MLSA’nın Nisan 2022’de yayınlayan raporunu adliye muhabiri Deniz Tekin ile konuştuk. Bir gazeteci olarak gazeteci yargılamalarında dava takip sürecini, zorluklarını ve kişisel deneyimlerini anlattı.


Gazetecilik
Haber: Beril Caymaz         22/07/2022     68 GÜN ÖNCE

Gazetecilik mesleğini yürütmenin zorlu sahalarından biri olan adliyelerde yargılanan gazetecilerin dava takipçiliğini yapan muhabirlerin durumu yargılananlardan farklı değil. 

Türkiye'de gazetecilik faaliyeti akreditasyon ve tanımlar üzerinden sorgulanırken birçok gazeteci mesleki faaliyetlerini gerçekleştirdiği için yargılanmakta. Yargılanan gazetecilerin büyük çoğunluğu  “terör örgütü propagandası yapmak” ve/veya “terör örgütü üyeliği” suçlamalarıyla karşı karşıya. 

Medya gözlem alanında Nisan 2022 dönemine ait raporunu yayınlayan Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği’nin (MLSA) gazeteci yargılamalarına dair son tespitleri şu şekilde: 

  • Nisan ayında takip edilen 36 davada 364 kişi yargılandı. Nisan ayında 12 farklı davada yargılanan sanıklara yöneltilen terör suçlamaları kategorisinde yalnızca “terör örgütü propagandası yapmak” ve “terör örgütü üyeliği” suçlamaları bulunuyordu.

  • Nisan ayında takip edilen 36 davanın 17’sinde sanıkların yazdığı haberler/yazılar, çektiği fotoğraflar ve/veya yayınları, yöneltilen suçlamalara gösterilen deliller arasında yer alıyordu. Bu kategorinin oranı, Mart ayında %19 iken Nisan ayında %16 olarak kaydedildi. 

  • Nisan ayında 12 farklı davada yargılanan sanıklara yöneltilen terör suçlamalarına gösterilen deliller arasında en yüksek orana sahip kategori, sanıkların yazdığı haberler/yazılar, çektiği fotoğraflar ve/veya yayınlar ve sosyal medya paylaşımları oldu. Nisan ayında takip edilen 36 davada yargılanan kişilere yöneltilen suçlamalara toplamda 110 delil gösterildi. Bu kategorinin Mart ayındaki oranı %22 iken bu oran, Nisan ayında %14 olarak kaydedildi. Terör suçlamalarına gösterilen deliller içindeki oranı Mart ayında %26 olarak kaydedilen sosyal medya paylaşımlarının oranı ise Nisan ayında %10 olarak kaydedildi.

  • MLSA gözlemcileri, takip ettikleri 7 duruşmada davanın görüldüğü duruşma salonunun gözlemci ve izleyiciler için zorlayıcı olduğunu kaydettiler. Gözlemciler, duruşmayı takip etmenin zor olduğunu kaydettikleri tüm duruşmalarda duruşma salonunun küçüklüğünden ve mahkeme heyetini duymanın zorluğundan şikâyetçi oldular.

Diyarbakır’da Adliye muhabirliği yapan Deniz Tekin ile bir gazeteci olarak gazeteci yargılamalarında dava takip süreci, zorluklar ve kişisel deneyimleri üzerine konuştuk.

2011 yılında Ankara Üniversitesi gazetecilik bölümünden mezun olan Tekin dava takipçiliğine nasıl başladığını şu sözlerle ifade etti: “Ağırlıklı olarak Kürt medyasında çalıştım.  DİHA ve Mezopotamya Ajansı’nda yaklaşık beş yıl çalıştıktan sonra 2018 yılından bu yana Ahval, Gazete Duvar, MLSA ve faili belli için dava takip haberleri yapmaktayım. Uzmanlık alanım yargı ve insan hakları. Bu alana daha çok odaklanıp bu alana hizmet etmek istiyorum ve hala bu alanda mesai harcıyorum”

Dava takibi sürecinde hukuki terimleri bilmek kolaylaştırıcı oluyor

Dava takibi yapmada en önemli şeyin istek ve kararlılık olduğunu belirten Tekin, daha sonra şunları aktardı:

“Her şeyden önce dava takipçisinin iyi bir hafızaya sahip olması ve iyi fikri takip yapabilmesi önemli. Mesela biz iletişim fakültesi mezunuyuz değil mi, bir haberi bir ayda da yazabiliriz ama adli haber deyince farklı olaylar işin içine giriyor. Terimler, kavramlar,  farklı olay örgüleri var. Adli alana bir avukat kadar olmasa da süreçle ilgili terimleri bilmesi gerekiyor. Belli bir düzeyde hukuk bilgisi gerektiren bu alanda en azından dava takipçisinin biraz Türk Ceza Kanunu’na (TCK) hâkim olması gerekir.”

Tekin, ayrıca duruşma salonunun iş düzenini de bilmek gerektiğini; ara karar, müzakere, iddianame gibi bazı terimleri bilmek, duruşma sırasında savcının, hâkimin kim olduğunu, mahkemenin Sulh, Ceza veya Asliye mi, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki farkın ne olduğu gibi hukuki bilgileri bilmenin dava takibini daha kolaylaştırdığını kaydetti. Tekin, “Bunları bilmek biraz zaman ve süreç işidir.    Ama tabii ki birçok zorluğu da var yani farklı şeyler ortaya çıkıyor. Ben de tecrübelerimden ederek bunları öğrendim bu da zamanla olacak bir şey” diye konuştu. 

 

“Adliyeler, bir nevi toplumun laboratuvarı”

Adliyelerin özgün saha alanları olduğunu ve Diyarbakır adliyesinin bölgesel koşullarla şekillendiğini vurgulayan Tekin, çözümlemelerini şu şekilde anlattı:

“Genç meslektaşlarım arasında araştırma meraklısı olanlar ve bu mesleğe hakikaten tutkuyla bağlı olanların muhakkak tercih etmesi gerektiği bir alan olduğunu düşünüyorum. Evet, zorluğu var ama hakikaten hayata dair de çok farklı şeyler öğrenebiliyorsun. Hayatın her alanındaki sorunları buraya taşınıyor mesela bir aile içi şiddeti görebiliyorsun,  cinayet olayını veya icra ile ilgili farklı bir durum. Bu davalar günlük yaşamdaki farkına varamadığımız birçok sorunun aslında işlendiği yer. Bir nevi toplumun laboratuvarı diyebiliriz. Bu tarzda olaylarla temas ve tanıklık ettiğinde hayat tecrüben de artıyor. Ben hala bir iddianame duyduğumda gider koşa koşa alıp heyecanla okurum.”  

Tekin politik yaşamın dışında haberler yapmaya dair özlemini ise şu cümlelerle aktardı: 

“Adliyede bizim mesaimiz daha fazla oluyor. Çünkü bütün olaylar adliye taşınıyor. Ben de Diyarbakır’da yaşıyorum haliyle mesaimin bir çocuk çoğunu adliyelerde geçiriyorum. Yaşam haberi, günlük yaşamdaki komik, rutin bir şey haberleştirmeyi özledim ama maalesef adliyede yaşanacak güzel bir şey bulamıyorsun yazacak güzel bir şey bulamıyorsun.”

Gazetecilik suç değildir

Deniz Tekin, meslektaşlarının mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanması tutuklanması ya da yargısal tehdide maruz kalmalarının kabul edilecek bir şey olmadığını da ifade etti. 

Tekin, “Yapılan haberlere karşı biz burada sonuçta mesleğimizi icra ediyoruz, halkın haber alma, gerçekleri öğrenme hakkı için ama Terörle Mücadele Kanunu’nda bir madde var; (Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır) şeklinde. Ucu açık, lastik gibi her yere çekilebilecek bir madde” diye konuştu.

Adliye haberciliğinin avantajlarından da bahseden Tekin, şöyle konuştu:

“Adliyede gazeteci arkadaşlarımın iddianamelerine, soruşturmalarına baka baka biraz kendimden de bir pay çıkardım. Ben de kendimi onun yerine koydum demek ki şu paylaşımı yaparsam şu cezayı alabilirim bana dava açabilecekler. Bu şekilde öğrene öğrene geriye dönük sosyal medya hesaplarımdan eski tweetlerimi silmek zorunda kaldım. Bu tabi o zaman normal gelen o özgürlükçü ortamda rahat rahat bir şeyler paylaşımlar yapabiliyorduk bir gazeteci olarak ama bu dönemde bunlar suç sayılıyor. Bu yüzden davalara gide gele ben de bunların ayırdına varabildim. O dönem hiç dava konusu olmayan birçok paylaşım yaptım ama maalesef bu dönemde işin rengi biraz farklı oldu. Bu dönemde devletin suç gördüğü şeyler daha farklı olmaya başladı.”

“Bir gazeteci yargılanınca meslektaşları da yargılanmış oluyor”

Tekin, takip ettiği davalardan sonra oto sansür uygulandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir gazeteci yargılanırken sadece onun tek şahsını değil aynı zamanda bu mesleği yapan herkesi yargılamış olursun ya da ona bir mesaj vermiş oluyorsun; (bakın siz bunu yaparsanız sonucunda bunlar doğar) diye. Ben yüzlerce dava takip ettim, yargı hiçbir zaman (sen gazetecilik faaliyeti ile yargılanıyorsun) diye bir şey söylemiyor. İktidarın politikalarını eleştiren veya teşhir eden haberler ortaya koyduğunda bu onların dikkatini çekiyor, tepkisine neden oluyor ve seni bir şekilde baskılamanın ve sansürlemenin aracı olarak yargılıyorlar.”

Gazeteci Tekin birçok kentte dava takibi yaptığını söyleyerek mahkeme salonlarının, adliyeye giriş çıkışların ve dava esnasında gazetecinin ekipman kullanımında farklılıkların olduğunu vurguladı.

Tekin her ilin kendine göre şartları olduğunun meslek alışkanlıklarının farklı olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

“Mesela ben Ankara’da gazetecilik yaptığım dönemde duruşma salonlarında bilgisayarımı açıp haber yazabiliyor, duruşmaya ilişkin notlar tutabiliyordum. Diyarbakır’da biraz daha farklı ve ben şu an Diyarbakır adliyesinde akredite değilim. Tabi o da benim için çok zor oluyor.”