Medya cinsiyetçi dil kullanmayı sürdürüyor. Peki, bu dil değişiyor mu, cinsiyet eşitliğini sağlamak için haber hazırlanırken nelere dikkat edilmeli? Medyanın cinsiyetçi haberlerinin nedenini, yarattığı algıyı ve kullanılan bu dile karşı ne yapılması gerektiğini Akademisyen Durna, Gazeteci Karakaş ve Avukat Torun ile konuştuk.


İnsan Hakları
Esra Koçak Mayda         12/03/2022     270 GÜN ÖNCE

Kadını, “namus” ve “ahlak” gibi kişiselleştirilmiş ve “muğlak” terimler çerçevesinde ela alan medya, ayrıca onu cinsellik, aşk, aldatma, aldatılma, kıskançlık ve intikam gibi konuların merkezine koyarak ataerkilliğin sürmesine hizmet ediyor. Haberlerde, “kadın şoför”, “kadın doktor”, “3’ü kadın 15 işçi”, “Pakistan’ın kadın başbakanı Türkiye’de” gibi cinsiyete dayalı yersiz vurgulara yer verildiği gibi, kadınlar ve LGBT+ fotoğraflarının pornografik sunumuna da sıklıkla rastlıyoruz.

Kadına yönelik şiddet ya da cinayet haberlerinde fail erkeği değil de mağduru suçlayıcı ve onu teşhir edici ifadelerin kullanılması medyanın erkek egemen bakışını gösteriyor bize. “Gece eğlencesinden dönen kadın”, “mini etek giymiş genç kız”, “alkollü kadın” gibi, işlenen suçu gerekçelendirme amacı taşıyan ifadelerle, öldürülen kadınların giyim ve yaşam tarzlarını sorgulayan haberler, erk bakışı yeniden, yeniden üretiyor. Ayrıca aile içi şiddet ve cinayet haberleri için de aynı durum geçerli. “Cinnet geçiren baba, eşini ve kızını pompalı tüfekle vurdu” ifadesiyle “cinnet” kelimesinin vurgulanması, suçlu-kurban ilişkisindeki egemen bakışa örnek gösterilebilir. 

9.Köy olarak, medyanın cinsiyet odaklı bakış açısıyla haber üretmesinin nedeni, bu haberlerin yarattığı algı ve sonuç ile kullanılan bu dile karşı ne yapılması gerektiğini, Akademisyen Tezcan Durna, Gazeteci Burcu Karakaş ile Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Kadın Meclislerinin avukatlığını yapan Tuba Torun’la konuştuk.

Akademisyen Durna, medyada cinsiyetçi dilin kullanılmasının nedenini anlamak için toplumsal alandaki güç ilişkilerine odaklanmak gerektiğini vurgularken Avukat Torun, insanların kafasında şiddet mağdurunun hak etmiş olduğuna ilişkin bir algı yaratıldığına dikkat çekti. Gazeteci Karakaş ise, on yıl önceye göre medya çalışanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin daha yaygınlaştığını bunda da kadın hareketi ve sosyal medyanın etkili olduğunu belirtti. Akademisyen Tezcan Durna, medyada cinsiyetçi dilin kullanılmasının nedenini anlamak için toplumsal alandaki güç ilişkilerine odaklanmak gerektiğini vurguladı.

Durna: Toplumsal ilişkileri tanımlayan dile, eşitsiz ilişkinin ruhu siner 

Namus, aşk, kıskançlık gibi konuların hayatın bir parçası olduğunu belirtip “Medyada tüm bunların nasıl temsil edildiği ve sunulduğuna bakmak gerek” diyen Akademisyen Durna, medya diline ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: 

“Asıl sorun, bir tecavüz vakasını ilgi çeksin diye failinin dilinden uzun uzun anlatarak pornografik hale getirirseniz ya da yine dramlaştırmak isterken mağdurunun dilinden uzun uzun mağduru kurbanlaştırarak ve tekil bir failin üzerine öfkeyi yöneltip bir nevi toplumda geçici bir katarsis yaratırsanız başlar. Bütün bu yaklaşımlar, mevzunun toplumsal bir sorun olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesine yol açar ve çözüm yönünde anlamlı ve kalıcı adımlar atılmasını engeller. Örneğin bir tecavüzcü katili, sanki bütün sorunlar onun ‘hadım edilmesiyle’ çözülecekmiş gibi, hadım etmek gerektiği yönünde sunarsanız, toplumun öfkesini geçici bir süre bir tekil failin üzerine yöneltirsiniz. Mesele, bunun hangi toplumsal sorunlardan kaynaklandığı ve bu sorunun nasıl çözüleceğinde saklıdır.”

Medyada cinsiyetçi dilin kullanılmasının nedenini anlamak için toplumsal alandaki güç ilişkilerine odaklanmak gerektiğine dikkat çeken Durna, bu güç ilişkilerini şu sözlerle açıkladı:  

“Kadın-erkek, işçi-işveren, baskın etnik grup-baskı altındaki etnik grup gibi eşitsiz mübadele ilişkilerinin olduğu toplumlarda (her toplumda bu tür ilişkiler mevcuttur, ancak bazıları bu ilişkileri bir miktar daha anayasal eşitlik ilkesi çerçevesinde düzenleyebilmiştir) bu ilişkileri düzenleyen ve tanımlayan dile, bu eşitsiz ilişkinin ruhu siner. Türkiye toplumundaki kadın-kız ayrımı, bunun önde gelen örneklerinden birisi. Burada toplumsal alandaki baskın güç, çoğu zaman elinde bulundurduğu gücün ona sağladığı konforu yitirmemek için, o gücü sürekli tahkim eden dil ve gelenekler icat eder. Kadınların iffetli olması gerektiğine dair safsata bunların önde gelenlerindendir. Kadının iffetli olması gerektiği savı, erkeğe sınırsız bir hareket ve özgürlük alanı sağlar. Hareket alanını daraltmak istemeyen erkekler elbette bundan vazgeçmezler, bilinçli bir politik tercihten ziyade bir yapının yarattığı eğilimlerdir. Bu eğilimler, her zaman bilinçli bir tercihin ürünü olmak zorunda değildir. Ancak bu eğilimle mücadele bilinçli bir tercihi gerektirir. Bu da toplumsal mücadeleyle olur.”

Karakaş: Kadın hareketinin etkisiyle, medyada toplumsal cinsiyet eşitliği bilinci yaygınlaştı

Uzun yıllar kadın ve LGBTİ haberlerini izleyen Gazeteci Burcu Karakaş ise medyanın eril dilinin kadın hareketinin gücüyle bir nebze değiştiğine dikkat çekip şunları söyledi: 

“On yıl önceye göre medya çalışanlarında toplumsal cinsiyet eşitliği bilinci daha yaygın. Bunda elbette kadın hareketinin etkisi var. Bir de sosyal medya… Okuyucu/izleyici artık medya kuruluşlarının cinsiyetçi dilini sosyal medya sayesinde anında eleştirebiliyor. Öyle ki NTV, Hürriyet gibi kurumların dahi bu eleştirilere tepkisiz kalamadığını görüyoruz. Kötü örneklerde ise kadını suçlayıcı dil kullanıldığını görüyoruz. Öldürülen ya da şiddet gören kadının, partnerini aldattığı ya da alkol aldığı gibi ayrıntıların haberlerde yer alması kadını suçlamak demek. Halbuki şiddetin ‘nedeni’ olamaz. ‘Kadın cinayetleri politiktir’ dediğimiz için medyanın cinsiyetçi dili de elbette politik bir tercih olarak yorumlanabilir ancak bazı zamanlar karşımıza çıkan örnekler editör ya da muhabirin kadın ve LGBTİ haberlerinde kullanılması gereken söyleme hâkim olmamasından da kaynaklanıyor.”

Siyasi söylemin özellikle hükümet yanlısı medyada etkili olduğunu vurgulayan Karakaş, feminist perspektifin medyada yaygınlaştığını ancak bir yandan da kadın haklarına sistematik bir saldırı olduğunu şu sözlerle ifade etti:  

“Nafaka konusunu ya da çocuğun cinsel istismarını meşrulaştıracak bir yasa tasarısını kadın lehine değil, patriyarka lehine ele alan haberler hazırlandığını görüyoruz. Kadın cinayetleri haberlerinde ise iktidar yanlısı medya bile iyiye gidiyor çünkü başta kadınlar olmak üzere toplumda ciddi bir öfke var. Medyanın bu öfkeye kayıtsız kalamadığını söylemek mümkün.” Gazeteci Burcu Karakaş, medyanın eril dilinin kadın hareketinin gücüyle değişmeye başladığını söyledi

Torun: Şiddetin hiçbir şekilde gerekçesi olamaz

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Kadın Meclislerinin avukatlığını yapan Tuba Torun medyada kullanılan dilin uygun şekilde olmamasıyla, meşrulaştırıcı etki yaratabildiğine işaret edip medyanın yaygın diline ilişkin şu eleştirileri getirdi: 

“Örneğin namus cinayeti, ‘cinnet geçirdi’ ya da ‘gece, alkollü dışarı çıkan kız’ gibi ifadeler, şiddete gerekçe yaratıyormuş gibi bir etki yaratıyor. Dolayısıyla da insanların kafasında şiddet mağdurunun hak etmiş olduğuna ilişkin bir algı yaratıyor. Oysa ki, İstanbul Sözleşmesi ve genel olarak evrensel kadın hareketinin mantığı dikkate alındığında zaten şiddetin hiçbir şekilde gerekçesinin olmadığı açıktır ve bu şekilde davranılması gerekir. Medya dilinin de bu şekilde meşrulaştırıcı kullanılmaması gerekiyor.”Kadın Meclislerinin avukatlığını yapan Tuba Torun, medyada kullanılan dilin önemini vurguladı

Haberler mahkemeleri etkiliyor mu?

Peki, bu medyanın eril dili mahkemelere nasıl yansıyor? Medya dilinin hukuk davalarına çok etki etmediğini belirten Avukat Torun, “Medya dili daha çok insanların eşitlik konusunda zihniyetini olumsuz etkileyen bir durum. Yargının zaten hiçbir şekilde medya dilinden, siyasetten etkilenmeden karar vermesi lazım. Ancak şunu söyleyebilirim, yargı genel olarak var olan iklimden ya da siyasi tavırdan daha çok etkileniyor” açıklamasında bulundu.

Basından şiddeti meşrulaştırıcı bir haber diliyle şiddet olayını öğrenen bir savcının bu konuda belki resen harekete geçmekte bir miktar geri durabileceğine işaret eden Torun, “Ancak eşitlik bilinci olan bir savcı medya dili ne kadar kötü olursa olsun harekete geçmelidir. Eğer bunu yapmıyorsa medyanın dilinden ziyade zihniyetinden dolayıdır” dedi. 

Gazeteci Karakaş ise bu soruya, savcı Fatmagül Yörük’ün, geçtiğimiz günlerde metroda bir kadına bıçakla saldıran Emrah Yılmaz’ı mahkemeye sevk ettiği yazısını hatırlatarak yanıt veriyor: 

“Savcı orada şunu dedi: ‘Küfür, şiddettir’. Bu çok doğru ve yerinde bir tespit. Ne savcı ne hâkim ne de gazeteci fanusta yaşıyor. Hepimiz bu toplumun içinden çıkıyor, sosyal çevremizden etkileniyoruz. Dolayısıyla eril söylemin sonuçlarının nerelere varabileceğinin farkında olmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan bir dille hareket etmek önemli.”

Bir kadının nasıl katledildiğinin kamuya bir yararı yok

“Kadına yönelik şiddet haberleri yapılırken nelere dikkat edilmeli?” sorumuzu Karakaş, madde madde sıralayarak şöyle yanıtlıyor: 

“Her şeyden önemlisi kadını suçlayıcı ifadeler kullanılmaması. Kadının uğradığı şiddeti hiçbir şekilde meşrulaştırmamak gerekiyor. Sadece dil değil, kullanılan görseller de çok önemli. Haber dili kadar görsellerde de şiddet pornografisinden uzak durmak gerek. Yerde kanlar içinde yatan bir kadının fotoğrafını buzlamadan servis etmenin ne kadın hareketine ne de o kadının ardından hukuk mücadelesi verecek yakınlarına faydası var. Gazeteci hep şunu düşünmeli: ‘Ben habere bu ayrıntıyı koyuyorum ama bunda bir kamu yararı var mı?’ Bir kadının nasıl katledildiğinin ayrıntılarını haberleştirmekte, bir kamu yararı yok. Bu sansür olarak düşünülmemeli, etik açıdan düşünülmeli. Bir diğer önemli konu, kadın eğer hayattaysa can güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde haber yapılmalı. Eğer ismini ve hatta yaşadığı şehri gizlemek istiyorsa saygı duyulmalı. Şiddete uğrayan bir kadına ‘Neler yaşadınız?’ sorusunu sormak da abes. Ben genellikle böyle durumlarda kadına ikinci bir travma yaşatmamak için karakol ya da mahkeme tutanaklarından yararlanıyorum.”

Kadın cinayetlerini önlemekte medyaya düşen sorumluluk

Filmmor’un hazırladığı “Kadın Cinayetlerini Haberleştirme Kılavuzu”ndan bazı başlıklar:

Adını Koyun

Bir Kadın, herhangi bir kişi tarafından “kadın olduğu için” öldürülmüşse, bu bir adli olay değil, “kadın cinayeti”dir.

3. Sayfa Haberi Değil!

Kadın cinayetleri, politik cinayetler ve yeri 3. sayfa değil; ilk sayfa veya politika ve yaşam sayfalarıdır.

Klişelerden, Basmakalıp Yargılardan, Bahanelerden Uzak Durun

Haberi söylentiler, yakıştırmalarla, “bahaneler”, yargılarla, psikolog, yargıç, falcı veya hikâye yazarı gibi yazmayın.

Melodramdan, Sansasyon ve Pornografiden Kaçının

Haberde duygusallaştırma, dramlaştırma öğeleri, cinselliğe dair imalar, magazinel yaklaşımlar, cinayet ayrıntılarına yer vermeyin.

Haberi Adli Raporlara, Failin İfadelerine Dayandırmayın

Gerçek sorumluları bulmaya çalışın, haber kaynaklarınızı çeşitlendirin.

Kadın Cinayeti Haberlerinde: 4N1K!

“Neden”in cevabını failin ifadesinde ya da kadının hayatında aramayın, cinayeti kadınların hayatıyla meşrulaştırmayın.

Kadınları, Hayatlarını Değil: Zihniyeti Teşhir Edin!

“Cinayeti hak etmiş mi?” diye soran/sorduran detayları, kadınları, özel hayatlarını değil, zihniyeti teşhir edin!

Faili Anlamaya/Aklamaya, Gizlemeye, Cinayeti Failin Hayatıyla Açıklamaya Çalışmayın

Cinnet, öfke, kıskançlık, iflas, aşk, öfke, işsizlik değil erkek şiddeti!

Yargı Süreçlerini İzleyin ve Sorgulayın

Hukuki süreçlerde rol alan “ideolojik/siyasal/ahlaki yaklaşımlar” sonuçlarının fikri takibi, olumlu emsal kararları atlamayın.

Cinsiyetçi Dil Kullanmayın

Cinsiyetçi terimler, kadınları aşağılayan atasözleri, dışlayıcı ifadeler ve klişeler kullanmayın.

Kadın Cinayetlerini “Cinayetin Ötesinde” Haberleştirin

Yalnızca “cinayet”i değil, kadın cinayetlerine dair mücadeleyi, kadın mücadelesiyle elde edilen olumlu sonuçları ve iyi örnekleri de haberleştirin. Kadınların söz ve karar hakkını yok saymayın!

Unutmayın! Kadın cinayetlerini önlemekte medyaya büyük bir sorumluluk düşüyor.