yurdunda yer bulamayan ya da ev, özel yurt ve apartlar kiralarının yüksekliğinden şikayetçi olan bazı öğrenciler, geçen sonbaharı “Barınamıyoruz”, “Yurtsuzlar” gibi isimler altında Türkiye’nin birçok şehrinde geceleri banklarda ve parklarda geçirdi. 


Gazetecilik
Haber: Ceren Bala Teke         24/08/2022     35 GÜN ÖNCE

Üniversitelerin açılmasıyla devlet yurdunda yer bulamayan ya da ev, özel yurt ve apartlar kiralarının yüksekliğinden şikayetçi olan bazı öğrenciler, geçen sonbaharı “Barınamıyoruz”, “Yurtsuzlar” gibi isimler altında Türkiye’nin birçok şehrinde geceleri banklarda ve parklarda geçirdi. 

İstanbul'da başlayan eylemin etkisi Ankara, İzmir, Kocaeli ve Gümüşhane gibi çeşitli kentlerdeki öğrencilerin de katılımıyla büyüdü.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında eylemde bulunan öğrencilere yönelik olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Darülaceze Yurt ve Kültürel Tesis Açılışı ve Darülaceze Sosyal Hizmet Şehri Tanıtım Töreni'nde yaptığı konuşmada “Yalan söylüyorsunuz. Hayatınız yalan. Bizim yurtlarımız ortada ve bütün bu yurtlarla birlikte kapasite ortada” ifadelerini kullandı.

Birçok kentte parklarda sabahlayan öğrenciler, polis engeliyle karşılaştı ve gözaltına alındı. 

Dava detaylarını ve süreci Avukat Kardelen Hazal Aslan ile konuştuk. 

CEREN BALA TEKE

Eylemlerin suç teşkil etmediğini ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurgulayan Aslan: “Anayasanın 34. maddesine göre herkesin önceden izin almadan silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip. Eylemleri suç kapsamına girmiyor. Anayasada güvence altına alınan bir hak. Ayrıca 2911 sayılı kanunun 3. Maddesinin "Herkes, önceden izin almaksızın, bu kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiştir” ifadelerini kullandı. 

“Eylemlerin Doğası Gereği İktidarı Rahatsız Edici Olması Gerekir”

Demokrasinin temelinin çoğulculuk ve ifade özgürlüğü olduğunun altını çizen Aslan: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) yerleşik içtihadı uyarınca çoğulculuk ve ifade özgürlüğü olmadan demokrasi olamaz. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğünün sadece zararsız ve ilgilenmeye değmez düşünceler için değil aleyhte olan çarpıcı gelen veya rahatsız eden haber ve düşüncelere de uygulanacağı açıktır. Anayasa Mahkemesi de yerleşik kararlarında bu hususa uygun olarak temel hak ve özgürlüklerin istisnai olarak ve ancak özüne dokunamamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabileceğini söylemektedir” şeklinde konuştu. 

Gözaltıların gece yapılmasının bilinçli olduğunu ve öğrencilerin avukatlara erişiminin engellenmesi kapsamında planlandığının altını çizen Aslan: “Tüm gün orada olan öğrencilere gece gözaltı işlemi yaparak avukata erişim hakkını zorlaştırdılar. Adeta öğrencileri rahat rahat darp ederek gözaltına almak ve bunun yankı uyandırmaması için gece yapıldı. Buna benzer örnekler Türkiye’de çokça yaşanıyor” dedi.

“Devlet İşkence Suçu İşleyeni Değil Mağdurunu Yargılıyor”

7 öğrenci için ayrıca “kamu malına zarar vermek” suçundan da dava açıldı. 

Konuya ilişkin olarak, Avukat Aslan: “Kamu malına zarar verme genellikle işkence ile gözaltı işlemi yapan polislerin iddiası oluyor. Bir nevi kendilerini korumak için bu tarz gözaltı işlemlerinden sonra polise mukavemet, kamu malına zarar verme gibi suç duyurularında buluyorlar. Müvekkillerimizin maruz kaldığı işkence suçları hiçbir şekilde soruşturulmaz ve takipsizliklerle sonuçlanırken polislerin suç duyuruları çok hızlı soruşturularak müvekkillerimiz hakkında davalar açılıyor, ceza alıyorlar. Devlet işkence suçu işleyeni değil mağdurunu yargılıyor. Bu maalesef hep yaşadığımız bir durum” dedi.