DOLAR 33,0495 0.16%
EURO 36,0281 0.06%
ALTIN 2.618,691,92
Ankara
28°

HAFİF YAĞMUR

“Türkiye’de büyük bir Suriyeliler diasporası oluştu”
  • 9.Köy
  • Genel
  • “Türkiye’de büyük bir Suriyeliler diasporası oluştu”

“Türkiye’de büyük bir Suriyeliler diasporası oluştu”

Başta Gaziantep olmak üzere Güneydoğu Anadolu ve Ege Bölgesi’nde uzun yıllardır göç araştırması yapan Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Derneği Başkanı Sosyolog Prof. Dr. Özkan Yıldız ile uluslarası göç meselesine ışık tuttuk.

ABONE OL
25 Haziran 2024 13:36
“Türkiye’de büyük bir Suriyeliler diasporası oluştu”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Murat Güreş / Kapak Fotoğrafı: DepoPhotos

Uzun yıllardır göç alan Türkiye’de büyük bir “Suriyeliler diasporası” oluştuğunu ve kimsenin bunun farkında olmadığına dikkat çeken ve şimdilerde 9 Eylül Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde dersler veren Prof. Dr. Özkan Yıldız, kalıcı uyum politikaları konusunda geç kalındığına dikkat çekiyor.

Yıldız, yine Suriyelilerin Türkiye’ye entegrasyonu çalışmalarının da hala ikircikli bir konu olarak gündemde yer aldığını bu nedenle “kalıcılaşmanın” toplumda yarattığı tedirginliğin yönetilmediğini söylüyor. Prof. Dr. Özkan Yıldız’a sorularımız ve verdiği yanıtlar şöyle:

Cumhuriyet tarihi boyunca farklı nedenlerle göç aldık. Cumhuriyetin ilk yıllarında bu Balkanlardan yurttaşlaştırma politikasının bir sonucu idi. Daha sonrasında asimilasyon politikalarından kaynaklandı ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile bambaşka bir hal aldı ama Arap Baharı, Suriye İç Savaşı ve Filistin meselesi ile ülkemiz nerede ise göçün merkez üssü haline geldi. Kronolojiye de bakarak göç meselesini açabilir miyiz?

“Türkiye, tarih boyunca coğrafi konumundan dolayı ana göç rotaları üzerinde bulundu. Bu nedenle Anadolu’ya ve Anadolu üzerinden Balkanlara ve Avrupa’ya Osmanlı İmparatorluğunun çöküş ve ardından Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da Anadolu’ya mübadele göçleri oldu. Kafkasya’dan, Kırım’dan, İran’dan, Irak’tan, eski Yugoslavya’dan da Türkiye’ye farklı sebeplerle göç edenler oldu. Suriyeliler’den önce Türkiye’ye kitlesel göç Bulgaristan’dan geldi. 1989 yılında Türk azınlığa baskı ve asimilasyon politikası uygulayan Bulgar rejiminden kaçıp gelen binlerce soydaşımız oldu. Kimi zaman bölgesel dengeler nedeniyle Afganistan, şimdi Filistin’den de göçmen geldi ama bilindiği gibi son büyük göç dalgası Suriye’den oldu.”

Suriye’den gelen göçü diğerlerinden ayıran unsurlar nelerdir?

2011 yılında iç savaşın başlamasıyla çok boyutlu, çok aktörlü, bölgesel ve küresel bir denkleme dönüşen Suriye iç krizi 13 yılı geride bıraktı. Milyonlarca Suriyeli başta Türkiye olmak üzere farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Resmi kaynaklara göre bugün Türkiye’de 3,5 milyon civarında Suriyeli sığınmacı var. Tabii bunlar resmi olan kayıtlar. 

Ulusal sınırların geçişken olduğu düşünüldüğünde bu oranların kesinliği tartışmalıdır. Türkiye, savaş başladığında sınır illerinde çadır ve konteyner kentler inşa etti ve bu uygulama ulusal ve uluslararası kamuoyundan çok takdir topladı. Sonra devam eden göçmen dalgası bu modeli yok etti. ‘Açık kapı’ politikası ve siyasi saikler nedeniyle ülkemize gelen sığınmacılar başta büyük iller olmak üzere Türkiye’nin tüm illerine dağıldılar. Türkiye’nin uyguladığı resmi göç politikasına aykırı bu durum içinden çıkılmaz yeni karmaşık durum yarattı. Siyasal iktidar, ulusal çıkarları gözeten, barışçıl ‘yurtta sulh cihanda sulh’ ilkesine dayanan 90 yıllık dış politikayı terk ederek Suriye iç savaşında muhalif grubu destekleyerek tarafgir bir pozisyon aldı. Anımsanırsa, o dönem muhalefet, Suriye iç savaşı başladığında yangına körükle gidilmemesini, bölgesel ve küresel diplomasiyle çözüm üretilmesini ve bu bağlamda da Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatının acilen kurulmasını önermişti. Komşu ülkelere dağılan Suriyeliler için ‘demokratik uygar dünyayı’ sorumluluk almaya çağırmıştıı ancak bu olmadı.”

Konunun insani yönüne vurgu yapıldığı gibi siyasi arenada önyargı, nefret, ayrımcılık ve dışlama boyutlarına da göndermeler söz konusu. Mülteci meselesi bu yönüyle bakıldığında siyasi istismar malzemesi olarak da kullanılıyor diyebilir miyiz?

Evet aslında baştan beri özünde sığınmacı meselesi politikanın da can suyunu oluşturmuş durumda. Örneğin siyasi muhalefet hükümetin bu politikasının yanlışlığını sürekli diri tutarak seçmenden oy istiyor. Tüm kamuoyu araştırmalarında ülkenin en önemli ve yakıcı sorunları içinde Suriyeliler/sığınmacılar/mülteciler sorunu, ekonomik sorunlardan sonra geliyor. Bu hem düşündürücü hem de bu sorunun tüm ilgili aktörleriyle orta-uzun vade çözüm modalitelerini kaçınılmaz kılıyor. Elbette siyasi iktidarın ve bu konuya muhalefet eden partilerin meseleye bakışı taban tabana zıt olduğu için ‘kolektif çözümler’ üretilmesinde çıkmaza giriliyor.

Türkiye’de büyük bir Suriye diasporası oluştuğunu söylüyorsunuz. Bunun kısa ve uzun vadedeki siyasal, ekonomik ve toplumsal sonuçları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ülkemizde büyük bir Suriyeliler diasporası oluştu. Bu bir gerçeklik. Her ne kadar ‘diaspora’ kavramının etimolojik kökeni ‘sürgün’ ve ‘dağılma’ anlamındaysa da günümüzde göçmen, mülteci, vatansız/yersiz-yurtsuz, misafir, sürgün topluluğu, etnik topluluk gibi terimlere karşılık gelmektedir. Türkiye’deki Suriyeliler bu tanıma uygun düşmektedir. Birleşmiş Milletler ‘Uluslararası Göçmen Raporu 2015’ başlıklı raporunda, anavatanları dışında yaşayanları ‘diaspora’ olarak ifade etmiş ve aynı raporda diaspora büyüklükleri açısından ülke sıralamasına şu şekilde yer vermiştir; 16 milyon Hintli, 12 milyon Meksikalı, 11 milyon Rus, 10 milyon Çinli, 7 milyon Bangladeşli, 6 milyon Pakistanlı ve Ukraynalı, 5 milyon Filipinli, Suriyeli, Afgan ve İngiliz, 4 milyon Polonyalı, Kazak, Alman ve Endonezyalı, 3 milyon Romen, Mısırlı, Türk ve Amerikalı anavatanları dışında farklı ülkelerde hayatlarını devam ettirmektedir. Tabi bu veri, 2015 yılına ait. Uluslararası kuruluşlar 8 milyonun üstünde Suriyeli’nin ülkesinin dışında yaşadığını tahmin etmektedir.

“Türkiye nüfusuna yeni bir nüfus eklendi”

2011 yılında başlayan sığınmacı dalgası ile Türkiye nüfusuna adeta yeni bir ülke nüfusu eklendi. 13. yılını dolduran süreçte Suriyelilerin ülkemizde gettolaşarak içine kapanması, kentlerde izole hayat sürmeleri, okul sisteminde yer alamayan öğrenci sayıları, geleceğinin belirsizliği, kamuoyunun, siyasetin ve medyanın merkezi konusunu oluşturmaktadır.”

Bugüne dek genellikle Türk kamuoyunun Suriyeli sığınmacılara dair tasavvurları araştırma konusu yapıldı. Suriyeliler hakkında yapılan araştırmalar sınırlı sayıda. Yani ülkemizde misafir ettiğimiz bu grup kimlerden oluşuyor? Nasıl bir sosyo-ekonomik ve demografik profile sahip? Türk toplumuna uyum sağladılar mı?  Ne tür işlerde çalışıyorlar? Geri dönmeyi düşünüyorlar mı? Suriye’nin geleceğini nasıl görüyorlar?

Gelecek planları nedir?.. Bunların üzerinde yeterince durulmadı. Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesiyken ilk gelen ve kamplarda (Harran Konteyner Kent ve Akçakale-İslahiye Çadır Kent) kalan Suriyeli grupla 2013 yılında saha çalışması yaptım. ‘Kamplardaki Suriyeliler: Sorunlar, Beklentiler ve Gelecek Algısı’ başlıklı bu araştırmam belki de alan literatüründe yapılan ilk araştırmaydı. İkinci araştırmamın saha çalışmalarını 9 yıl sonra İzmir’de Konak, Bornova, Torbalı örneklemin seçildiği ilçelerde yaptım. ‘İzmir’deki Suriyeliler: Sorunlar, Beklentiler ve Gelecek Algısı’ başlıklı bu kitap çalışması verileri ve süreçleri karşılaştırma yapmama olanak sağladı.

“Eğitimsiz Suriyeliler bize geldi; eğitimliler Lübnan’a ve Avrupa’ya gitti”

Araştırmalarınızı mukayese ettiğinizde ki iki farklı coğrafyadan bahsediyorsunuz, ortaya nasıl bir tablo çıktı?

Her iki araştırmanın verileri mukayeseli olarak değerlendirildiğinde Türkiye’de, yeni bir Suriyeliler diasporası farklı bir sosyolojik katman oluşturmuş durumdadır. Her iki araştırmada da anketimize yanıt veren Suriyeliler, sırasıyla Halep, Deyrizor, İdlip, Hama, Rakka, Kobani gibi Kuzey Suriye kentlerinin ağırlıklı olarak kırsalından gelmiştir. Bu kentlerden gelenlerin de sosyo-ekonomik ve kültürel yönden düşük statüde oldukları dikkat çekmektedir. Türkiye’ye gelmeden önce de gelir, eğitim ve konut özellikleri açısından düşük konumda oldukları dikkat çekmektedir. Türkiye’de ‘marjinal sektörde’ iş tutan, düşük ücretlerle geçinen, literatürde ‘çalışan yoksullar’ olarak tabir edilen ekonomik ve kültürel açıdan gettolaşma ve beraberinde sosyal dışlanma riski taşıyan Suriyeli grubun kentlerin çeperinde ve kırsalında belirginleşmeye başladığı görülmektedir. Bu durum gelecek açısından önemli risk oluşturmaktadır.

Konuya eğitim açısından baktığımızda yine çarpıcı rakamlarla karşılaşıyoruz. Türkiye’ye gelen Suriyelilerin ve özellikle çocukların eğitim durumları parlak değil. Araştırmamızda katılımcıların yüzde 48’i ilkokul ve altı düzeyde eğitime sahip. Okuryazar olmayanların oranı çok yüksek. Her iki Suriyeli’den birisi çocuk ve genç. Hane başına düşen kişi sayısı Türkiye ortalamasının üstünde. Hanede ortalama 5-7 kişi yaşayanların oranı (yüzde 40,8) ilk sırada geliyor. 8-10 kişi yaşayan hanelerin oranı ise yüzde 17,2… Herhangi bir işte çalışmadığını belirten Suriyelilerin oranı yüzde 32,7 olmakla birlikte katılımcıların yüzde 53,7’si çalışmasına engel bir nedenin olmadığını ifade ediyor.

“Suriyeliler, Türkiye ortalamasının çok altında ücret alıyor”

Suriyelilerin Türkiye ortalamasının çok altında ücret aldığı görülmekte. Ankete katılan Suriyeliler’den büyük çoğunluğu (yüzde 78,6) devlet veya resmi kurumlardan yardım almakta. Her iki katılımcıdan birisi aldığı resmi yardımı yeterli bulmuyor. Geçinmek için daha fazla yardım verilmesi gerektiğini belirtenlerin oranı yüzde 30 civarında. Türkiyeli komşularından yardım görmediğini söyleyenlerin oranı yüzde 46,3… Çalışmayan ama devletten aldığı düzenli sosyal yardımlarla geçinen bağımlı bir nüfus gerçeğiyle karşı karşıyayız.”

“Türkiye’deki göçmen kadınların yüzde 40’ı hiç eğitim almamış”

Genel verilere bakıldığında Türkiye’deki göçmen kadınların yüzde 40’ı hiç eğitim almamış, yüzde 13’ü ortaokul ve yüzde 37’si ilkokul mezunu. Eğitimi olmayan veya ilkokulu bitirmemiş göçmen kadınların doğurganlık hızı 5,8 iken lise veya uzun süreli eğitim görenlerinki yüzde 4,1’dir. Ülkemizde bulunan bir milyon 651 bin 627 göçmen kadının 820 bin 495’i üreme çağındaki Suriyeli kadın ve genç kızlardır. Bu oranlar Türkiye’de 1970’lerde görülen oranlara eş değerdedir.”

Çocuklar açısından durum nedir? Bunların pek çoğu Türkiye’de dünyaya geldi…

Suriyeli hanelerde okul çağında olan çocuk oranı yüzde 71,2…‘Çocuklarımın hiçbiri okula gitmiyor’ ifadesini kullanan katılımcıların oranı yüzde 37,7’dir. Suriyeli çocuklar, sosyokültürel nedenlerden dolayı erken yaşta okuldan kopuyor. Geleneksel değerler sistemi, toplumsal cinsiyet algısı, dini inançların etkisi, karma eğitime karşı olma, kızların eğitiminden beklentinin düşük olması öne çıkan faktörler. Ayrıca ailelerin yoksulluk ve kalabalık olmasından ötürü çocukları çalıştırmak ve emeğinden yararlanmak istemesi çocukların okullaşmasını engelleyen bir diğer faktör. Okul çağında yer alan nüfusun çok yüksek olması ciddi sorunları da beraberinde getiriyor. Türkiye’de ortalama 20 öğrenciye bir öğretmen düşüyor. Bu hesaplamaya göre Türkiye’deki Suriyeli çocuklar için 40 bin öğretmen ihtiyacı var demektir. Yine aynı şekilde bin 500 okul, 30 bin derslik gerekmektedir.Bunların gerçekleşmesi mümkün değil. Türk eğitim sisteminin bu durumdan olumsuz etkileneceği bir gerçek. Huzurlu ve barışık bir ortak gelecek için işe buradan başlanması kaçınılmaz.

“Suriyelilerin doğurganlık hızı, bizimkinin çok üzerinde”

Genç yaş evliliği Suriyeli kız çocuklarında yüksek oranda. Suriyeli göçmen kadınların genç yaşta evlendikleri, doğurganlıklarının yüksek olduğu farklı kurumların ölçümlerinde de saptanmıştır. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2018 verilerine göre, 25-49 yaşlarındaki Suriyeli göçmen kadınların yüzde 55’i 20 yaş, yüzde 38’i 18 yaş, yüzde 12’si ise 15 yaşından önce evlenmektedir. Araştırmamızda çok eşli evliliklerin oranı da azımsanmayacak boyutta. Ankete katılanların yüzde 9’u 2 eşli, yüzde 2,7’si ise 3 eşlidir. 

TÜİK’in son verilerine göre ülkemizde toplam doğurganlık hızının 1,5 çocuk olması, ülke nüfusunun yenilenme düzeyinin altına düştüğünü, doğurganlığın azaldığını, ortalama ömrün uzadığını göstermektedir. Aynı zamanda ülke nüfusunun yaşlı nüfus olma özelliğini sürdürdüğünü anlatmaktadır. Tersine, Suriyelilerin ortalama doğurganlık oranlarının 5-6 çocuk olması, Türkiye’nin demografik yapısını kökten değiştireceğini ortaya koymaktadır. Bu tür demografik dönüşümün gelecekte ekonomik, kültürel, sosyal ve politik doğurguları Türk kamuoyunu haklı olarak endişelendirmektedir.

“Kalıcı uyum politikaları kaçınılmaz hale geldi”

Tablo böyle iken sanki göçmenlerin entegrasyonu meselesi halının altına süpürüldü. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Suriyelilerin Türkiye’ye uyumu (entegrasyonu) çalışmaları hala ikircikli bir konu olarak gündemde yer alıyor. Bir yandan ‘kalıcılaşmanın’ toplumda yarattığı tedirginlik ve asabiyetin yönetilmesinin derin ekonomik krizle giderek zorlaşması, öte yandan sosyal uyuma yönelik politikanın üretilememesinin orta ve uzun vadede ortaya çıkaracağı riskler merkezi ve yerel yönetimleri ikileme düşürmekte. Elbette bu sürecin sağlıklı yönetilmesinde politika tercihlerinin etkisi yadsınamaz.

“Suriyeliler ile komşuluk yapmıyoruz”

Suriyelilerin Türk Toplumuyla entegrasyon sorunu yaşadığını veriler açıkça desteklemektedir. Gerek komşuluk ilişkileri, gerekse de boş zamanı değerlendirme biçimi, sosyalleşme sürecinin başarılmasında önemli ölçütlerdir. Anketimize yanıt veren Suriyeli sığınmacıların yüzde 56’sı, ‘Türk komşularından hiç yardım görmediğini’, yüzde 45’i ‘ilişkileri olan Türk komşularının olmadığını’, yüzde 40’ı ‘Türk komşularıyla bazen sorunlar yaşadığını’, yüzde 37’si ‘sorunlarının çözümünde Türk komşularının yardımcı olmadığını’, yüzde 39’u ise ‘nadiren Türk komşunun yardımcı olduğunu’ ifade etmiştir. Suriyeli sığınmacıların boş zaman aktivitelerine bakıldığında yüzde 5’i boş zamanında ‘Suriyeli arkadaşlarıyla zaman geçirdiğini’, yüzde 29’u ‘hiçbir şey yapmadığını’ ve yüzde 17’si ise ‘alışveriş merkezinde’ zaman geçirdiğini ifade ediyor.

Gelenlerin geri dönüşü sağlanabilir mi?

Hem 2013 ve hem de 2022 araştırmasında Suriyeli sığınmacıları geri dönüş eğilimleri sorgulandı. İç savaş başladığında ilk gelen grubun Suriye’de savaşın kısa sürede sonuçlanacağı öngörülmüştü. 2013 anketine katılan her 2 Suriyeli sığınmacıdan biri (yüzde 58) ‘Türkiye’ye gelirken en fazla bir ay kalacağını, savaşın biteceğini ve geri döneceğini’ tahmin etmişti. 9 yıl sonra,  2022 anketindeyse her 2 Suriyeli sığınmacıdan birisi (yüzde 55) yakın zamanda ‘Suriye’de savaşın bitmeyeceğini’ düşünüyor. Ankete katılanların yüzde 40’ı ‘Suriye’nin yakın zamanda kendisi, çocukları ve ailesi için refah ve huzur ortamına kavuşmayacağını’ düşünüyor. ‘Savaş sona erse dahi Türkiye’de kalırım’ diyenler yüzde 43, Suriye’ye dönerim diyenler yüzde 48… Bu iki veriyi politik karar vericilerin ciddiye alması gerekiyor.”

“Vatandaşlık verilirse yüzde 82’si Türkiye’de kalacağını söylüyor”

Bir dönem siyaset gündemini meşgul eden konulardan birisi de Suriyeli sığınmacıların Türk hükümetince sınıra yakın “güvenli bölgelerde” inşa edilecek konutlara gidip gitmeyeceğiydi. Her ne hikmetse şu an bu konu hiç gündemde değil ve konuşulmuyor. Anketimize katılanlar içinde “güvenli bölgelere gitmem” diyenlerin oranı yüzde 49, “kararsız” olanların oranı yüzde 22’dir. Dolayısıyla hükümetin gönüllü, güvenli bölgelere dönüş projesi toplumsal bir karşılık bulmuyor. Vatandaşlık verilmesi halinde Suriyeli sığınmacıların yüzde 82’si Türkiye’de kalacağını ifade ediyor. 

Suriye’de iç savaş sona erse ülkemizde yaşayan Suriyelilerin küçük bir kısmı geri dönme isteğinde. Bu durum evrensel ölçekte sosyolojik bir olgudur. Hele ki Suriye’de savaşın yarattığı yıkımların kısa sürede elverişli yaşam koşulları oluşturması mümkün değilse dönüş eğilimi giderek zorlaşır. Elbette barışın gelmesi, Suriyelilerin ülkelerine dönmesi hem kendileri hem de Türkiye ve Suriye devleti için arzu edilir bir durum. Bu reel seçenekler içinde Suriyelilerin hem geçiciliği hem de kalıcılığını öngörecek politik düzenlemelerin yapılması şart. En başında gelen sığınmacılar sınırlarda kurulan kamplarda tutulmuş olsaydı dönüşler görece daha kolay olurdu. Ancak mültecilerin bütün Türkiye’ye yayılmış olması ve yeni bir yaşam kurmaları ülkelerine dönüşü zorlayan en önemli nedendir.

Kalıcılık söylemleri ve politikalarına kamuoyundan gelen eleştiriler nasıl aşılır?

Her ne kadar kalıcılık ve uyum politikalarının yüksek sesle konuşulması kamuoyunun hoşuna gitmese de huzurlu, sağlıklı ve barışçıl bir yaşam için sosyal uyum politikalarının geliştirilmesi kaçınılmaz görünmektedir. Sosyal uyum politika tedbirleri, uzun vadede yaşanma olasılığı yüksek toplumsal, ekonomik ve güvenlik risklerinin çözümüne katkı sağlayacaktır. Sosyal, ekonomik ve siyasal uyum politikalarının geliştirilmesi ve uygulanmaya sokulmasında merkezi yönetimin siyasal ve toplumsal muhalefet ile belediyeler, sivil toplum örgütleri ve iş dünyası ile ortak akılla, işbirliği içinde çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışma ve planlamalarda uluslararası toplumun ve kurumların desteğinin alınması şart. İktidarın, siyasal ve toplumsal muhalefetin önerilerini ve toplumun kaygılarını dikkate alarak samimi ve sürdürülebilir kapsamlı göçmen uyum politikasını inşa etmesi kaçınılmaz görünüyor. Vatandaşlık, statü, eğitim, çalışma, konut, barınma, sağlık, yerel halkın desteği, yerel uyum süreçleri bu politikanın önemli ayaklarını oluşturmaktadır.

Öncelikle Türkiye’nin mülteciler/sığınmacılar için yasal ve hukuki temeli güncellenmiş, evrensel normlarla uyumlu, geri dönüş ve üçüncü ülkelere gönderimi kolaylaştırıp güvence altına alan güncel ve modern bir mevzuata ihtiyacı var. Kararnameler ve yönetmeliklerle durumu kurtarmaya çalışan geçici politik girişimlerden bir an önce vazgeçilmeli. AB ve BM ile işlevsel ve uyumlu çalışan kapsamlı göç politikasının hayata geçirilmesi zorunluluk taşımaktadır.

“Göçmen meselesi yerel seçim sonuçlarına da yansıdı”

Ülkenin en yakıcı sorunu ekonomi ile birlikte göçmen meselesi dediniz. Bu durum örneğin son yerel seçimlere yansıdı mı?

Suriyeli nüfusun çok büyük kısmı büyük kentlerde yaşıyor. Bu kentlerin ekseriyeti ana muhalefet partisi tarafından yönetiliyor. 31 Mart’ta yapılan son yerel seçimlerde, Adıyaman, Kilis, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep ve merkez ilçeleri Şehitkamil, Nizip gibi sığınmacı nüfusun yüksek olduğu şehirlerde muhalefet partilerinin seçim başarısında sığınmacılara karşı biriken öfkenin de etkili olduğu göz ardı edilmemelidir. Dolaysıyla bu olgular da göstermektedir ki sorun Türkiye’nin milli sorunuysa merkezi ve yerel iktidarın siyaset üstü yaklaşımla soruna müspet yaklaşıp proaktif çözümler üretme zorunluluğu vardır.

Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünün çözüm ‘modalitesinin’ ortaya konulması gerekmektedir. Bu, çok aşamalı bir geçiş sürecini zorunlu kılmaktadır. İlk yapılması gereken Suriye rejimi ile diplomatik ve samimi diyaloğun başlatılmasıdır. BM normlarına bağlı kalarak siyasi ilişkiler olgunlaştırmalıdır. Dönüşler bu çerçevede hızlandırılmalıdır.

En az 10 karakter gerekli
Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.
Tüm Yorumlar (1)
  • Cuma Bekem

    Biz asırlar boyu devlet olamadık ne yazsak,ne söylesek boş elin adamı seçip alıyor biz kabala pazar alıyoruz

    Yanıtla
    +0
    -0


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. KVKK uyarıları ve detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.